Toplam 23,598 Hadis
Konular

Emri Bil Maruf Kategorisi

Cübeyr İbnu Nüfeyr'den gelen şu rivayet de burada kayda değer: Der ki: 

#7,868
"Ben Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'in ashabının da bulunduğu bir cemaate dahil olmuştum. Yaşça hepsinden küçüktüm. Emr-i bi'lma'ruf ve nehy-i ani'lmünker meselesi üzerine müzakerede bulunuyorlardı. Ben de söze karışarak: "Cenab-ı Hakk Kitabı'nda "Ey iman edenler, siz kendinize bakın, siz doğru yolda oldukça, sapıtanlar size zarar vermez" demedi mi (bu meselede müzakereye ne hacet?)" demiş bulundum. Cemaat, bana yönelerek hep bir ağızdan: "Sen Kur'an'dan anlamadığın, te'vilini bilmediğin bir ayet mi seçip çıkarıyorsun?" dediler. Keşke konuşmasaydım, temennisinde bulundum. Epeyce bir konuştular. Dağılacakları vakit, tekrar bana yönelerek: "Sen yaşça genç bir delikanlısın, sen bir ayet seçip çıkardın ki, ne olduğunu henüz bilmiyorsun. Fakat muhtemelen onun te'vilinin çıkacağı zamana ulaşacaksın. Ne zaman mucibiyle amel edilen bir bencillik, peşine düşülen bir heva, re'y sahiblerinin, (ayet, hadis veya seleften olsun) kendi re'ylerinin dışında hiçbir görüşe kıymet vermediklerini görürsen bil ki, ayetin te'vili vaki olmuştur. O zaman sen kendine bak, sapıtanlar sana zarar vermez" dediler.

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/398-399.

Bir gün yine Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (radıyallahu anh)'ın yanına gözü pek, çenesi kuvvetli bir adam gelerek:

#7,867
"Ey Eba Abdirrahman, altı kişi var, hepsi de Kur'an okuyor, hepsi de Kur'an'dan hüküm çıkarmada acele ediyor. Hepsi de müctehidlik yapıyor. Fakat hiçbirinde (hüküm çıkarırken) teenni denen şey yok. Üstelik her biri de hayırdan başka bir şey taleb etmediğini söylüyor. İşin garibi, iddia ettikleri şeylerle birbirlerinin şirke düştüklerine delil getiriyorlar." Cemaatte oturanlardan biri söze karışarak: "Birbirlerini şirke düşmekle itham etmekten daha büyük alçaklık olur mu?" der. Önceki adam: "Ben sana sormadım, sen konuşma, benim muhatabım şu ihtiyardır" der ve konuşmasını Abdullah'a tekrar eder. Abdullah (radıyallahu anh) şu cevabı verir: "Allah hayrını versin, bana öyle geliyor ki, senin arzun, ben bu adamları tekfir edeyim ve sana emredeyim, sen de gidip onları öldüresin, yok öyle şey, git onlara nasihat et, onları bu davranışlarınan menet. Böyle yapmana rağmen seni dinlemezlerse, o zaman sen kendine bak, zira Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler, siz kendinize bakın..."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/398.

Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'a bir gün:

#7,866
"Şu kargaşa hengamında evinizde oturup emr-i bi'lma'ruf ve nehy-i ani'lmünkerde bulunmasanız olmaz mı? Zira Cenab-ı Hakk: "Siz kendinize bakın, kendiniz doğru yolda bulununca, sapanlar size zarar vermez" buyuruyor" derler. İbnu Ömer şu cevabı verir: "Bu ayet ne benim içindir, ne de arkadaşlarım içindir. Zira Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) şöyle buyurdu: "Benim tebliğ ettiklerimi, beni görenler (şahid olanlar) görmeyenlere tebliğ etsin, duyursun." Bizler, Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'i görenleriz, sizler ise görmeyenlersiniz, (biz size duyurmak zorundayız). Bu ayete gelince, o bizden sonra gelecek kimseler içindir ki onlara tebliğ edilse bile, onlar tebliği kabul etmeyecekler" der.

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/397-398.

