Toplam 22,892 Hadis
Konular

Zühd Kategorisi

Utbe İbnu Gazvân (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,935 وعن عتبة بن غزوان رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: ] لَقَدْ رَأيْتُنِى سَابِعَ سَبْعَةٍ مَعَ رسولِ اللّهِ # ومَا لَنَا طَعَامٌ إَّ وَرقُ الحُبْلَةِ حَتَّى قَرِحَتْ أشْدَاقَنَا[. أخرجه مسلم.»الحُبْلَةُ« بضم الحاء، وسكون الباء: ثمر السمر، وقيل: هى ثمرة تشبه اللوبيا.»وقُرِحَتْ أشْدَقُنَا« أى طلعت فيها القروح كالجراح ونحوها
"Gerçekten ben kendimi, Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ile birlikte olan yedi kişiden yedincisi olarak görmüşümdür. Huble yaprağından(28) başka yiyeceğimiz yoktu. Öyle ki avurtlarımız yara oldu."

[Müslim, Zühd 15, (2967).]

Nu'mân İbnu Beşîr (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 

#9,934 وعن النعمان بن بشير رَضِيَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]ذَكَرَ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ مَا أصَابَ النَّاسَ مِنَ الدُّنْيَا فقَالَ: لَقَدْ رَأيْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَظَلُّ الْيَوْمَ يَلْتَوى مِنَ الجُوعِ مَا يَجِدُ مِنَ الدَّقَلِ مَا يَمْ‘ُ بِهِ بَطْنَهُ[. أخرجه مسلم.»الدَّقَلُ« ردئ التمر كالحشف ونحوه.
"Hz. Ömer (radıyallahu anh) insanların nail oldukları dünyalıktan söz etti ve dedi ki: "Gerçekten ben Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın bütün gün açlıktan kıvrandığı halde, karnını doyurmaya adi hurma bile bulamadığını gördüm."

[Müslim, Zühd 36, (2978).]

Ebû Ümâme İbnu Sa'lebe el-Ensârî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında dünyayı zikretmişlerdi. Buyurdular ki:

#9,933  وعن أبى أُمَامة بن ثعلبة ا‘نصارى رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]ذَكَرُوا عِنْدَ النبىِّ #: الدُّنْيَا فقَالَ: أَ تَسْمَعُونَ، أَ تَسْمَعُونَ؟ إنَّ الْبَذَاذَةَ مِنَ ا“يمَانِ، إنَّ البَذَاذَةَ مِنَ ا“يماَنِ[. أخرجه أبو داود.»البَذَاذَةُ« بذالين معجمتين بينهما ألف: رثاثة الهيئة وترك الزينة، والمراد به التواضع في اللباس، وترك التبجح به .
"Duymuyor musunuz, işitmiyor musunuz? Mütevazi giyinmek imandandır, mütevazi giyinmek imandandır!"

 [Ebû Dâvud, Tereccül 1, (4161); İbnu Mâce, Zühd 22, (4118).]

Yine Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: " Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) efendimiz buyurdular ki: 

#9,932 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: قال رسول اللّه #: مَا بَعثَ اللّهُ نبِيّاً إَّ رَعى الْغَنَمَ قالُوا: وَأنْتَ يَا رسولَ اللّهِ؟ قالَ: نَعَمْ، كُنْتُ أرْعَاهَا عَلى قَرَارِيطَ ‘َهْلِ مَكَّةَ[. أخرجه البخارى ومالك ولم يذكر القراريط .
 "Allah hiçbir peygamber göndermedi ki, koyun çobanlığı yapmamış olsun." "Sen de mi, Ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. "Evet, dedi ben de bir miktar kırat mukabili Mekke ehline koyun güttüm."

[Buhârî, İcâre 2; Muvatta, 18 (2, 971); İbnu Mâce, Ticârât 5, (2149).]

Üsâme İbnu Zeyd (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor:

#9,931  وعن أسامة بن زيد رَضِيَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]قالَ رسولُ اللّهِ #: قُمْتُ عَلى بَابِ الجَنَّةِ فَكَانَ عَامَّةُ مَنْ دَخَلَهَا المَسَاكِينَ، وَأصْحَابُ الجَدِّ مَحْبُوسُونَ غَيْرَ أنَّ أصْحَابَ النَّارِ قَدْ أُمِرَ بِهِمْ إلى النَّارِ، وَقُمْتُ عَلى بَابِ النَّارِ، فَإذَ عَامَّةُ مَنْ دَخَلَهَا النِّسَاءُ[. أخرجه الشيخان.»الجَدُّ« الحظ والسعادة .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "(Mirac sırasında) cennetin kapısında durup içeri baktım. Oraya girenlerin büyük çoğunluğunun miskinler olduğunu gördüm. Dünyadaki imkan sahiplerinin cehennemlikleri ateşe gitmeye emrolunmuşlardı, geri kalanlar da mahpus idiler. Cehennemin kapısında da durdum. Oraya girenlerin büyük çoğunluğu da kadınlardı." 

