Toplam 25,104 Hadis
Konular

Sohbet Kategorisi

Ebû Musa (radıyallâhu anh) anlatıyor:

#9,550 إِذَا مَرَّ أَحَدُكُمْ فِي مَجْلِسٍ، أَوْ سُوقٍ وَبِيَدِهِ نَبْلٌ، فَلْيَأْخُذْ بِنِصَالِهَا، ثُمَّ لِيَأْخُذْ بِنِصَالِهَا، ثُمَّ لِيَأْخُذْ بِنِصَالِهَا "، قَالَ: فَقَالَ أَبُو مُوسَى: وَاللَّهِ مَا مُتْنَا حَتَّى سَدَّدْنَاهَا بَعْضُنَا فِي وُجُوهِ بَعْضٍ
"Sizden biri bir meclis veya bir çarşıdan geçerken elinde ok bulunduğu takdirde, okun demir kısmını tutsun, onunla bir müslümanı yaralamasın." Ebu Musa (radıyallahu anh) derdi ki: "Biz, vallahi, onları ölmezden önce birbirimize yönelttik."

Buhârî, Fiten: 7, Salât: 67; Müslim, Birr: 124, Hn: 2615; Ebû Dâvud, Cihad: 72, (2587); 

Ebû Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,549 عن أبي ذرٍّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال لِي رَسُولُ اللّهِ #: يَا أبَا ذَرّ فَقُلْتُ: لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ يَا رَسُولَ اللّهِ وَأنَا فِدَاؤُكَ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bana: "Ey Ebu Zerr!" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, buyurun! Emrinizdeyim, canım sana feda olsun!" diye cevap verdim."

Ebû Dâvud, Edeb: 162, (5226);

Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,548 وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كَانَ رَسولُ اللّهِ # مَعَ إحْدَى نِسَائِهِ فَمَرَّ بِهِ رَجُلٌ فَدَعَاهُ وَقالَ: هذِهِ زَوْجَتِي. فقَالَ يَا رسولَ اللّهِ: مَنْ كُنْتُ أظُنُّ بِهِ فَلَمْ أكُنْ أظُنُّ بِكَ. فقَالَ: إنَّ الشَّيْطَانَ يَجْرِي مِن ابنِ آدَمَ مَجْرَى الدَّمِ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) kadınlarından biriyle beraber idi. Yanından bir adam geçti. Aleyhissalatu vesselam adamı çağırarak: "Bu benim  zevcemdir!" dedi. Adam: "Ey Alah'ın Resulü! Ben herkesten şüphe etsem de sizden şüphe etmem!" deyince, Aleyhissalatu vesselam: "Şeytan insana kanın nüfuz ettiği gibi nüfuz eder!" buyurdular."

Müslim, Selâm: 23, (2174); 

İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 

#9,547 وعن ابنِ عُمَر رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]نَهَى رَسُولُ اللّهِ # أنْ يَمْشِي الرَّجُلُ بَيْنَ المَرأتَيْنِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), erkeğin iki kadın arasında yürümesini yasakladı."

Ebû Dâvud, Edeb: 180, (5273); 

Ebû Üseyd (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,546 وعن أبي أسيْدٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّهِ # وَهُوَ خَارِجٌ مِنَ المَسْجِدِ، وَقَدْ اخْتَلَطَ الرِّجَالُ مَعَ النِّسَاءِ في الطَّرِيقِ. فقَالَ: اسْتَأخِرْنَ فَلَيْسَ لَكنَّ أنْ تَحْقُقْنَ الطَّرِيقَ. عَلَيْكُنَّ بِحَافَاتِ الطَّرِيقِ. فَكَانَتِ المَرْأةُ تُلْصِقُ بِالجِدَارِ حَتّى إنَّ ثَوْبَهَا لَيَتَعلَّقُ بِالجِدَارِ مِنْ لُصُوقِهَا بِهِ[. أخرجه أبو داود.»تحقُقْنَ الطَّرِيقَ« أيْ تَرْكبْنَ حُقّهَا، وَهُوَ وَسَطُهَا 
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), mescidden çıkıyordu. Yolda kadınlarla erkeklerin karışmış vaziyette olduklarını görünce, kadınlara: "Sizler geride kalın. Yolun ortasından gitmeyin, kenarlarından gidin!" diye ferman buyurdu. Bundan sonra, kadınlar nerdeyse duvara değecek şekilde kenardan yürürdü. Bazan bu değmeler sebebiyle, elbisenin duvara takıldığı olurdu."

 Ebû Dâvud, Edeb: 180, (5272); 

Ümmü Seleme (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: 

#9,545  وعن أم سلمة رَضِيَ اللّهُ عَنْها: ]أنَّ النبيَّ # كَانَ عِنْدَهَا وَفي الْبَيْتِ مُخَنَّثٌ. فقَالَ لِعَبْدِ اللّهِ بنِ أبِى أُمَيَّةَ أخِي أُمِّ سَلَمَةَ: يَا عَبْدَ اللّهِ إنْ فَتَحَ اللّهُ لَكُمْ غَداً الطَّائِفَ فإنِّى أدُلُّكَ عَلى ابْنةِ غَيَْنَ فَإنَّا تُقْبِلُ بِأرْبَعٍ وَتُدْبِرُ بِثَمانٍ. فقَالَ #: َ يَدْخُلَنَّ هؤَُءِ عَلَيْكُمْ. يَعْنِى المَخَنَّثِينَ فَحَجَبُوهُ. قالَ ابنُ جُرَيجٍ: المُخَنَّثُ هِيْتٌ[. أخرجه الثثة وأبو داود.قوله: »تُقْبلُ بِأرْبَعٍ« أي بأربع عكن.»وَتُدْبِرُ بِثَمانٍ« أراد أطراف العكن ا‘ربع من الجانبين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) yanımda idi. Evde bir muhannes vardı. Bu muhannes, Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah İbnu Ebi Ümeyye'ye: "Ey Abdullah,  şayet yarın Allah Taif'in fethini müyesser kılarsa, ben sana Gaylan'ın kızını göstereceğim. Çünkü o, gelirken dört, giderken sekizdir" der. Bu söz üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Böyleleri bir daha yanınıza girmesin" buyurdu. Bu sözüyle muhannesleri kasdetmişti. Bundan sonra onu, (evlerine girmekten) men ettiler."

