Toplam 18,637 Hadis
Konular

Peygamberlik Kategorisi

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah  (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,398 وَعن أبِى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ عِفْرِيتاً مِنَ الْجِنِّ تَفَلَّتَ عَلَىَّ الْبَارِحَةَ لِيَقْطَعَ عَلىَّ صَتِي فَأمْكَنَنِي اللّهُ تَعالى مِنْهُ فَذَعَتُّهُ فَأرَدْتُ أنْ أرْبِطَهُ الى سَارِيَةٍ مِنْ سَوَارِي الْمَسْجِدِ حَتّى تُصْبِحُوا وَتَنْظُرُوا إلَيْهِ كُلُّكُمْ، فَذَكَرْتُ قَوْلَ أخِي سُلَيْمَان: رَبِّ هَبْ لِي مُلْكاً َ يَنْبَغِي ‘حَدٍ مِنْ بَعْدِي. فَرَدَّهُ اللّهُ خَاسِئاً[. أخرجه الشيخان.»الذَّعتُ« أشد الخنق .
"Cinlerden bir ifrit, dün akşam, namazımı bozdurmak için üzerime atıldı. Allah ona galebe çalmama imkan verdi. Ben de onu boğazından yakaladım. Hatta onu, mescidin direklerinden birine bağlamayı arzu ettim, ta ki sabah olunca hepiniz onu göresiniz. Ancak, kardeşim Süleyman  aleyhisselam'ın şu sözünü hatırladım: "...Ve benden sonra kimseye nasib olmayacak bir mülkü bana ihsan et" (Sad 35). Allah da onu hor ve hakir olarak geri çevirdi." 

 [Buharî, Salat 75, Amel fi's-Salat 10, Bed'ül-Halk 11, Enbiya 40, Tefsir, Sad; Müslim, Mesacid 39, (541).]

Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 

#9,397 وَعَنْ عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنها قالت: ]قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّهِ! هَلْ أتَى عَلَيْكَ يَوْمٌ كَانَ أشَدَّ مِنْ يَوْمِ أُحُدٍ؟ قَالَ: لَقَدْ لَقِيتُ مِنْ قَوْمِكِ، وَكَانَ أشَدُّ مَا لَقَيْتُ مِنْهُمْ يَوْمَ الْعَقَبَةِ، إذَا عَرَضْتُ نَفْسِى عَلِي ابْنِ عَبْدِ يَالِيلَ بْنِ عَبْدِ كَُلٍ فَلَمْ يُجِبْنِى الى مَا أرَدْتُ، فَانْطَلَقْتُ وَأنَا مَهْمُومٌ عَلى وَجْهِى. فَلَمْ أسْتَفِقْ إَّ وَأنَا بِقَرْنِ الثَّعَالِبِ. فَرَفَعْتُ رَأسِى، فإذَا أنَا بِسَحَابَةٍ قَدْ أظَلَّتْنِى. فَنَظَرْتُ فإذَا فِيهَا جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السََّمُ، فَنَادَانِى فقَالَ: إنَّ اللّهَ تَعالِى قَدْ سَمِعَ قَوْلَ قَوْمِكَ لَكَ وَمَا رَدُّوهُ عَلَيْكَ، وَقَدْ بعَثَ إلَيكَ مَلَكَ الْجِبَالِ لِتَأمُرَهُ بِمَا شِئْتَ فِيهِمْ. فَنَادَانِى مَلَكُ الْجِبَالِ وَسَلَّمَ عَلىَّ؛ ثُمَّ قَالَ: يَا مُحَمّدُ! إنَّ اللّهَ تَعالى قَدْ سَمِعَ قَوْلَ قَوْمِكَ لَكَ، وَأنَا مَلَكُ الْجِبَالِ قَدْ بَعَثَنِي إلَيْكَ لِتَأمُرَنِي بِأمْرِكَ، فَمَا شِئْتَ؟ إنْ شِئْتَ أطْبَقْتُ عَلَيْهِمُ ا‘خْشََبَيْنِ. فَقَالَ #: بَلْ أرْجُو أنْ يَخْرُجَ مِنْ أصَْبِهِمْ مَنْ يَعْبُدُ اللّهَ وََ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئاً[. أخرجه الشيخان.»ا‘خشبانِ« جب مكة المحيطان بها. وكل جبل عظيم فهو أخشب .
"Ey Allah'ın Resulü! dedim. Uhud'dan daha kötü bir gün yaşadın mı?" "Senin kavminden neler çektim neler. Onlardan en kötü hal Akabe günü başıma geldi. O zaman kendimi İbnu Abdiyalil İbni Abdi Külal'e arzetmiştim. Teklif ettiğim şeye müsbet cevap vermedi. Ben de üzgün vaziyette yüzümün doğrultusunda yürüdüm. Karnu's-Sealib nam mevkide kendime gelebildim ve başımı kaldırdım. Baktım ki, bir bulut bana gölge yapıyor. Bir de ne göreyim, bulutun içerisinde Cibril aleyhisselam! Bana bağırdı ve: "Allah Teala hazretleri, kavminin sana neler söylediğini, seni nasıl reddettiğini işitti. Sana dağlar meleğini gönderdi, ta ki kavmin hakkında dilediğini emredesin!" dedi.  Bunun üzerine dağlar(a müekkel) melek bana seslenip, selam verdikten sonra: "Ey Muhammed! Allah Teala hazretleri, kavminin sana söylediği sözü işitti. Ben dağlar meleğiyim. Allah beni sana dilediğini emretmen için gönderdi. Öyleyse haydi ne dilersen dile! Eğer üzerlerine iki ahşeb'i kapamamı dilersen kapayayım!" dedi." Aleyhissalatu vesselam: "Hayır! Bilakis, Allah'ın onların sulbünden Allah'a ihlasla ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim" dedi." 

[Buhârî, Bed'ü'l-Halk 6, Tevhîd 9; Müslim, Cihâd 111, (1795).]

İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 

#9,396 عَنْ اِبْنِ مسعودٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]انْشَقَّ الْقَمَرُ عَلى عَهْدِ رَسُولِ اللّهِ # بِشِقَّتَيْنِ. فَقَالَ #: اِشْهدُوا[. أخرجه الشيخان والترمذي .
"Ay, Resulullah (aleyhissalatu vesselam) zamanında iki parçaya bölündü. Aleyhissalatu vesselam bunun üzerine: "Şahid olun!" buyurdu."

Kutub-i Sitte

Hz. Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: 

#9,395 عن ثَوْبان رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]جَاءَ حَبْرٌ مِنَ الْيَهُودِ الى رَسُولِ اللّهِ #. فَقَالَ: السََّمُ عَلَيْكَ يَا مُحَمّدُ. فَدَفَعْتُهُ دَفْعَةً كَادَ يُصْرَعُ مِنْهَا. فَقَالَ: لِمَ دَفَعْتَنِي؟ فَقُلْتُ: أَ تَقُولُ يَا رَسُولَ اللّهِ؟ فَقَالَ: إنَّمَا أدْعُوهُ بِاسْمِهِ الّذِى سَمَّاهُ بِهِ أهْلُهُ. فَقَالَ #: إنَّ إسْمِي الّذِي سَمَّانِي بِهِ أهْلِي مَحُمّدٌ. قَالَ: جِئْتُ أسْألُكَ. قَالَ #: أيَنْفَعُكَ شَيْءٍ إنْ حَدَّثْتُكَ؟ قَالَ: أسْتَمِعُ بِأُذُنِي. فقَالَ #: سَلْ. فقَالَ: أيْنَ يَكُونُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ؛ يَوْمَ تُبَدَّلُ ا‘رْضُ غَيْرِ ا‘رْضِ وَالسَّمَواتُ؟ قَالَ: في الظُّلْمَةِ دُونَ الْجِسْرِ؛ قَالَ: فَمَنْ أوَّلُ النّاسِ إجَازَةً؟ قَال: فُقَرَاءُ الْمُهَاجِرِينَ. قَالَ: فَمَا تُحْفَتُهُمْ حِينَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ؟ قَالَ: زِيَادَةُ كَبِدِ الْحُوتِ. قَالَ: فَمَا غِذَاؤُهُمْ عَلى أثَرِهَا؟ قَالَ: يُنْحَرُ لَهُمْ ثَوْرُ الْجَنَّةِ الّذِي كَانَ يَأكُلُ مِنْ أطْرَافِهَا. قَال: فَمَا شَرَابُهُمْ عَلَيْهِ؟ قَالَ: مِنْ عَيْنِ فِيهَا تُسَمَّى سَلْسَبِيً. قَالَ: صَدَقْتَ. قَالَ: وجِئْتُ أسْألُكَ عَنْ شَيْءٍ َ يَعْلَمُهُ إَ نَبِيٌّ أوْ رَجُلٌ أوْ رَجَُنِ. قَالَ: أيَنْفَعُكَ إنْ حَدَّثْتُكَ؟ قَالَ: أسْمَعُ بِأُذُنِي. قَالَ: سَلْ. قَالَ: أسْألُكَ عَنِ الْوَلَدِ. قَالَ: مَاءُ الرَّجُلِ أبْيَضُ، وَمَاءُ الْمَرْأةِ أصْفَرُ فإذَا اجْتَمَعَا فَعََ مَنِيُّ الرَّجُلِ مَنَّي الْمَرْأةِ أذْكَرَا بِإذْنِ اللّهِ. وَإذَا عََ مَنِيُّ الْمَرْأةِ مَنِىَّ الرَّجُلِ أنَّثَا بإذْنِ اللّهِ قَالَ: صَدَقْتَ، واِنَّكَ لَنَبِيٌّ. ثُمَّ انْصَرَفَ فَقَالَ #: لَقَدْ سَألَنِي هذَا عَنِ الّذِي سَألَنِي عَنْهُ، وَمَالِي عِلْمٌ بِشَىْءٍ مِنْهُ حَتّى أتَانِيَ اللّهُ تَعالى بِهِ[. أخرجه مسلم .
Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a Yahudilerden bir alim geldi. "Ey Muhammed, Allah'ın selamı üzerine olsun!" dedi. Bunu der demez adamı öyle bir ittim ki, nerdeyse yere yıkılayazdı. "Beni niye ittin?" dedi. "Niye ey Allah'ın Resulü! demiyorsun?" dedim. "Ben O'nu, ailesinin kendine koyduğu isimle çağırıyorum!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Ailemin bana koyduğu isim hakikaten Muhammed'dir!"  buyurdu. Adam: "Size bir şey sormaya geldim" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sana söylediğim takdirde işine yarayacak mı?" dedi. Adam: "Kulaklarımla dinlerim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Sor!" buyurdular. Adam: "Kıyamet günü, yer ve gökler başka bir yer ve gök olup kılık değiştirdiği zaman, insanlar nerede olacaklar?" dedi. Resulullah: "Köprünün (sıratın) önünde, karanlıkta" buyurdular. Adam: "Köprüyü ilk geçen kim olacak?" dedi. "Muhacirlerin fakirleridir" buyurdu. "Cennete girince onlara ne armağan edilecek?" dedi. "Balık ciğerinin ziyadesi!" buyurdu. "Bunun arkasından ne yiyecekler?" dedi. "Onlara cennetin etrafında otlayan cennet öküzü kesilecek!" buyurdular. "Bunun üstüne ne içecekler?" dedi. "Selsebil denen cennetteki bir gözenin suyundan" buyurdular. Adam: "Doğru söyledin!" dedi ve ilave etti: "Ben sana bir peygamber veya bir veya iki kişiden başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir şey sormak için geldim" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Söylediğim takdirde sana faydası olacak mı?" buyurdular. "Kulaklarımla dinlerim" dedi. "Sor!" buyurdular. "Sana çocuktan soracağım" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Erkeğin suyu beyazdır. Kadının suyu ise sarıdır. İkisi birleşir ve erkeğin menisi kadının menisine üstün gelirse (  ع ) Allah'ın izniyle çocuk erkek olur. Kadının menisi erkeğin menisine üstün gelirse çocuk Allah'ın izniyle kız olur" buyurdular. Yahudi: "Vallahi doğru söyledin! Sen gerçekten hak peygambersin" dedi ve ayrıldı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Bu adam bana soracağını sordu. Ben bunlardan birşey bilmiyordum. Taki ki Allah onları bana bildirdi" buyurdular."

