Toplam 19,118 Hadis
Konular

Yemek/Team Kategorisi

Ebû Âmir es-Sakafî'den rivayet edildi.

#10,431
Ebu Amir, her sene, Hz. Peygamber'e bir tulum şarap hediye ederdi.» (a)    Bir  rivayette şöyle  dendi: Sekif kabilesinden Ebu Amir künyeli bir adam her sene, Hz. Peygam-ber'e bir tulum şarap hediye ederdi. Şarabın haram edildiği sene, Hz. Peygamber'e, önceki yıllarda yaptığı gibi, bir tuium şarap hediye etmek is­tedi. Hz. Peygamber ona: « Ey Ebu Amir! Allahu Teala şarabı kat'i olarak haram etti. Artıik şarabına  ihtiyacımız  kalmadı.»  dedi.  Adam: «; Onu a!, sat;  paras:iyle  ihtiyacını 'karşılarsın!» deyince Resulullah (S.A.V.): «— Ey Ebu Âmir! Allah şarabı haram edefken, onu içmeyi, satmayı, ve parasını yemeyi de haram kıldı!» diyerek reddetti.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 424/35

İbn Abbas'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,430
«Şarabın azı da çoğu da haram edildi. Ve, içerisinde sarhoşluk vere­bilsek derecede [akkol) bulunan her meşrubat da haram kılınmıştır.» (a)    Bir rivayette şöyle dedi: «Şaraıbın kendisi, az olsun çok olsun, haram kılındı. Ve içerisinde sarhoşluk verebilecek her meşrubat da haram edildi.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 423/34

Abdullah bin  Bureyde'nin babasının şöyle dediği  rivayet edildi: 

#10,429
Nebi sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Sarhoş edici şeyler içmeyiniz!»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 422/33

Cabir'in şöyle dediği rivayet edildi

#10,428
kandırarak; ve yesil hurma ilede olmuş hurmayı karıştırarak nebiz yapıp içmeyi hz peygamber nehy etti [6]

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 421/32 [6] Sebebi şu oisa gerektir: Bu dört ayn maddenin fermantasion müddett değişik­tir. beş,l hurmanm müddeti (meselâ) on gün, olmuş hurmanın ki onbeş gün olsun. Bu iki madden;n karıştınlmaa. sonunda fermantasion müddeti değişmekte dolayısiyle hız-anmaktad>r. Olmuş hurmanın onbeş günlük müddetine itibar edilirse aldanilablllr. Zira. meydana gelen Icarışıın.n atkollenmesi belki on gün yahut daha az bir zaman içersinde ola­caktır. İşte buna meydan vermemek için, Hz. Peygamber, kansric nebiz yapmayı yasak et­mişlerdi.  

Hadis:Alkame'nin- şöyle dediği rivayet edildi:

#10,427
«Abdullah bin Mesud'un, yemek yiyip sonra da nebiz [5] getirtip içti­ğini gördüm. a— Allah   sana  merhamet  etsin!   Makamında  nebiz  mi   içiyorsun!..» diye sordum. Bana: «— Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemi nebiz içerken gördüm. Ben onu  içerken görmeseydim, nebizi  içmezdim!» diye cevap verdi.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 420/31   [5] Nebîz: Hurma, kuru üzüm, incir, arpa. buğday ve benzeri şeylerden yapılan iç-tay venlen genel bir isimdir. Rengr, beyaz, k.rm-z,, sar, ve yeşil olabilir, üzüm suyu gi-o- beli. b,r müddetten sonra fermantas-ion sonunda akollenir. Icki /asak edilmeden ön­ce, sarabrn yan, sıra. bu tür içkinin bol bol içildiği malûmdur. Ancak yasaktan sonra, bu meyve suyu. fermantasion olmadan yani içersinde alkol teşekkül etmeden, içilmeğe de­vam edilmiştir. Tamamen alkolsüz olarak içiten bu suyun ismi ^ebîz- olarak da kal-mıştır. işte yukarda geçen olay gösteriyor ki. Abdullah bin Mesûd alkolsüz olan nebîz içmekteydi. Ve dediği gibi H2. Peygamber de. eğer içmişse alkolsüz nebîz içmiş oldu­ğunda  asla şüphe yoktur.

Abdullah bin  Bureyde'nin  babasının  şöyle dediği rivayet edildi: Nebî sallallahü aleyhi ve seliem şöyle buyurdu:

#10,426
«Her 'kaptan  içiniz. Zira .kap, içersine aldığı şeyi helal yapmadığı gibi haram da yapmaz.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 419/30

Süleyman  bin Bureyde'nin babasının şöyle dediği rivayet ediidi: Peygamber saliallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:

#10,425
-Kabirleri ziyaret etmenizi nehy etmiştik. Muhammed'e (S.A.V) annesinin kabrini ziyaret etme izni verildi. Sizler de kabirleri ziyaret edebilir­siniz!  Ancak bağırıp  çağırmaktan sakınınız.  . Kurban etlerini  üç  günden  fazla evinizde bekletmenizi nehy  etmiştik. Bunun   sebebi,   varlıklı  olanlarınızın   dar gelirli  bulunanlarınıza  yardım etmelerini  sağlamak  idi.  Bu  geçim  darlığını  şimdi Allah  üzerinizden kaldır­mış bulunmaktadır. Böylece onları yiyiniz ve  diğer günlere de saklayınız! «Hantem» ve «müzeffet'ten» [4] içmenizi nehy etmiştik. Bundan böy­le, istediğiniz kaptan içiniz. Zira kap, içersine aldığı nesneyi ne helal ne de  haram kılabilir. Ancak, sarhoş edici içkileri içmeyiniz!» (a)    Bir  rivayette şöyle buyurdu: «Üç şeyden sizi  nehy etmiştik:» 1- Kabirlerin ziyaretinden.  Ama artık  ziyaret edebilirsiniz. 2 -Üç   günderr fazla  kurban .   etlerinizi   [evlerinizde)     tutmanızdan. Bundan böyie tutabilir.ve ıkendiniz'için (ilerde yemek üzere] saklayabilirsiniz.  Sizi   bundan   nehy  etmiş  olmamın sebebi, zenginlerinizin  yoksullarınıza  yardım  edebilmelerini  sağlamak idi. 3 -Düftba ve müzeffetten içmenizi nehy etmiştik. Şimdi istediğiniz kaptan içebilirsiniz. Zira kap. içersine aldığı şeyi ne helal ve ne de haram kılar. Ancak, sarhoş edici içkiler içmeyiniz!» (b)    Bir rivayet de yukarıdakinin benzeridir. Yalnız burada şöyle den­di: «... Dübba1, hantem ,ve  müzeffetten  de  içmenizi  nehy etmiştik. Bun­dan  böyle her 'kaptan  içebilirsiniz. Ancak, sarhoş edici olam içmeyiniz!»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 418/29 [4] Müzeffet:   içersinde  içki  yapılan, tahta ve ziftlenmiş küpe verilen isimdir.

İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,424
«Dübba' ve Hantem» [3]  içersine meyve suyu yapmayı Hz. Peygam­ber nehy etti.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 417/28 [3] Dübba ve  hantem, bir çeşit küp isimleridir. İçki, yasak  edilmeden  önce  genel­likle bu küplerde yapılırdı. [4] Müzeffet:   içersinde  içki  yapılan, tahta ve ziftlenmiş küpe verilen isimdir.

Ebi Leylâ anlattı:

#10,423
Biz Huzeyfe ile beraber Medain'de idik, bir difrkandan su istedik gü­müş bir kasede su getirdi. Huzeyfe suyu alıp getirenin yüzüne attı. Ve sonra şöyle dedi: Resulullah Sallailahü Aleyhi ve Sellem :bize altın ve gümüş kabı ya­sak etmiştir. Bize «Bunlarr onlar (kafirler) dünyada, sizlerle ahirette bulunacaksı­nız» demiştir.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 416/27

Abdurrahman bin Ebî  Leylâ'nın  şöyie dediği  rivayet edildi: 

#10,422
Ûihkan'dan, Huzeyfe bin  el-Yeman  su  istemişti.  Gümüş bir kap  içer­sinde  İçecek bir şey getirdi. Huzeyfe kabı alarak yüzüne vurdu. Ve: — Şurası   muhakkak   ki,   Resulullah      (S.A.V.)  gümüş   kapia   içmenizi nehy etti» dedi.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 415/26

Abdurrahmart bin Ebî Leylâ'nın şöyle dediği rivayet edildi:

#10,421
Huzeyfe bin el-Yeman ile Medain'e gittiğimizde, Dihkan'a misafir ol­duk. Yemek getirdi, yedik. Sonra Huzeyfe içecek bir şey istedi. O da gü­müşten bir kaba koyup getirdi. Huzeyfe gümüş kabı alıp onun yüzüne vur­du. Bu davranışı bizi üzmüştü. Bizlere o zaman: «— Niçin böyie yaptığımı  biliyor musunuz?» diye sordu. «— Hayır!» dedi.. «— Ben, dedi, geçen yıl Ona yine misafir olmuştum. Su istedim, ay­ni kapla getirmişti. Kendisine o zaman «Resulullah (S.A.V.} in, «Altın ve gümüş kaptan yememizi ve içmemizi; ipek ve dibac elbise giymemizi nehy etti. Bütün bunlar müşriklerin dünyada, bizlerin ahirette kullanacağı şey­lerdir» sözünü haber vermiştim.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 414/25

Huzeyfe'nin şöyle dediği  rivayet edildi:

#10,420
«Altın ve gümüş kaptan içmemizi, yememizi, ipek ve dibac elbise giymemizi, Hz. Peygamber nehy etti. Ve: « Bunlar dünyada müşriklerin, ahirette sizin kullandığınız şeyler­dir» buyurdu.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 413/24

Ebû Cuheyfe'nin şöyle dediği  rivayet edildi: Resülullah sallaliahü aleyhi ve seilem buyurdu ki:

#10,419
«(...) Bana gelince, ben hiç bir tarafa yaslanarak yemek yemem. Ku­lun yediği şekilde yer, içtiği şekilde içerim; ve Rabbıma ölünceye kadar ibadet ederim.«

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 412/23

İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edildi: Hz. Peygamber buyurdu ki:

#10,418
«Kafir, yedi bağırsağını, mümin bir tek bağırsağını doldurmak için yer.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 411/22

Cabir'in  şöyle  dediği  rivayet edildi: «Resûlullah  sailallahü  aleyhi  ve sellem buyurdu ki:

#10,417
«Sirke  ne hoş katıktır.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 410/21

Cabir'den şöyle rivayet edildi:

#10,416
Muharip hazretİeri Cabir'in evine geldi. (Yemeğe oturduklarında) Cabir ekmek ile sirke getirip: «— Resuiuüah (S.A.V.) zahmete girmemizi nehy etmişti. Bu olma­saydı, sizin için zahmete girerdim. Ve yine ben, Hz. Peygamberden duy­dum: «Sirke  ne hoş  katıktır!»  diyordu.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 409/20

Abdullah bin Bureyde'nin babasının şöyle dediği rivayet edildi: Nebî sallaliahü aleyhi ve selİem buyurdu ki:

#10,415
«Kurbanlarınızın etlerini üç günden fazia evlerinizde bekletmenizi nehy etmemin sebebi, varlıklı olanlarınızın dar gelirlilerinize yardım etme­lerini sağlamak idi.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 408/19

Ebû Burde bin Niyâr'dan rivayet edildi ki:

#10,414
Ebü Burde (Kurban bay­ramı) namazından önce bir koyun kesti. Yaptığı bu işi Hz. Peygamber'e anlatınca: «— Senin için (bu seferlik) kurban sayılır. Fakat bundan böyle (kur­banını namazdan önce kesen) hiçbir kimse için sayıimaz» buyurdu.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 407/18

Cabİr bin Abdillah'ın şöyle dediği rivayet edildi: 

#10,413
Çek yünlü ve alaca renkli iki koçu Hz. Peygamber kurban etti. Bunlardan  bir tanesi kendi  adına;  diğeri ümmetinden  Allah'tan baş­ka hiç bir ilah olmadığına şahadet edenler adına idi.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 406/17

İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,412
«Resuluilah sallallahü aleyhi ve seilem kurban kesmek suretiyle, kur­banın meşruiyetini tesbit etmiştir.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 405/16

İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edildi: Resûluilah sallailahü aleyhi ve seİlem buyurdu ki-:

#10,411
Allah'ın  katında,  Zilhicce  ayının (ilk) on günlerinden    daha kıymetli gün-ler yoktur, O günlerde Allah Tealaya çok ibadet ediniz!»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 404/15

Abdullah bin Mesûd'un şöyle dediği rivayet edildi:

#10,410
 «Resulullah saliallahü   aleyhi ve sellem, bir kadının kesmiş  olduğu hayvanın etinden yedi. Ve, kadınların öldürülmelerini  netıy etti.»  [2]

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 403/14

Câbir bin Abdullah'ın  şöyle dediği  rivayet edildi: 

#10,409
«Ensardan olan bir genç Uhud (dağına) doğru yola çıkmış, yolda gi­derken bir tavşan avlamıştı. Boğazlamak için hiçbir şey bulamayınca, onu bir taş ile kesmişti. Elinde asılı tutarak onu Hz. Peygambar'e getirdi Resulullah (S.A.V)de onu vemeöi emretti.» (a)    Bir rivayette şöyle dedi: «Bir adam İki tavşan yakalıyarak, onları keskin çakmak taşı ile boğazlamıştı. Nebi sallallahü aleyhi ve sellem onları ye-mesini adama emir buyur­du.» (b)    Bir rivayette şöyle dedi: «Beni Seleme'den bir adam, Uhud (dağında) bir tavşan yakalamış, bı­çak bulamayınca, onu taş ile boğazlamıştı. Nebi salallahü aleyhi ve sellem tavşanı yemesini ona emretti.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 402/13

İbn Ömer'in şöyie dediği rivayet edildi:

#10,408
«Ka'b bin Malik, Hz. Peygamber'e geierek: «— Ey Allah'ın Resulü! Bir kadın (veya' kız) çobancik, sürüsünü gü­derken içerisinde, öleceğinden korktuğu bir koyunu çakmak taşı ile bo­ğazladı» dedi. Hz. Peygamber de ona, boğazlanan koyunun etini yemesini, emretti.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 401/12

ıbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,407
«'Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem,  nişangah olan  hayvanın eti­ni yemeği nehy etti.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 400/11

Râfi bin Hedic'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,406
Sadaka develerinden bir tanesi, ürkerek kaçmıştı. Yakalamaya çalış­tılar. Deve kendisini tutmaya çalışanları yorunca, bir kişi attığı ok ile onu ölüm yerinden vurdu. Nebi saiialiahü aleyhi ve selleme danıştılar. Yenmesin-! emretti ve sözlerine şöyle devam buyurdu: « O devede de tıpkı vahşi hayvanlarda olduğu gibi, insanlardan kor­kup kaçma vardır. Onun için bu gibi hayvanları tutmaktan aciz kalırsanız bu deveye yaptığınız gibi yapın, sonra da yiyin!» (a)    Bir rivayette  şöyie dedi: Sadaka develerinden bir tarresi ürkerek kaçtı. Bir kişi de bir ok ata­rak onu öldürdü. Nebi sallallahü aleyhi ve selleme sorulduğunda: «— Onu yiyiniz. Zira, vahşi hayvanlar gibi o da insana alışkın değil­di» cevabını verdi.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 399/10

Ebû Hanîfe Hazretleri, Aişe 'bint-i Acred'den rivayet etti: Resûluüah saiialiahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:

#10,405
«Yeryüzünde Allah'ın askerlerinin çoğu çekirgedir. Onu ne yenim, ne de haram ederim!.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 398/9

Ebû Saîd'in  şöyle dediği rivayet edildisin! Resûluilah sallallahü aleyhi ve.seflem buyurdu ki:

#10,404
«Suyun   çekilmesiyle dışarda ikaları (balık ve  benzerlerini) yiyebilir

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 397/8

Adî bin  Hatem'in şöyle dediği rivayet edildi: Resûlullah sallallahü aleyhi ve seilemden sordum:

#10,403
« Ey Allah'ın Resulü! dedim, biz öğretilmiş av köpeklerini avın pe­şinden gönderiyoruz. Yakalayıp getirdiklerim yiyelim mi?» Cevap verdi: «—. Onu Allah'ın ismini anarak gönderirsen ve başka bir köpek de işe karışmazsa, yersiniz.» Ben tekrar sordum. «— Öldürmüş  olsa da  mı...?» «— Öldürmüş olsa da...» diye cevap verdi. «— Ey Allah'ın Resulü! dedi-m; mirad [1] ile avlanmamıza (ne buyu­rursunuz?» Cevap verdi: «— Atarken besmele çeker yaralıya bilirsen ye! Ortası ile vurursan yeme!»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 396/7 [1] Mirâd:   Ortası   şişkin   oktur.   Genellikle  bu  okun  ucundaki   demir değil,   ortası ava isabet ettirilir. 

 Aişe'derr şöyle rivayet edildi:.

#10,402
Kendisine bir kertenkele hediye edilmişti. Onu yiyip yiyemiyeceğini Hz Peygamberden sordu. Yemesini nehy etti. Sonra bir dilenci geldi; ker­tenkelenin ona verilmesini söyledi. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona şöyle dedi: «Yemediğin- şeyi  yedirecek misin?»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 395/5

Abdullah'ın şöyle dediği rivayet edildi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu kim:

#10,401
«Bir  kimse,  ihramda  olsun veya  olmasın, bir kurbağa öldürürse bir koyun (kurban) etmesi gerekir.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 394/5

İbn Ömer'in  şöyle  dediği rivayet edildi;

#10,400
«Serçe, baykuş ve benzeri yer haşaratını (yemekten) nehy olunduk.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 393/4

El Berâ'nm  şöyle  dediği  rivayet  edildi:

#10,399
«Ehii  eşeklerin etlerini yemeği, Hz. Peygamber nehy etti.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 392/3

İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,398
Hayber savaşı  günü, Hz. Peygamber, tırnaklı yırtıcı  kuş eti yemeyi nehy etti.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 391/2

İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,397
«Azı dişi bulunan yırtıcı hayvan eti yemeyi Hz. Peygamber nehy etti.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Taam Hn: 390/1

Muhammed İbnu Ebî Ümâme İbni Sehl İbni Hanîf, babasından şunları işittiğini anlatmıştır: 

#9,871 وعن محمد بن أبى أمامة بن سهل بن حنيف أنه سمع أباه يقول: ]اغْتَسَلَ أبِى سَهْلٌ رَضِيَ اللّهُ عَنْه بِالْخَرَّارِ فَنَزَعَ جُبَّةً كَانَتْ عَلَيْهِ، وَعَامِرُ بْنُ رَبِيعَةَ يَنْظُرُ إلَيْهِ، وَكَانَ سَهْلٌ شَدِيدَ الْبَيَاضِ حَسَنَ الْجِلْدِ، فقَالَ عَامِرٌ: مَا رَأيْتُ كَالْيَوْمِ، وََ جِلْدَ مُخَبَّأةٍ عَذْرَاءَ، فَوَعِكَ سَهْلٌ مَكَانَهُ فَاشْتَدَّ وَعَكُهُ فَأُخْبِرَ رَسولُ اللّهِ #، وَقِيلَ لَهُ: مَا يَرْفَعُ رَأسَهُ وَكَانَ قَدِ اكْتُتِبَ فِي جَيْشٍ، فَقَالُوا: هُوَ غَيْرُ رَائِحٍ مَعَكَ يَا رَسُولَ اللّهِ، وَاللّهِ مَا يَرْفَعُ رَأسَهُ، فَقَالَ: هَلْ تَتَّهِمُونَ بِهِ أحَداً؟ أَ بَرَّكْتَ؟ اغْتَسِلْ لَهُ، فَغَسَلَ عَامِرٌ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ وَمِرْفَقَيْهِ وَرُكْبَتَيْهِ، وَأطْرَافَ رِجْلَيْهِ، وَدَاخِلَ إزَارِهِ فِي قَدَحٍ، ثُمَّ صَبَّ ذلِكَ المَاءَ عَلَيْهِ رَجُلٌ مِنْ وَرَائِهِ، فَبَرأ مِنْ سَاعَتِهِ[. أخرجه مالك.»الخَرَّارُ« بخاء معجمة وراءين مهملتين: موضع بقرب الجحفة.و»الْمُخَبَّأةُ«: المخدّرة.و»الْعَذْرَاءُ«: البكر.وقوله »أَ بَرَّكْتَ«: أى ه دعوت له بالبركة.و»دَاخِلُ ا“زَارِ« الطرف الذي يلى جسد المؤتزر.
"Babam Sehl (radıyallahu anh) (Cuhfe yakınlarındaki) Harrar nam mevkide yıkandı.  Üzerindeki cübbeyi çıkardı. Bu sırada Âmir İbnu Rabi'a ona  bakıyordu. Sehl, bembeyaz bir tene, güzel görünüşlü bir cilde sahipti. Âmir: "Ne bugünkü bir manzarayı, ne de böylesine ancak çadıra çekilmiş bakirede bulunabilen bir cildi hiç görmedim" dedi. Sehl daha orada iken hummaya yakalandı ve rahatsızlığı şiddet peyda etti  [ve yere yıkıldı]. Durum Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a haber verildi ve: "Başını kaldıramıyor" dendi. Halbuki Sehl orduya kaydedilmişti. "Ya Resulallah o, sizinle gelemez Vallahi başını bile kaldıramıyor!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Onunla ilgili olarak herhangi bir kimseyi ittiham ediyor musunuz?" diye sordu. "Âmir İbnu Rebia var" dediler. Resulullah, onu çağırtıp kendisine kızdı ve: "Sizden biri niye kardeşini öldürüyor? Niye  bir "Barekallah!" demedin? Onun için abdest al!" buyurdu. Bunun üzerine Âmir yüzünü, ellerini, kollarını, dizlerini ve ayaklarının etrafını ve izarının içini bir kaba yıkadı. Sonra, bir adam bu suyu onun (Sehl'in) üzerine arkasından döktü; derken o anında iyileşti."

 (Muvatta, Ayn 1, (2, 938).]