Yine İbnu Mes'ud'dan, aynı âyetle alâkalı olarak şu rivayet gelmiştir:

#7,865
"Bir grub insan, İbnu Mes'ud'un yanında oturmakta iken, iki kişi arasında bir ihtilaf çıkar. Öyle ki her ikisi de birbirlerinin üzerine yürürler. Mecliste bulunanlardan biri: "Kalkıp bunlara ma'rufu emir, münkerden nehiyde bulunmayayım mı?" der. Yanındaki arkadaşı da "Bırak onları, sen kendine bak, zira Cenab-ı Hak: "Siz kendinize bakın..." buyuruyor" der. İbnu Mes'ud, bu konuşmayı işitince: "Yok öyle şey, henüz bu ayetin te'vili gelmedi, Kur'an bildiğiniz gibi, Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'in sağlığında vaki oldu. Bir kısım ayetlerinin te'vili Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'in vefatından az sonra vaki oldu. Bir kısım ayetlerin te'vili şimdiden sonra vaki olacak. Bir kısım ayetlerin tev'ili kıyamet sırasında vaki olacak. Bir kısım ayetlerin te'vili de kıyametten sonra, hesab anında vaki olacak. Sizin kalbleriniz vahdetini, birliğini muhafaza ettikçe, arzularınız müşterek oldukça, grublara bölünmediğiniz, birbirinizin zulmunü tadmadığınız müddetçe ma'rufu emredin, münkerden de nehyedin. Amma ne zaman kalbleriniz ayrılır, arzularınız birbirinden farklı hale gelir, birbirine muhalif fırkalara bölünür, birbirinizin zulmünü tadarsanız kişi, o zaman kendi haline baksın. İşte o zaman bu ayetin te'vili bize ulaşmış demektir..."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/397.

Hasan-ı Basrî'den gelen bir rivayete göre İbnu Mes'ûd (radıyallahu anh)'a bir adam gelerek: 

#7,864
"Siz kendinize bakın, kendiniz doğru yolu bulunca sapanlar size zarar vermez" mealindeki ayetten sorar. İbnu Mes'ud şu cevabı verir: ‘Şimdi bu ayette ifade edilen irşadı terketme zamanı değildir. Hal-i hazırda irşad makbuldür. Fakat irşadı terketmenin gerekeceği zaman yakında gelecektir. O zaman siz, irşadda bulununca size şu fenalıklar yapılacak (İbnu Mes'ud belki de: "Sizin irşadınızı dinleyen olmayacak" dedi). İşte o zaman kendinize bakın, başkasının sapıtması size zarar vermez."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/397.

Urs İbnu Amîre el-Kindî (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,863 ــ وعن عُرس بن ِ عميرةَ الكندِىِّ رَضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قالَ رَسُولُ اللّهِ #: ]إذا عُملتِ الخطيئةُ في ا‘رضِ كَانَ مَنْ شَهدَهَا فأنكرَهَا كمنْ غابَ عنهَا، وَمَنْ غابَ عنهَا فَرَضِيَهَا كانَ كمنْ شهدهَا[. أخرجهما أبو داود .
"Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, ona şahid olan bunu takbih ederse (kötü olduğunu te'yid ederse), o kötülüğü görmemiş gibi zararından kurtulur. O kötülüğe şahid olmadığı halde, işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahid olmuş gibi manen zarar görür."

Ebu Davud, Melâhim: 17, (4345); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/380.

İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu:

#7,862 ــ وعن ابن مسعود رَضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قالَ رَسُولُ اللّهِ #: ]مَا مِنْ نَبِىٍّ بعثَهُ اللّهُ تعالى في أمَّةٍ قبلِى إّ كَانَ لَهُ مِنْ أمّتِهِ حَوارِيُّونَ وَأصْحابٌ يأخذُونَ بِسُنَّتِهِ وَيَقْتَدُونَ بأمرِهِ ثم إنهَا تخلُفُ مِنْ بعدهم خُلوفٌ يَقُولونَ ما يَفْعَلُونَ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤمَرُونَ، فَمَنْ جَاهَدَهُمْ بيدِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ وَمَنْ جَاَهَدَهُمْ بِلِسانهِ فَهُو مُؤْمِنٌ وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِقَلْبِهِ فَهَُوَ مُؤمِنٌ. ليس وراء ذلك من ا“يمان حبةُ خردلٍ[. أخرجه مسلم.»حَوَارىُّ الرجل« خاصتُه وناصرُوهُ.»والخلوفُ« جمع خلْف بسكون الم، وهمُ الذين يأتونَ بعدَ مَن مضى ويكونونَ شرّاً منهم .
"Benden önce Allah'ın gönderdiği her peygamberin mutlaka ümmetinden havarileri ve arkadaşları olmuştur. Bunlar onun sünnetiyle amel ederler emirlerini de yerine getirirlerdi. sonra, bu peygamberlerin ardından öylesi kötüler zuhur etmişti ki, yapmadıklarını söyleyip, kendilerine emredilmeyeni de yapmışlardır. Kim bu güruhla eliyle mücahede ederse mü'mindir. Kim onunla diliyle mücahede ederse o da mü'mindir. Kim de onlarla kalbiyle mücahede ederse o da mü' mindir. Bunun gerisine, artık zerre miktar iman yoktur."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/377.