Buhârî, Megâzî: 56, Nikâh: 113, Libâs: 62; Müslim, Selâm: 32, (2180); Muvatta, Vasiyyet: 5, (2, 767); Ebû Dâvud, Edeb: 61, (4929); 

Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,544 وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]أتى رَسولُ اللّهِ # فَاطِمَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْها بِعَبْدٍ قَدْ وَهَبَهُ لَهَا وَعَلَيْهَا ثَوْبٌ إذَا قَنَّعَتْ بِهِ رَأْسَهَا لَمْ يَبْلُغْ رِجْلَيْهَا، وَإنْ غَطَّتْ بِهِ رِجْلَيْهَا لَمْ يَبْلُغْ رَأسَهَا. فَلَمّا رَأى النَّبىُّ # مَا تَلْقَاهُ مِنَ التَّحَفُّظِ قالَ: لَيْسَ عَلَيْكِ بَأسٌ إنَّمَا هُوَ أبُوكِ وَغَُمُكِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Fatıma (radıyallahu anha)'ya, bir  köle getirdi. Bunu ona hibe etmişti. Hz. Fatıma'nın üzerinde (çok uzun olmayan) bir elbise vardı, elbiseyi başına çekecek olsa öbür ucu ayaklarına ulaşmıyordu. Elbisesiyle ayaklarını örtecek olsa üst ucu başına yetişmiyordu. Resulullah (aleyhissalatu vesselam), örtünme hususunda maruz kaldığı sıkıntıyı görünce: "Bu kıyafette olmanın sana bir mahzuru yok, zira, karşındakiler baban ve kölendir." buyurdu."

Ebû Dâvud, Libâs: 35, (4106); 

Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor:

#9,543 وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ]أنَّ امْرَأةً كَانَ في عَقْلِهَا شَىْءٌ. فقَالَتْ: يَا رسُولَ اللّهِ، لِي إلَيْكَ حَاجَةٌ. قالَ: يَا أُمَّ فَُنٍ انْظُرِي إلى أيِّ السِّكَكِ شِئْتِ حَتّى أقْضِيَ لَكِ حَاجَتَكِ فَخََ مَعَهَا في بَعْضِ الطُّرُقِ حَتّى فَرَغَتْ مِنْ حَاجَتِهَا[. أخرجه مسلم وأبو داود .
"Aklında bir şeyler olan bir kadın vardı. Bir gün Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a: "Ey Allah'ın Resulü! Benim sana bir ihtiyacım var!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ey ümmü fülan, yollardan hangisini dilersen bak da ihtiyacını göreyim" dedi. Kadınla birlikte bir sokağa gitti, kadın da ihtiyacını arzetti."

Müslim, Fedâil: 76, (2326); Ebû Dâvud, Edeb: 13, (4818, 4819); 

İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,542 عن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قال رَسولُ اللّهِ: أَ َ يَخْلُوَنَّ رَجُلٌ بِامْرَأةٍ إَّ مَعَ ذِي مَحْرَمٍ[. أخرجه الشيخان .
"Sakın bir erkek, yanında mahremi olmadıkça yabancı bir kadınla yalnız kalmasın."

Buhârî, Nikâh: 111, Cezâu's-Sayd: 26, Cihâd: 140, 181; Müslim Hacc: 424, (1341); 

Zeyd İbnu Vehb anlatıyor: 

#9,541 وعن زيد بن وهب قال: ]أتى ابنَ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه فَقِيلَ لَهُ: هذَا فَُنٌ تَقْطُرُ لِحْيَتُهُ خَمْراً. فقَالَ عَبْدُاللّهِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: إنَّا قَدْ نُهِيْنَا عَنِ التَّجَسُّس وَلَكِنْ إنْ يَظْهَرْ لَنَا شَىْءٌ نَأخُذْ بِهِ[. أخرجه أبو داود .
"İbnu Mes'ud (radıyallahu anh)'a (bir adam) getirilip: "Şu herif falancadır, sakalından şarap damlıyor" denildi. Abdullah (radıyallahu anh): "Ben tecessüsten men edildim. Lakin bize bir şey zahir olursa onu ele alırız!" cevabını verdi."

Ebû Dâvud, Edeb: 44, (4890); 

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 

#9,540 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رَسولُ اللّه #: َ يَسْتُرَ عَبْدٌ عَبْداً في الدُنْيَا إَّ سَتَرَهُ اللّهُ تَعَالىَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ[. أخرجه مسلم .
"Bir kul dünyada bir kulu örterse, Allah Kıyamet günü onu mutlaka örter."

Müslim, Birr: 72, (2590); 

Ukbe İbnu Âmir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,539 وعن عقبة بن عامر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رَسُولُ اللّهِ #: مَنْ رَأى عَوْرَةً فَستَرَهَا كَانَ كَمَنْ أحْيَا مَوْءُودَةً[. أخرجه أبو داود .
"Kim bir ayıp görür ve onu örterse, diri diri gömülmüş bir kızı ihya etmiş gibi olur."

Ebû Dâvud, Edeb: 45 (4891); 

Hz.Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor:

#9,538 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنْها قالت: ]اعْتَلَّ بَعِيرٌ لِصَفِيَّةَ بِنْتِ حُىَيٍّ، وَعِنْدَ زَيْنَبَ فَضْلُ ظَهْرٍ. فقَالَ رَسُولُ اللّهِ لِزَيْنَبَ: أعْطِيهَا بَعِيراً. فقَالَتْ: أنَا أُعْطِي تِلْكَ الْيَهُودِيَة؟ فَغَضِبَ النّبىُّ # فَهَجَرَها ذَا الحِجَّةِ وَالمُحَرَّمَ وَبَعْضَ صَفَرٍ[. أخرجه أبو داود .
"Safiyye Bintu Huyeyy'in devesi hastalandı. Zeyneb Bintu Cahş'ın yanında fazla deve vardı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ona: "Safiyye'ye bir deve ver!" buyurdu. Zeyneb: "Ben bu yahudi kızına deve  mi verecek mişim?" diyerek (red cevabı verdi). Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ona kızıp, Zilhicce ve Muharrem ayları ile Safer ayının bir kısmı boyunca küstü."

Ebû Dâvud, Sünnet: 4, (4602); 

Ebû Hırâş es-Sülemî radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,537 وعن أبي خَراشٍ السُّلَميِّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رَسُولُ اللّهِ #: مَنْ هَجَرَ أخَاهُ سَنَةً فَهُوَ كَسَفْكِ دَمِهِ[. أخرجه أبو داود.
"Kim kardeşine bir yıl küserse, bu tıpkı kanını dökmek gibidir."