 [Müslim, Hayz 34, (315).]

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,394 وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]غزَوْنَا مَعَ رَسُولِ اللّهِ # قِبَلَ نَجْدٍ فأدْرَكْنَا رَسُولَ اللّهِ # في الْقَائِلَةِ في وَادٍ كَثِيرِ الْعِضَاهِ، فَنَزَلَ رَسُولُ اللّهِ # تَحْتَ شَجَرَةٍ، فَعَلَّقَ سَيْفَهُ بِغُصْنٍ مِنْ أغْصَانِهَا، وَتَفَرَّقَ النَّاسُ في الْوَادِي يَسْتَظِلُّونَ بِالشَّجَرِ. فَقَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ رَجًُ أتَانِى وَأنَا نَائِمٌ، فأخَذَ السَّيْفَ فَاسْتَيْقَظْتُ وَهُوَ قَائِمٌ عَلى رَأسِي، والسَّيْفُ في يَدِهِ صَلْتاً، فَقَالَ: مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّى؟ قُلْتُ: اللّهُ. فَشَامَ السَّيْفَ، وَهَا هُوَ ذَا جَالِسٌ، ثُمَّ لَمْ يَعْرِضْ لَهُ رَسُولُ اللّهِ #، وَكَانَ مَلِكَ قَوْمِهِ. فَانْصَرَفَ حِينَ عَفَا عَنْهُ وَقالَ: واللّهِ َ أكُونُ في قَوْمٍ هُمْ حَرْبٌ لَكَ[. أخرجه الشيخان.»العضاه« شجر الشوك كالسلم وغيره.و»السيفُ الصلتُ« المسلول من غمده.و»شَامَ السيف« أغمده واستله، فهو من ا‘ضداد.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  ile birlikte Necid istikametine gazveye çıktık. Resulullah'a öğle vakti, sık ağaçlı bir vadide yetiştik. Derken Aleyhissalatu vesselam bir ağacın altına indi. Kılıncını da dallardan birine astı. Askerler vadi içerisinde dağılıp ağaçların gölgelerine sığındılar. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) (bizi çağırdı. Yanına gelince, anlattı): "Ben uyurken yanıma bir adam geldi, kılıncımı aldı. Derken derhal uyandım. Herif tepemde dikilmişti, elinde de kınından sıyrılmış kılınç vardı. "Seni benden kim kurtarabilir?" dedi. "Allah!" cevabını verdim. Derhal kılıncı kınına soktu. İşte o, şu oturan adamdır!" buyurdular.  Aleyhissalatu vesselam (intikam maksadıyla) adama dokunmadı. O, kavminin lideri idi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) affedince, adamlarının yanına döndü. Ayrılırken: "Allah'a yemin olsun size karşı harb eden bir kavimle beraber olmayacağım!"  dedi.

[Buhârî, Cihâd 87, 84, Megazî 31, 32; Müslim, Müsafirîn 311, (843).]

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,393 عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ أبُو جَهْلٍ: هَلْ يُعَفِّرُ مُحَمّدٌ وَجْهَهُ بَيْنَ أظْهُرِكُمْ؟ قَالُوا: نَعَمْ. قَالَ: وَالَّتِ وَالْعُزَّى لَئِنْ رَأيْتُهُ يَفْعَلُ ذلِكَ ‘طَأنَّ عَلى رَقَبَتِهِ أوْ ‘عَفِّرَنَّ وَجْهَهُ في التُّرَابِ. ثُمَّ إنَّهُ أتَى النَّبِيًّ # وَهُوَ يُصَلِّي لِيَطَأ عَلى رَقَبَتِهِ، قَالَ: فَمَا فَجَأهُمْ مِنْهُ إَّ وَهُوَ يَنْكُصُ عَلى عَقِبَيْهِ وَيَتَّقِي بِيَدَيْهِ. فَقِيلَ لَهُ: مَالَكَ؟ قَالَ: إنَّ بَيْنِي وَبَيْنَهُ لَخَنْدَقاً مِنْ نَارٍ وَهَوًْ وَأجْنِحَةً. فَقَالَ النَّبِيُّ #: لَوْ دَنَا ‘خْتَطَفَتْهُ الْمََئِكَةُ عُضْواً عُضْواً. فَأنْزَلَ اللّهُ تَعالى: كََّ إنَّ ا“نْسَانَ لَيَطْغى أنْ رَآهُ اسْتَغْنَى. الى قوله: كََّ َ تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ[. أخرجه مسلم.»التَّعفِيرُ« التمريغ في التراب.و»النُّكوصُ« الرجوع الى وراء، وهو القهقرى.و»ا‘خْتِطافُ« استب بسرعة .
"(Bir gün)  Ebu Cehl: "Muhammed, aranızda, hala yüzünü toprağa sürtüyor mu?"  dedi. "Evet" cevabını alınca: "Lat ve Uzza'ya yemin olsun! Onu böyle yaparken görürsem boynuna ayaklarımla basacağım -veya: Ben de O'nun yüzünü yere batıracağım-"  dedi. Sonra bir gün, Resulullah namaz kılarken boynuna  basmak üzere yaklaştı. Fakat birdenbire O'nu bırakıp geri döndüğünü ve elleriyle korunduğunu gördüler. "Sana ne oldu?" dediler. "Benimle onun arasında ateşten bir hendek, korkunç bir şey ve birtakım kanatlar var!" cevabını verdi.  Resulullah (aleyhissalatu vesselam) da: "Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu uzuv uzuv kapıp parçalayacaktı!" buyurdu. Bunun üzerine Allah Teala hazretleri şu ayeti  inzal buyurdu. (Mealen): "Fakat insan, kendisini ihtiyaçtan uzak görünce azgınlaşır. Dönüş ancak Rabbinedir. Allah'ın kulunu namaz kılmaktan  alıkoyanı gördün mü? Gördün mü o kafiri? Eğer o doğru yol üzerinde olsa yahut kötülükten sakınmayı tavsiye etse daha hayırlı olmaz mıydı? Gördün mü o kafiri? Eğer o yalanlayıp haktan yüz çeverirse, Allah'ın kenisini gördüğünü bilmez mi? Andolsun ki, eğer o inkar ve isyanına  son vermezse, biz onu alnından yakalayıp cehenneme sürükleriz. Zira o, pek yalancı ve günahkar bir alındır. O kavmini yardıma çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız. Hayır sen ona aldırma, secde  et ve Rabbine yaklaş" 

 (Alak 6-19).

Yezid İbnu Ebi Ubeyd anlatıyor:

#9,392 وعن يزيد بن أبي عُبيد قال: ]رَأيْتُ أثَرَ ضَرْبَةٍ بِسَاقِ سَلَمَةَ بْنِ ا‘كْوَعِ رَضِيَ اللّهُ عَنه. فَقُلْتُ: مَا هذِهِ؟ فَقَال: أصَابَتْنِى يَوْمَ خَيْبَرَ. فَقَالَ النَّاسُ: أُصِيبَ سَلَمَةُ، فَأتَى بِى رَسُولَ اللّهِ #، فَنَفَثَ عَلَيْهَا ثََثَ نَفَثَاتٍ فَمَا اشْتَكَيْتُهَا حَتّى السَّاعَةَ[. أخرجه أبو داود. قلت: وأخرجه البخاري، وهو أحد ثثياته، واللّه أعلم .
"Ben, Seleme İbnu'l Ekva (radıyallahu anh)'ın bacağında bir darbe izi gördüm. "Bu da ne?" diye sordum. Şu açıklamayı yaptı: "Bana Hayber günü isabet etmişti. Halk: "Seleme isabet  aldı" diye bağırdı. Sonra Resulullah'a götürüldüm. O yara üzerine üç kere nefes etti. Şu ana kadar hiç acı duymadım!"

 [Ebu Davud, Tıbb 19, (3894).] 

