Toplam 19,439 Hadis
Konular

Münafığın Alametleri Kategorisi

İbnu Ebi Müleyke rahimehullah anlatıyor:

#9,287 وعن ابن أبي مليكة قال: ]أدْرَكْتُ ثَثِينَ مِنْ أصْحَابِ رَسُولِ اللّهِ # مِمَّنْ شَهِدَ بَدْراً كُلُّهُمْ يَخَافُ النِّفَاقَ عَلى نَفْسِهِ، وََ يَأمَنُ الْمَكْرَ عَلى دِيْنِهِ، مَا مِنْهُمْ أحَدٌ يَقُولُ: إنَّهُ عَلى أيْمَانِ جِبْرِيلَ وَمِيكَائِيلَ عَلَيْهِمَا السَّمُ[. أخرجه البخاري في ترجمة .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın ashabından olup da Bedir Gazvesi'ne katılanlardan otuz kadarına yetiştim. Hepsi de kendi hesabına nifaktan korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı."

[Buharî, İman 36 (Bab başlığında kaydetti).]

Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,286 وعن حذيفة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]إنَّمَا كَانَ النّفَاقُ عَلى عَهْدِ رَسُولِ اللّهِ #، فأمَّا الْيَوْمَ فإنَّمَا هُوَ الْكُفْرُ بَعْدَ ا“يمَانِ[. أخرجه البخاري
"Nifak Resulullah (aleyhissalatu vesselam) devrinde vardı. Şimdi ise, imandan sonra küfür vardır." 

[Buhârî , Fiten 21.]

Büreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

#1,930 لَا تَقُولُوا لِلْمُنَافِقِ سَيِّدٌ فَإِنَّهُ إِنْ يَكُ سَيِّدًا فَقَدْ أَسْخَطْتُمْ رَبَّكُمْ
"Münafığa "efendi" demeyin. Zira eğer o, seyyid olursa Allah'ı kızdırırsınız."

Tahavi, Müşkilil Eser Hn: 5987; Ebu Davud, Edeb: 83 Hn: 4977; Buhari, Edebül Müfred Hn: 760; Bahrul Zahhar bi Müsnedi Bezzar Hn: 4387. AÇIKLAMA: Seyyid: Efendi, sahib manasına gelir. Bu sebeple, bir gruba veya bir köleye veya bir emvale sahip olan kimseye seyyid denmektedir. Bunun dilimizdeki en yakın karşılığı efendidir. Yerine göre ağa kelimesi de kullanılabilir. Seyyid kelimesi, birisi hakkında kullanmak tazim, yani o kimseyi büyüklemek manasını ifade ettiği için Allah'ın gadabına sebep olmaktadır. Çünkü İlahî ölçüler nazarında, münafık ta'zime müstehak olmayanlardandır. Çünkü o kendisine yalan ve nifakı prensip edinmiştir, hiç böyle birisi saygıya, efendiliğe müstehak olur mu? Hadisin şu manaya geldiği de söylenmiştir:

Ebu Musa el Eşari r.a. dedi ki: Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#238 مَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْأُتْرُجَّةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا طَيِّبٌ، وَمَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لَا يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ التَّمْرَةِ لَا رِيحَ لَهَا وَطَعْمُهَا حُلْوٌ، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ مَثَلُ الرَّيْحَانَةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي لَا يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ لَيْسَ لَهَا رِيحٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ
“Kur’an okuyan Mü’min kimsenin hali turunca benzer kokusu da tadı da güzeldir. Kur’an okumayan Mü’min’in hali ise hurmaya benzer tadı güzel olup kokusu yoktur. Kur’an okuyan Münafığın hali Reyhan (Fesleğen)’e benzer kokusu güzeldir fakat tadı acıdır. Kur’an okumayan Münafığın durumu ise Ebu Cehil karpuzuna benzer tadı acı olup kokusu da yoktur.”

Buhari, Sahih Hn: 5427-7560; Müslim, Sahih Hn: 799; Tirmizi, Emsal: 4 Hn: 2865; Nesai, İman ve Şearihi: 32 Hn: 5038; İbn Mâce, Mukaddime: 44 Hn: 214 ve diğerleri.