Ebû Dâvud, Edeb: 55, (4915); 

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,536 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّه #: َ يَحِلُّ لِمُؤْمِنٍ أنْ يَهْجُرَ مُؤْمِناً فَوْقَ ثََثٍ. فإنْ مَرَّتْ بِهِ ثََثٌ فَلْيَلْقَهُ وَلْيُسَلِّمْ عَلَيْهِ، فإنْ رَدَّ عَلَيْهِ فَهُمَا شَرِيكَانِ في ا‘جْرِ، وَإنْ لَمْ يَرُدَّ فَقَدْ بَاءَ بِا“ثْمِ[. وفي أخرى: ]مَنْ هَجَرَ فَوْقَ ثََثٍ فَمَاتَ دَخَلَ النَّارَ[. أخرجه أبو داود .
"Bir mü'minin diğer bir mü'mine üç günden fazla küsmesi helal olmaz. Üzerinden üç gün geçince, ona kavuşup selam versin. Eğer o selama mukabele ederse ecirde her ikisi de ortaktır. Mukabele etmezse günah onda kalmıştır." Bir diğer rivayette şöyle buyrulmuştur: "Kim üç günden fazla küs kalır ve ölürse cehenneme girer."

Ebû Dâvud, Edeb: 55, (4912, 4914); 

Semüre İbnu Cündeb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,535 وعن سَمُرة بن جُندَب رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كَانَ لِى عَضُدٌ مِنْ نَخْلٍ في حَائِطِ رَجُلٍ مِنَ ا‘نْصَارِ، وَمَعَ الرَّجُلِ أهْلُهُ. فَكَانَ سَمُرةُ يَدْخُلُ إلى نَخْلِهِ فَيَتَأذَّى بِهِ الرَّجُلُ. فَطَلَبَ إلَيْهِ أنْ يُنَاقِلَهُ فَأبَى. فَأتَى ا‘نْصَاريُّ رَسُولَ اللّهِ # فَذَكَرَ لَهُ ذلِكَ. فَطَلَبَ إلَيْهِ رَسولُ اللّهِ # أنْ يَبِيعَهُ فأبَى. فَطَلَبَ أنْ يُنَاقِلَهُ فَأبَى. قالَ: فَهَبْهُ لِى، ولَكَ كَذَا وَكَذَا أجْراً رَغْبَةً فِيهِ. فَأبَى؛ فقَالَ: أنْتَ مُضَارٌّ، ثُمَّ قَالَ لِ‘نْصَارِيِّ اذْهَبْ فَاقْلَعْ نَخْلَهُ[. أخرجه أبو داود.          »الْعَضُدُ« هنا طريقة من النخل.»وَالمُضَارُّ« الذى يضُر رَفيقه وشريكه وجارَه .
 "Ensar' dan bir zatın bahçesinde benim bodur bir hurma ağacım vardı. O zat ailesiyle beraberdi. Semüre, kendi ağacına gitmek üzere bahçeye girerdi. Bu girişten bahçe sahibi rahatsız oluyordu. Kendisine o ağacı (bir başka yerdeki ağaçla) değiştirmeyi taleb etti. Ama  Semüre kabul etmedi. Bunun üzerine Ensari (radıyallahu anh) Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'a gelip durumu anlattı. Resulullah Semüre'ye o ağacı satmasını taleb etti; fakat o kabul etmedi. Bu sefer (bir başka yerdeki ağaçla) değiştirmeyi teklif etti, o bunu da kabul etmedi. Resulullah: "ağacı ona bağışla!" dedi ve buna rağbet etmesi için "şöyle şöyle ecir var!" buyurdu. Semüre yine kabul etmedi. Bunun üzerine Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Sen muzır birisin!" dedi. Sonra Ensari zata dönüp: "Git, onun hurmasını sök!" buyurdu."

Ebû Dâvud, Akdiye: 31, (3636); 

Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor:

#9,534 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنْها قالت: ]قُلْتُ يَا رسولَ اللّهِ: إنَّ لِي جَارَيْنِ فَإلَى أيِّهِمَا أُهْدِي. قالَ: إلى أقْرَبِهِمَا مِنْكَ بَاباً[. أخرجه البخاري وَأبو داود .
"(Bir gün), ey Allah'ın Resulü! dedim, iki komşum var, hangisine (öncelikle) hediyede bulunayım?" "Sana kapı itibarıyla hangisi yakınsa ona!" cevabını verdi."

] Buhârî, Edeb: 32, Şüf'a: 3, Hibe: 16; Ebû Dâvud, Edeb: 132, (5155);

Yine Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

#9,533 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسُولُ اللّهِ #: مَنْ كَانَ يُؤمِنُ بِاللّهِ وَالْيوْمِ اŒخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ اŒخِرِ فَلْيُحْسِنْ إلى جَارِهِ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ اŒخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْراً أوْ لِيَسْكُتْ[. أخرجه الشيخان، وأبو داود، واللفظ له .
"Kim Allah'a ve ahirete inanıyorsa misafirine ikram etsin. Kim Allah'a ve ahirete inanıyorsa komşusuna ihsanda (iyilikte) bulunsun. Kim Allah'a ve ahirete inanıyorsa hayır söylesin veya sükut etsin."

Buhârî, Edeb: 31, 85, Nikâh: 80, Rikâk: 23; Müslim, İmân: 74, (47); Ebû Dâvud, Edeb: 132, (5154); 

Ebû'l-Müleyh, bir adamdan naklen demiştir ki: 

#9,531 وعن أبي المُلَيح عن رجل قال: ]كُنْتُ رَدِيفَ رَسولِ اللّهِ # فَعَثَرَتْ بِِهِ الدَّابَّةُ. فَقُلْتُ: تَعِسَ الشَّيْطَانُ. فقَالَ: َ تَقُلْ ذلِكَ، فإنَّكَ إذَا قُلْتَهُ تَعَاظَمَ حَتّى يَكُونَ مِثْلَ الْبَيْتِ، وَيَقُولُ: صَرَعْتُهُ بِقُوَّتِي، وَلَكِنْ قُلْ: بِسْمِ اللّهِ، فإنَّكَ إذَا قُلْتَ ذلِكَ تَصَاغَرَ حَتّى يَكُونَ مِثْلَ الذُّبَابِ[. أخرجه أبو داود .
"Ben  Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'ın terkisinde idim. Hayvanın ayağı kaydı, Ben, "Kör şeytan!" demiş bulundum. Bana: "Böyle söyleme, zira böyle söylersen o büyür, hatta ev kadar olur ve "kendi gücümle onu yere attım!" der. Fakat sen: "Bismillah!" de, zira böyle söylersen o küçülür ve sinek kadar olur."

Ebû Dâvud, Edeb: 85, (4982);

Hz. Muâz  (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,530 وعن معاذ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كُنْتُ رَدْفَ رسولِ اللّهِ # عَلى حِمَار يُقَالُ لَهُ عُفَيْرٌ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'ın Ufeyr denen merkebinin terkisinde idim."