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,391 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]كُنْتُ أُدْعُو أُمِّى الى ا“سَْمِ، وَهِيَ مُشْرِكَةٌ فَتَأبَى عَلَيَّ، وَإنِّي دَعَوْتُهَا يَوْماً فَأسْمَعَتْنِي في رَسُولِ اللّهِ # مَا أكْرَهُ، فَأتَيْتُهُ وَأنَا أبْكِي؛ فَقَالَ: مَا يُبْكِيكَ؟ قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللّهِ. إنِّي كُنْتُ أدْعُو أُمِّى الَى ا“سَْمِ فَتَأبَى عَليَّ، وإنِّي دَعَوْتُهَا يَوْماً فَأسْمَعَتْنِي فِيكَ مَا أكْرَهُ. فَادْعُ اللّهَ أنْ يَهْدِىَ أُمَّ أبِي هُرَيْرَةَ. فَقَالَ: اللّهُمَّ اهْدِ أُمَّ ابِي هُرَيْرَةَ. فَخَرَجْتُ مُسْتَبْشِراً بِدَعْوَتِهِ #. فَلَمَّا أتَيْتُ أُمِّي قَصَدْتُ الْبَابَ فإذَا هُوَ مُجَافٍ، وَسَمِعَتْ أُمِّي خَشْفَ قَدَمَيَّ، قَالَتْ: مَكَانَكَ أبَا هُرَيْرَةَ. وَسَمِعْتُ خَضْخَضَةَ الْمَاءِ. فَاغْتَسَلَتْ وَلَبَسَتْ دِرْعَهَا وَعَجَّلَتْ عَنْ خِمَارِهَا، وَفَتَحَتِ الْبَابَ وَهِيَ تَقُولُ: أشْهَدُ أنْ َ إلَه إَّ اللّهَ وَأشْهَدُ أنَّ مُحَمّداً رَسُولُ اللّهِ. قَالَ: فَرَجَعْتُ الَى رَسُولِ اللّهِ # وَأنَا أبْكِي مِنَ الْفَرَحِ. فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللّهِ أبْشِرْ؛ فَقَدِ اسْتَجَابَ اللّهُ لَكَ دَعْوَتَكَ، وَهدَى أُمَّ أبِي هُرَيْرَةَ، فَحَمِدَاللّه تَعالى وَقَالَ خَيْراً[. أخرجه مسلم.قوله: »فإذا البابُ مُجَافٍ« أي مغلق.و»الخَشْفُ« والخشفة: الصوت والحركة.
"Ben müşrike annemi İslam'a davet ediyordum, fakat hep imtina ediyordu. Bir gün yine davette bulunmuştum, bana Resulullah Aleyhissalatu vesselam hakkında hoşuma gitmeyen sözler işittirdi. Ağlayarak Aleyhissalatu vesselam'a gittim. "Niye ağlıyorsun?" diye sordu. "Ey Allah'ın Resulü dedim, annemi İslam'a davet ediyordum, hep bana imtina etti. Bugün de aynı davette bulundum, bu sefer sizin hakkınızda hoşuma gitmeyen sözler sarfetti. Ebu Hureyre'nin annesine  hidayet vermesi için Allah'a dua  ediverin!" dedim. Bu talebim üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Allahım!  Ebu Hureyre'nin annesine hidayet et!" buyurdular. Ben, Aleyhissalatu vesselam'ın duasına  sevinerek huzurlarından ayrıldım. Anneme geldiğim zaman, kapıya yöneldim. Kapı kapalıydı. Annem ayak seslerimi işitti: "Ebu Hureyre! Yerinde dur (içeri girme)!" diye seslendi. Ben su şırıltılarını işittim, yıkanıyordu. Yıkandı, entarisini giydi, alelacele başörtüsünü koydu ve kapıyı açtı. Şehadet  ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın elçisidir!" diyordu. Ben hemen Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a döndüm. Sevinçten ağlıyordum. "Ey Allah'ın Resulü! Müjde! dedim. Allah senin duanı kabul buyurdu. Ebu Hureyre'nin annesine hidayet  nasip etti!" Aleyhissalatu vesselam Allah'a hamdetti ve hayırlı sözler söyledi."

 [Müslim, Fezailu's-Sahabe 158, (2491).]

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,390 وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]كُنَّا في حَفْرِ الْخَنْدَقِ فَرَأيْتُ بِرَسُولِ اللّهِ # خَمْصاً شَدِيداً، فَانْكَفَأْتُ الى امْرَأتِي، فَقُلْتُ: هَلْ عِنْدَكِ شَىْءٌ؟ فَاِنِّى رَأيْتُ بِالْنَّبِىِّ # خَمْصاً شَدِيداً؟ فَأخْرَجَتْ جِرَاباً فيهِ صَاعٌ مِنْ شَعِيرٍ وَلَنَا بُهَيْمَةٌ دَاجِنٌ فَذَبَحَتْهَا وطَحَنَتِ الشَّعِيرِ فَفَرَغَتْ الى فَرَاغِي وَقَطَّعْتُهَا في بُرْمَتِهَا ثُمَّ وَلَيْتُ الى رَسُولِ اللّهِ #. فَقَالَتِ امْرَأتِي: َ تَفْضِحْنِي بِرَسُولِ اللّهِ # فَجِئْتُهُ وَمَنْ مَعَهُ، فَسَارَرْتُهُ؛ فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللّهِ، ذَبَحْنَا بُهَيْمَةَ لَنَا وَطَحَنَّا صَاعاً مِنْ شَعِيرٍ كَانَ عِنْدَنَا. فَتَعَالَ أنْتَ وَنَفَرٌ مَعَكَ، فَصَاحَ بِأعْلَى صَوْتِهِ: يَا أهْلَ الْخَنْدَقِ إنَّ جَابِراً قَدْ صَنَعَ سُؤْراً فَحَيَّ هًَ بِكُمْ. ثُمَّ قَالَ َ تُنْزِلَنَّ بُرْمَتَكُمْ وََ تَخْبِزَنَّ عَجِينَكُمْ حَتّى أجِئَ، فَجِئْتُ وَجَاءَ رَسُولُ اللّهِ # يَقْدُمُ النّاسَ حَتّى جِئْتُ امْرَأتِي، فَقَالَتْ: بِكَ وَبِكَ. فَقُلْتُ: قَدْ فَعَلْتُ الّذِى قُلْتِ لِي. فَأخْرَجْتُ الْعَجِينَ فَبَصَقَ فِيهِ وَبَارَكَ ثُمَّ عَمَدَ الى الْبُرْمَةِ فَبَصَقَ فيهَا وَبَارَكَ. ثُمَّ قَالَ: اِدْعِي خَابِزَةً فَلْتَخْبِزْ مَعَكَ، وَاقْدَحِي مِنْ بُرْمَتِكِ، وََ تُنْزِلِيهَا وَهُمْ ألْفٌ فَأُقْسِمُ بِاللّهِ ‘َكَلُوا حَتّى تَرَكُوا وَانْحَرَفُوا، وَإنَّ بُرْمَتَنَا لَتَغِلُّوا كَمَا هِيَ، وَإنَّ عَجِينَنَا يُخْبَزُ كَمَا هُوَ[. أخرجه الشيخان.»البُهِيمةُ« تصغير بهيمة، وهى ولد الضأن ذكراً كان أو أنثى.و»الدّاجنُ« الشاة التي تألف البيت وتتربى فيه.و»السُّؤْرُ« بالهمزة وهى كلمة فارسية، معناها الوليمة والطعام الذي يدعى إليه.قال ا‘زهرى في هذا: إن النبي # قد تكلم بالفارسية. ومعنى » حىَّ هً« تعالوا وعجلوا.و»غَطَّتِ« القدر: غلت، وغطيطها: صوتها .
"Hendek'in kazılması sırasındaydı. Aleyhissalatu vesselam'ın çok acıktığını gördüm. Hanımıma gelerek: "Yanında yiyecek bir şey var mı, Aleyhissalatu vesselam'ı çok acıkmış gördüm"  dedim. İçerisinde bir sa' kadar arpa bulunan bir dağarcık çıkardı. Bizim evcilleşmiş bir koyuncuğumuz vardı. Zevcem koyunu kesti, arpayı da öğüttü. Ben işimi bitirinceye kadar o da bitirdi. Koyunu onun çömleğine parçaladım. Sonra Ayhissalatu vesselam'ın yanına döndüm. Hanımım: "Sakın beni Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a karşı mahcup etmeyesin!" dedi. Ben Aleyhissalatu vesselam ve beraberindekilerin yanına geldim ve gizlice: "Ey Allah'ın  Resulü! Bir hayvancığımız vardı kestik, evde bulunan bir sa' kadar arpayı da öğüttük. Haydi siz ve beraberinizdekiler bize buyurun!" dedim. Ama Resulullah yüksek sesle: "Ey Hendek halkı! Ca'bir size ziyafet  hazırlamış! Haydi buyurun!" diye bağırdı. (Bana da): "Ben gelinceye kadar tencereyi ocaktan indirmeyin, hamurunuzu da  ekmek yapmayın!" buyurdular. Ben (eve) geldim.  Halktan önce Resulullah (aleyhissalatu vesselam) geldi. Ben hanımıma uğramıştım. Bana: "Yaptığını gördün mü, (beni mahcup edeceksin), alacağın olsun"  dedi. Ben de: "Senin söylediğini yaptım" dedim. Hemen  hamuru çıkardım. Aleyhissalatu vesselam içine tükrüğünden koydu ve bereketle dua etti, sonra   tencereye yöneldi, ona da tükrük koyup bereketle dua etti. Sonra  zevceme: "Ekmek yapacak bir kadın çağır, seninle ekmek yapsın! Tencereden  de kepçeyle al, onu ocaktan indirme!" diye talimat verdi. Gelenler bin kadardı. Allah'a yemin olsun hepsi de (doyuncaya kadar) yedi ve sofradan ayrıldı. Tenceremiz, olduğu gibi kaynıyordu. Hamurumuz ise, ekmek yapılıyor olduğu halde aynen (eksiksiz) duruyordu."

 [Buharî, Megazî 29, Cihad 188; Müslim, Eşribe 141, (2039).]

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,389 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]كُنَّا مَعَ النَّبِىِّ # في مَسِيرٍ فَنَفَذَتْ أزْوَادُ الْقَوْمِ، حَتّى هَمُّوا بِنَحْرِ بَعْضِ حَمَائِلِهِمْ. فقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنه: يَا رَسُولَ اللّهِ! لَوْ جَمَعْتُ مَا بَقيَ مِنْ أزْوَادِ الْقَوْمِ. فَدَعَوْتَ اللّهَ عَلَيْهَا فَفَعَلَ فَجَاءَهُ ذُو الْبُرِّ بِبُرِّهِ، وَذُو التَّمْرِ بِتَمْرِهِ، وَذُو النَّوَاةِ بِنَوَاتِهِ. قِيلَ: مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ بِالنَّوَى؟ قَالَ: كَانُوا يَمُصُّونَهُ وَيَشْرَبُونَ عَلَيْهِ الْمَاءَ. فَدَعَا عَلَيْهَا حَتّى مَ‘َ الْقَوْمُ مَزَاوِدَهُمْ. ثُمَّ قَالَ عِنْدَ ذلِكَ: أشْهَدُ أنْ َ إلهَ إَّ اللّهُ وَأنِّي رَسُولُ اللّهِ، َ يَلْقَى اللّهُ بِهِمَا عَبْدٌ غَيْرُ شَاكٌّ فِيهِمَا إَّ دَخَلَ الْجَنَّةَ[. أخرجه مسلم.
"Biz Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'la  beraber bir seferde idik. Derken bir ara halkın azığı tükendi. Bineklerinden bazısını kesmek istediler. Hz. Ömer, (Aleyhissalatu vesselam'a müracaat ederek): "Ey Allah'ın Resulü! Ben cemaatin geri kalan yiyeceklerini toplasam da sen onlar üzerine -bereketlenmeleri için- dua  ediversen daha iyi olur, (bineklerimizi kesmeyiz)!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da öyle hareket  etti. Buğdayı olan buğdayını, hurması olan hurmasını, (hurma) çekirdeği olan da çekirdeğini getirdi." "Çekirdekle ne yapıyorlardı?" diye sorulunca açıkladı: "Halk onu emiyor, üzerine de su içiyorlardı. Resulullah dua buyurdu. (Taam öylesine bereketlendi ki) herkes azık kaplarını yiyecekle doldurdu. Aleyhissalatu vesselam bu İlahi ikram karşısında: "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve ben O'nun resulüyüm. Bu iki kaziyede şüpheye düşmeden Allah'a kavuşan cennete gidecektir" buyurdu."

[Müslim İman 44, (27).]