[Buhârî, Rikâk 51, Müslim, Zühd 93, (2736).]

Ebû Abdirrahman el-Hubulî anlatıyor:

#9,930 وعن أبى عبدالرحمن الحُبُلِى قال: ]سَألَ رَجُلٌ عَبْدَاللّهِ بْنَ عَمْرِو ابْنِ الْعَاصِ فقَالَ: ألَسْنَا مِنْ فُقَرَاءِ المُهَاجِرِينَ. فقَالَ لَهُ: ألَكَ زَوْجَةٌ تَأوِى إلَيْهَا؟  قالَ: نَعَمْ قالَ: ألكَ مَسْكَنٌ تَسْكُنُهُ؟ قالَ: نَعَمْ. قالَ: فَأنْتَ مِنَ ا‘غْنِيَاءِ، قال: فإنَّ لِى خَادِماً؟ قالَ: فَأنْتَ مِنَ المُلُوكِ[. أخرجه مسلم .
 "Bir adam Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh)'a sorarak dedi ki: "Biz muhacirlerin fakirlerinden değil miyiz?" Abdullah da ona sordu: "Kendisine sığındığın bir zevcen var mı?" Adam: "Evet" dedi. Abdullah: "Senin oturduğun bir meskenin var mı? Adam: "Evet!" deyince Abdullah: "Sen zenginlerdensin!" dedi. Adam: "Benim bir de hizmetçim var!" diye ilave edince, Abdullah: "Öyleyse sen krallardansın!" dedi.

[Müslim, Zühd 37, (2979).]

 Sehl ibnu Sa'd (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,929 عن سهل بن سعد رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]مَرَّ رَجُلٌ عَلى رَسُولِ اللّهِ # فقَالَ لِرَجُلٍ عِنْدَهُ: مَا رأيُكَ في هذَا؟ فقَالَ: رَجُلٌ مِنْ أشْرَافِ النَّاسِ: هَذَا وَاللّهِ حَرِىٌّ إنْ خَطَبَ أنْ يُنْكَحَ، وَإنْ شَفَعَ أنْ يُشَفّعَ. فَسَكَتَ النَّبىُّ # ثُمَّ مَرَّ رَجُلٌ آخَرُ. فَقَالَ لَهُ النَّبىُّ #: مَا رَأيُكَ في هذَا؟ فقَالَ: يَا رَسُولَ اللّهِ. هذَا رَجُلٌ مِنْ فُقَرَاءِ المُسْلِمِينَ، هَذَا واللّهِ حَرِىٌّ إنْ خَطَبَ َ يُنْكَحُ، وَإنْ شَفَعَ َ يُشَفّعُ. وَإنْ قَالَ َ يُسْمَعُ لِقَوْلِهِ. فقَالَ النَّبىُّ #: هذَا خَيْرٌ مِنْ مِلْءِ ا‘رْضِ مِثْلَ هذَا[. أخرجه الشيخان
"Bir adam, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a uğradı. Efendimiz, yanında bulunan bir zata: "Şu gelen kimse hakkında reyin nedir?" diye sordu. Adam: "O, halkın eşrafındandır, bu vallahi bir kıza talib olsa hemen evlendirilmeye; birisi lehine şefaate bulunsa, şefaatinin yerine getirilmesine layıktır" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) sükut buyurdular. Derken az sonra bir adam daha uğradı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) yanındakine: "Pekiyi bunun hakkında reyin nedir?" dedi. Adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bu, müslümanların fakir takımındandır. Vallahi, bu bir kıza talib olsa evlendirilmemeye, şefaatte bulunsa itibar edilmemeye, bir şey söylese dinlenilmemeye layıktır?" cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): "Bu, onun gibilerin bir arz dolusundan daha hayırlıdır?" buyurdu."

 [Buhârî, Rikâk 16, Nikâh 15, İbnu Mâce, Zühd 5, (4120).]