Ebû Dâvud, Cihâd: 53, (2559); 

Abdullah İbnu Câfer (radıyallâhu anhümâ), İbnu'z-Zübeyr'in, kendisine şunları söylediğini anlatmıştır: 

#9,529 وعن عبداللّه بن جعفر رَضِيَ اللّهُ عَنْهما أنه قال له ابن الزبير: ]أتَذْكُرُ إذْ تَلَقَّيْنَا رسولَ اللّهِ # أنَا وَأنْتَ وَابْنُ عَبَّاسٍ؟ قالَ: نَعَمْ. فَحَمَلَنَا وَتَرَكَكَ[. أخرجه الشيخان، وهذا لفظهما، وأبو داود .
"Hatırlar mısın, hani biz Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'ı karşılamıştık: Ben, sen ve İbnu Abbas!" Abdullah: "Evet hatırlıyorum" , demiş ve ilave etmiştir: "Bizi bineğine almış, seni terketmişti."

Buhârî, Cihâd: 196; Müslim Fedâilu's-Sahâbe: 65, (2427); Ebû Dâvud, Cihâd: 60, (2566); 

İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 

#9,528 وعن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]مِنْ السُّنّةِ تَخْفِيفُ الجُلُوسِ، وَقِلَّةُ الصَّخَبِ في عِيَادَةِ المَريضِ[. أخرجه رزين .
"Hastayı ziyaret ederken az oturmak ve az gürültü yapmak sünnettendir."

 Rezîn ilavesidir. Buhârî,  İlm: 39, Cihad 176 Cizye: 6; Megazî: 83, İ'tisâm: 26, Mardâ: 17; 

Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,527 وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ]أنَّ غَُماً مِنَ الْيَهُودِ كَانَ يَخْدُمُ النّبيَّ # فَمَرِضَ فَعَادَهُ النّبيُّ # فَقَعَدَ عِنْدَ رَأسِهِ فَقالَ لَهُ: أسْلِمْ. فَنَظَرَ إلى أبيه وهو عنده، فقَالَ أطِع أبا القاسِم فأسلم، فخرج النبيُّ # وَهُوَ يَقُولُ: الحَمْدُ للّهِ الَّذِي أنْقَذَهُ بِى مِنَ النَّارِ[. أخرجه البخاري وأبو داود.
"Yahudilerden bir çocuk Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'a hizmet ediyordu. Bir gün hastalandı. Resulullah onun ziyaretine geldi. Baş ucunda oturdu ve: "Müslüman ol!" buyurdu. Çocuk yanında durmakta olan babasına baktı. Babası da: "Ebu'l-Kasım'a itaat et!" diye emretti. Çocuk derhal müslüman oldu. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  oradan ayrıldığı vakit şöyle diyordu: "Onu benim vesilemle ateşten kurtaran Allah'a hamdolsun."

Buhârî, Cenâiz: 80, Merdâ: 11; Ebû Dâvud, Cenâiz: 5, (3095);

Zeyd İbnu Erkam (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,526 وعن زيد بن أرقم رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]عَادَنِي رسولُ اللّهِ # مِنْ وَجَعٍ كَانَ بِعَيْنَيَّ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  gözümdeki bir ağrı sebebiyle beni ziyaret etti."

Ebû Dâvud, Cenaiz: 9, (3102);

Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki: 

#9,525 وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّه #: مَنْ تَوَضّأ فَأحْسَنَ الْوُضُوءَ، وَعَادَ أخَاهُ المُسْلِمَ مُحْتَسِباً بُوعِدَ مِنَ النَّارِ مَسِيرَةَ سَبْعِينَ خَرِيفاً[.قال أنس: »الخَريفُ« العام. أخرجه أبو داود.
"Kim abdest alır ve abdestini mükemmel kılar sevab ümidiyle müslüman kardeşini hasta iken ziyaret ederse, ateşten, yetmiş yıllık yürüme mesafesi kadar uzaklaştırılır."

Ebû Dâvud, Cenâiz: 7, (3097); 

Atâ el-Horasânî anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki: 

#9,523 وعن عطاء الخراساني: ]أنَّ رسولَ اللّهِ # قالَ: تَصَافَحُوا يَذْهَبِ الْغِلُّ، وتَهَادُوا تَحَابُّوا وَتَذْهَبِ الشَّحْنَاءُ[. أخرجه مالك .
"Musafaha edin ki, kalblerdeki kin gitsin, hediyeleşin ki birbirinize sevgi doğsun ve aradaki düşmanlık bitsin."

Muvatta, Hüsnü'l-Hulk: 16, (2, 908);

Ebû Dâvud'da Muâz İbnu Enes'ten aynı ma'nâda bir rivayet vardır. Ayrıca şu ziyade yer alır:

#9,522 و‘بي داود عن معاذ بن أنس بمعناه. وزاد ]ثُمَّ أتَى أخَرُ فقَالَ: السََّمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّه وَبَرَكَاتُهُ وَمَغْفِرَتُهُ. فَرَدَّ عَلَيْهِ رسولُ اللّهِ # وَقالَ: أرْبَعُونَ ثُمَّ قالَ: هكذَا تَكُونُ الْفَضَائِلُ[ .
"Sonra bir diğeri geldi ve dedi ki: "Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve  berekatuhu ve mağfiretuhu." Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  mukabelede bulundu ve: "Kırk (sevap)" deyip ilave etti: "Böylece (ziyade edilen her kelime için) sevap artar.

Ebû Dâvud, Edeb: 143, (5196); 

Yine Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki:

#9,521 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رَسُولُ اللّهِ #: لَمّا خَلَقَ اللّهُ آدَمَ عَلى صُورَتِهِ طُولُهُ سِتُّونَ ذِرَاعاً. قالَ: اذْهَبْ فَسَلِّمْ عَلى أُولئِكَ نَفَرٌ مِنَ المََئِكَةِ جُلُوسٌ فَاسْتَمِعْ مَا يُحَيُّونَكَ، فَإنَّهَا تَحِيَّتُكَ وَتَحيَّةُ ذُرِّيَّتِكَ. فقَالَ: السََّمُ عَلَيْكُمْ. فقَالُوا: السََّمُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللّهِ فَزَادُوهُ وَرَحْمَةُ اللّهِ. فَكُلُّ مَنْ يَدْخُلُ الجَنَّةَ عَلى صُورَةِ آدَمَ. فَلَمْ يَزِلِ الخَلْقُ يَنْقُصُ بَعْدُ حَتَّى اŒنَ[. أخرجه الشيخان .
"Allah Teala Hazretleri, Hz. Âdem (aleyhisselam)'ı kendi sureti üzere ve boynunu da altmış zira olarak yaratınca: "Git, şu oturan meleklere selam ver, onların seni nasıl selamlayacaklarına da dikkat et, dinle. Zira o selam, senin ve zürriyetinin selamı olacaktır" dedi. (Bunun üzerine Âdem onlara gidip): "Esselamü aleyküm!" diye selam verdi. Melekler: "Esselamü aleyke verahmetullahi" dediler ve selama mukabele ederken verahmetullahi'yi ilave ettiler. Cennete her giren Hz. Âdem suretinde (ve boyu da altmış arşın boyunda) olacak. Halk şu ana kadar (boyca) hep eksilmektedir."