Âişe (r.anha) dedi ki:

#9,870 كَانَ يُؤْمَرُ الْعَائِنُ فَيَتَوَضَّأُ ثُمَّ يَغْتَسِلُ مِنْهُ الْمَعِينُ
"Göze değene (ain) abdest alması emredilir, onun abdest suyu alınır, bununla göz değmesine uğrayan (main) yıkanırdı." 

 Ebu Dâvud, Tıbb: 15 3880; Beyhaki, Süneni Kübra Hn: 351:9; Beğavi, Şerhus Sünne Hn: 3246; Arafi, Tarihi Tesrib Hn: 2246:7. Garip Osman der ki: İmam Beğavi der ki: Hadisin İbn Abbas (r.a.) tarikinin sahihi Müslimde geçtiğini ve hadisin merfu ve sahih olduğunu söyler. Buna göre hadis merfu, sahih ve azizdir.

Sahîheyn ve Ebu Dâvud'da Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)' tan:

#9,869 وللشيخين وأبى داود وأبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ]أنَّ النَّبِىَّ # قالَ: الْعَيْنُ حَقٌّ[.زاد غير البخاري: »وَنَهى عَنِ الْوَشْمِ« .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın: "Göz değmesi haktır"  dediği rivayet edilmiştir. Buhari dışındaki rivayetlerde: "Dövme yapmayı da yasakladı" ziyadesi vardır.

[Buhârî, Tıbb 36, Libas 86; Müslim, Selam 41, (2187); Ebu Dâvud, Tıbb 15, (3879).]

Yahya İbnu Abdillah İbnu Bahîr anlatıyor: 

#9,868 وعن يحيى بن عبداللّهِ بن بحير قال: ]أخْبَرَنِى مَنْ سَمِعَ فَرْوَةَ بْنِ مُسَيْكٍ المُرَادِىَّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه يَقُولُ: قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّهِ عِنْدَنَا أرْضٌ يُقَالُ لَهَا أبْيَنُ هِىَ أرْضُ رِيفِنَا وَمِيرتِنَا، وَهِىَ وِبِيئَةٌ؟ فَقَالَ: دَعْهَا عَنْكَ، وَإنَّ مِنَ القَرَفِ التَّلَفَ[. أخرجه أبو داود.»الرِّيفُ«: ا‘رض ذات الزرع والخصب.وَ»المِيرَةُ«: الطعام.و»الْقَرَفُ«: الدنوّ من الشئ، وكل شئ دانيته قد قارفته.و»التَّلَفُ«: الهك أراد أن من قرب من المريض، ودنا منه تلف، وليس هذا من باب العدوى بل من باب الطب .
"Bana, Ferve İbnu Müseyk el-Muradi (radıyallahu anh)'ın şu sözünü dinleyen zat haber verdi: "Ey Allah'ın Resulü!  dedim, yanımızda Ebyen denen bir yer var. Burası bizim ekim  yerimiz ve geçim kaynağımızdır. Ancak vebalı bir  yerdir. (Bize ne yapmamızı tavsiye edersiniz)?" Aleyhissalatu vesselam şu cevabı verdi: "Orayı tamamen bırak. Zira hastalığa yaklaşmada helak var!"

[Ebu Dâvud, Tıbb 24, (3923).]

Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 

#9,867  عن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنْها قالت: ]سُئِلَ رَسُولُ اللّهِ # عَنِ الطَّاعُون فَقَالَ: كَانَ عَذَاباً يَبْعَثُهُ اللّهُ تَعالى عَلى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ فَجَعَلَهُ اللّهُ رَحْمَةً لِلْمُؤمِنِينَ، مَا مِنْ عَبْدٍ يَكُونُ فِى بَلَدٍ فِيهِ الطَّاعُونُ فَيَمْكُثُ فِىهِ َ يَخْرُجُ صَابِراً مُحْتَسَباً يَعْلَمُ أنَّهُ َ يُصِيبُهُ إَّ مَا كَتَبَ اللّهُ لَهُ. إَّ كَانَ لَهُ مَثْلُ أجْرِ شَهِيدٍ[. أخرجه البخارى .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a taundan sual edilmişti. Şu cevabı verdi: "O, sizden öncekilere Allah'ın gönderdiği bir azabtı. (Şimdi) Allah onu mü'minlere bir rahmet kıldı. Taun çıkan memlekette bulunan bir kul, kendisine Allah'ın takdir ettiği şeyin ulaşacağını bilip, sevap umuduyla sabredip orada kalır ve dışarı çıkmazsa, mutlaka ona şehid  sevabının bir misli verilir." 

[Buhârî, Tıbb 31, Enbiya 50, Kader 15.]

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,866 وعن جابر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]سُئِلَ رَسُولُ اللّهِ # عَنِ النُّشْرَةِ فَقَالَ: هُوَ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ[. أخرجه أبو داود.»النُّشْرَةُ«: مَا يحل به عن المريض ما خامره من الداء .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'dan nüşre hakkında sorulmuştu: "O şeytan işidir!" buyurdu." 

[Ebu Dâvud, Tıbb 9, (3868).]

İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı işittim, diyordu ki: 

#9,865 وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَقُولُ: إنَّ في الرُّقَى وَالتَّمَائِمِ وَالتِّوَلَةِ شِرْكاً، فقَالَتِ امْرَأةٌ: َ تَقُولُوا هذَا لَقَدْ كَانَتْ عَيْنِى تَقْذِفُ فَكُنْتُ أخْتَلِفُ إلى فَُنٍ الْيَهُودِىِّ فَيْرقِينِى فَتَسْكُنُ. قَالَ: عَبْدُاللّهِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: إنَّمَا ذلِكَ عَمَلُ الشَّيْطَانِ، كَانَ يَنْخُسُهَا بِيَدِهِ، فإذَا رَقَاكِ كَفَّ عَنْهَا. إنَّمَا كَانَ يَكْفِيكِ أنْ تَقُولِى كَمَا كَانَ رَسُولُ اللّه #: يَقُولُ: أذْهِبِ الْبَاسَ رَبَّ النَّاس أَشْفِ أنْتَ الشَّافِى، َ شِفَاءَ إَّ شِفَاؤُكَ شِفَاءً َ يُغَادِرُ سَقَماً[. أخرجه أبو داود.»التِّوَلَةُ« بكسر التاء وفتح الواو: ما يحبب المرأة إلى زوجها من أنواع السحر .
"Rukyelerde, temimelerde (muskalarda),  tivelelerde (muhabbet muskası) bir nevi şirk vardır." Bunu işiten bir kadın atılarak, (İbnu Mes'ud'a): "Böyle söylemeyin, benim gözüm ağrıyordu. Falan yahudiye gittim geldim. O bana rukye yaptı. Ağrım kesildi" dedi. Abdullah İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) tereddüt etmeden, "Bu (ağrı) şeytanın işiydi, o eliyle dürtüyordu, sana rukye yapılınca vazgeçti. Bu durumda  sana Resulullah (aleyhissalatu vesselam) gibi, şöyle söylemen kafidir: "Ezhibi'lbas Rabbe'nnas eşfi ente'ş-Şafi, La şifae illa şifauke, şifaen la yuğadiru sakamen. (Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka bir şifa yoktur, hiçbir hastalık bırakmayan bir şifa istiyorum." 

 [Ebu Dâvud, Tıbb 17, (3883).]

İmran İbnu Husayn (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#9,864 عن عمران بن حصين رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قالَ رَسُولُ اللّهِ #: يَدْخُلُ الجَنَّةَ مِنْ أمَّتِى سَبْعُونَ ألْفاً بِغَيْرِ حِسَابٍ. قِيلَ: مَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللّهِ؟ قَالَ: الَّذِين َ يَكْتَوُونَ، وََ يَسْتَرْقُونَ، وََ يَتَطَيَّرُونَ، وَعلى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ، فَقَامَ عُكّاشَةُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه فقَالَ: ادْعُ اللّه تَعالى أنْ يَجْعَلَنِى مَنْهُمْ قَالَ: أنْتَ مِنْهُمْ، فَقَامَ آخَرُ، فقَالَ يَا نَبِىَّ اللّه: ادْعُ اللّه أنْ يَجْعَلَنِى مَنْهُمْ؟ فَقَالَ: سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ[. أخرجه مسلم .
"Ümmetimden yetmişbin kişi (Mahşer' de) hesaba çekilmeden cennete girecektir!" buyurdular. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! Bunlar kimlerdir?" diye sual edildi. "Onlar, kendilerini dağlatmayanlar, rukyeye başvurmayanlar, teşaüm'e (uğursuzluğa) inanmıyanlar ve Rabblerine tevekkül edenlerdir!" buyurdu. Ukkaşe (radıyallahu anh)  kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! Dua buyur, Allah beni onlardan kılsın!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sen onlardansın!" müjdesini verdi. Bir başkası daha kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! Beni de onlardan kılması için Allah'a dua ediver!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "O hususta Ukkaşe senden önce davrandı!" cevabını verdi." 

 [Müslim, İman, 371, (218).]

Ebu'd-Derdâ (radıyallahu anh)'ın anlattığına göre, 

#9,863 ـ وعن أبى الدرداء رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ]أنَّهُ اشْتَكى إلَيْهِ رَجُلٌ احْتِبَاسَ الْبَوْلِ، فَقَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَقُولُ: مَنِ اشْتَكى مِنْكُمْ شَيْئاً فَلْيَقُلْ: رَبُّنَا اللّهُ الَّذِى فِي السَّمَاءِ تَقَدَّسَ اسمُكَ، أمْرُكَ فِى السَّمَاءِ وَا‘رْضِ، كَمَا رَحْمَتِكَ فِى السَّمَاءِ فَاجْعَلْ رَحْمَتَكَ فِى ا‘رْضِ، وَاغْفِرْ لَنَا حُوبَنَا وَخَطَايَانَا أنْتَ رَبُّ الطَّيِّبِينَ أنْزِلْ رَحْمَةً مِنْ رَحْمَتِكَ وَشِفَاءً مِنْ شِفَائِكَ عَلى هذَا الْوَجَعِ فَيَبْرَأُ، وََأمَرَهُ أنْ يَرقِيَهُ بِهِ فَرَقَاهُ فَبَرَأ[. أخرجه أبو داود.»الحُوبُ« بضم الحاء المهملة وفتحها: ا‘ثم .
kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını  söyledi. O da adama: "Ben Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'dan şöyle söylediğini işittim" dedi: "Sizden kim hastalanırsa  şu duayı okusun: "Rabbunallahu'llezi fi'ssemai tekaddese ismüke, emrüke fi'ssemai ve'l-ardı, kema rahmetüke fi'ssemai fec'al rahmeteke fi'l-ardı. Veğfir lena hubena ve hatayana. Ente Rabbu't-Tayyibin. Enzil rahmeten min rahmetike ve şifaen min şifaike ala haza'lvece'i fe yebreu. (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir. Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet. Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin." (Ebu'd-Derda (radıyallahu anh), adama) bu duayı okumasını emretti. O da, okudu ve iyileşti."

[Ebu Dâvud, Tıbb 19,  (3892).]