Câbir r.a.’dan dedi ki:

#3,502 ذُكِرَ رَجُلٌ عِنْدَ النَّبِيِّ بِعِبَادَةٍ وَاجْتِهَادٍ وَذُكِرَ عِنْدَهُ آخَرُ بِرِعَةٍ، فَقَالَ النَّبِيُّ : " لَا تَعْدِلْ بِالرِّعَةِ
Peygamber s.a.v. yanında bir adam ibadet ve gayretiyle anıldı başka birisi de Allah’ın hakkını gözetme konusunda anıldı da Peygamber s.a.v. şöyle buyurdu: “Hiçbir şey Allah’ın hukukunu gözetmeye denk olamaz.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 60 Hn: 25189 Tirmizî rivâyet etmiştir. Abdullah b. Cafer, Misver b. Mahreme’nin oğludur Medînelidir. Hadisçiler yanında güvenilen bir kimsedir. Tirmizî: Bu hadis hasen garib olup sadece bu şekliyle biliyoruz.

Ebul Havra es Sadi rahimehulla dedi ki: Hazreti Hasan b. Ali (Ali r.a. 0ğlu) Rasülullah s.a.v'den ne ezberledin? dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem'den şunu ezberledim:

#3,501 دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لَا يَرِيبُكَ، فَإِنَّ الصِّدْقَ طُمَأْنِينَةٌ، وَإِنَّ الْكَذِبَ رِيبَةٌ Esbabı vürudu: قُلْتُ لِلْحَسَنِ: مَا تَذْكُرُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ قَالَ: أَذْكُرُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ أَنِّي أَخَذْتُ تَمْرَةً مِنْ تَمْرِ الصَّدَقَةِ، فَجَعَلْتُهَا فِي فِيَّ، فَانْتَزَعَهَا رَسُولُ اللَّهِ بِلُعَابِهَا، فَأَلْقَاهَا فِي التَّمْرِ، فَقِيلَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا عَلَيْكَ مِنْ هَذِهِ التَّمْرَةِ لِهَذَا الصَّبِيِّ؟ قَالَ: " إِنَّا آلَ مُحَمَّدٍ، لا تَحِلُّ لَنَا الصَّدَقَةُ "، وَكَانَ يَقُولُ: " دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لا يَرِيبُكُ، فَإِنَّ الْخَيْرَ طُمَأْنِينَةٌ، وَإِنَّ الْكَذِبَ رِيبَةٌ
"Şüpheli olanı bırak şüphesiz olana bak, çünkü doğruluk gönül rahatlığıdır yalancılık ise kuşkudan ibarettir.
Hadisin esbabı Vurudu ise şeyledir dedim ki:
Bize Rasülullah s.a.v'den ne zikredeceksin/anlatacaksın dedim. Dedi ki: Rasülullah'dan şunu anlatayım. Ben sadaka hurmalarından birtane hurma alıp ağzıma atmıştım. Hemen onu görüp beni yakalayıp ağzımdaki hurmayı parmağını sokup çıkarıp attı hatta suyuna kadar çıkardı. Denildi ki: Ey Allah'ın Rasülülellah ne oluyor? bir hurma tanesi ve (alanda) bir sahi çocuk. Buyurdu ki biz Muhammed ehliyiz. Sadaka bize helal değildir." Ve şöyle diyordu: "Şüpheli olanı bırak şüphesiz olana bak, çünkü doğruluk gönül rahatlığıdır yalancılık ise kuşkudan ibarettir. İbn Huzeyme, Sahih Hn: 2198.

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 60 Hn: 2518; Nesâî, Eşribe: 17 Hn: 5711; Dârimî, Büyü: 27 Hn: 2532; İbn Hibban, Sahih Hn: 722; Hakim, Müstedrek Hn: 2106, 2107, 7096; Nesai, Sünenil Kübra Hn: 5199; Tayalisi, Müsned Hn: 1274; Abdurrezzak, Musannef Hn: 4984; Taberani, Mucemül Kebir Hn: 2708, 2711; Ebu Şeyh Esbehani, Emsalül Hadis Hn: 38; Beyhaki, Sünenil Kübra Hn: 10011 ve Şuabul İman Hn: 5729 ve daha niceleri. Garip Osman derki: Hadis merfu, bir çok sahabeden rivayetiyle meşhur ve sahihtir. Tirmizi: Bu hadis biraz uzuncadır. Tirmizî: Ebû’l Havra es Sa’dî’nin ismi Rabia b. Şeyban’dır. Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Bündar, Muhammed b. Cafer el Mahremî vasıtasıyla Şu’be’den ve Büreyd’den geçen hadisin bir benzerini bize aktarmıştır.