Buhârî, İsti'zân: 1, Enbiya: 1, Müslim, Cennet: 28, (2841); 

Ubeydullah İbnu Ebî Râfî, Hz. Ali (radıyallâhu anh)'den nakletmiştir:

#9,520 وعن عبيداللّه بن أبي رافع عن علي بن أبي طالب رَضِيَ اللّهُ عَنْه. قال أبو داود رَفَعَهُ الحَسَنُ بْنُ عَليٍّ أيْ عَنْ رسولِ اللّهِ # قالَ: ]يُجْزِئُ عنِ الجَمَاعَةِ إذَا مَرُّوا أنْ يُسَلِّمَ أحَدُهُمْ وَيُجْزِئُ عَنِ الجُلُوسِ أنْ يَرُدَّ أحَدُهُمْ[. أخرجه أبو داود .
Ebu Davud derki: "Hasan İbnu Ali ise bunu merfu olarak yani Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) 'dan rivayet etmiştir. Bir cemaat giderken, yeri gelince içlerinden bir kişinin  selam vermesi hepsi için yeterlidir. Oturanlar adına  da bir kişinin mukabelesi yeterlidir."

 Ebû Dâvud, Edeb: 152, (5210); 

Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor:

#9,519 وعن ابن عمرو بن العاص رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]سُئِلَ رسولُ اللّه #: أيُّ ا“سَْمِ خَيْرٌ؟ قالَ: تُطْعِمُ الطَّعَامَ، وَتَقْرَأُ السََّمَ عَلى مَنْ عَرَفْتَ وَمَنْ لَمْ تَعْرِفْ[. أخرجه أبو داود. قلت: وَأخرَجه البخاري في كتاب ا“يمان من صحيحه بهذا اللفظ، واللّه أعلم .
"Resulullah'a: "İslam'ın hangi ameli daha hayırlı?" diye sorulmuştu. "Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selam vermen" diye cevap verdi."

Ebû Dâvud, Edeb: 142, (5194); 

İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  bana  buyurdular ki:

#9,518 وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال لي رسولُ اللّهِ # إذْنُكَ عَلَيَّ أنْ يُرْفَعَ الحِجَابُ، وَأنْ تَسْمَعَ سَوادِي حَتَّى أنْهَاكَ[. أخرجه مسلم.»سَوَادِي« أى صوتي .
"Senin, yanıma girmen için iznin, perdenin kaldırılması ve benim fısıltımı işitmendir. Seni ben men edinceye kadar iznim böyle devam edecek."

Müslim, Selam: 16, (2169); 

Atâ İbnu Yesâr (rahimehullah) anlatıyor: 

#9,517 وعن عطاء بن يسار: ]أنَّ رَجًُ سَألَ رسولَ اللّهِ # فقَالَ: أسْتَأذِنُ عَلى أُمِّي؟ فقَالَ نَعَمْ. فقَالَ الرَّجُلُ: إنِّي مَعَهَا في الْبَيْتِ. فقَالَ: اسْتَأذِنْ عَلَيْهَا. فقَالَ: إنِّي خَادِمُهَا؟ فقَالَ رسولُ اللّهِ #: اسْتَأذِنْ عَلَيْهَا، أتُحِبُّ أنْ تَرَاهَا عُرْيَانَةً؟ قَالَ: َ. قالَ: فَاسْتَأذِنْ عَلَيْهَا[. أخرجه مالك .
Ata İbnu Yesar (rahimehullah) anlatıyor: "Bir adam Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'a sordu: "Annemin yanına girerken izin isteyeyim mi?" "Evet iste." "Ama ben evde onunla beraber kalıyorum." "Annenin yanına girerken izin iste!" "Ama ben ona hizmet ediyorum." "Anneden izin iste! Anneni çıplak görmen hoşuna gider mi?" "Hayır!" "Öyleyse ondan izin iste!"

Muvatta, İsti'zân: 1, (2, 963); 

Yine Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,516 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّه #: إذَا دُعِيَ أحَدُكُمْ إلى طَعَامٍ فَجَاءَ  مَعَ الرَّسُولِ فَإنَّ ذلِكَ إذْنٌ لَهُ[. أخرجهما أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Biriniz yemeğe çağırıldığı vakit, elçi ile birlikte gelince bu onun için izin sayılır, (ayrıca izin istemeye gerek yoktur)."

Ebû Dâvud, Edeb: 140, (5189-5190); 

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,515 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّه #: إذَا دَخَلَ الْبَصَرُ فََ إذْنَ، زاد في رواية: إنَّمَا اسْتِئْذَانُ مِنَ النَّظَرِ[ .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  buyurdular ki: "Göz içeri girdi mi artık izin yok." Bir rivayette de şu ziyade gelmiştir: "İzin istemek görme sebebiyledir."

Ebû Dâvud, Edeb: 136, (5173); 

Abdullah Büsr (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,514 وعن عبداللّه يُسْر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كَانَ رَسولُ اللّهِ # إذَا أتَى بَابَ قَوْمٍ لَمْ يَسْتَقْبِلِ الْبَابَ مِنْ تِلْقَاءِ وَجْهِهِ وَلكِنْ مِنْ رُكْنِهِ ا‘يْمَنِ أوْ ا‘يْسَر. ثُمَّ يَقُولُ: السََّمُ عَلَيْكُمْ، السََّمُ عَلَيْكُمْ، وذلِكَ أنَّ الدُّورَ يَوْمَئِذٍ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهَا سُتُورٌ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  bir kavmin kapısına gelince, yüzüyle kapıya dönmezdi. Sağ veya sol omuzunu çevirirdi. Sonra da: "Esselamü aleyküm, esselamü aleyküm!" derdi. Böyle yapışı o sıralarda kapılarda örtü olmayışındandı."