Sâbit İbnu Kays İbni Şemmâs (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,862 وعن ثابت بن قيس بن شَمّاسِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ]أنَّ النَّبِىَّ # دَخَلَ عَلَيْهِ وَهُوَ مَرِيضٌ، فقَالَ: اكْشِفِ الْبَاسَ رَبَّ النَّاسِ عَنْ ثَابِتِ بنِ قَيْسِ ابنِ شَمَّاسٍ، ثُمَّ أخَذَ تُرَاباً مِنْ بُطْحَانَ فَجَعَلَهُ فِى قَدَحٍ، ثُمَّ نَفَثَ عَلَيْهِ بِمَاءٍ، ثُمَّ صَبَّهُ عَلَيْهِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: "Ey insanların Rabbi Sabit İbnu Kays İbni Şemmas'tan acıyı kaldır." Sonra (Medine'nin) Buthan (nam vadi)'dan toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti."

[Ebu Dâvud, Tıbb 18, (3885).]

Yine Ebu Dâvud'un Sehl İbnu Huneyf'ten yaptığı bir diğer rivayetinde:

#9,861 وفي أخرى له، عن سهل بن حنيف: ]َ رُقْيَةَ إَّ مِنْ نَفْسٍ، أوْحُمَةٍ أوْ لَدْغَةٍ[.»النَّمْلَةُ«: قروح تخرج بين الجنبين، وقد تخرج في غير الجنب . و»النَّفْسُ«: العين التي تصيب ا“نسان.و»الحُمَةُ«: السمّ.وتخصيص العين والحمة  يمنع رقية غيرهما من ا‘مراض، فقد ثبت أن النبىّ # رقي بعض الصحابة من غيرهما، ومعنى الحديث:  رقية أولى وأنفع من رقية العين والسمّ
 "Rukye sadece nefse (insana değen gözden), veya zehire veya sokmaya karşı vardır."

 [Ebu Dâvud, Tıbb 18, (3888).]

Ebu Dâvud'un bir diğer rivayetinde: 

#9,860 وفي أخرى ‘بى داود: ]َرُقْيَةَ إَّ مِنْ عَيْنٍ، أوْ حُمَةٍ، أوْ دَمٍ َيَرْقَأُ[ .
"Rukye sadece göz değmesine veya zehire veya kesilmeyen kana karşı yapılır" denmiştir.

[Ebu Dâvud, 18, (3889).]

[Müslim, Selam 60-61, (2198, 2199).]

#9,859 وعن جابر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]أرْخَصَ رَسُولُ اللّهِ # في رُقْيَةِ الحَيَّةِ لِبَنِى عَمْرِو بنِ حَزْمٍ، وَلَدَغَتْ رَجًُ مِنَّا وَنَحْنُ جُلُوسٌ مَعَ رَسولِ اللّهِ # عَقْربٌ، فقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللّهِ: أَأَرْقِى؟ فقَالَ: مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ أنْ يَنْفَعَ أخَاهُ فَلْيَفْعَلْ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Beni Amr İbni Hazm'a yılana karşı rukye yapma ruhsatı tanıdı. Biz Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ile birlikte otururken bizden bir kimseyi akrep soktu. Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü, buna rukye yapayım mı?" diye sordu: "Sizden kim kardeşine faydalı olabilecekse hemen olsun" buyurdular." 

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

Avf İbnu Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,858 عن عوف بن مالك رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كُنَّا نَرْقِى فِي الْجَاهِلِيَّةِ، فَقُلْنَا: يَا رَسُولَ اللّهِ: كَيْفَ تَرَى فِى ذلِكَ؟ فقَالَ: اعْرضُوا عَلَيَّ رُقَاكُمْ، ثُمَّ قالَ: َ بَأسَ بِمَا لَيْسَ فِيهِ شِرْكٌ[. أخرجه مسلم وأبو داود .
"Biz cahiliye devrinde afsunlama yoluyla tedavide bulunurduk. Bu sebeple:  "Ey Allah'ın Resulü! Bu hususta ne dersiniz?" diye sorduk. Bize: "Okuduğunuz duaları bana arzedin bakayım!" buyurdular. (Biz de okuyup arzettik. Dinledikten) sonra: "İçerisinde şirk olmayan dua ile rukye yapmada bir beis yoktur!" buyurdular." 

[Ebu Dâvud, Tıbb 18, (3886); Müslim, Selam 64, (2200).]

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,857 وعن جابر رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]لَقَدْ رَأيْتُنَا مَعَ رَسُولِ اللّهِ # بِمَرِّ الظَّهْرَانِ نَجْنِى الْكِبَاثَ: وَهُوَ ثَمَرُ ا‘رَاكِ. وَيَقُولُ: عَلَيْكُمْ بِا“سْوَدِ مِنْهُ، فإنَّهُ أطْيَبُ، فَقُلْتُ: أكُنْتَ تَرعَى الغَنَمَ؟ فقَالَ: وَهَلْ مِنْ نَبِىٍّ إَّ رَعاهَا[. أخرجه الشيخان .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'la birlikte Merrü'z-Zahran'da erak ağacının kebas denilen meyvesinden topladığımızı hatırlıyorum. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) o zaman bize: "Siyahlarını toplayın, onlar daha iyidir!"  tavsiyesinde bulunmuştu. Ben kendilerinden "Siz koyun da güttünüz mü?" diye sordum. "Hiç koyun gütmeyen peygamber var mı?" cevabında bulundu."

[Buhârî, Et'ime 50, Enbiya 29, Müslim, Eşribe 163, (2050).]

Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,856  وعن سهل بن سعد رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]كُنَّا نَفْرَحُ بِيَوْمِ الْجُمُعَةِ، كَانَتْ لَنَا عَجُوزٌ تَأخُذُ أُصُولَ السِّلْقِ فَتَطْرَحُهُ فِي الْقِدْرِ، وَتُكَرْكِرُ عَلَيْهِ حَبَّاتٍ مِنْ شَعِير، واللّهِ مَا فِيهِ شَحْمٌ وََ وَدَكٌ، فإذَا صَلَّيْنَا الجُمُعَةَ انْصَرَفْنَا، فنُسَلِّمُ عَلَيْهَا فَتُقَدِّمُهُ لَنَا، وَكُنَّا نَفْرَحُ بِيَوْمِ الجُمْعَةِ مِنْ أجْلِهِ[. أخرجه الشيخان.»تُكَرْكِرُ«: أى تطحن .
"Biz cuma günü olunca sevindirdik. Çünkü bizim yaşlı bir kadın akrabamız vardı. Pazı kökü bulur, tencereye koyar, üzerine de arpa öğütüp ilavede bulunurdu. Vallahi, bunun içinde ne kuyruk yağı ne de iç yağı olurdu. Cuma namazını kıldık mı, mescidden ayrılır, o ihtiyar kadına selam verip hanesine girerdik. O da mezkur  yemeği önümüze koyardı. İşte bu sebeple biz cuma olunca sevinirdik." 

 [Buhârî, Et'ime 17, Cuma 40, 41, Hars 21, İsti'zân 16, 39; Müslim, Cuma 30, 32, (859, 860).]

İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,855  وعن ابن مسعود رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]كَانَ رَسُولُ اللّهِ # تُعْجِبْهُ الذِّرَاعُ، وَسُمَّ فِى الذِّرَاعِ، وَكَانَ يَرَى أنَّ الْيَهُودَ سَمُّوهُ[. أخرجه أبو داود.
"Koyunun ön budu Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın hoşuna giderdi. (Bir defasında) ön buda zehir konuldu. Bu zehiri yahudilerin koyduğu görüşündeydi."

 [Ebû Dâvud, Et'ime 21, (3781); Buhârî, Megâzî 41, Hibe 28; Müslim, Selam 45, (2190); İbnu Mâce, Tıb 45, (3546).]

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#9,854 وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهما قال: ]كَانَ أحَبُّ الطَّعَام إلى رَسُولِ اللّهِ # الثَّرِيدَ ِمنَ الْخبْزِ، وَالثَّرِيدَ مِنَ الحَيْسِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın en çok sevdiği yiyecek ekmekten yapılan tirid ve hays'dan yapılan tirid idi."

[Ebû Dâvud, Et'ime 23, (3783).]

Büsr es-Sülemî'nin iki oğlu (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#9,853 ومن ابنى بسر السُّلميِّينَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهما قا: ]دَخَلَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللّهِ # فَقَدَّمْنَا إلَيْهِ زُبْداً وَتَمْراً، وكَانَ يُحِبُّ الزُبْدَ وَالتَّمْرَ[. أخرجه أبو داود.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) yanımıza girdi. Biz kendilerine tereyağı ve hurma ikram ettik. Aleyhissalatu vesselam yağla hurmayı severdi."

 [Ebû Dâvud, Et'ime 45, (3837); İbnu Mâce, Et'ime 43, (3334).]

Ebû Davud, Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)'dan şunu kaydeder:

#9,852 و‘بى داود عن عائشة رَضِىَ اللّهُ عَنْها قالت: ]أرَادَتْ أُمِّى أنْ تُسَمِّنَنِى لِدُخُولِى عَلى رَسُولِ اللّهِ # فَلَمْ أقْبِلْ عَلَيْهَا بَشَىْءٍ مِمَّا تُرِيدُ حَتّى أطْعَمَتْنِى الْقِثَّاءَ بِالرُّطَبِ، فَسَمِنْتُ عَلَيْهِ. كَأحْسَنَ السِّمَنِ[ .
"Annem, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'la evleneceğim zaman beni  şişmanlatmak istedi. Ancak bana hurma ile birlikte salatalık yedirinceye kadar arzu ettiği diğer şeylerden (ilaçlardan) hiçbirine icabet edemedim. O ikisinden (muntazaman yemeye devam edince) güzel bir şişmanlık kazandım."

Ebû Dâvud, Tıbb 20, (3903); İbnu Mâce, Et'ime 37, (3324).]

Yusuf İbnu Adillah İbni Selâm (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#9,851 وعن يوسف بن عبداللّهِ بن سم رَضِىَ اللّهُ عَنْهما قال: ]أخَذَ رسولُ اللّهِ # كِسْرَةً مِنْ خَبر شَعِيرٍ، فَوَضَعَ عَلَيْهَا تَمْرَةً، وَقَالَ: هذِهِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), bir miktar arpa (ekmeği) aldı. Üzerine bir hurma koydu ve: "Bu şuna katıkdır!" buyurdu."

 [Ebû Dâvud Et'ime 42, (3830).]

İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,850 وعن أبن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْهما قال: ]أُتِىَ رَسُولُ اللّهِ # بِجُبْنَةٍ فِي تبُوكَ مِنْ عَمَلِ النَّصَارَى. فَدَعَا بِسِكِّينٍ فَسَمّى وَقَطَعَ وَأكَلَ[. أخرجه أبو داود .
"Tebük'te Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a hristiyanların yaptığı peynir (kalıbı) getirilmişti. Bir bıçak istedi. Besmele çekip kesti ve yedi."

[Ebû Dâvud, Et'ime 39, (3819).]