İbn Abbas r.anh dedi ki: Birgün Rasûlullah s.a.v.’in binitinin arkasında idim. Buyurdu ki:

#3,499 يَا غُلَامُ، " إِنِّي أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ: احْفَظْ اللَّهَ يَحْفَظْكَ احْفَظْ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ، وَاعْلَمْ أَنَّ الْأُمَّةَ لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ، وَلَوِ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ إِلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ، رُفِعَتِ الْأَقْلَامُ وَجَفَّتِ الصُّحُفُ
“Ey delikanlı! Sana birkaç kelime öğreteceğim: “Allah’ın emir ve yasaklarına iyi dikkat ederek yaşa ki Allah’ta seni gözetip kollasın. Allah’ı hiç hatırından çıkarma ki onu her an karşında bulasın. İsteyeceğinde Allah’tan iste yardım isteyeceğinde Allah’tan yardım iste, bilmiş ol ki tüm insanlar sana bir konuda fayda vermek için bir araya gelseler ancak Allah’ın yazdığı kadarıyla sana faydalı olabilirler. Eğer tüm insanlar sana zarar vermek konusunda birleşip bir araya gelseler ancak Allah’ın sana yazdığı kadarıyla zarar verebilirler. Kader kalemleri kalkmış ve yazılan sahifeler kurumuştur.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 59 Hn: 2516; Ahmed, Müsned Hn: 2758; Taberani, Mucemül Evsat Hn: 5417; Ebu Yala, Mucem Hn: 96 ve Elirşat fi Marifeti Ülema Hn: 67; Ebu Naim, Hilyetül Evliya Hn: 1144; Ebu Naim, marifetis Sahabe Hn: 4300; Beyhaki, Elitikad fi Sebilr Reşad Hn: 87 ve Elesmau ves Sıfat Hn: 126 ve Kaza ve Kader Hn: 247 ve Şuabul İman Hn: 1073, 10000; Ferayabi, Elkader Hn: 157; Acuri, Eşşaria Hn: 274; İbn Batta, İyanetül Kübra Hn: 887; Ehadisil Muhtar Hn: 3385; Semarkandi, Tenbihül Ğafilin Hn: 151. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Garip Osman der ki: Hadis merfu aziz ve sahihtir.

Enes r.anh'dan: Nebi sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#3,498 لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
“Sizden biriniz kendisi için sevdiğini mümin kardeşi içinde sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.”
Müslim'in rivayetinde ise komşusunu veya mümin kardeşini şeklinde. Ahmedin rivayetinin sonunda minel hayr=hayırdan kaydı var.
Diğer rivayette ise:
وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، " لَا يُؤْمِنُ عَبْدٌ، حَتَّى يُحِبَّ لِجَارِهِ، أَوَ قَالَ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
Nefsim Kabza-i Kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, hiç bir kul kendisi için dilediğini komşusu için yahud din kardeşi için de dilemedikçe (tam) iman etmiş olmaz.» buyurmuşlar. Müslim, İman: 17 Hn 47; Ebu Yala Hn: 3151; Taberani, Müsnedi Şamiyeyn Hn: 2670 ve Mucemüs Sağir Hn: 249 ve Mücemül Evsat Hn: 8861; İbn mende, İman Hn: 292, 293; Ebubekir b. Hallah Essünne Hn: 1238; Müsnedi Şihab Hn: 888
Nesainin 5017 nolu rivayetinde: nefsim kudret elinde olan Allaha yemin olsun var hadisin başında.

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 59 Hn: 2515; Buhari, Bediül Vahy: 7 Hn: 13; Müslim, İman: 17 Hn 47; İbn Mübarek, Zühd ve Rekaik Hn: 677; Nesâî, İman: 19 Hn: 5016, 5017; Darimi, Sünen Hn: 2740; Ahmed, Müsned Hn: 13551, 13683, 13668; Tayalisi, Müsned Hn: 2116; Müsned Bezzar Hn: 7126; İbn Hibban, Sahih Hn: 234; Ebu Yala, Müsned Hn: 2887, 2950, 3257; Taberani, Müsnedi Şamiyeyn Hn: 2592 ve ve Mücemül Evsat Hn: 8292 ve Mekarimul Ahlak Hn: 69; Müsnedi Şihab Hn: 889; Ebu Avane, Müstahreç Hn: 91, 92, 93; Beyhaki, Şuabul İman Hn: 11125; Cessas, Ahkamul Kuran Hn: 290 ve daha onlarcası. Hadis, merfu ravi sayısı açısından garip, sahih ve Müttefakun aleyhtir. Tirmizi: Bu hadis sahihtir.