 Ebû Dâvud, Edeb: 138, (5186); 

Avf İbnu Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,513 وعن عوف بن مالك رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]أتَيْتُ رَسولَ اللّهِ # في غَزْوةٍ تَبُوكَ وَهُوَ في قُبَّةٍ مِنْ اَدَمٍ فَسلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ عَلَيَّ وَقالَ: ادْخُلْ. قُلْتُ: أكُلِّي يَا رَسولَ اللّهِ؟ قالَ: كُلُّكَ. فَدََخَلْتُ؛ قالَ إنَّمَا قالَ ذلِكَ مِنْ صِغَرِ القُبَّةِ[. أخرجه أبو داود .
"Tebük Gazvesi sırasında Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'a uğradım. Deriden yapılmış bir çadırda idi. Selam verdim. Selamıma mukabele etti ve: "Gir!" buyurdu. Ben: "Tam olarak mı, ey Allah'ın Resulü?" dedim. "Tam olarak gir!" dedi. Ben de girdim." (Ravi) der ki: "Tam olarak mı gireyim?" diye sorması, çadırın küçüklüğünden dolayı idi."

Ebû Dâvud, Edeb: 92, (5000, 5001); Buhârî, Cizye: 15; İbnu Mâce, Fiten: 25, (4042); 

Kays İbnu Sa'd İbni Ubâde (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor:

#9,512 وعن عوف بن مالك رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]أتَيْتُ رَسولَ اللّهِ # في غَزْوةٍ تَبُوكَ وَهُوَ في قُبَّةٍ مِنْ اَدَمٍ فَسلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ عَلَيَّ وَقالَ: ادْخُلْ. قُلْتُ: أكُلِّي يَا رَسولَ اللّهِ؟ قالَ: كُلُّكَ. فَدََخَلْتُ؛ قالَ إنَّمَا قالَ ذلِكَ مِنْ صِغَرِ القُبَّةِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  bizi, evimizde ziyaret etti. Ve: "Esselamü aleyküm ve rahmetullah!" dedi. Babam, çok hafif bir sesle mukabelede bulundu. Babama: "Resulullah'a izin vermiyor musun?" dedim. O: "Bırak, bize çokça selam okusun!" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  tekrar: "Esselamü aleyküm ve rahmetullah!" dedi. Sa'd yine hafif bir sesle mukabele etti. Sonra Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  tekrar: "Esselamü aleyküm ve rahmetullah!"dediler ve döndüler. Sa'd peşine düştü ve: "Ey Allah'ın Resulü, ben senin selamını işitiyordum. Ancak, bize daha fazla selam vermen için alçak sesle  mukabele ediyorum" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam onunla birlikte geri döndü. Ondan su isteyip gusletti. Sonra Sa'd, zaferan veya versle boyanmış bir havlu verdi, Aleyhissalatu vesselam onu sarındı. Sonra ellerini kaldırıp: "Allah'ım, Sa'd İbnu Ubade ailesine mağfiret ve rahmet buyur!" diye dua etti. Sonra yemek yedi. Geri dönmek isteyince Sa'd, bir merkeb yaklaştırdı. Üzerine kadife bir örtü yaymıştı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  merkebe bindi. Sa'd, bana: "Ey Kays, Resulullah'a refakat et!" dedi. Ben de refakat ettim. Yolda Aleyhissalatu vesselam bana: "Benimle sen de bin!" dedi, ben imtina edince: "Ya binersin, ya dönersin!" buyurdular. Ben de geri döndüm."

Ebû Dâvud, Edeb: 138, (5185); 

Rıb'î İbnu Hirâş, Benî Âmir'e mensub bir adamdan naklediyor: 

#9,511 عن رِبْعي بن حراش قال: ]عن رجل مِن بني عامرٍ إنهُ استأذَنَ عَلى النّبيِّ # وَهُوَ في بَيْتٍ فقَالَ: ألِجُ؟ فقَالَ # لِخَادِمِهِ: اُخْرُجْ إلى هذَا فَعَلِّمْهُ اسْتِئْذَانَ فَقُلْ لَهُ قُلِ: السََّمُ عَلَيْكُمْ، أأدْخُلُ؟ فَسَمِعَهُ الرَّجُلُ. فَقَالَ: السََّمُ عَلَيْكُمْ، أأدْخُلُ؟ فَأذِنَ له النّبيُّ # فَدَخَلَ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  bir evde bulunduğu sırada, yanına girmek için: "Girebilir miyim?" diye izin istedi. Aleyhissalatu vesselam hizmetçisine: "Çık, şu gelene isti'zan adabını öğret, bu maksadla ona: "Esselamün aleyküm, girebilir miyim?" demesini söyle!" buyurdu. Adam bunu işitmişti, (hizmetçiyi beklemeden): "Esselamü aleyküm, girebilir miyim?" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  da  adama izin verdi, o da girdi.

Ebû Dâvud, Edeb: 137, (5177, 5178), 5179); 

Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ)'nin anlattığına göre,

#9,510 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنْها: ]أنَّهَا مَرَّ بِهَا سَائِلٌ فَأعْطَتْهُ كِسْرَةً، وَمَرَّ بِهَا آخَرُ وَعَلَيْهِ ثِيَابٌ وَلَهُ هَيْئَةٌ فَأقْعَدَتْهُ فَأكَلَ. فَقِيلَ لَهَا في ذلِكَ؟ فقَالَتْ. قَالَ رسولُ اللّه #: أنْزِلُوا النَّاسَ مَنَازِلَهُمْ[. أخرجه أبو داود .
"Kendisine bir dilenci uğramıştır, o da bir parça  ekmek vermiştir. (Bir müddet sonra) üstü başı düzgün, kıyafeti yerinde bir dilenci daha uğramıştır. Hz. Âişe onu oturtup yemek yerdirmiştir. Kendisine bunun sebebi sorulunca şu açıklamayı yapmıştır: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "İnsanlara mevkilerine göre ikramda bulunun" buyurmuştu."

 Ebû Dâvud, Edeb: 23, (4842); 

Yine Ebû Musa (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki:

#9,509 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّه #: إنَّ مِنْ إجَْلِ اللّهِ تَعَالى إكْرَامَ ذِي الشَّيْبةِ المُسْلِمِ، وَحَامِلِ الْقُرآنِ غَيْرِ الْغَالِي فِيهِ، وََ الجَافي عَنْهُ. وَإكْرَامَ ذِي السُّلْطَانِ المُقْسِطِ[. أخرجه أبو داود .
"Şu hususlar da Allah'ı büyüklemenin birer şubesidir: * Bir müslüman yaşlıya ikramda bulunmak. * İçindekiyle amel hususunda ölçüyü aşmayan ve ondan uzaklaşmayan Kur'an hamiline (hafızına) ikramda bulunmak * Âdil olan iktidar sahibine ikram."