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#9,848 وعن أبي عباس رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]كَانَ أهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَأكُلُونَ أشْيَاءَ، وَيَتْركُونَ أشْيَاءَ تَنَذُّراً، فََبعَثَ اللّهُ تعالى نَبِيَّهُ #، وَأنْزَلَ كِتَابَهُ، وَأحَلّ حََلَهُ، وَحَرّمَ حَرَامَهُ، فَمَا أحَلَّ فَهُوَ حََلٌ، وَمَا حَرَّمَ فَهُوَ حَرَامٌ، وَمَا سَكَتَ عَنْهُ فَهْوَ عَفْوٌ، وَتََ قَوْلَهُ تَعالى: قُلْ َ اَجِدُ فِيمَا أُوحِيَ إلَيّ مُحَرَّماً عَلى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إّ أنْ يَكُونَ مَيْتَةً اŒية[. أخرجه أبو  داود .
"Cahiliye halkı, bir çok şeyi (helal addedip) yiyor, birçoğunu da pis addederek yemiyordu. Allah Teala hazretleri Resulünü gönderdi, kitabını indirdi, helalini helal, haramını da haram kıldı. Helal kıldığı helaldir, haram kıldığı da haramdır, sükut buyurduğu da aff(edilmiş)tir." İbnu Abbas, sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: "(Ey Muhammed!) De ki: "Bana vahyolunanda, leş, akıtılmış kan, domuz eti, -ki pistir- ve günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilen  hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum. Fakat darda kalan, -başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere- bunlardan da yiyebilir. Doğrusu Rabbin bağışlar ve merhamet eder" 

 (En'âm 145). [Ebû Dâvud, Et'ime 31, (3800).]

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#9,847 عن ابن عمر رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ يَحْلُبَنَّ أحَدُكُمْ مَاشِيَةَ أخِيهِ إَّ بِإذْنِهِ، أيُحِبُّ أحَدُكُمْ أنْ تُؤْتَى مَشْرُبَتُهُ فَتُكْسَرَ خِزَانَتُهُ فَيُنْتَقَلَ طَعَامُهُ، إنَّمَا تَخْزُنُ لَهُمْ ضُرُوعُ مَوَاشِيهِمْ أطْعِمَتَهُمْ[. أخرجه الثثة، وأبو داود.»المَشْرُبَةُ« بضم الراء وفتحها: الغرفة .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kimse kardeşinin hayvanını, iznini almadan sağmasın. Sizden kim, odasına başkalarının girip hazinelerini kırmasından, yiyeceklerini saçıp dağıtmasından hoşlanır? Tıpkı bunun gibi, hayvanlarının memeleri de onlar için yiyeceklerinin hazineleri  durumundadır. Öyleyse kimse izin almadan başkasının hayvanını sağmasın."

[Buhârî, Lukata 8; Müslim, Lukata 13, (1726); Muvatta, İsti'zân 17, (2, 971); Ebû Dâvud, Cihâd 95, (2623).]

Ebû Ziyâd Hıyâr İbnu Seleme anlatıyor: 

#9,846 وعن أبي زياد خيار بن سلمة قال: ]سَألْتُ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْها عَنِ الْبَصَلِ؟ فقَالَتْ: إنَّ آخِرَ طَعَامٍ أكَلَهُ رسول اللّه # كَانَ فِيهِ بَصَلٌ[. أخرجه أبو داود .
"Hz. Âişe (radıyallahu anha)'ya soğan hususunda sordum. Şu cevabı verdi. "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın en son yediği  yemekte soğan vardı."

 [Ebû Dâvud, Et'ime 41, (3829).]

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,845 وعن جابر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]أدْرَكَنِى عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه، وَأنَا أجِئُ مِنَ السُّوقِ وَمَعِىَ حَمَالُ لَحْمٍ، فقَالَ: مَا هَذَا؟ فَقُلْتُ: قَرِمْنَا إلى اللَّحْمِ فَاشْتَرَيْتُ بِدِرْهَمٍ لَحْماً. قَالَ: أوَكُلَّمَا اشْتَهَيْتَ شَيْئاً اشْتَرَيْتَهُ؟ حَسْبُ أحَدِكُمْ مِنَ السَّرَفِ أنْ يَأكُلَ كُلَّ مَا اشْتَهَى[. أخرجه مالك.»قَرِمَ إلى الشَّىْءِ«: أشتهاه ومالت نفسه إليه .
"Ben, çarşıdan et almış hamala vermiş eve dönüyordum. Hz. Ömer (radıyallahu anh) yolda bana yetişip: "Bu da ne?"diye sordu. "Canımız et çekmişti,  gidip bir dirhemlik et satın aldım" dedim. Bunun üzerine: "Canın birşey çektikçe gidip ondan alıyor musun? Herkese, israf olarak canının her istediğini yemesi  yeter!" diye  çıkıştı."

 [Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 36, (936).]

Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,844 عن عمر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]إيَّاكُمْ وَاللَّحْمَ، فإنَّ لَهُ ضَرَاوَةً كَضَرَاوَةِ الْخَمْرٍ، وَإنَّ اللّهَ يُبْغضُ أهْلَ الْبَيْتِ اللَّحْمِيِّينَ[. أخرجه مالك.»الضَّرَاوَةُ«: العادة
"Etten sakının. Çünkü onun hamr (içki) gibi tiryakiliği var. Ayrıca Allah, eti çok yiyen aile halkına buğzeder."

 [Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 36, (2, 935).]

Eslem Mevlâ Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,843 عن أسلم قال: ]قُلْتُ لِعُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: إنَّ في الظَّهْرِ نَاقَةً عَمْيَاءَ، فقَالَ: ادْفَعْهَا إلى أهْلِ بَيْتٍ يَنْتَفِعُونَ بِهَا قُلْتُ: وَهِى عَمْيَاءُ؟ قَالَ: يَقْطُرونَهَا بِا“بِلِ. فَقُلْتُ: وَكَيْفَ تَأكُلُ مِنَ ا‘رْضِ؟ فقَالَ: أمِنْ نَعَمِ الْجِزْيَةِ أمْ مِنْ نَعَمِ الصَّدَقَةِ؟ قُلْتُ بَلْ مِنْ نَعَمِ الْجِزْيَةِ، فقَالَ: أرَدْتُمْ وَاللّهِ أكْلَهَا، فَقُلْتُ: إنَّ عَلَيْهَا وَسْمَ نَعَمِ الْجِزْيَةِ، فَأمَرَ بِهَا عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه فَنُحِرَتْ، وَكَانَ عِنْدَهُ صِحَافٌ تِسْعٌ، فََ تَكُونُ فَاكِهَةٌ، وََ طَرِيفَةٌ إَّ جَعَلَ مِنْهَا فِي الصِّحَافِ فَيَبْعَثُ بِهَا إلى أزْوَاجِ النَّبىِّ #، وَيَكُونُ الَّذِى يُبْعَثُ بِهِ إلى حَفْصَةَ ابْنَتِهِ مِنْ آخِرِ ذلِكَ، فإنْ كَانَ فِيهِ نُقْصَانٌ كَانَ مِنْ حَظِّهَا، فَجَعَلَ فِي تِلْكَ الصِّحَافِ مِنْ لَحْمِ تِلْكَ الْجَزُورِ فَبَعَثَ بِهَا إلى أزْوَاجِ النّبيِّ #، وَأمَرَ بِمَا بَقِىَ مِنْ لَحْمِ تِلْكَ الْجَزُورِ، فَصُنِعَ فَدَعَا عَلَيْهِ الْمُهَاجِرِينَ وَا‘نْصَارِ[. أخرجه مالك .
"Hz. Ömer'e: "Binekler arasında kör bir deve var!" dedim. Bana: "Onu bir aileye ver, ondan istifade etsinler" dedi. Ben "O kör  olduğu halde (ondan istifade mi olur)?" dedim. "Onu deve sürüsüne katsınlar (otlamaya sürsünler)" dedi. Ben: "İyi ama arazide nasıl yayılacak?" dedim. "Bu hayvan cizye devesi mi sadaka devesi mi?" diye sordu. Ben,  "cizye devesi!" deyince: "Vallahi siz bunu yemek istiyorsunuz" dedi.  Ben de: "Üzerinde cizye devesi mührü var?" dedim. Bunun üzerine Ömer (radıyallahu anh) devenin kesilmesini emretti ve kesildi. Hz. Ömer'in yanında  dokuz  adet tabak vardı. Meyve, çerez her ne olsa ondan bu tabaklara koyup Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın zevcelerine gönderirdi. Bu gönderdiklerinin en sonuncusu, kızı Hafsa'ya gönderdiği olurdu. Eğer bunda eksiklik olursa, kendi hissesinden tamamlardı. İşte bu devenin etinden de o tabaklara koydu ve Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın zevcelerine gönderdi.  Bu devenin etinden arta kalanın yemek yapılmasını emretti. Sonra Muhacir ve Ensar'ı ondan yemeye davet etti."

 [Muvatta,  Zekât 44, (1, 279).]

el-Fucey' el-Âmirî (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,842 وعن الفجيع العامري رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّهِ #: مَا يَحِلُّ لَنَا مِنَ المَيْتَةِ؟ قَالَ: مَا طَعَامُكُمْ؟ قُلْنَا: نَعْتَبِقُ وَنَصْطَبِحُ. قالَ أبُو نُعَيْمٍ مَوْلى عُقْبَةَ: فَسَّرَهُ لِى عُقْبَةُ: قَدَحٌ غُدْوَةً، وَقَدَحٌ غَشِيَّةً قَالَ: ذَاكَ؛ وَأبي الجُوعُ، فَأحَلَّ لَهُمْ الْمَيْتَةَ عَلى هذِهِ الحَالِ[. أخرجه أبو داود .
"Ey Allah'ın Resulü dedim,  meyteden bize helal olan (miktar) nedir?" "Yiyeceğiniz ne (miktarda)dır" diye sordu. Biz: "Akşam ve sabah yiyoruz" diye cevap verdik." Ebu Nuaym Mevla Ukbe der ki: "Ukbe  bana bu ifadeyi açıkladı: "Bir bardak sabahleyin, bir bardak da akşam vakti demektir." Dedi ki: "Durum bu, babamın hayatına yemin olsun bu yetmez!" Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam mezkur durumda meyteyi yemelerine ruhsat tanıdı."

[Ebû Dâvud, Et'ime 37, (3817).]

Câbir İbnu Semüre (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,841 عن جابر بن سمرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ]أنَّ رَجًُ نَزَلَ الحَرَّةَ وَمَعَهُ أهْلُهُ وَوَلَدُهُ، فقَالَ رَجُلٌ: إنَّ نَاقَةً لِى ضَلَّتْ، فَإنْ وَجَدْتَهَا فَامْسِكْهَا، فَوَجَدَهَا وَلَمْ يَجِدْ صَاحِبَهَا فَمَرِضَتْ، فَقَالَتِ امْرَأتهُ: انْحَرْهَا فَأبَى، فَنَفَقَتْ، فَقَالَتْ: اسْلُخْهَا حتّى نُقَدِّدَ لَحْمَهَا وَشَحْمَهَا وَنَأكُلُه، فقَالَ: حَتّى أسْألَ رسولَ اللّهِ # فَأتَاهُ فَسالَهُ، فقَالَ: هَلْ عِنْدَكَ غِنىً يُغْنىكَ؟ قالَ: َ قَالَ: فَكُلُوهَا قالَ: فَجَاءَ صَاحِبُهَا فَأخْبَرَهُ الخَبَر، فقَالَ: هََّ كُنْتَ نَحْرتَهَا؟ قَالَ: اسْتَحْيَيْتُ مِنْكَ[. أخرجه أبو داود .
"Bir adam beraberinde ailesi ve çocukları olduğu halde Harra'ya indi. Bir adam: "Bir devem kayboldu, onu bulacak olursan yakalayıver" dedi. Adam onu buldu ama sahibini bulamadı. Deve hastalandı. Adamın karısı: "Onu kes (de mundar ölmesin) dedi. Ama erkek kabul etmedi. Deve öldü. Kadın bu sefer: "Derisini soy da etini, yağını kadid yapalım (güneşte kurutalım) ve yiyelim" dedi. Adam: "Hele, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a bir soralım (da söylediklerini sonra yapalım!)"dedi. Ona gelip sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Seni ondan müstağni kılacak bir zenginliğin var mı?"diye sordu. Adam: "Hayır! yok" dedi. Resulullah da: "Öyleyse onu yiyin" buyurdu. Ravi der ki: "Sonra devenin sahibi geldi. Durum kendisine anlatıldı. "Deveyi kesmedin mi?" dedi. Adam: "Senden utandım!" cevabında bulundu."