Hanzale el Üseydî r.a. ki Peygamber s.a.v.’in vahiy katiplerindendir. Hanzale, bir gün ağlayarak Ebû Bekir’in yanına uğradı. Ebû Bekir

#3,497 مَا لَكَ يَا حَنْظَلَةُ؟ قَالَ: نَافَقَ حَنْظَلَةُ يَا أَبَا بَكْرٍ نَكُونُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ يُذَكِّرُنَا بِالنَّارِ وَالْجَنَّةِ كَأَنَّا رَأْيَ عَيْنٍ فَإِذَا رَجَعْنَا إِلَى الْأَزْوَاجِ وَالضَّيْعَةِ نَسِينَا كَثِيرًا، قَالَ: فَوَاللَّهِ إِنَّا لَكَذَلِكَ انْطَلِقْ بِنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ فَانْطَلَقْنَا فَلَمَّا رَآهُ رَسُولُ اللَّهِ قَالَ: مَا لَكَ يَا حَنْظَلَةُ؟ قَالَ: نَافَقَ حَنْظَلَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَكُونُ عِنْدَكَ تُذَكِّرُنَا بِالنَّارِ وَالْجَنَّةِ كَأَنَّا رَأْيَ عَيْنٍ فَإِذَا رَجَعْنَا عَافَسْنَا الْأَزْوَاجَ وَالضَّيْعَةَ وَنَسِينَا كَثِيرًا، قَالَ: فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ : لَوْ تَدُومُونَ عَلَى الْحَالِ الَّذِي تَقُومُونَ بِهَا مِنْ عِنْدِي لَصَافَحَتْكُمُ الْمَلَائِكَةُ فِي مَجَالِسِكُمْ وَفِي طُرُقِكُمْ وَعَلَى فُرُشِكُمْ، وَلَكِنْ يَا حَنْظَلَةُ سَاعَةً وَسَاعَةً وَسَاعَةً وَسَاعَةً
“Neyin var ey Hanzale!” diye sordu. Hanzale, “Ey Ebu Bekir!” de­di, “Hanzale münafık olmuştur. Şöyle ki Rasulullah s.a.v.’in yanında olduğumuz sürece bize Cennet ve Cehennemi hatırlattığında gözümüzle görüyormuş gibi oluyoruz. Fakat onun yanından ayrılıp çoluk çocuğumuzun ve işlerimizin başına vardığımızda ise çoğunu unutuyoruz.” Ebu Bekir, “Allah’a yemin olsun ki bizlerde aynı durumdayız, yürü beraberce Rasulullah s.a.v.’e gidelim dedi. Ve beraberce gittik. Rasulullah s.a.v., onu görünce “Hanzale, derdin nedir?” diye sordu. Hanzale: “Ey Allah’ın Rasulü! Hanzale münafık oldu dedi şöyle ki, senin yanında bulunduğumuz hallerde Cennet ve Cehennemi hatırlattığında sanki gözümüzle görür gibi oluyoruz. Fakat senin yanından ayrılıp hanımlarımızın ve işlerimizin başına vardığımızda çok şeyi unutuyoruz. Ebu Bekir dedi ki: Bunun üzerine Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Her zaman benim yanımdan kalktığınız durumda olsaydınız melekler oturduğunuz yerlerde yollar üzerinde ve yataklarınızda sizinle tokalaşırlardı. Fakat Ey Hanzale bazen öyle bazen böyle her an bir olmaz.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 59 Hn: 2514; İbn Mâce, Zühd: 28; Müslim, Tevbe: 17 Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Ebû Hüreyre r.anhu dedi ki: Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: 

#3,496 انْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ أَسْفَلَ مِنْكُمْ، وَلَا تَنْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَكُمْ، فَإِنَّهُ أَجْدَرُ أَنْ لَا تَزْدَرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ
 “Dünyalık sıhhat ve afiyet konularında kendinizden aşağı olan kimselere bakınız, Üstün olan kimselere bakmayınız! Çünkü Allah’ın size verdiği nimeti küçük görmemeniz için size uygun davranış budur.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 58 Hn: 2513; Müslim, Zühd: 17 Hn: 2966; İbn Mâce, Zühd: 9 Hn: 4142; Veki b. Cerraz Zühd Hn: 145; Ahmed, Müsned Hn: 7400 ve Zühd Hn: 97; Taberani, Mucemül Evsat Hn: 2343; İbn Arabi, Mucem Hn: 1003, 1087; Nusha Veki an Ameş Hn: 8; Temmam Errazi, Kavaid Hn: 1483; Beyhaki, Şuabul İman Hn: 4573, 9901; Beğavi, Ebu Naim, Hilyetül Evliya Hn: 6475, 11869 ve Ahbaru isbehan Hn: 2265; İbn Ebid Dünya, Eşşükrullah Hn: 162; Mealimi Tenzil Hn: 704; Müsnedi Şihab Hn: 736 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis sahihtir. Grip Osman der ki: Hadis, merfu ravi sayısı açısından aziz olma ihtimali var ve sahihtir.