İbni Ömer r.a. dedi ki: Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

#236 مَثَلُ الْمُنَافِقِ كَمَثَلِ الشَّاةِ الْعَائِرَةِ بَيْنَ الْغَنَمَيْنِ تَعِيرُ فِي هَذِهِ مَرَّةً وَفِي هَذِهِ مَرَّةً لَا تَدْرِي أَيَّهَا تَتْبَعُ
“Münafığın örneği iki sürü arasında şaşkın şaşkın dolaşan bir koyuna benzer bir o sürüye karışır bir bu sürüye karışır hangi sürünün peşinden gideceğini bilmez.”

Buhari, İman: 19; Müslim, İman: 38; Nesai, İman ve Şearihi: 31 Hn: 5037 ve diğerleri

Abdullah (ibni Mesud) (r.a.) dedi ki:

#225 ثَلَاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ فَهُوَ مُنَافِقٌ: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، فَمَنْ كَانَتْ فِيهِ وَاحِدَةٌ مِنْهُنَّ لَمْ تَزَلْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتَّى يَتْرُكَهَا
“Üç özellik kimde bulunursa o münafıktır. 1. Söylediği zaman yalan söylemek, 2. Emanet edildiğinde hainlik etmek, 3. Söz verdiğinde sözünde durmamak. Kimde bu özelliklerden biri bulunursa onu bırakıncaya kadar onda münafıklıktan bir özellik bulunmuş olur.”

Nesai İman 20 Hn: 5010.

Zeyd b. Erkam r.a.’dan rivâyet edildiğine göre, Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:

#191 إِذَا وَعَدَ الرَّجُلُ وَيَنْوِي أَنْ يَفِيَ بِهِ فَلَمْ يَفِ بِهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ
“Kişi söz verdiği ve sözünü yerine getirmeye niyet ettiği halde elinde olmayan sebeplerle yerine getiremez ise o zaman günahkar olmaz.”

Tirmizi, İman 14 Hn: 2633; Ebu Davud, Edeb: 82 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis garib olup isnadı pek sağlam değildir. Ali b. Abdil Alâ güvenilir bir kimsedir. Ebû’n Numân ve Ebû Vakkâs meçhul tanınmayan kişilerdir.

Abdullah bin Amr r.a. dedi ki: Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#190 أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا، وَإِنْ كَانَتْ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ فِيهِ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا: مَنْ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ
“Kendisinde dört özellik bulunan kişi mutlaka münafık olmuştur. Bu dört özellikten biri bulunursa o özelliği terk edinceye kadar o kimsede münafıklık özelliği bulunmuş olacaktır. Konuştuğu zaman yalan söyleyen, söz verdiği zaman sözünde durmayan, davalaştığında aşırı giden, anlaştığı zaman anlaşmasını bozan.” (

Buhari, İman: 25; Müslim, İman: 25; Tirmizi, İman 14 Hn: 2632 ve diğerleri. ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Hasan b. Ali el Hallâl, Abdullah b. Nümeyr vasıtasıyla A’meş’den Abdullah b. Mürre’den bu senedle hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadisin manası ilim adamlarınca amelde olan nifaktır. İnançla nifak, Rasûlullah (s.a.v.) zamanında yapılmış olan nifaktır. Hasan-ı Basrî’den buna benzer bir şey rivâyet edilmiştir ki o şöyle der: Nifak iki türlüdür. Amelde olan nifak diğeri de yalanlama nifakı.

Ebu Hüreyre r.a. dedi ki: Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#189 آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ
“Münafığın alameti üçtür; konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde hainlik eder.”

Buhari, İman: 25; Müslim, İman: 25; Tirmizi, İman 14 Hn: 2631 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis Alâ hadisi olarak hasen garibtir. Ebu Hüreyre’den değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir. Bu konuda İbn Mesud, Enes ve Cabir’den de hadis rivâyet edilmiştir. Ali b. Hucr, İsmail b. Cafer vasıtasıyla, Ebu Süheyl b. Mâlik’den babasından ve Ebu Hüreyre’den mana olarak bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir. Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Ebû Süheyl, Malik b. Enes’in amcası olup adı Mâlik b. Nafi’ b. Mâlik b. Ebû Amîr el Asbahî el Havlânî’dir.