 [Ebû Dâvud, Et'ime 37, (3816).]

Hilkâm İbnu Telib rahimehullah babasından naklediyor: 

#9,840 عن الهلقام بن تلبّ عن أبيه قال: ]صَحِبْتُ النّبِىّ # فَلَمْ أسْمَعْ لِحَشَرَةٍ مِنَ ا‘رْضِ تَحْرِيماً[. أخرجه أبو داود .
 "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'la arkadaşlık yaptım, yeryüzündeki haşerelerden herhangi birini haram ettiğini hiç işitmedim."

 [Ebû Dâvud, Et'ime 30, (3798).]

Selman (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,839 وعن سلمان رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]سُئِلَ رَسُولُ اللّهِ # عَنِ الجَرَادِ فقَالَ: أكْثَرُ جُنُودِ اللّهِ، َ آكُلُهُ وََ أُحَرِّمُهُ[. أخرجه أبو داود.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a çekirgeden sorulmuştu." "Onlar, Allah'ın en kalabalık ordularıdır. Onu  ne yerim ne de haram kılarım" buyurdular."

[Ebû Dâvud, Et'ime 35, (3813); İbnu Mâce, Sayd 9, (3219).]

Nemletü'l-Ensârî anlatıyor: 

#9,838 عن نملة ا‘نصارى قال: ]سُئِلَ ابْنُ عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما عَنْ أكْلِ القُنْفُذِ، فَتََ : قُلْ َ أجِدُ فِيمَا أُوحِىَ إلَىَّ مُحَرَّماً عَلى طَاعِمٍ يَطعُمُهُ، اŒية. فقَالَ شَيْخٌ عنْدَهُ: سَمِعْتُ أبَا هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه يَقُولُ: ذُكِرَ القُنْفُذُ عِنْدَ رَسُولِ اللّهِ # فقَالَ خَبِيثَةٌ مِنَ الخَبَائِثِ، فقَالًَ ابنُ عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما: إنْ كاَن قَالَ هذَا رَسُولُ اللّهِ # فَهُوَ كَمَا قَالَ مَا لَمْ نَدْرِ[. أخرجه أبو داود .
"İbnu Ömer (radıyallahu anhüma)'e kirpiden sorulmuştu. (Cevaben) şu ayeti okudu. (Mealen): "(Ey Muhammed) de ki: "Bana vahyolunanda leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki pistir- ve günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum. Fakat darda kalan, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bunlardan da yiyebilir. Doğrusu Rabbim bağışlar ve merhamet eder." (En'am 146). Ancak, yanında bulunan bir yaşlı dedi ki: "Ben Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'yi dinledim, demişti ki: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)' ın yanında kirpinin zikri geçmişti: "O habislerden bir habistir (eti) yenmez" buyurdular." Bunun üzerine İbnu Ömer (radıyallahu anhüma): "Eğer bunu Resulullah (aleyhissalatu vesselam) söyledi ise, bu (kirpinin hükmü), biz bilmesek de O'nun dediği gibidir" dedi."

 [Ebû Dâvud, Et'ime 30, (3799).]

.

#9,837 .
yeni hadis

.

Hâlid İbnu'l-Huveyris (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,836 عن خالد بن الحويرث قال: ]صَادَ رَجُلٌ أرْنَباً فَجَاءَ بِهَا إلى عَبْدِاللّهِ ابنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما فقَال: مَا تَقُولُ؟ فقَالَ قَدْ جِئَ بِهَا إلى رسولِ اللّهِ # وَأنَا جَالِسٌ مَعَهُ فَلَمْ يَأكُلْهَا وَلَمْ يَنْهَ عَنْ أكْلِهَا، وَزَعَمَ أنَّهَا تَحِيضُ[. أخرجه أبو داود .
"Bir adam bir tavşan  avladı ve Abdullah İbnu  Ömer (radıyallahu anhüma)' ya gelip: "Ne dersiniz (bunun eti yenir mi?)" diye sordu. Abdullah: "Tavşan Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a da (böyle avlanıp) getirilmişti. Ben de o sırada yanında oturuyordum. Ondan ne yedi ne de onun yenmesini yasakladı, tavşanın hayız gördüğüne inanıyordu" dedi."

 [Ebû Dâvud, Et'ime 27, (3792).]

Ebû Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,835  وعن أبي سعيد رَضِيَ اللّهُ عَنْهم: فقالَ: ]إنِّى في غَائِطٍ مُضِبَّةٍ، وَإنَّهُ عَامَّةُ طَعَامِ أهْلِى، فَلَمْ يُجِبْهُ، فَقُلْنَا: عَاوِدْهُ فَعَاوَدَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ ثَثاً، ثُمَّ نَادَاهُ رسولُ اللّهِ # في الثَّالِثَةِ، فَقَالَ يَا أعْرَابِىُّ: إنَّ اللّهَ لَعَنَ، أوْ غَضِبَ عَلى سَبْطٍ مِنْ بَنِى إسْرَائِيلَ، فَمَسَخَهُمْ دَوَابَ يَدِبُّونَ فِي ا‘رْضِ فََ أدْرِى، لَعَلَّ هذَا مِنْهَا، فَلَسْتُ آكُلُهَا وََ أنْهَى عَنهَا[. أخرجه مسلم.»الْغَائِطُ« المكان المطمئن من ا‘رض.و»المُضِبَّةُ« بضم الميم، وكسر الضاد المعجمة وتشديد الموحدة: الكثيرة الضباب .
"Bir bedevi Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a gelerek: "Ben keleri bol olan bir bölgede yaşıyorum. Keler ailemin yiyeceğinin ekseriyetini teşkil ediyor (bunun bir mahzuru var mı; ne buyurursunuz?)" diye sordu. Ama Resulullah cevap vermedi. Biz: "Tekrar sor!"  dedik. O tekrar sordu. Resulullah cevap vermedi. Adam üçüncü sefer sordu. Üçüncü de Resullah adama seslenip yanına çağırdı ve: "Ey bedevi! Allah, Beni İsrail'den bir boya lanet etti veya gadab etti. (Ceza olarak) onları yeryüzünde yürüyen hayvanları haline çevirdi. Bilemem, ola ki bu, o lanete  meshe uğrayan  kimselerdendir. Bu sebeple ondan ne yerim  ne de yiyenleri men ederim!" dedi.

[Müslim, Sayd 51, (1951).]  

Hz. Ebû Hüreyre  (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,834 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كانَ النبىُّ # إذَا أُتِىَ بِأوَّلِ الثَّمَرَةِ قَالَ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي مَدِينَتِنَا، وَفِى ثِمَارِنَا، وَفى مُدِّنَا، وَفِى صَاعِنَا بَرَكَةً، مَعَ بَرَكَةٍ ثُمَّ يُعْطِيهِ أصْغَرَ مَنْ يَحْضُرُهُ مِنَ الْوِلْدَانِ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) kendisine, ilk çıkan turfanda meyve getirildi de, o zaman şöyle dua ederdi: "Allah'ım Medine'mizi bizim için mübarek kıl, meyvelerimizi, müdd'ümüzü, sa'mızı mübarek kıl, bereketlerini kat kat artır." Bu duadan sonra, getirilen meyveyi orada hazır bulunan çocukların en küçüğüne verirdi."

[Müslim, Hacc 474, (1373).]

Hz. Ebû Hüreyre  (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,833 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كانَ النبىُّ # إذَا أُتِىَ بِأوَّلِ الثَّمَرَةِ قَالَ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي مَدِينَتِنَا، وَفِى ثِمَارِنَا، وَفى مُدِّنَا، وَفِى صَاعِنَا بَرَكَةً، مَعَ بَرَكَةٍ ثُمَّ يُعْطِيهِ أصْغَرَ مَنْ يَحْضُرُهُ مِنَ الْوِلْدَانِ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) kendisine, ilk çıkan turfanda meyve getirildi de, o zaman şöyle dua ederdi: "Allah'ım Medine'mizi bizim için mübarek kıl, meyvelerimizi, müdd'ümüzü, sa'mızı mübarek kıl, bereketlerini kat kat artır." Bu duadan sonra, getirilen meyveyi orada hazır bulunan çocukların en küçüğüne verirdi."

[Müslim, Hacc 474, (1373).]  

Şerîd İbnu Süveyd (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,832 وعن الشريد بن سويد رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كَانَ فِي وَفْدِ ثَقِيفٍ رَجُلٌ مَجْذُومٌ، فَأرْسَلَ إلَيْهِ النبىُّ # إنَّا قَدْ بَايَعْنَاكَ فَارْجِعْ[. أخرجه مسلم .
"Sakif hey'eti arasında bir de cüzzamlı vardı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ona bir haber  göndererek: "Biz seninle bey'atımızı yaptık, sen hemen geri dön!" buyurdular."

 [Müslim, Selâm 126, (2231); İbnu Mâce, Tıbb 44, (3544).]

.

#9,831
yeni hadis

.

İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 

#9,830  وعن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قال رَسُولُ اللّهِ #: إذَا أكَلَ أحَدُكُمْ طَعاماً فََ يَمْسَحْ يَدَهُ حَتّى يُلْعِقَهَا[. أخرجه الشيخان وأبو داود.»اللَّعْقُ«: اللحس .
Biriniz yemek yeyince, yalamadıkça veya yalatmadıkça elini (mendile) silmesin."

 [Buhârî, Et'ime 52; Müslim, Eşribe 129, (2031); Ebu Dâvud, Et'ime 52, (3847).]

İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor:

#9,829 وعن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قال رَسُولُ اللّهِ #: إذَا أكَلَ أحَدُكُمْ طَعاماً فََ يَمْسَحْ يَدَهُ حَتّى يُلْعِقَهَا[. أخرجه الشيخان وأبو داود.»اللَّعْقُ«: اللحس .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Biriniz yemek yeyince, yalamadıkça veya yalatmadıkça elini (mendile) silmesin."

 [Buhârî, Et'ime 52; Müslim, Eşribe 129, (2031); Ebu Dâvud, Et'ime 52, (3847).]