Abdullah b. Amr r.a.’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah s.a.v.’den şöyle buyurduğunu işittim: 

#3,495 خَصْلَتَانِ مَنْ كَانَتَا فِيهِ كَتَبَهُ اللَّهُ شَاكِرًا صَابِرًا، وَمَنْ لَمْ تَكُونَا فِيهِ لَمْ يَكْتُبْهُ اللَّهُ شَاكِرًا وَلَا صَابِرًا، مَنْ نَظَرَ فِي دِينِهِ إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَهُ فَاقْتَدَى بِهِ، وَمَنْ نَظَرَ فِي دُنْيَاهُ إِلَى مَنْ هُوَ دُونَهُ فَحَمِدَ اللَّهَ عَلَى مَا فَضَّلَهُ بِهِ عَلَيْهِ، كَتَبَهُ اللَّهُ شَاكِرًا صَابِرًا، وَمَنْ نَظَرَ فِي دِينِهِ إِلَى مَنْ هُوَ دُونَهُ وَنَظَرَ فِي دُنْيَاهُ إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَهُ فَأَسِفَ عَلَى مَا فَاتَهُ مِنْهُ لَمْ يَكْتُبْهُ اللَّهُ شَاكِرًا وَلَا صَابِرًا
 “Her kimde şu iki özellik bulunursa Allah o kimseyi şükreden ve sabreden bir kul olarak yazar kimde de bu iki özellik bulunmazsa Allah o kimseyi şükreden ve sabreden olarak yazmaz. Kim din konusunda kendisinden üstün kimselere bakar ve onlar gibi olmayaçalışırsa dünyalık konusunda da kendisinden aşağılık olanlara bakıp Allah’ın kendisine verdiği nimete hamdederse Allah bu kimseyi şükredici ve sabredici olarak yazar kimde din konusunda kendisinden aşağı olan kimseye bakar ve kendisini ondan iyi görüp kulluğunuartırmaz dünyalık konusunda da kendisinden üstün olan kimselere bakarak elinden kaçan şeylere üzülürse Allah’ta o kimseyi ne şükreden nede sabreden olarak yazar.” Aynı Hadisi Yahya b. Selam, Abdurrahman bin Selman r.anh'dan rivayet etmiştir. Yahya b. Selam, Tefsir Hn: 189.

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 58 Hn: 2512; Nuaym b. Hammad, Zühd Hn: 180; Semarkandi, Tenbihül Ğafilin Hn: 295; Şerhus Sünne Hn: 4102; Elkanat vettafif Hn: 145 ve diğerleri. Tirmiz: Salih insan Musa b. Hizam, Ali b. İshâk vasıtasıyla Abdullah b. Mübarek’den, Müsennab Sabah’tan, Amr b. Şuayb’tan babasından ve dedesinden bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Süveyd b. Nasr rivâyetinde “babasından” dememektedir. Garip Osman der ki: Hadis, merfu aziz ve sahihtir. Azizdir çünkü Aynı Hadisi Yahya b. Selam, Abdurrahman bin Selman r.anh'dan rivayet etmiştir. Yahya b. Selam, Tefsir Hn: 189.

Zübeyr b. Avvam r.a.’den rivâyete göre, Peygamber s.a.v. şöyle buyurdu: 

#3,493 دَبَّ إِلَيْكُمْ دَاءُ الْأُمَمِ قَبْلَكُمُ الْحَسَدُ، وَالْبَغْضَاءُ هِيَ الْحَالِقَةُ لَا أَقُولُ تَحْلِقُ الشَّعَرَ وَلَكِنْ تَحْلِقُ الدِّينَ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَا تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا، وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا، أَفَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِمَا يُثَبِّتُ ذَاكُمْ لَكُمْ؟ أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ
“Geçmiş toplumların hastalığı size de bulaştı hasen ve kin beslemek işte bu kökten yok etmedir saçı tıraş eder demiyorum fakat dini kökünden kazıyıp yok eder. Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki iman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de mü’min olamazsınız. Aranızda birbirinizi sevmeyi gerçekleştirecek olan şeyi size haber vereyim mi? Selamı aranızda yayın.” 