Hz. Bera (radıyallahu anh)'dan rivayete göre demiştir ki:

#9,388 وعن الْبراء رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]تَعُدُّونَ أنْتُمُ الْفَتْحَ فَتَحَ مَكَّة، وَقَدْ كَانَ فَتَحَ فَتْحاً، وَنَحْنُ نَعُدُّ الْفَتْحَ بَيْعَةَ الرِّضْوَانِ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ، كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللّهِ #: أرْبَعَ عَشَرَةَ مِائَةً، وَالْحُدَيْبِيَةُ بِئْرٌ. فَنَزَحْنَاهَا فَلَمْ نَتْرُكْ فِيهَا قَطْرَةً، فَبَلَغَ ذلِكَ النَّبِىَّ #، فَأتَاهَا، فَجَلَسَ عَلى شَفِيرِهَا ثُمَّ دعَا بِإنَاءٍ مِنْ مَاءٍ، فَتَوضَّأ وَتَمَضْمَضَ وَدَعَا. ثُمَّ صَبَّهُ فِيهَا فَتَرَكْنَاهَا غَيْرَ بَعِيدٍ. ثُمَّ إنَّهَا أصْدَرَتْنَا مَا شِئْنَا نَحْنُ وَرِكَابُنَا[. أخرجه البخاري .
"Siz Fetih deyince Mekke'nin fethini anlıyorsunuz. Evet Mekke'nin fethi bir fetihtir. Ancak  biz sahabiler, fetih deyince, Hudeybiye günündeki Bey'atu'r-Rıdvan'ı anlardık. Biz o zaman, Aleyhissalatu vesselam'ın yanında bin dört yüz kişi idik. Hudeybiye bir kuyu(nun adı)dır. Biz o kuyunun suyunu tamamen aldık, tek damla bırakmadık.  Bu durum Aleyhissalatu vesselam'a ulaşmıştı. Derhal kuyunun yanına geldi, kenarına oturup bir kap su istedi. Elini yıkadı, ağzına su alıp [kuyuya püskürttü] ve dua etti. Sonra suyu kuyuya döktü. ["Onu bir müddet terkedin" dedi.] Biz  kuyuyu terkedip biraz uzaklaştık. Az sonra kuyu bize  ve bineklerimize yetecek kadar su  saldı."

[Buharî, Enbiya 25,  Megazî, 35.]

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,387 وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]عَطِشَ النّاسُ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةَ، فَأتَوْا رَسُولَ اللّهِ #؛ وَبَيْنَ يَدَيْهِ رَكْوَةٌ، فَتَوَضَّأَ، فَجَهَشَ النَّاسُ نَحْوَهُ. فَقَالَ: مَالَكُمْ؟ قَالُوا: لَيْسَ عِنْدَنَا مَا نَتَوَضَّأَ بِهِ وََ نَشْرَبُ إَّ مَا بَيْنَ يَدَيْكَ، فَوَضَعَ رَسُولُ اللّهِ # يَدَهُ فِي الرَّكْوَةِ، فَجَعَلَ الْمَاءُ يَفُورُ مِنْ بَيْنَ أصَابِعِهِ كَأمْثَالِ الْعُيُونِ وَشَرِبْنَا. قِيلَ لِجَابِرٍ: كَمْ كُنْتُمْ يَوْمَئِذٍ؟ قَالَ: لَوْ كُنَّا مِائَةَ ألْفٍ لَكَفَانَا؛ كُنَّا خَمْسَ عَشَرَةَ مِاَئَةً[. أخرجه الشيخان.
"Hudeybiye günü, halk usandı, Aleyhissalatu vesselam'a geldiler. Resulullah'ın önünde deriden  mamul bir su kabı vardı, abdest aldı. Halk ona doğru sokuldu. Bunun üzerine: "Neyiniz var?" diye sordu. "Yanımızda abdest almaya ve içmeye önünüzdekinden başka suyumuz kalmadı!" dediler.  Aleyhissalatu vesselam, derhal ellerini kaba koydu. Derken parmaklarının arasından su kaynamaya başladı, tıpkı gözelerin kaynaması gibiydi. Hepimiz ondan içtik." Hz. Cabir'e: "O gün kaç kişiydiniz?" denildi. "Eğer, biz yüz bin de olsak su  yetecekti, ama biz bin beş yüz kişi idik." cevabını verdi."

[Buharî, Menakıb 25, Megazî 35, Tefsir Feth 5, Eşribe 31; Müslim, İmaret 67, (1856).]

Ma'n İbnu Abdirrahman anlatıyor: 

#9,386 وعن مَعْنِ بْنِ عبدالرّحمنِِ قال: ]سَمِعْتُ أبِى رَحِمَهُ اللّهُ يَقُولُ: سَألْتُ مَسْرُوقاً مَنْ آذَنَ النَّبِىَّ # بِالْجِنِّ لَيْلَةَ اسْتَمَعُوا الْقُرآنَ؟ فَقَالَ: حَدَّثَنِي أبُوكَ، يَعْنِي ابْنَ مَسْعُودٍ أنَّهُ قَالَ: آذَنَتْ بِهِمْ شَجَرَةٌ[. أخرجه الشيخان .
"Babam merhumu  dinledim. Diyordu ki: "Mesruk'a sordum: "Kur'anı dinledikleri gece, cinleri(n geldiğini) Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a kim haber verdi?" Bana şu cevabı verdi: "Baban, yani İbnu Mes'ud bana  bildirdi ki: "Onların yani cinlerin geldiğini bir ağaç haber verdi." 

[Buharî, Menakıbu'l-Ensar 32; Müslim, Salat 153, (450).]

İbnu Ebi Kesir anlatıyor:

#9,385 وعن ابن أبي كثِيرٍ قال: ]قَالَ أبُو سَهْمٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه: مَرَّتْ بِي امْرَأةٌ فَأخَذْتُ بِكَشْحِهَا ثُمَّ أطْلَقْتُهَا. فَأصْبَحَ رَسُولُ اللّهِ # في الْمَدِينَةِ يُبَايِعُ النّاسَ فَأتَيْتُهُ. فَقَالَ: ألَسْتَ بِصَاحِبِ الْجَذْبَةِ بِا‘مْسِ؟ فَقُلْتُ: بَلَى. وَإنِّي َ أعُودُ يَا رَسُولَ اللّهِ فَبَايَعَنِي[. أخرجه رزين .
Ebu Sehm (radıyallahu anh) dedi ki: "Bana [Medine'de]  bir kadın uğramıştı. Böğründen  tuttum, sonra saldım. Sabahleyin Aleyhissalatu vesselam halktan biat almaya başladı. Yanına ben de gittim. "Dün kadını tutan değil misin sen?" diye sordular. "Evet! Ama bir daha yapmayacağım ey Allah'ın Resulü!" dedim. Benim biatımı da aldı." 

[Rezin tahric etmiştir. Hadis, Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde mevcuttur (5, 293).]

Hilal İbnu Amr anlatıyor:

#9,384 وعن هَِلِ بْنُ عَمْرو قال: ]سَمِعْتُ عَلِيّاً رَضِيَ اللّهُ عَنه يَقُولُ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ # يَخْرُجُ مِنْ وَرَاءِ النَّهْرِ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ الْحَارِثُ، حَرَّاثٌ، عَلى مُقَدِّمَتِهِ، رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ مَنْصُورٌ يُوطَئُ أوْ يُمَكِّنُ Œلِ مُحَمّدٍ كَمَا مَكّنَتْ قُرَيْشٌ لِرَسُولِ اللّهِ #، وَاجِبٌ عَلى كُلِّ مُؤْمِنٍ نَصْرُهُ، أوْ قَال: إجَابَتُهُ[. أخرجه أبو داود .
"Hz. Ali  (radıyallahu anh)'yi dinledim. Demişti ki: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Maveraunnehir'den bir adam çıkacak, ona el-Haris Harras (çiftçi) [el-Haris İbnu Harras] denecek. (Ordusunun) önünde Mansur denen bir adam olacak. Bu zat Al-i Muhammed için (malıyla, hazineleriyle, silahıyla zemin) hazırlayacak, hilafeti mümkün kılacaktır. Tıpkı Kureyş'in Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a mümkün kıldığı gibi. Ona yardımcı olmak her Müslümana vacib olmuştur -veya ona icabet etmesi vacip olmuştur dedi.-" 

[Ebu Davud, Mehdi 1, (2452).]

Müslim'in diğer bir rivayeti şöyledir: 

#9,383 ولمسلم في أخرى: ]أسْرَعُكُنَّ لُحُوقاً بِى أطْوَلُكُنَّ يَداً. قَالَتْ: فَكُنَّ يَتَطَاوَلْنَ أيَّتُهُنَّ أطْولُ يَداً. فَكَانَتْ أطْوَلُنَا زَيْنَبَ، ‘َنَّهَا كَانَتْ تَعْمَلُ بِيَدِهَا وَتَتَصَدَّقُ[ .
"Bana kavuşmada en çabuğunuz kolu en uzun olanınızdır!" Hz. Aişe devamla der ki: "Kol yönüyle kim daha uzun diye uzunluk ölçüşmesi yaptılar. En uzunumuz Zeyneb [Bintu Cahş] idi. Çünkü o, eliyle çalışır ve kazandığını sadaka olarak fukaraya verirdi."

 [Müslim, Fezailü's-Sahabe 101, (2452).]