Ebû Dâvud, Edeb: 23, (4843); 

Asım el-Ahvel merhum anlatıyor: 

#9,508 وعن عاصم ا‘حول قال: ]قُلْتَ ‘نَسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: أبْلَغَكَ أن رَسُولَ اللّهِ # قالَ: َ حِلْفَ في ا“سَْمِ. فقَالَ: قَدْ حَالَفَ النّبيُّ # بَيْنَ قُرَيْشٍ وَا‘نْصَار في دَارِي[. أخرجه الشيخان، واللفظ لهما، وأبو داود.وعنده: في دارِنَا مَرَّتَيْنِ أوْ ثَثاً .
"Hz. Enes (radıyallahu anh)'e "Sana Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'ın: "İslam'da dayanışma akdi (hılf) yoktur!" dediği ulaştı mı?" diye sordum. Şu cevabı verdi. "Kureyşle Ensar arasında, benim evimde dayanışma antlaşması yaptı." Ebu Davud'un rivayetinde: "Resulullah, bizim evde Ensarla Muhacir arasında iki veya üç kere dayanışma akdi yaptı" şeklindedir.

 Buhârî, Edeb: 67, Kefâlet: 2, İ'tisam: 16; Müslim, Fedâilu's-Sahâbe: 204, (2529); Ebû Dâvud, Ferâiz: 17, (2926).

Atâ İbnu Yesâr (rahimehullah) anlatıyor: 

#9,507 وعن عطاء بن يسار: ]أنَّ رَجًُ سَألَ رسولَ اللّهِ # فقَالَ: أسْتَأذِنُ عَلى أُمِّي؟ فقَالَ نَعَمْ. فقَالَ الرَّجُلُ: إنِّي مَعَهَا في الْبَيْتِ. فقَالَ: اسْتَأذِنْ عَلَيْهَا. فقَالَ: إنِّي خَادِمُهَا؟ فقَالَ رسولُ اللّهِ #: اسْتَأذِنْ عَلَيْهَا، أتُحِبُّ أنْ تَرَاهَا عُرْيَانَةً؟ قَالَ: َ. قالَ: فَاسْتَأذِنْ عَلَيْهَا[. أخرجه مالك .
"Bir adam Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'a sordu: "Annemin yanına girerken izin isteyeyim mi?" "Evet iste." "Ama ben evde onunla beraber kalıyorum." "Annenin yanına girerken izin iste!" "Ama ben ona hizmet ediyorum." "Anneden izin iste! Anneni çıplak görmen hoşuna gider mi?" "Hayır!" "Öyleyse ondan izin iste!"

Muvatta, İsti'zân: 1, (2, 963); 

Yine Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,506 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّه #: إذَا دُعِيَ أحَدُكُمْ إلى طَعَامٍ فَجَاءَ  مَعَ الرَّسُولِ فَإنَّ ذلِكَ إذْنٌ لَهُ[. أخرجهما أبو داود .
"Biriniz yemeğe çağırıldığı vakit, elçi ile birlikte gelince bu onun için izin sayılır, (ayrıca izin istemeye gerek yoktur)."

Ebû Dâvud, Edeb: 140, (5189-5190); 

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,505 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّه #: إذَا دَخَلَ الْبَصَرُ فََ إذْنَ، زاد في رواية: إنَّمَا اسْتِئْذَانُ مِنَ النَّظَرِ[ .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  buyurdular ki: "Göz içeri girdi mi artık izin yok." Bir rivayette de şu ziyade gelmiştir: "İzin istemek görme sebebiyledir."

 Ebû Dâvud, Edeb: 136, (5173); 

Abdullah Büsr (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,504 وعن عبداللّه يُسْر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كَانَ رَسولُ اللّهِ # إذَا أتَى بَابَ قَوْمٍ لَمْ يَسْتَقْبِلِ الْبَابَ مِنْ تِلْقَاءِ وَجْهِهِ وَلكِنْ مِنْ رُكْنِهِ ا‘يْمَنِ أوْ ا‘يْسَر. ثُمَّ يَقُولُ: السََّمُ عَلَيْكُمْ، السََّمُ عَلَيْكُمْ، وذلِكَ أنَّ الدُّورَ يَوْمَئِذٍ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهَا سُتُورٌ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  bir kavmin kapısına gelince, yüzüyle kapıya dönmezdi. Sağ veya sol omuzunu çevirirdi. Sonra da: "Esselamü aleyküm, esselamü aleyküm!" derdi. Böyle yapışı o sıralarda kapılarda örtü olmayışındandı."

Ebû Dâvud, Edeb: 138, (5186); 

Avf İbnu Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,503 وعن عوف بن مالك رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]أتَيْتُ رَسولَ اللّهِ # في غَزْوةٍ تَبُوكَ وَهُوَ في قُبَّةٍ مِنْ اَدَمٍ فَسلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ عَلَيَّ وَقالَ: ادْخُلْ. قُلْتُ: أكُلِّي يَا رَسولَ اللّهِ؟ قالَ: كُلُّكَ. فَدََخَلْتُ؛ قالَ إنَّمَا قالَ ذلِكَ مِنْ صِغَرِ القُبَّةِ[. أخرجه أبو داود .
"Tebük Gazvesi sırasında Resulullah (aleyhissalatu vesselam) 'a uğradım. Deriden yapılmış bir çadırda idi. Selam verdim. Selamıma mukabele etti ve: "Gir!" buyurdu. Ben: "Tam olarak mı, ey Allah'ın Resulü?" dedim. "Tam olarak gir!" dedi. Ben de girdim." (Ravi) der ki: "Tam olarak mı gireyim?" diye sorması, çadırın küçüklüğünden dolayı idi."