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 56 Hn: 2510; Ahmed, Müsned Hn: 1415; Tayalisi, Müsned Hn: 190; Ebu Yala, Müsned Hn: 669; Müsnedi Şaşi Hn: 54, 55; Abd b. Humeyd, Müsned Hn: 97; İbn Kani, Mucemüs Sahabe Hn: 451; İbn Ebi Hatim, İlel Hn: 2500; Beyhaki, Sünenil Kübra Hn: 19406 ve Şuabul İman Hn: 6613, 8747 ve Edeb Hn: 107; Elkamil fi Zuafaur Rical Hn: 4763; Mervezi, Tazimi Kadris Salat Hn: 465; İbn Şahin, Tergib fi fedailil Amel Hn: 485; Camiul beyan Hn: 2120 Ebubekir b. Halla, Essünne Hn: 1253; İbn bata, İyanetül Kübra Hn: 452Tirmizî: Bu hadisin rivâyetinde ihtilaf edilmiştir. Kimileri Yahya b. ebî Kesîr’den derken bazıları da Yahya b. ebî Kesîr’den, Yaîş b. Velid’den ve Zübeyr’in azâdlı kölesinden demektedirler ve “Zübeyr’den” dememektedirler. Garip Osman der ki: Hadis merfu garip ve leyyin olmasını umarım.

Ebû Hüreyre r.a.’den rivayete göre

#3,457 أَنَّهُ أَصَابَهُمْ جُوعٌ " فَأَعْطَاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ تَمْرَةً تَمْرَةً
“Bir zamanlar açlık dönemi yaşanmıştı da Rasulullah (s.a.v.), tek tek hurma vermişti.”
Diğer rivayette ise:
أَنَّهُمْ أَصَابَهُمْ جُوعٌ وَهُمْ سَبْعَةٌ، قَالَ: " فَأَعْطَانِي النَّبِيُّ K سَبْعَ تَمَرَاتٍ، لِكُلِّ إِنْسَانٍ تَمْرَةٌ
(Bir gün arkadaşları ile) yedi kişi olarak (çok) acıkmışlar. Ebu Hüreyre demiş ki: Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizden her kişiye bir adet olmak üzere bana yedi tane kuru hur­ma verdi."

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 34 Hn: 2474; Buhârî, Etime: 91; Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Diğer rivayetin kaynağı: İbn Mace, Zühd: 12 Hn: 4157; Ahmed, Müsned Hn: 7905.

Hazreti Ali b. Ebi Talib r.anhu diyor ki:

#3,456 خَرَجْتُ فِي يَوْمٍ شَاتٍ مِنْ بَيْتِ رَسُولِ اللَّهِ وَقَدْ أَخَذْتُ إِهَابًا مَعْطُوبًا فَحَوَّلْتُ وَسَطَهُ فَأَدْخَلْتُهُ عُنُقِي وَشَدَدْتُ وَسَطِي، فَحَزَمْتُهُ بِخُوصِ النَّخْلِ وَإِنِّي لَشَدِيدُ الْجُوعِ وَلَوْ كَانَ فِي بَيْتِ رَسُولِ اللَّهِ طَعَامٌ لَطَعِمْتُ مِنْهُ، فَخَرَجْتُ أَلْتَمِسُ شَيْئًا، فَمَرَرْتُ بِيَهُودِيٍّ فِي مَالٍ لَهُ وَهُوَ يَسْقِي بِبَكَرَةٍ لَهُ فَاطَّلَعْتُ عَلَيْهِ مِنْ ثُلْمَةٍ فِي الْحَائِطِ، فَقَالَ: مَا لَكَ يَا أَعْرَابِيُّ، هَلْ لَكَ فِي كُلِّ دَلْوٍ بِتَمْرَةٍ؟ قُلْتُ: نَعَمْ، فَافْتَحْ الْبَابَ حَتَّى أَدْخُلَ، فَفَتَحَ فَدَخَلْتُ فَأَعْطَانِي دَلْوَهُ، فَكُلَّمَا نَزَعْتُ دَلْوًا أَعْطَانِي تَمْرَةً حَتَّى إِذَا امْتَلَأَتْ كَفِّي أَرْسَلْتُ دَلْوَهُ، وَقُلْتُ: حَسْبِي، فَأَكَلْتُهَا ثُمَّ جَرَعْتُ مِنَ الْمَاءِ فَشَرِبْتُ، ثُمَّ جِئْتُ الْمَسْجِدَ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ فِيهِ
“Soğuk bir günde Rasulullah s.a.v.’in evinden çıktım tabaklanmış bir deri almıştım ortasını delip boynuma geçirdim belimi de toplayıp hurma yaprağıyla bağladım ve ben çok acıkmıştım. Rasulullah (s.a.v.)’in evinde yemek olsaydı ondan yerdim fakat yoktu. Derken yiyecek bir şeyler aramaya çıktım. Kuyusundan su çekip hurmalarını sulayan bir Yahudi’ye uğradım ve duvardaki bir gedikten ona baktım o da ne istiyorsun Ey A’rabi! Dedi. Her bir kova su çekip hurmalarını sulamak karşılığında bir hurmaya razı mısın? Dedi. Bende evet dedim. Kapıyı açta gireyim dedim, kapıyı açtı ben de girdimkovasını bana verdi, her kova çektiğimde bana bir hurma verdi avcum hurma ile dolunca kovasını bıraktım ve yeter dedim onları yedim ve sudan yudum yudum içtim sonra mescide geldim ve Rasulullah s.a.v.’i orada buldum.” 