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,382 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]لَمَّا فُتِحَتْ خَيْبَرُ أُهْدِيَتْ لِرَسُولِ اللّهِ # شَاةٌ فِيهَا سُمٌّ. فقَالَ #: اِجْمَعُوا لِي مَنْ ههُنَا مِنَ الْيَهُودِ، فَجُمِعُوا لَهُ. فقَالَ لَهُمْ: هَلْ أنْتُمْ صَادِقِىَّ عَنْ شَيْءٍ إنْ سَألْتُكُمْ عَنْهُ؟ قَالُوا: نَعَمْ. فَقَالَ لَهُمْ: مَنْ أبُوكُمْ؟ قَالُوا: فَُنٌ. قَالَ: كَذَبْتُمْ، بَلْ أبُوكُمْ فَُنٌ. قَالُوا: صَدَقْتَ. قَالَ: هَلْ أنْتُمْ صَادِقِيٍّ كَمَا قَالَ أوًَّ. قَالُوا: نَعَمْ. وَإنْ كَذَبْنَاكَ عَرَفْتَهُ كَمَا عَرَفْتَهُ في أبِينَا. قَالَ: مَنْ أهْلُ النَّارِ؟ قَالُوا: نَكُونُ فيهَا يَسِيراً. ثُمَّ تَخْلُفُونَا فيهَا. قَالَ: اخْسَئُوا، واللّهِ  نَخْلُفُكُمْ فيهَا أبَداً، ثُمَّ قَالَ: هَلْ أنْتُمْ صَادِقيٍّ عَنْ شَيْءٍ إنْ سَألْتُكُمْ عَنْهُ؟ قَالوُا: نَعَمْ. قَالَ: هَلْ جَعَلْتُمْ في هذِهِ الشَّاةِ سُمّاً؟ قَالُوا: نَعَمْ. قَالَ: فَمَا حَمَلَكُمْ عَلى ذلِكَ؟ قَالوُا: أرَدْنَا إنْ كُنْتَ كَاذِباً أنْ نَسْتِريحَ مِنْكَ، وَإنْ كُنْتَ صَادِقاً لَمْ يَضُرَّكَ[. أخرجه البخاري .
 "Hayber fethedildiği zaman, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a zehir katılmış bir koyun (kızartması) hediye edildi. Aleyhissalatu vesselam: "Yahudilerden burada olanları bana toplayın!" emrettiler ve derhal toplanıp getirildiler. "Size bir şey sorsam doğru söyleyecek misiniz?" buyurdu. Onlar: "Evet!" deyince: "Babanız kimdir?" buyurdu. "Falancadır!" dediler. "Yalan söylediniz, bilakis babanız falandır!" buyurdu. "Doğru söyledin!" dediler. "Önceki gibi bana doğru söyleyecek misiniz?" diye  tekrar sordu. "Evet! Zaten biz sana yalan söylesek sen onu anlayacaksın, tıpkı babamız hakkındakini anladığın gibi" dediler. "Cehennem ehli kimdir?" dedi. "Biz orada az kalacağız. Orada bize siz halef olacaksınız!" dediler. "Defolun! Vallahi biz ebediyen size cehennemde halef olmayacağız!"  buyurdu. Sonra da: "Size bir şey sorsam bana doğru söyleyecek misiniz?" buyurdu. "Evet!" dediler. "Bu koyuna zehir koydunuz mu, koymadınız mı?" dedi. "Evet, koyduk!" dediler. "Pekiyi bunu niye yaptınız?" buyurdu. "Yalancı (bir peygamber) isen, senden kurtulmayı arzu ettik. Hakiki bir peygamber isen, bu zehir sana asla zarar vermez!" dediler."

 [Buharî, Cizye 7.]

Amr İbnu Ahtab el Ensarî  (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,381 وعن عَمْرِو بنِ أخْطَبِ ا‘نْصَارِىّ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]صَلّى بِنَا رَسُولُ اللّهِ # يَوْماً الْفَجْرَ وَصَعِدَ الْمِنْبَرَ فَخَطَبَنَا حَتّى حَضَرَتِ الظُّهْرُ. فَنَزَلَ، فَصَلّى، ثُمَّ صَعِدَ الْمِنْبَرَ، فَخَطَبَنَا حَتَّى حَضَرَتِ الْعَصْرُ. فَنَزَلَ فَصَلّى ثُمَّ صَعِدَ الْمِنْبَرَ فَخَطَبَنَا حَتّى غَرَبَتِ الشَّمْسُ فَأخْبَرَنَا بِمَا هُوَ كَائِنٌ الى يَوْمِ الْقِيَامَةِ فَأعْلَمُنَا أحْفَظُنَا[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bir gün bize sabah namazını kıldırıp minbere çıktı. Öğle vakti girinceye kadar hitap etti. Sonra minberden inip namaz kıldı. Tekrar minbere çıkıp ikindi vakti girinceye kadar bize hitap etti. İnip ikindiyi kıldı, sonra tekrar minbere çıktı, güneş batıncaya kadar bize konuştu. Bu konuşmalarda kıyamet gününe kadar olacak (hadisatı) bize haber verdi. Bunları en iyi bilenimiz, en belleyişli olanımızdır." 

[Müslim, Fiten 25, (2892).]

Yine Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,380 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]أخْبَرَنِى رَسُولُ اللّهِ # بِمَا هُوَ كَائِنٌ الى يَوْمِ الْقِيَامَةِ، فَمَا مِنْهُ شَىْءٌ إَّ وَقَدْ سَألْتُهُ عَنْهُ، إَّ أنِّي لَمْ أسْألْهُ مَا يُخْرِجُ أهْلَ الْمَدِينَةِ مِنَ الْمَدِينَةِ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), kıyamete kadar gelecek her şeyi bana haber verdi. Onlardan her ne varsa Aleyhissalatu vesselam'a sordum. Sadece "Medine halkını Medine'den kim çıkaracak?" bunu sormadım." 

[Müslim, Fiten 24, (2891).]

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:  

#9,378 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ اللّهَ يَبْعَثُ لهذِهِ ا‘ُمَّةِ عَلى رَأسِ كُلِّ مِائَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ لَهَا دِينَهَا[. أخرجه أبو داود .
"Muhakkak ki, Allah bu ümmet için, her yüz senenin başında, kendisine dini tecdid edecek kimse(ler) gönderecektir." 

[Ebu Davud, Melahim 1, (4391).]

Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,377 وعن أبي ذَرٍّ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: سَتَفْتَحُونَ مِصْرَ، وَهِيَ أرْضٌ يُسَمَّى فِيهَا الْقِيِراطُ. فَاسْتَوْصُوا بِأهْلِهَا خَيْراً. فإنَّ لَهُمْ ذِمَّةً وَرَحِماً[. أخرجه مسلم .
"Sizler Mısır'ı fethedeceksiniz. Orası (paraya) "kirat" denilen yerdir. Oranın halkına hayır tavsiye edin. Onların bir zimmet, bir de rahim (hakkı) vardır."

 [Müslim, Fezailu's-Sahabe 226, (2543).]

Adiyy  İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,376 وعن عَدِىِّ بْنِ حَاتِمٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قاَلَ: ]بَيْنَا أنَا عِنْدَ رَسُولِ اللّهِ # إذْ أتَاهُ رَجُلٌ، فَشَكَا إلَيْهِ الْفَاقَةَ، ثُمَّ أتَاهُ آخَرُ فَشَكَا إلَيْهِ قَطْعَ السَّبِيلِ. فَقَالَ: يَا عَدِيُّ! هَلْ رَأيْتَ الْحِيَرَةَ؟ قُلْتُ: لَمْ أرَهَا، وَقَدْ أُنْبِئْتُ عَنْهَا. فقَالَ: فَإنْ طَالَتْ بِكَ حَيَاةٌ لَتَرَيَنَّ الظَّعِينَةَ تَرتَحِلُ مِنَ الْحِيَرَةِ حَتّى تَطُوفَ بِالْكَعْبَةِ، َ تَخَافُ أحَداً إَّ اللّه. قُلْتُ: فِيمَا بَيْنِي وَبَيْنَ نَفْسِي: فَأيْنَ دُعَّارُ طَىِّءٍ الّذِينَ صَعَّرُوا الْبَِدَ. وَلَئِنْ طَالَتْ بِكَ حَيَاةٌ لَتُفْتَحَنَّ كُنُوزُ كِسْرَى. قُلْتُ: كِسْرَى ابْنِ هُرْمُزَ؟ قَالَ: كِسْرَى بْنُ هُرْمُزَ. وَلَئِنْ طَالَتْ بِكَ حَيَاةٌ لَتَرَيَنْ الرَّجُلَ يَخْرُجُ مِلْءَ كَفِّهِ مِنْ ذَهَبٍ أوْ فِضَّةٍ يَطْلُبُ مَنْ يَقْبَلُهُ فََ يَجِدُ أحَداً يَقْبَلُهُ مِنْهُ، وَلْيَلْقَيَنَّ اللّهَ أحَدُكُمْ يَوْمَ يَلْقَاهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ حِجَابٌ وََ تَرْجُمَانٌ يُتَرْجِمُ لَهُ. فَلْيَقُولَنَّ: ألَمْ أبْعَثَ إلَيْكَ رَسُوً فَيُبَلِّغَكَ! فَيَقُولُ: بَلَى. فَيَقُولُ: ألَمْ أُعْطِكَ مَاً وَأُفْضِلْ عَلَيْكَ؟ فَيَقُولُ: بَلَى يَا رَبِّ. فَيَنْظُرُ عَنْ يَمِينِهِ فََ يَرى إَّ جَهَنَّمَ، وَيَنْظُرُ عَنْ يَسَارِهِ فََ يَرَى إَّ جَهَنَّمَ. قَالَ عَدِيٌّ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَقُولُ: فَاتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ، فَمَنْ لَمْ يَجِدْ شِقَّ تَمْرَةٍ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ. قَالَ عَدِيّ رَضِيَ اللّهُ عَنه: فَرَأيْتُ الظَّعِينَةَ تَرْتَحِلُ مِنَ الْحِيَرَةِ حَتّى تَطُوفَ بِالْبَيْتِ َ تَخَافُ إَّ اللّهَ، وَكُنْتُ فِيمَنِ افَتَتَحَ كُنُوزَ كِسْرَى ابْنِ هُرْمُزَ، وَلَئِنْ طَالَتْ بِكُمْ حَيَاةٌ لَتَرَوُنَّ مَا قَالَ أبُو الْقَاسِمِ # يُخْرِجُ الرَّجُلُ مِلْءَ كَفِّهِ ذَهَباً أوْ فِضَّةً فََ يَجِدُ مَنْ يَقْبَلُهُ مِنْهُ[. أخرجه البخاري .
"Ben Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın yanında iken bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Derken biri daha gelip, o da yol  kesilmesinden şikayet etti. Aleyhissalatu vesselam:" Ey Adiyy dedi,  sen Hire şehrini gördün mü?" "Hayır görmedim, ancak işittim!" dedim. Bunun üzerine: "Eğer ömrün biraz uzarsa, devesine binen bir kadının Hire'den (tek başına) kalkıp Ka'be'yi tavaf edeceğini mutlaka göreceksin. O bu seyahatini yaparken Allah'tan başka  hiçbir şeyden korkmayacak!" Adiyy der ki: "İçimden, kendi kendime, "memlekete dehşet saçan Tayy eşkiyaları nereye gidecek?" dedim.  Resulullah sözlerine devam etti: "Eğer ömrün olursa Kisra'nın hazinelerinin de fethedildiğini göreceksin! "Kisra İbnu Hürmüz mü?" diye araya girdim. "Evet İbnu Hürmüz olan Kisra!" buyurdu ve devam etti: "Eğer hayatın uzarsa mutlaka göreceksin: Kişi eli altın veya gümüş parayla dolu olduğu halde bunu tasadduk etmek üzere  fakir arayacak fakat kendinden onu kabul edecek bir tek adam  bulamayacak. Her biriniz, mutlaka bir gün gelecek aranızda herhangi bir perde, bir tercüman olmaksızın Allah'la karşılaşacaksınız. O zaman Allah Teala hazretleri: "Sana tebliğ getiren bir peygamber göndermedim mi?" diye soracak. Muhatabı: "Evet gönderdin!" diyecek. Rabb Teala: "Ben sana mal vermedim mi, ikram etmedim mi?" diye soracak, kul: "Evet! Ey Rabbim verdin" deyip sağına bakacak, cehennemden  başka bir şey görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başka bir şey görmeyecek." Adiyy der ki: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın şöyle söylediğini işittim: "Bir  hurmanın yarısı da olsa onu sadaka olarak vererek ateşten korunun! Kim yarım hurma bulamazsa güzel bir sözle korunsun!" Yine Adiyy (radıyallahu anh) dedi ki: "Ben Hire'den kalkıp, Beytullah'ı tavaf eden  ve Allah'tan başka kimseden  korkmayan yaşlı kadını gördüm. Kisra İbnu Hürmüz'ün  hazinelerini fethedenler arasında ben bizzat bulundum. Eğer sizlerin ömrü uzun olursa mutlaka, Ebu'l-Kasım (aleyhissalatu vesselam)'ın şu söylediğini de göreceksiniz: "Kişi, eli altın veya gümüşle dolu olarak çıkacak, onu kendinden (sadaka olarak) kabul edecek  adam bulamayacak." 