Tarık b. Şihab rahimullah dedi ki: “Bayram hutbelerini namazdan önceye alan ilk kimse Mervan’dır. Bir adam kalkıp Mervan’a: Sünnete aykırı davrandın” dedi. Mervan: Ey Falan kimse burada yapılanlar artık bırakıldı” dedi. Ebu Said Hudri (r.a) dedi ki: Rasülullah (s.a.v)’den işittim şöyle buyurdu:

#212 مَنْ رَأَى مُنْكَرًا فَغَيَّرَهُ بِيَدِهِ فَقَدْ بَرِئَ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يُغَيِّرَهُ بِيَدِهِ فَغَيَّرَهُ بِلِسَانِهِ فَقَدْ بَرِئَ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يُغَيِّرَهُ بِلِسَانِهِ فَغَيَّرَهُ بِقَلْبِهِ فَقَدْ بَرِئَ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ
“Sizden biriniz İslam’i olmayan bir hareket görürse o işe el atıp onu eliyle düzeltsin. Eliyle düzeltmeye gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Diliyle de düzeltmeye gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin, düzeltmeye çalışsın böylece görevini yapmış olur ama bu İman’ın en zayıfıdır.”

Tirmizî, Fiten: 11 Hn 2172; Müslim, İman: 20; Nesai İman ve Şearihi: 17 Hn: 5010-5009 ve diğerleri.

Numan b. Beşir (r.a.) dedi ki: Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#211 مَثَلُ الْقَائِمِ عَلَى حُدُودِ اللَّهِ وَالْمُدْهِنِ فِيهَا، كَمَثَلِ قَوْمٍ اسْتَهَمُوا عَلَى سَفِينَةٍ فِي الْبَحْرِ فَأَصَابَ بَعْضُهُمْ أَعْلَاهَا، وَأَصَابَ بَعْضُهُمْ أَسْفَلَهَا، فَكَانَ الَّذِينَ فِي أَسْفَلِهَا يَصْعَدُونَ فَيَسْتَقُونَ الْمَاءَ فَيَصُبُّونَ عَلَى الَّذِينَ فِي أَعْلَاهَا، فَقَالَ الَّذِينَ فِي أَعْلَاهَا: لَا نَدَعُكُمْ تَصْعَدُونَ فَتُؤْذُونَنَا، فَقَالَ الَّذِينَ فِي أَسْفَلِهَا: فَإِنَّا نَنْقُبُهَا مِنْ أَسْفَلِهَا فَنَسْتَقِي فَإِنْ أَخَذُوا عَلَى أَيْدِيهِمْ فَمَنَعُوهُمْ نَجَوْا جَمِيعًا، وَإِنْ تَرَكُوهُمْ غَرِقُوا جَمِيعًا
“Allah’ın çizdiği sınırlara riayet ederek İslam’ı yaşamaya dikkat gösterenlerle riyakarlık ve yağcılıkla Müslüman geçinenlerin durumu denizdeki bir geminin alt ve üst katını kur’a çekerek paylaşan insanların durumuna benzer. Bunlardan kimisine geminin alt kısmı kimine de üst kısmı düşer. Aşağıdakiler su almak için yukarı inip-çıkarlarken yukarıdakilerin üzerlerine su sıçrattılar. Bunun üzerine yukarıdakiler şöyle derler: “Yukarıya çıkarak bize eziyet etmenize müsaade etmeyeceğiz.” Aşağıdakiler de şöyle derler: “Biz de geminin alt kısmından bir delik açarak suyumuzu oradan alırız.” Eğer üsttekiler, alttakileri yapacakları bu işten el çektirmezlerse hepsi birden boğulup ölürler, onlara engel olurlarsa hepsi birden kurtulurlar.”

Tirmizi, Fiten: 12 Hn: 2173; Buhari, Şerike: 6 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.