Ebu Dâvud'da gelen diğer bir rivayette:

#9,828 و‘بي داود في أخرى: ]أُتِىَ النَّبِيُّ بِتَمْرٍ عَتِيقٍ، فَجَعَلَ يُفتِّشُهُ يُخْرِجُ مِنْهُ السُّوسَ[.»ا“قْعَاءُ«: في ا‘كل أن يجلس اŒكل على وركيه مستوفزاً غير متمكن .
"Resulullah'a bayat bir hurma getirilmişti. Kurtları çıkarmak için kontrol etmeye başladı."

 [Ebu Dâvud, Et'ime 43, (3832, 3833).]

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 

#9,827 رَأَيْتُ النَّبِيَّ مُقْعِيًا يَأْكُلُ تَمْرًا
Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ı  çömelir vaziyette durup hurma yerken gördüm."

Müslim, Team Hn: 2045; Beyhaki, Sünenil Kübra Hn: 13565. Hadis merfu ve sahihtir.

Hz. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 

#9,826 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنْها قالت: ]قال رسولُ اللّهِ #: َ تَقْطَعُوا اللَّحْمَ بِالسِّكَّينِ، فإنَّهُ مِنْ صُنْعِ ا‘عَاجِمِ وَانْهَشُوهُ نَهْشاً فَإنَّهُ أهْنَأُ وَأمْرَأُ[. أخرجه أبو داود .
"Eti bıçakla kesmeyin. Çünkü bu, yabancıların işidir. Siz dişlerinizle kemirerek yiyin. Çünkü bu, sıhhat ve afiyet için daha iyidir."

 [Ebu Davud, Et'ime 21, (3778).]

İbn Abbâs (r.a.)'dan Nebi sallallahu aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurdu:

#9,825 إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ طَعَامًا فَلَا يَأْكُلْ مِنْ أَعْلَى الصَّحْفَةِ وَلَكِنْ لِيَأْكُلْ مِنْ أَسْفَلِهَا فَإِنَّ الْبَرَكَةَ تَنْزِلُ مِنْ أَعْلَاهَا
"Sizden biri, bir yemek yeyince yemek kabının üstünden yemesin, aşağısından yesin. Zira, bereket üstünden iner."

Ebu Dâvud, Etime: 17 Hn: 3772. Garip Osman der ki: Hadis merfu ve buharinin şartına göre sahih ve gariptir.

Seleme İbnu'l-Ekva' radıyallahu anh anlatıyor: 

#9,824 وعن سلمة بن ا‘كوع رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]أكَلَ رجُلٌ عِنْدَ النبىِّ # بِشِمَالِهِ. فقَالَ لَهُ: كُلْ بِيَمِينِكَ. فقَالَ: َ أسْتَطِيعُ، مَا مَنَعَهُ إَّ الْكِبْرُ فقَالَ #: َ اسْتَطَعْتَ. فَمَا رَفَعَهَا إلى فِيهِ بَعْدَ ذلِكَ[. أخرجه مسلم .
 "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın yanında bir adam sol eliyle yemek yemişti. "Sağınla ye!" ferman buyurdu... Adam: "Yiyemiyorum!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Yiyemez ol! Onu böyle demeye kibri sevketti!" buyurdular. Bundan sonra elini ağzına kaldıramadı."

[Müslim, Eşribe 107, (2021).]

Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,823  وعن جابر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّهِ #: إذَا دَخَلَ الرَّجُلُ مَنْزِلَهُ فَذَكَرَ اللّه عِنْدَ دُخُولِهِ وَعِنْدَ طَعَامِهِ. قَالَ الشَّيْطَانُ: َ مَبِيتَ لَكُمْ وََ عَشَاءَ، وَإنْ ذَكَرَ اللّهَ عِنْدَ دُخُولِهِ وَلَمْ يَذْكُرْهُ عِنْدَ عَشَائِهِ يَقُولُ: أدْرَكْتُمُ الْعَشَاءَ وََ مَبِيتَ لَكُمْ، وَإنْ لَمْ يَذْكُرِ اللّهَ عِنْدَ دُخُولِهِ وََ عِنْدَ عَشَائِهِ. قَالَ: أدْرَكْتُمُ المَبِيتَ وَالْعَشَاءَ[. أخرجه مسلم وَأبو داود .
"Kişi evine döndüğü zaman içeri girerken ve yemek yerken Allah'ın adını zikrederse, şeytan (avenelerine): "Size burada gecelemek de yok akşam yemeği de yok!" der. Ama kişi, eve girerken Allah'ı zikreder fakat akşam yemeğini yerken zikretmezse, şeytan (avenelerine): "Akşam yemeğine kavuştunuz ama burada gecelemeniz mümkün değil!" der. Adam eve girerken ve yemeğe başlarken "Bismillah!" diyerek Allah'ı zikretmezse, şeytan (avanelerine): "Yemeğe de yetiştiniz, yatmaya da!" der."

[Müslim, Eşribe 103, (2018); Ebu Dâvud, Et'ime 16, (3765).]

Ümeyye İbnu Mahşiyy radıyallahu anh anlatıyor: 

#9,822 وعن أمية بن مخشى رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كَانَ رسُولُ اللّهِ # جَالِساً وَرَجُلٌ يَأكلُ فَلَمْ يُسَمِّ حَتّى لَمْ يَبْقَ مِنْ طَعَامِهِ إَّ لُقْمَةٌ، فَلَمَّا رَفَعَهَا إلى فِيهِ. قالَ: بِسْمِ اللّهِ أوَّلهُ وَآخِرَهُ. فَضَحِكَ #. ثُمَّ قَالَ: مَازَالَ الشَّيْطَانُ يَأكُلُ مَعَهُ فَلَمَّا ذَكَرَ اسْمَ اللّهِ اسْتَقَاءَ مَا فِي بَطْنِهِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) otururken bir adam besmele çekmeden yemek yiyordu. Yemeğini yemiş, geriye tek lokması kalmıştı. Onun ağzına kaldırırken: "Bismillahi evvelehu ve ahirahu" dedi. Bunun üzerine Resulullah (aleyhissalatu vesselam) güldü ve: "Şeytan onunla birlikte yemeye devam etti. Ne zaman ki Allah'ın ismini zikretti, karnındakileri hep kustu!" buyurdu."

 [Ebu Dâvud, Et'ime 16, (3768).]

Vahşî İbnu Harb an ebîhi an ceddihî Vahşî İbnu Harb el-Habeşî anlatıyor: 

#9,821 وعن وحشى بن حرب عن أبيه عن جده وحشى بن حرب الجبشى: ]أنَّ أصْحَابَ رَسُولِ اللّهِ # قالُوا: يَا رسُولَ اللّهِ إنَّا نَأكُلُ وََ نَشْبَعُ، قالَ: فَلَعَلَّكُمْ تَفْتَرِقُونَ؟ قَالُوا: نَعَمْ. قالَ: فَاجْتَمِعُوا عَلى طَعَامِكُمْ، وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ عَلَيْهِ يُبَارَكْ لَكُمْ فِيهِ[. أخرجه أبو داود.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın Ashabı dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! biz yiyoruz, ancak bir türlü doymuyoruz (ne yapalım)?" Bunun üzerine, Resulullah: "Ayrı ayrı yemekte olmayasınız?" diye sordu. "Evet" dediler. Resulullah da: "Öyleyse yemeğinizde toplanın (bir sofra kurarak hep beraber yiyin), yemeğe Allah'ın ismini zikrederek (Bismillahirrahmanirrahim diyerek) başlayın. Böyle yaparsanız yemeğiniz, hakkınızda mübarek kılınır."

 [Ebu Dâvud, Et'ime 15, (3764); İbnu Mâce, Et'ime 17, (3286).]

Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor:

#9,820 عن حذيفة قال: ]كُنَّا إذَا حَضَرْنَا عِنْدَ النبىِّ # عَلى الطَّعَامِ لَمْ نَضَعْ أيْدِينَا حَتّى يَبْدَأ رَسُولُ اللّهِ # فَيَضَعَ يَدَهُ. وَإنَّا حَضَرْنَا مَعَهُ مَرَّةً طعَاماً، فجَاءَتْ جَارِيَةٌ كَأنَّهَا تَدْفَعُ. فَذَهَبَتْ لِتَضَعَ يَدَهَا فِى الطَّعَامِ، فَأخَذَ النّبىُّ # بِيَدِهَا ثُمَّ جَاءَ اَعْرابِىُّ كَأنَّمَا يُدْفَعُ فَذَهَبَ لِيَضَعَ يَدَهُ فَأخَذَ بِيَدِهِ، ثُمَّ قَالَ: إنَّ الشَّيْطَانَ لِيَسْتَحِلُّ الطَّعَامَ أنْ َ يُذْكَرَ اسْمُ اللّهِ عَلَيْهِ، وَإنَّهُ جَاءَ بِهذِهِ الْجَارِيَةِ لِيَسْتَحِلَّ بِهَا فَأخَذْتُ بِيَدِهَا، فَجَاءَ بهذَا اعْرَابِىِّ لِيَسْتَحِلِّ بِهِ، فَأخَذْتُ بِيَدِهِ، وَالَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ إنَّ يَدَهُ لَمَعَ يَدِهِمَا فِى يَدِى. ثُمَّ ذَكَرَ اسْمَ اللّهِ تَعال وَأكَلَ[ أخرجه مسلم وأبو داود.قوله »كَأنَّهَا تُدفعَُ« أى كأن وراءها من يدفعها إلى قدامها .
 "Biz Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın yanında yemeğe oturunca, Resulullah (aleyhissalatu vesselam) yemeye başlamadıkça, kesinlikle elimizi yemeğe vurmazdık. Bir seferinde yine O'nunla yemeğe oturmuştuk. Derken bir cariye (küçük kız çocuğu) geldi, sanki arkasından bir iteni var gibi hemen elini yemeğe soktu. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) elinden tuttu. Arkadan bir bedevi geldi, sanki onun da arkasından iten biri vardı, alelacele o da elini yemeğe soktu. Aleyhissalatu vesselam onun da elinden tuttu. Ve şunu söyledi: "Şeytan, üzerine Allah'ın ismi zikredilmeyen yemeği kendine helal addeder. Nitekim, sayesinde yemeğimizi kendine helal kılmak için bu cariyeyi getirdi. Ben de elinden tuttum. Bunun üzerine şu bedeviyi getirip onunla yemeği kendine helal kılmak istedi, ben onun da elinden tuttum. Nefsim elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun şeytanın eli o ikisinin eliyle birlikte avucumdadır." "Resulullah (aleyhissalatu vesselam), bunları söyledikten sonra besmele çekip yemeye başladı."

 [Müslim, Eşribe 102, (2017); Ebu Dâvud, Et'ime 16, (3766).]