 [Buharî, Menakıb 25.]

Cabir İbnu Semüre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,375 عن جابر بن سَمُرَة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إذَا هَلَكَ كِسْرَى فََ كِسْرَى بَعْدَهُ، وَإذا هَلَكَ قَيْصَرَ فََ قَيْصَرَ بَعْدَهُ. فَوَالّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتُنْفَقَنَّ كُنُوزُهُمَا في سَبِيلِ اللّهِ تَعالى[. أخرجه الشيخان .
"Kisra ölünce, ondan sonra başka kisra yoktur. Kayser de öldü mü ondan sonra kayser  yoktur. Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, siz her ikisinin de hazinelerini Allah yolunda harcayacaksınız." 

[Buharî, Menâkıb 25, Humus 8, Eyman 3; Müslim, Fiten 77, (2919).]

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#9,374 وعن ابن عبّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]آخِرُ آيَةٍ نَزَلَتْ عَلى رَسُولِ اللّهِ # آيَةُ الرِّبَا[. أخرجه البخاري .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a inen en son ayet Riba ayetidir."

 [Buharî, Bakara 53.]

Yahya İbnu Ebi Kesir anlatıyor: 

#9,373 وعن يَحْيى بِنْ أبي كَثِيرٍ قال: ]سَألْتُ أبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمنِ عَنْ أوَّلِ مَا نَزَلَ مِنَ الْقُرآنِ. فَقَالَ: يَا أيُّهَا الْمُدَّثِّرُ. قُلْتُ: إنَّهُمْ يَقُولُونَ: اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الّذِى خَلَقَ. قَالَ أبُو سَلَمَةَ: سَألْتُ جَابِراً رَضِيَ اللّهُ عَنه عَنْ ذلِكَ فَقَالَ: َ أُحَدِّثُكَ إَّ مَا حَدَّثَنَا بِهِ رَسُولُ اللّهِ # قَالَ: جَاَوَرْتُ بِحِرَاءَ شَهْراً، فَلَمَّا قَضَيْتُ جِوَارِى هَبَطْتُ فَنُودِيتُ فَنَظَرْتُ عَنْ يَمِينِي فَلَمْ أرَ شَيْئاً، وَنَظَرْتُ عَنْ شِمَالِي فَلَمْ أرَ شَيْئاً، وَنَظَرْتُ خَلْفِي فَلَمْ أرَ شَيْئاً، فَرَفَعْتُ رَأسِى فَرَأيْتُ شَيْئاً فَلَمْ أثْبُتْ لَهُ. فَأتَيْتُ خَدِيجَةَ، فَقُلْتُ: دَثِّرُونِي. فَنَزَلَ: يَا أيُّهَا الْمُدَّثِّرُ، قُمْ فَأنْذِرْ، وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ، وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ، وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ وذلِكَ قَبْلَ أنْ تُفرَضَ الصَّةُ[. أخرجه الشيخان والترمذي .
"Ebu Seleme İbnu Abdirrahman'a Kur'an'dan ilk inenin ne olduğunu sordum. "Ya eyyühe'l-Müddessir (ey örtüsüne bürünmüş)! (suresi)dir!" dedi. Ben: "İyi ama, başkaları ilk inenin İkra' bismi Rabbikellezi halak (suresidir). diyorlar" dedim. Bunun üzerine Ebu Seleme: "Ben bu hususta Hz. Cabir (radıyallahu anh)'e sormuştum. O bana: "Sana, Resulullah Aleyhissalatu vesselam'ın söylediğinden başka bir şey söylemeyeceğim, Aleyhissalatu vesselam: "Bir ay kadar Hira mağarasına mücavir oldum (itikafa girdim). Mücaveretimi (itikafımı)  tamamlayınca, dağdan  indim. Derken bana bir seslenen oldu. Sağıma baktım, hiçbir şey görmedim. Soluma baktım, yine bir şey görmedim. Arkama baktım bir şey görmedim. Derken başımı kaldırdım, bir şey gördüm, ama (bakmaya) dayanamadım. Hemen Hatice'nin yanına geldim: "Beni örtün!" dedim. Derken şu ayetler nazil oldu. (Mealen): "Ey örtüsüne bürünen! Kalk! (insanları ahiretle) korkut! Rabbini büyükle, elbiseni temizle. Pislikten kaçın.." (Müddessir suresi). Bu vahiy namaz farz kılınmazdan önceydi."

[Buharî, Bed'ü'l-Vahy, Bed'ül-Halk 6, Tefsir, Müddessir; Tefsir, Alak, Edeb 118; Müslim, İman 257, (161).]

Ebu  Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Habeşistan'ın sahibi (kralı) Necaşî merhumu işittim, demişti ki:

#9,372 وعن أبي مُوسى رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]سَمِعْتُ النَّجَاشِيَّ صَاحِبَ الْحَبَشَةِ رَحِمَهُ اللّهُ تَعالى يَقُولُ: أشْهَدُ أنَّ مُحَمّداً رَسُولُ اللّهِ، وَأنَّهُ الّذِي بَشِّرَ عِيسى عَلَيْهِ السََّمُ، وَلَوَْ مَا أنَا فيهِ مِنَ الْمُلْكِ وَمَا تَحَمَّلَتُ مِنْ أُمُورِ النَّاسِ ‘َتَيْتُهُ حَتّى أحْمِلَ نَعْلَيْهِ[. أخرجه أبو داود .
"Ben şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın resulüdür. O, Hz. İsa (aleyhisselam)'nın  geleceğini müjdelediği zattır. Eğer ben, şu saltanatın başında olmasaydım ve üzerimdeki insanlarla ilgili yük bulunmasaydı onun ayakkabılarını taşımak üzere yanına giderdim." 

[Ebu Davud, Cenaiz 62, (3205).]

Atâ İbnu Yesar  rahimehullah anlatıyor: 

#9,371  ـ2ـ وعن عَطاءِ بنِ يَسَارٍ. قال: ]لَقِيْتُ عَبْدَاللّهِ بْنَ عَمْرُو بْنِ الْعَاصِ رَضِيَ اللّهُ عَنهما، فَقُلْتُ: أخْبِرْنِى عَنْ صِفَةِ رَسُولِ اللّهِ # في التَّوْرَاةِ. فقَالَ: أجَلْ وَاللّهِ إنَّهُ لَمَوْصُوفٌ في التَّوْرَاةِ بِبَعْضِ صِفَتِهِ في القُرْآنِ، يَا أيُّهَا النَّبِىُّ إنَّا أرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذِيراً، وَحِرْزاً لِ‘ُمِّيِّينَ، أنْتَ عَبْدِى وَرَسُولِى. سَمَّيْتُكَ الْمُتَوَكِّلَ. لَيْسَ بِفَظٍّ، وََ غَلِيظٍ، وََ صَخّابٍ بِا‘َسْوَاقِ، وََ يَدْفَعُ بِالسَّيِّئَةِ السَّيِّئَةِ، وَلَكِنْ يَعْفُو وَيَغْفِرُ. وَلَنْ يَقْبِضَهُ اللّهُ حَتّى يُقِيمَ بِهِ الْمِلَّةَ الْعَوْجَاءَ، وَيَفْتَحَ بِهِ أعْيُناً عُمْياً، وآذَاناً صُمّاً، وَقُلُوباً غُلْفاً[. أخرجه البخاري.»ا‘مِّيون« العرب ‘نهم كانوا  يحسنون الكتابة.و»الفظّ« القاسى القلب الغليظ الجانب.و»الصَّخبُ« بالصاد والسين الصياح والجلبة، يشير بذلك الى عدم منافسته في الدنيا وجمعها فيحضر ا‘سواق لذلك ويصخب معهم فيها.و»الغُلفُ« بضم الغين وسكون اّم جمع أغلف، وهو الذي عليه غف .
"Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhüma)'a rastladım ve: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın Tevrat'ta zikredilen vasıflarını bana söyle" dedim. Bunun üzerine hemen: "Pekala dedi ve devam etti: Allah'a yemin olsun! O, Kur'an'da geçen bazı sıfatlarıyla Tevrat'ta da mevsuftur (ve şöyle denmiştir): "Ey Peygamber, biz seni insanlara şahid, müjdeleyici ve korkutucu (Ahzab 45) ve ümmiler için de koruyucu olarak gönderdik. Sen benim kulum ve elçimsin. Ben seni mütevekkil diye tesmiye ettim. O, ne katı kalpli, ne de kaba biri değildir. Çarşı pazarda rastgele bağırıp çağırmaz. Kötülüğü kötülükle  kaldırmaz, bilakis affeder, bağışlar. Allah, bozulmuş dini onunla tam olarak ikame etmeden onunla kör gözleri, sağır kulakları, paslanmış kalpleri açmadan onun ruhunu kabzetmez."

 [Buharî, Büyû 50, Tefsir, Feth 3.]

Yine Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,370  وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]كَانَ رَسُولُ اللّهِ # إذَا صَلّى الْغَدَاةَ جَاءَ خَدَمُ الْمَدِينَةِ بِآنِيَتِهِمْ فيهَا الْمَاءُ فَŒَ يَأتُونَهُ بِإنَاءٍ إَّ غَمَسَ فيهِ يَدَهُ، وَرَبَّمَا جَاءَهُ في الْغَدَاةِ الْبَارِدَةِ فَيَغْمِسُ يَدَهُ فيهِ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) sabah namazını kılınca, Medine'nin  hizmetçileri ellerinde su bulunan kaplar olduğu halde kendisine gelirlerdi. Aleyhissalatu vesselam da hiçbirini ihmal etmeden kaplara elini batırırdı. Bazan sabahları hava soğuk olurdu. Aleyhissalatu vesselam yine de elini suya batırırdı." 

[Müslim, Fezail 74, (2324).]