 Ebû Dâvud, Edeb: 92, (5000, 5001); Buhârî, Cizye: 15; İbnu Mâce, Fiten: 25, (4042);

Kays İbnu Sa'd İbni Ubâde (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor:

#9,502 وعن قيس بن سعد بن عبادة رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]زَارَنَا رَسولُ اللّهِ # في مَنْزِلِنَا فقَالَ: السََّمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّهِ. فَرَدَّ أبِي رَدّاً خَفِيّاً. فَقُلْتُ ‘بِي أَ تَأذَنَ لِرَسُولِ اللّهِ #؟ فقَالَ: ذَرْهُ يُكْثِرُ عَلَيْنَا مِنْ السََّمِ. فقَال #: السََّمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّهِ. فَرَدَّ سَعْدٌ رَدّاً خَفِيّاً. ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: السََّمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّهِ. ثُمَّ رَجَعَ فَاتَّبَعَهُ سَعْدٌ فقَالَ: يَا رسُولَ اللّهِ، إنِّي كُنْتُ اسْمَعُ تَسْلِيمَكَ، وَأرُدُّ عَلَيْكَ رَدّاً خَفِيّاً لِتُكْثِرَ عَلَيْنَا مِنَ السََّمِ. فَانْصَرَفَ مَعَهُ رَسولُ اللّهِ  # وَأمَرَ لَهُ سَعْد بِغِسْلٍ فَاغْتَسَلَ، ثُمَّ نَاوَلَهُ مِلْحَفَةً مَصْبُوغَةً بِزَعْفَرَانٍ أوْ وَرْسٍ فَاشْتَمَلَ بِهَا. ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ # وَهُوَ يَقُولُ: اللَّهُمَّ اجْعَلْ صَلَوَاتِكَ وَرَحْمَتَكَ عَلى آلِ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ. ثُمَّ أصَابَ مِنَ الطَّعَامِ فَلَمَّا أرَادَ انْصِرَافَ قَرَّبَ لَهُ سَعْدٌ حِمَاراً قَدْ وَطْأَ عَلَيْهِ بِقَطِيفَةٍ، فَرَكِبَ رسُولُ اللّهِ #. فقَالَ سَعْدٌ: يَا قَيْسُ أصْحَبْ رَسولَ اللّهِ #؛ فَصَحِبْتُهُ. فَقَالَ لي رَسُولُ اللّهِ #: ارْكَبْ مَعِي، فَأبَيْتُ. فقَالَ: إمَّا أنْ تَرْكَبَ وَإمَّا أنْ تَنْصَرِفَ، فاَنْصَرَفْتُ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  bizi, evimizde ziyaret etti. Ve: "Esselamü aleyküm ve rahmetullah!" dedi. Babam, çok hafif bir sesle mukabelede bulundu. Babama: "Resulullah'a izin vermiyor musun?" dedim. O: "Bırak, bize çokça selam okusun!" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  tekrar: "Esselamü aleyküm ve rahmetullah!" dedi. Sa'd yine hafif bir sesle mukabele etti. Sonra Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  tekrar: "Esselamü aleyküm ve rahmetullah!"dediler ve döndüler. Sa'd peşine düştü ve: "Ey Allah'ın Resulü, ben senin selamını işitiyordum. Ancak, bize daha fazla selam vermen için alçak sesle  mukabele ediyorum" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam onunla birlikte geri döndü. Ondan su isteyip gusletti. Sonra Sa'd, zaferan veya versle boyanmış bir havlu verdi, Aleyhissalatu vesselam onu sarındı. Sonra ellerini kaldırıp: "Allah'ım, Sa'd İbnu Ubade ailesine mağfiret ve rahmet buyur!" diye dua etti. Sonra yemek yedi. Geri dönmek isteyince Sa'd, bir merkeb yaklaştırdı. Üzerine kadife bir örtü yaymıştı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  merkebe bindi. Sa'd, bana: "Ey Kays, Resulullah'a refakat et!" dedi. Ben de refakat ettim. Yolda Aleyhissalatu vesselam bana: "Benimle sen de bin!" dedi, ben imtina edince: "Ya binersin, ya dönersin!" buyurdular. Ben de geri döndüm."

 Ebû Dâvud, Edeb: 138, (5185); 

Rıb'î İbnu Hirâş, Benî Âmir'e mensub bir adamdan naklediyor: 

#9,501 عن رِبْعي بن حراش قال: ]عن رجل مِن بني عامرٍ إنهُ استأذَنَ عَلى النّبيِّ # وَهُوَ في بَيْتٍ فقَالَ: ألِجُ؟ فقَالَ # لِخَادِمِهِ: اُخْرُجْ إلى هذَا فَعَلِّمْهُ اسْتِئْذَانَ فَقُلْ لَهُ قُلِ: السََّمُ عَلَيْكُمْ، أأدْخُلُ؟ فَسَمِعَهُ الرَّجُلُ. فَقَالَ: السََّمُ عَلَيْكُمْ، أأدْخُلُ؟ فَأذِنَ له النّبيُّ # فَدَخَلَ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  bir evde bulunduğu sırada, yanına girmek için: "Girebilir miyim?" diye izin istedi. Aleyhissalatu vesselam hizmetçisine: "Çık, şu gelene isti'zan adabını öğret, bu maksadla ona: "Esselamün aleyküm, girebilir miyim?" demesini söyle!" buyurdu. Adam bunu işitmişti, (hizmetçiyi beklemeden): "Esselamü aleyküm, girebilir miyim?" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  da  adama izin verdi, o da girdi.

Ebû Dâvud, Edeb: 137, (5177, 5178), 5179); 

 Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ)'nin anlattığına göre, 

#9,500 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنْها: ]أنَّهَا مَرَّ بِهَا سَائِلٌ فَأعْطَتْهُ كِسْرَةً، وَمَرَّ بِهَا آخَرُ وَعَلَيْهِ ثِيَابٌ وَلَهُ هَيْئَةٌ فَأقْعَدَتْهُ فَأكَلَ. فَقِيلَ لَهَا في ذلِكَ؟ فقَالَتْ. قَالَ رسولُ اللّه #: أنْزِلُوا النَّاسَ مَنَازِلَهُمْ[. أخرجه أبو داود .
"Kendisine bir dilenci uğramıştır, o da bir parça  ekmek vermiştir. (Bir müddet sonra) üstü başı düzgün, kıyafeti yerinde bir dilenci daha uğramıştır. Hz. Âişe onu oturtup yemek yerdirmiştir. Kendisine bunun sebebi sorulunca şu açıklamayı yapmıştır: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "İnsanlara mevkilerine göre ikramda bulunun" buyurmuştu."

Ebû Dâvud, Edeb: 23, (4842); 

Yine Ebû Musa (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki: 

#9,499 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّه #: إنَّ مِنْ إجَْلِ اللّهِ تَعَالى إكْرَامَ ذِي الشَّيْبةِ المُسْلِمِ، وَحَامِلِ الْقُرآنِ غَيْرِ الْغَالِي فِيهِ، وََ الجَافي عَنْهُ. وَإكْرَامَ ذِي السُّلْطَانِ المُقْسِطِ[. أخرجه أبو داود .
"Şu hususlar da Allah'ı büyüklemenin birer şubesidir: * Bir müslüman yaşlıya ikramda bulunmak. * İçindekiyle amel hususunda ölçüyü aşmayan ve ondan uzaklaşmayan Kur'an hamiline (hafızına) ikramda bulunmak * Âdil olan iktidar sahibine ikram."

Ebû Dâvud, Edeb: 23, (4843);