Süveyd İbnu Hanzala radıyallahu anh anlatıyor: 

#9,813 رَسُولَ اللّهِ #، وَمَعَنَا وَائِلُ بْنُ حُجْرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنهُ فَأخَذَهُ عَدُوٌّ لَهُ. فَتَحَرَّجَ الْقَوْمُ أنْ يَحْلِفُوا وَحَلَفْتُ أنَا أنَّهُ أخِي، فَخَلُّوا سَبِيلَهُ، فأتَيْنَا رَسُولَ اللّهِ # فأخْبَرْتُهُ أنَّ الْقَوْمَ تَحَرَّجُوا أنْ يَحْلِفُوا وَحَلَفْتُ أنَا أنَّهُ أخِي، فقَالَ: صَدَقْتَ. الْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ[. أخرجه أبو داود.»التَّحَرُّج« الهرب من الوقوع في الحرج وهو ا“ثم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a gitmek üzere yola çıkmıştık. Beraberimizde Vail İbnu Hucr radıyallahu anh da vardı. Yolda onu, bir düşmanı yakaladı. Herkesi yemin etmeye zorladılar. Ben, "o, kardeşimdir" diye yemin ettim. Bunun üzerine onu serbest bıraktılar. Resulullah'a gelince olup biteni anlattım. "(Önümüzü kesen) grup herkesi yemine zorladı, ben de onun kardeşim olduğuna yemin ettim" dedim. "Doğru söylemişsin, Müslüman Müslümanın kardeşidir!" buyurdular."

[Ebu Dâvud, Eymân 8, (3256); İbnu Mâce, Kefârât 14, (2119).]

Ebu Said el Hudrî r.a'den rivâyete göre, şöyle demiştir:

#6,548
Rasulullah s.a.v aramızda bir şey dağıtıyordu. Bir adam dağıtılanlardan almak için oraya atıldı ve yüz üstü kapaklandı. Rasulullah s.a.v'de yanında bulunan bir hurma dalı ile onu dürttü. Adam bağırınca Rasulullah s.a.v: “Gel benden öcünü al kısas yap” buyurdu. Adam da: “Affettim ey Allah'ın Rasulü” dedi. 

Nesai, Kasame: 20 Hn: 4692-4691; Ebû Davud, Diyat: 15

Ya’la b. Ümeyye r.a’den rivâyete göre, şöyle demiştir: 

#6,547
Rasulullah s.a.v ile beraber Ceyşül Usre = Tebük seferinde bulunmuştum. Bu hayatımda en güvendiğim amelimdir. Yanımdaki hizmetçim bir adamla kavga etti, onlardan biri diğerinin parmağını ısırdı o da parmağını kurtarmak için parmağını çekince onun ön dişini söktü ve dişi düştü. Dişi düşen Rasulullah s.a.v'e gelerek: Şikayette bulundu. Rasulullah s.a.v'de ona şöyle dedi: “Elini ağzında bıraksaydı da koparsaydın öyle mi?”

Nesai, Kasame: 17 Hn: 4688; Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20

Alkame b. Vail babasından haber verdiğine göre, şöyle demiştir: 

#6,524
Rasulullah s.a.v’in yanında oturduğum bir sırada bir adam bir adamı bağladığı bir urganla çekerek getirdi ve şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasulü! Bu adam kardeşimi öldürdü.” Rasulullah s.a.v, o adama: “Onu öldürdün mü?” buyurdu. Katil bir şey söylemeden maktulün velisi: “Ey Allah'ın Rasulü! Eğer o itiraf etmezse delil ile ispat ederim” dedi. Katil: “Evet onu ben öldürdüm” dedi. Rasulullah s.a.v: “Onu nasıl öldürdün?” buyurdu. O da: “Onunla bir ağaçtan odun kesiyorduk bana sövdü, beni kızdırdı, ben de balta ile kafasına vurdum” dedi. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v, ona: “Kendini kurtarmak için fidye verebilecek malın var mı?” buyurdu. Adam: “Ey Allah'ın Rasulü! Baltam ve elbisemden başka hiçbir şeyim yok” dedi. Rasulullah s.a.v ona şöyle dedi: “Ne dersin? Kavmin diyetini vererek seni kurtarabilir mi?” Adam: “Kavmimin yanında ben öldürdüğüm adamdan daha değersizim” dedi. Rasulullah s.a.v katilin urganını adama atarak ona: “Al adamını” dedi. Adam katili alıp giderken Rasulullah s.a.v: “Eğer onu öldürürsen onun gibi olursun” buyurunca ashap adamın arkasından yetişerek şöyle dediler: “Ne yapıyorsun? Yazıklar olsun sana, Rasulullah s.a.v eğer onu öldürürsen onun gibi olursun” buyurdular. Adam bunun üzerine Rasulullah s.a.v’in yanına dönerek şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasulü! Bana bunu öldürürsen onun gibi olursun dediğini söylediler, ben onu Senin emrinlealıp götürüyorum. Rasulullah s.a.v, adama: “Senin ve ölen kardeşinin günahını götürmesini istemez misin?” dedi. Adam: “Evet isterim” dedi. Rasulullah s.a.v: “Öyleyse affet” dedi. Adam: “Öyleyse dediğin gibidir” dedi.

Nesai, Kasame: 6 Hn: 4647-4645-4544-4646; Dârimi, Diyat: 8; Müslim: Kasame: 10

Amr b. Şuayb babasından ve dedesinden aktararak şöyle diyor: 

#6,521
Muhayyısa’nın küçük oğlu Hayber kapılarından bir kapının önünde ölü olarak bulunmuştu. Rasulullah s.a.v ölenin velilerine: “Kimin öldürdüğüne dair iki şahit getirin size katili teslim edeyim” dedi. Onlar da: “Ey Allah'ın Rasulü! İki şahit nereden getirelim, kapılarının önünde ölü olarak bulunmuş” dediler. “Öyleyse elli kişi sizden yemin ederse Yahudilerin  öldürdüğü belli olmuş olur” buyurdu. Bunun üzerine onlar: “Ey Allah'ın Rasulü! Nasıl yemin edebiliriz? Görmediğimiz ve bilmediğimiz bir olay üzerine” dediler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v: “O Yahudilerden elli kişi öldürmediklerine yemin ederler” buyurdu. Bu sefer bunlar: “Ey Allah'ın Rasulü! Onlar Yahudi’dir onlara nasıl yemin teklif eder ve yeminlerine inanırız” dediler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v diyetin yarısını kendisi Beyt’ül-mal’den ödemeyi diğer yarısını da Yahudilere ödettirmeyi emir buyurdu.

Nesai, Kasame: 4 Hn: 4641; Dârimi, Diyat: 8

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#3,666
“Her kim elinde yemek bulaşığı ve kokusu varken yatıp uyursa bu yüzden başına bir iş gelirse kendisiden başka kimseyi suçlamasın.”

Tirmizi ,Etime 48 Hn;1860-Ebû Dâvûd, Et’ıme: 53; İbn Mâce, Et’ıme: 22 Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bu şekliyle A’meş’in rivâyeti olarak biliyoruz.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

#3,665
“Şeytan (veya değişik mikrop, böcek ve bakteriler) hassas ve yalayıp yok edicidirler kendinizi ondan koruyun. Her kim elinde yemek bulaşığı ve kokusu varken yatıp uyursa ve geceleyin kendisine bir şey olursa kendisinden başka kimseyi suçlamasın.”

Tirmizi ,Etime 48 Hn;1859- Ebû Dâvûd, Et’ıme: 53; İbn Mâce, Et’ıme: 22 Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle garibtir. Ayrıca bu hadis Süheyl b. ebî Salih’in babasından Ebû Hüreyre’den de rivâyet edilmiştir.

Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

#3,664
“Yemek yiyeceğinizde Bismillah deyin başında unutursa hatırladığı an önünde de sonunda da bismillah desin.”

Tirmizi ,Etime 47 Hn;1858 -Ebû Dâvûd, Etıme: 15 Aynı sened ile Âişe’nin şöyle dediği rivâyet edilmiştir. “Rasûlullah (s.a.v.), ashabından altı kişi ile yemek yiyordu. Derken bir arabi geldi bismillah demeden iki lokma aldı ve yemek bitiverdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Bu kimse bismillah demiş olsaydı bu yemek hepimize yetecekti.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ümmü Gülsüm, Ebû Bekir es Sıddık’ın oğlu Muhammed’in kızıdır.

Ömer b. ebî Seleme (r.a.)’den rivâyete göre,

#3,663
Ebu Seleme’nin oğlu Ömer, Rasulullah (s.a.v.)’in yanına girmişti o anda Rasulullah (s.a.v.)’de yemek yiyordu. Rasulullah (s.a.v.), çocuğa: “Yaklaş bismillah de sağ elinle ve önünden ye” buyurdular.

Tirmizi ,Etime 47 Hn;1857-Dârimî, Etıme: 9; Ebû Dâvûd, Etıme: 19 Tirmizî: Bu hadis ayrıca Hişâm b. Urve’den, Ebû Vecze es Sa’dî’den, Müzeyneli bir kişiden ve Ömer b. ebî Seleme’den de rivâyet edilmiştir. Hişâm b. Urve’nin arkadaşları bu hadisin rivâyetinde ihtilaf etmişlerdir. Ebû Vecze es Sa’dî’nin adı Yezîd b. Ubeyd’tir

Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

#3,662
“Bir miktar hurma bile olsa akşam yemeğini yeyiniz, çünkü akşam yemeğini kaldırmak ihtiyarlık ve güçsüzlüğe sebep olur.

Tirmizi ,Etime 46 Hn;1856-Tirmizî rivâyet etmiştir. Tirmizî: Bu hadis hoş karşılanmayan münker hadislerdendir. Ancak bu şekliyle bilmekteyiz. Anbese hadis konusunda zayıf olduğu söylenmiştir. Abdulmelik b. Allak bilinmeyen meçhul bir kimsedir.

Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#3,661
“Rahman olan Allah’a kulluk yapın, yemek yedirin, selamı yaygınlaştırın ki Cennete selametle giresiniz.”

Tirmizi ,Etime 45 Hn;1855-İbn Mâce, Etıme: 23; Dârimî, Etıme: 39 Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

#3,660
“Selamı yaygınlaştırın, yemek yediriniz ve savaşlarda kafirlerin başlarını uçurunuz ki Cennetlere varis olasınız.”

Tirmizi ,Etime 45 Hn;1854-İbn Mâce, Etıme: 23; Dârimî, Etıme: 39 Tirmizî: Bu konuda Abdullah b. Amr, İbn Ömer, Enes, Abdullah b. Selam, Abdurrahman b. Âişe, Şüreyh b. Hanî ve babasından da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: İbn Ziyâd’ın, Ebû Hüreyre’den rivâyet ettiği bu hadis hasen sahih garibtir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu bize haber vermiştir:

#3,659
“Sizin birinizin hizmetçisi pişirdiği, hazırladığı yemeğin ateşine ve dumanına katlanıyorsa o hizmetçiyi elinden tutarak kendisiyle beraber aynı sofraya oturtsun, eğer bunu yapamaz ise o yemekten ona da yedirsin.”

Tirmizi ,Etime 44 Hn;1853-İbn Mâce, Et’ıme: 50; İbn Mâce, Etıme: 19 Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Hâlid, İsmail’in oğludur. İsmi: Sa’d’tır.

Ebû Esîd (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#3,658
Zeytin yağını yeyiniz ve sürününüz çünkü o bereketli bir ağaçtandır.”

Tirmizi ,Etime 43 Hn;1852-İbn Mâce, Et’ıme: 34; Dârimî, Etıme: 346 Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle garibtir. Bu hadisi sadece Sûfyân es Sevrî’nin Abdullah b. İsa’dan rivâyetiyle bilmekteyiz.