Hz. Enes anlatıyor:

#9,369 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]مَشَيْتُ مَعَ رَسُولِ اللّهِ # وَعَليْهِ بُرْدٌ نَجْرَانِىٌّ غَلِيظُ الْحَاشِيَةِ، فأدْرَكَهُ أعْرَابِىٌّ فَجَبَذَهُ جَبْذَةً شَدِيدَةً حَتّى نَظَرْتُ الى صَفْحَةِ عُنُقِهِ، وَقَدْ أثَرَ فيهِ حَاشِيَةُ الْبُرْدِ مِنْ شِدَّةِ جَبَذَتِهِ. ثُمَّ قَالَ: يَا مُحَمّدُ، مُرْ لِي مِنْ مَالِ اللّهِ الّذِي عِنْدَكَ فَالْتَفَتَ إلَيْهِ وَضَحِكَ. ثُمَّ أمَرَ لَهُ بِعَطَاءٍ[. أخرجه الشيخان .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)' la birlikte yürüdüm. Üzerinde kenarı  sert necrani bir hırka vardı. Ona bir bedevi arkadan yetişerek hırkadan tutup şiddetle çekti. Boynunun derisine baktığımızda şiddetle çekilen hırkanın kenarının zedeleyip iz bıraktığını gördüm. Bedevi: "Ey Muhammed! Yanındaki Allah'ın malından bana da verilmesini emret" dedi. Aleyhissalatu vesselam ona yönelik baktı ve güldü. Sonra da bir ihsanda bulunulmasını emretti."

[Buharî, Libas 18, Humus 19, Edeb 68).]

Cabir İbnu Semüre (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,368 وعن جابرِ بن سَمُرَة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]صَلَّيْتُ مَعَ رَسُولِ اللّهِ # صََةَ ا‘ولى، ثُمَّ خَرَجَ الى أهْلِهِ وخَرَجْتُ مَعَهُ، فَاسْتَقْبَلَهُ وُلْدَانٌ، فَجَعَلَ يَمْسَحُ خَدَّىْ أحَدِهِمْ وَاحِداً بَعْدَ وَاحِدٍ، وَمَسَحَ خَدِّى فَوَجَدْتُ لِيَدِهِ بَرْداً ورِيحاً كأنَّمَا أخْرَجَهَا مِنْ جُؤْنَةِ عَطَّارِ[. أخرجه مسلم.»جُؤْنَةُ الْعَطَّارِ« هى التي يعدّ فيها الطيب ويدخره .
"Resuulllah (aleyhissalatu vesselam)'la birlikte ilk namazı kıldım. Sonra Aleyhissalatu vesselam ehline gitti. Onunla ben de çıktım. Onu bir kısım çocuklar karşıladı. Derken onların yanaklarını  bir bir okşamaya başladı. Benim yanağımı da okşadı. Elinde bir serinlik ve hoş bir koku hissettim. Elini sanki attar  havanından çıkarmış gibiydi." 

[Müslim, Fezail 80, (2329).]

Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 

#9,367 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنها قالت: ]مَا خُيِّرَ رَسُولُ اللّهِ # في أمْرَيْنِ إَّ أخَذَ أيْسَرَهُمَا، مَا لَمْ يَكُنْ إثْماً، فإنْ كَانَ إثْماً كَانَ أبْعَدَ النّاس مِنْهُ، وَمَا انْتَقَمْ لِنَفْسِهِ مِنْ شَىْءٍ قَطُّ إَّ أنْ تُنْتَهَكَ حُرْمَةُ اللّهِ، فَيَنْتَقِمُ للّهِ[. أخرجه الثثة وأبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) iki iş arasında muhayyer bırakılırsa, mutlaka en kolayını tercih ederdi. Yeter ki bu günah olmasın. Eğer bir iş günah idiyse, günaha karşı insanın en uzak duranı idi. Aleyhissalatu vesselam kendisi için hiç intikam aramadı. Ama Allah'ın bir haramı ihlal edilince o zaman Allah için intikam alırdı."

[Buhârî, Menâkıb 234, Edeb 80, Hudud 10, 42; Müslim, Fezâil 77, (2327); Muvatta, Husnü'l-Hulk 2, (2, 903); Ebu Davud, Edeb 5, (4785).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,366 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]كَانَ فَزَعٌ بِالْمَدِينَةِ، فَاسْتَعَارَ رَسُولُ اللّهِ # فَرَساً مِنْ أبِي طَلْحَةَ يُقَالُ لَهُ الْمَنْدُوبُ، فَرَكِبَهُ! فَلَمَّا رَجَعَ قَالَ: مَا رَأيْنَا مِنْ شَىْءٍ، وإنْ وَجَدْنَاهُ لَبَحْراً[ .
"Medine'de bir panik olmuştu. Resulullah (aleyhissalatu vesselam), Ebu Talha (radıyallahu anh)'dan el-Mendub denen (ağır yürüyüşlü) atını istiareten aldı ve bindi. Dönüşünde: "Bir şey görmedik. Ancak atı çok hızlı bulduk" buyurdu."

Kutub-i Sitte

Abdullah İbnu Selam (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,365 وعن عبداللّهِ بن سَمٍ قال: ]كَانَ رَسُولُ اللّهِ # إذَا جَلَسَ يَتَحَدَّثُ يُكْثِرُ أنْ يَرْفَعَ طَرْفَهُ الى السَّمَاءِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), oturup konuştuğu zaman, (vahiy bekleyerek veya Mele-i A'la'ya iştiyak duyarak) çok sık nazarını semaya çevirirdi."

 [Ebu Davud, Edeb 21, (4837).]

Abdullah İbnu Sercis (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,364 عن عبْدُ اللّهِ بن سَرْجِسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]أكَلْتُ مَعَ رَسُولِ اللّهِ # خُبْزاً وَلَحْماً، وَقُلْتُ يَارَسُولَ اللّهِ غَفَرَ اللّهُ لَكَ. قَالَ: وَلَكَ. فَقِيلَ لَهُ: اِسْتَغْفَرَ لَكَ رَسُولُ اللّهِ #. فقَالَ: نَعَمْ وَلَكَ. ثُمَّ تََ: وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ اŒية: قالَ: ثُمَّ دُرْتُ خَلْفَهُ فَرَأيْتُ خَاتَمَ النُّبُوَّةِ بَيْنَ كَتِفَيْهِ عِنْدَ نَاغِض كَتِفِيهِ الْيُسْرى جَمْعاً، عَلَيْهِ خَيَنٌ كَأمْثَالِ الثَّآلِيلِ[. أخرجه مسلم.»نَاغَضُ الْكتِفِ« طرف العظم العريض.و»الجمعُ« قال الحميدي لعله عنى جمع الكف وهو جمعها وعطف أصابعها الى باطن الكف.و»الْخِيَنُ« جمع خال وهو الشامة .
 "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ile birlikte ekmek ve et yedim ve: "Ey Allah'ın Resulü! Allah seni mağfiret buyursun!" dedim. Bana: "Seni de!"  diye karşılıkta bulundu." Ravi der ki: "(İbnu Sercis'e): "Resulullah sana istiğfarda mı bulundu?" diye soruldu. O: "Evet, "Seni de!" dedi" diye cevap verdi ve sonra şu ayeti okudu. (Mealen): "Kendi günahın için de, mü'min erkek  ve mü'min kadınlar için de Allah'tan af dile..." (Muhammed 19). İbnu Sercis devamla dedi ki: "Sonra etrafında döndüm, iki omuzu arasında peygamberlik mührünü gördüm. Sol kürek kemiğinin geniş tarafında idi, yumruk gibi ve üzerinde siğiller emsali benler vardı."

 [Müslim, Fezail 112, (2346).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,363 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]رَأيْتُ رَسُولَ اللّهِ # وَالْحََّقُ يَحْلِقُهُ وَأطَافَ بِهِ أصْحَابُهُ، فَمَا يُرِيدُونَ أنْ تَقَعَ شَعْرَةٌ إَّ في يَدِ رَجُلٍ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ı, berber onu tıraş ederken gördüm. Ashabı etrafını çevirmişti. Aleyhissalatu vesselam'ın tek kılının yere düşmesini istemiyorlar, birinin eline düşsün istiyorlardı."

 [Müslim, Fezail 75, (2325).]

Ebu Cuhayfe (radıyallahu anh) anlatıyor:

#9,362 وعن أبِى جُحَيْفَةِ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]رَأيْتُ رَسُولَ اللّهِ # فَرَأيْتُ بَيَاضاً تَحْتَ شَفَتِهِ السُّفْلَى، يَعْنِى الْعَنْفَقَةَ[. أخرجه الشيخان .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ı gördüm, sadece alt dudağında yani anfetesinde beyaz gördüm."

[Buharî, Menakıb 23; Müslim, Fezail 106, (2342).]

Hz. Enes (radıyallahu anh)'in anlattığına göre, "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın saçındaki aklardan sorulunca (Enes)  şöyle cevap vermiştir:

#9,361 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه: ]أنَّهُ سُئِلَ عَنْ شَيْبِ النَّبِىِّ #، فَقَالَ: مَا شَانهُ اللّهُ بِبَيْضَاءَ. وفي روايةٍ: أنَّهُ كَانَ يَكْرَهُ أنْ يَنْتِفَ الرَّجُلُ الشَّعْرَةَ الْبَيْضَاءَ مِنْ رَأسِهِ وَلِحْيَتِهِ. قَالَ: ولَمْ يُخَضَب #، وَإنَّمَا كَانَ الْبَيَاضُ في عَنْفَقَتِهِ وفي الصُّدْغَيْنِ وفي الرَّأسِ نُبْذٌ[. أخرجه مسلم .
"Allah O'nu, beyazla çirkinleştirmemiştir." Bir rivayette de şöyle demiştir: "O, kişinin başında ve sakalında bulunan beyazları yolmasını mekruh addederdi. Ve [Enes (radıyallahu anh)]: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) saçlarını boyamadı. Beyaz kıl (onda nadirdi ve sadece) alt dudağında, şakaklarında ve başında bir nebzecik vardı" derdi." 

[Müslim, Fezail 104, 105, (2341).]

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#9,360 وعن ابن عبّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]كَانَ أهْلُ الْكِتَابِ يَسْدُلُون َ أشْعَارُهُمْ وَكانَ الْمُشْرِكُونَ يَفْرَقُونَ، وَكانَ رَسُولُ اللّهِ # تُعْجِبُهُ مُوَافقة أهْلُ الْكِتابِ فيمَا لَمْ يُؤْمَرْ بِهِ، فَسَدَلَ نَاصِيَتَهُ ثُمَّ فَرقَ بَعْدَهُ[. أخرجه الشيخان وأبو داود.»السَّدْلُ« ترك الشعر بغير فرق .
"Ehl-i Kitap saçlarını düz salınmaya bırakırlar, müşrikler de ayırırlardı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ise (vahiy yoluyla ) emredilmediği hususlarda Ehl-i Kitab'a uygun  hareket etmekten hoşlanırdı. Bu sebeple saçını alnından serbest bıraktı. Bilahare (bütün müşrikler Müslüman olduktan sonra) saçlarını (alnından) ayırdı."

[Buhari, Libas 70, Menakıb 23, Fezailu'l-Ashab 52; Müslim, Fezail 90, (2336); Ebu Davud, Tereccül 10, (4188); İbnu Mace, Libas 36, (3632).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,359 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #، لَمَّا مَاتَ وَلَدُهُ إبْرَاهِيمُ: أنَّهُ مَاتَ في الثَّدْيِ، وإنَّ لَهُ لَظِئْرَيْنِ يُكَمَِّنِ رَضَاعَهُ في الْجَنَّةِ فإنَّهُ ابْنِي[. أخرجه مسلم.»الظِّئْرُ« المرأة التي ترضع ولد غيرها .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), oğlu İbrahim öldüğü  zaman buyurdular ki: "O daha memede iken öldü. Onun cennette iki sütannesi var. Bunlar onun sütünü (iki yıla) tamamlayacaklar. Çünkü o benim oğlumdur." 

[Müslim, Fezail 63, (2316).]

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#9,358 عن ابنِ عبّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنهما: ]أنَّ قُرَيْشاً تَوَاصَتْ بَيْنَهَا بِالتَّمَادِي في الْغَيِّ وَالْكُفْرِ، وَقَالَتِ: الّذِي نَحْنُ عَلَيْهِ أحَقُّ مِمَّا عَلَيْهِ هذَا الْصُّنْبُورُ الْمُنْبَتِرُ، فَأنْزَلَ اللّهُ تَعالى إنَّا أعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ الى آخِرِهَا؛ وَأتَاهُ بَعْدَ ذلِكَ خَمْسَةُ أوَْدٍ ذُكُورٌ: أرْبَعَةٌ مِنْ خَدِيجَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهَا: عَبْدُاللّهِ وَهُوَ أكْبَرُهُمْ، وَالْطَّاهِرُ، وَقِيلَ هُوَ عَبْدُاللّهِ فَهُمْ ثَثَةٌ؛ وَالطَّيِّبُ، والْقَاسِمُ، وَإبْرَاهِيمُ مِنْ مَارِيَة؛ وَكَانَ لِلنَّبِىِّ # أرْبَعُ بِنَاتٍ: مِنْهُنَّ زَيْنَبُ الّتِي كَانَتْ تَحْتَ أبِى الْعَاصِ بْنِ الرَّبِيعِ، وَرُقَيَّةُ، وأُمُّ كُلْثُومٍ كَانَتَا تَحْتَ عُتْبَةَ وعُتْبَةَ ابْنَيْ أبِي لَهَبٍ. فَلَمَّا نَزَلَتْ: تَبَّتْ يَدَا أبِي لَهَبٍ وَتَبَّ أمَرَهُمَا بِفِرَاقِهِمَا وَتَزَوَّجَ عُثْمَانُ رَضِيَ اللّهُ عَنه أوًَّ رُقَيَّةَ وَهَاجَرَتْ مَعَهُ الى أرْضِ الْحَبَشَةِ، وَوَلَدَتْ هُنَاكَ ابْنَهُ عَبْدَاللّهِ، وَبِهِ كَانَ يُكَنِّى؛ ثُمَّ مَاتَتْ، وَتَزَوَّجَ بَعْدَهَا أُمَّ كُلْثُومٍ. وَفَاطِمَةُ رَضِيَ اللّهُ عَنهَا، وَكَانَتْ تَحْتَ عَلِيٍّ رَضِيَ اللّهُ عَنه، وَوَلَدَتْ لَهُ حَسَناً وَحُسَيْناً وَمُحْسِناً. وَزَيْنَبَ، وَكَانَتْ تَحْتَ عَبْدِاللّهِ ابْنِ جَعْفَرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُمَا، وَأُمَّ كُلْثُومٍ وَزَوَّجَهَا عَلَيٌّ رَضِيَ اللّهُ عَنه مِنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللّهُ عَنه[. أخرجه رزين.»الصُّنبور« في ا‘صل: النخلة التي تبقى متفرقة ويدق أصلها، ويقال هي سعفات تنبت في جزع النخلة غير ثابتة في ارض لم يقلع منها، وأراد كفار قريش أن محمداً # بمنزلة صنبور في جذع نخلة فإذا قطع انقطع، يعنون أنه  عقب له، وإذا مات انقطع ذكره ويأبي اللّه إ أن يُتمّ نوره ولو كره الكافرون .
"Kureyşliler, birbirlerine küfrün ve sapıklığın devamını tavsiye ettiler ve aralarında: "Bizim üzerinde olduğumuz şey var ya, bu, o köksüz sürgün (mesabesinde olan Muhammed)in üzerinde olduğu şeyden daha  doğrudur!"  dediler. Bunun üzerine, Allah Teala hazretleri Kevser  suresini inzal buyurdu. "Şüphesiz ki biz sana kevseri verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl arkası kesik (nesilsiz)  olan, sana düşmanlık edenin ta kendisidir" (Kevser 1-3). Bundan sonra Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın  beş erkek çocuğu oldu. Dördü  Hz. Hatice (radıyallahu anha)'den: Abdullah: Bu en büyükleri idi; Tahir -bunun Abdullah olduğu ve bunların üç tane oldukları da söylenmiştir-; Tayyib, Kasım ve Mariye'den olan İbrahim. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın dört tane de kızı  vardı: Bunlardan Zeyneb, Ebu'l-As İbnu'r-Rebi'in nikahı altında idi. Rukiyye ve Ümmü Gülsüm: Bu ikisi, Ebu Leheb'in oğulları olan Utbe ve Uteybe'nin nikahı altında idiler. "Ebu Leheb'in iki eli kurusun ve kurudu da..." (Tebbet 1-5) vahy-i şerifi nazil olduğu zaman, Ebu Leheb oğullarına onları boşamalarını emretti. Bunun üzerine Hz. Osman önce Rukiyye ile evlendi. Rukiyye onunla  birlikte Habeşistan'a hicret etti. Orada Hz. Osman'ın Abdullah adında bir oğlu dünyaya geldi. Hz. Osman ona izafeten (Ebu Abdillah diye) künye almıştı. Sonra Rukiyye  (radıyallahu anha) vefat etti. Ondan sonra Hz. Osman Ümmü Gülsüm (radıyallahu anhüma) ile evlendi. Hz. Fatıma (radıyallahu anha):  Bu Hz. Ali (radıyallahu anhüma)'nin nikahı altında idi. Hz. Ali'nin Fatma'dan Hasan, Hüseyin ve Muhsin adlarında üç erkek  çocuğu ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adlarında iki kız çocuğu dünyaya geldi. Bunlardan Zeyneb, Abdullah İbnu Ca'fer (radıyallahu anhüma)'in nikahı altında idi. Hz. Ali, Ümmü Gülsüm'ü de Hz. Ömer'e nikahlamıştır, radıyallahu anhüm ecmain."

Kutub-i Sitte [Rezin tahric etmiştir.] 

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#9,357 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قُبِضَ رَسُولُ اللّهِ # وَهُوَ ابْنُ ثَثٍ وَسِتِّىنَ، وَأبُو بَكْرٍ: وَهُوَ ابْنُ ثَثٍ وَسِتِّينَ، وَعُمَرُ: وَهُوَ ابْنُ ثَثٍ وَسِتِّىنَ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) altmış üç yaşında vefat etti. Hz. Ebu Bekir de altmış üç yaşında vefat etti. Hz. Ömer de altmış üç yaşında vefat etti. (Radıyallahu anhüma)."

[Müslim, Fezail 114, (2348).]

Bir başka rivayette de şöyle demiştir: 

#9,356 وفي رواية: ]أقَامَ بِمَكَّةَ خَمْسَ عَشْرَةَ سَنَةً يَسْمَعُ الصَّوْتَ وَيَرى الضَّوْءَ وََ يَرَى شَيْئاً سَبْعَ سِنِِينَ وَثَمَانَ سِنِينَ يُوحَى إلَيْهِ، وَأقَامَ بِالْمَدِينَةِ عَشْراً، وَتُوُفِّىَ وَهُوَ ابْنُ خَمْسَ وَسِتِّينَ سَنَةً[. أخرجه الشيخان والترمذي.
"Mekke'de ses işitir ve ışık görür olduğu halde on beş yıl ikamet etti. Bunun yedi yılında ışıktan başka bir şey görmedi, sekiz senesinde vahiy aldı. Medine'de on yıl ikamet etti. Altmış beş yaşında olduğu halde vefat etti."

Kutub-i Sitte

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#9,355 وعن ابنِ عبّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]أقَامَ رَسُولُ اللّهِ # بِمَكَّةَ ثَثَ عَشْرَةَ سَنَة يُوحَى إلَيْهِ، وتُوُفِّيَ وَهُوَ ابْنُ ثَثٍ وَسِتِّينَ[ .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Mekke'de, kendisine vahiy geldiği durumda on üç yıl ikamet etti. Altmış üç yaşında da vefat etti."

Kutub-i Sitte

Vaile İbnu'l-Eska' (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#9,354 وعن وَائلة بن ا‘سْقَع رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ اللّهَ اصْطَفَى كِنَانَةَ مِنْ وَلَدِ إسْمَاعِيلَ، وَاصْطَفَى قُرَيْشاً مِنْ كِنَانَةَ، وَاصْطَفى مِنْ قُرَيْشٍ بَنِي هَاشِمٍ، وَاصْطَفَانِي مِنْ بَنِي هَاشِمٍ[. أخرجه مسلم .
"Allah Teala hazretleri, İsmail'in evlatları arasından Kinane'yi seçti, Kinane'den Kureyş'i seçti, Kureyş'ten Beni Haşim'i seçti. Beni Haşim'den de beni seçti."

[Müslim, Fezail 1, (2276).]

Buhârî merhum Aleyhissalâtu vesselâm'ın bi'setine (peygamber olarak gönderilişine) tahsis ettiği babta der ki:

#9,353  ذَكَر البخاري رَحِمَهُ اللّهُ في باب مَبْعَثِهِ # فقَالَ: ]هُوَ مَحُمّدٌ رَسُولُ اللّهِ # اِبْنُ عَبْدِاللّهِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ بْنِ هَاشِمِ بْنِ عَبْدِ مَنَافِ بْنِ قُصَيِّ ابْنِ كَِبِ بْنِ مُرَّةَ بْنِ كَعْبِ بْنِ لُؤَيِّ بْنِ غَالِبِ بْنِ فِهْرِ بْنِ مَالِكِ بْنِ النَّضْرِ بْنِ كِنَانَةَ بْنِ خُزَيْمَةَ بْنِ مُدْرِكَةَ بْنِ إلْيَاسَ بْنِ مُضَرَ بْنِ نِزَارَ بْنِ مَعَدِّ بْنِ عَدْنَانَ[ .
"O, Allah'ın elçisi Muhammed İbnu Abdillah İbni Abdilmuttalib İbnu Haşim İbni Abdi Menaf İbnu Kusayy, İbni Kilab İbni Mürre İbni Ka'b İbni Lüeyy İbni Galib İbni Fihr İbni Malik İbni'n-Nadr İbni Kinane İbni Huzeyme İbni Müdrike İbni İlyas İbni Mudar İbni Nizar İbni Maadd İbni Adnan'dır."

 [Buhârî, Menakıbu'l-Ensâr 28.]