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 34 Hn: 2473; İbn Mâce, Ahkam: 38; İbn Siri, Zühd Hn: 749. Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.

Enes r.anhu dedi ki: Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: 

#3,455 لَقَدْ أُخِفْتُ فِي اللَّهِ وَمَا يُخَافُ أَحَدٌ، وَلَقَدْ أُوذِيتُ فِي اللَّهِ وَمَا يُؤْذَى أَحَدٌ، وَلَقَدْ أَتَتْ عَلَيَّ ثَلَاثُونَ مِنْ بَيْنِ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ وَمَا لِي وَلِبِلَالٍ طَعَامٌ يَأْكُلُهُ ذُو كَبِدٍ إِلَّا شَيْءٌ يُوَارِيهِ إِبْطُ بِلَالٍ
“Allah yolunda korkutulduğum kadar hiç kimse korkutulmadı. Allah yolunda bana eziyet edildiği kadar hiç kimseye eziyet edilmedi, üzerimden gecesi ve gündüzü ile otuz gün geçmiştir ki bu süre içerisinde ne benim ne de Bilal’in yiyeceği yoktu sadece Bilal’in koltuğunun altında sıkıştırdığı şeyden başka bir canlının yiyebileceği bir şey yoktu.” 

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 34 Hn: 2472; Buhârî, Rıkak: 17; Müslim, Zühd: 1; Ahmed, Müsned Hn: 13641; Bezzar, Müsned Hn: 3205, 6976; Abd b. Humeyd Müsned, Hn: 1317; Beğavi, Şerhus Sünne Hn: 4080 ve Mealimi Tenzil Hn: 1085; Ahmed b. İsak, Terketün Nebi Hn: 21; Ehadisi Muhtar Hn: 1496. Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisin manası şudur: “Rasûlullah s.a.v., Mekke’den Bilâl ile birlikte kaçmak için çıktığı zaman Bilâl’in koltuğunun altında taşıdığından başka yiyecek yoktu.”

Aişe r.anhe dedi ki:

#3,454 إِنْ كُنَّا آَلَ مُحَمَّدٍ نَمْكُثُ شَهْرًا مَا نَسْتَوْقِدُ بِنَارٍ إِنْ هُوَ إِلَّا الْمَاءُ وَالتَّمْرُ
 “Biz Muhammed s.a.v.’in hanımları bir ay boyunca yemek pişirmek için ateş yakmazdık, gıdamız sadece su ve hurma idi.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 34 Hn: 2471; Buhârî, Rıkak: 17; Müslim, Zühd: 1. Tirmizî: Bu hadis sahihtir

Aişe r.anha’dan:

#3,453 أَنَّهُمْ ذَبَحُوا شَاةً، فَقَالَ النَّبِيُّ : " مَا بَقِيَ مِنْهَا؟ " قَالَتْ: مَا بَقِيَ مِنْهَا إِلَّا كَتِفُهَا، قَالَ: " بَقِيَ كُلُّهَا غَيْرَ كَتِفِهَا
Peygamber hanımları bir koyun kesmişlerdi de Rasülullah s.a.v:  “Koyundan ne kadarı kaldı.” diye sordu. Âişe, dedi ki: “Sadece kürek kemiği bölgesi kaldı! Gerisini dağıttık”deyince; Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Küreğinden başka hepsi bize sevap olarak kaldı.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 33 Hn: 2470; Müsned: 22107  Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Ebû Meysere el Hemedanî’nin ismi Amr b. Şurahbil’dir.

Aişe r.anha dedi ki:

#3,442 كَانَتْ وِسَادَةُ رَسُولِ اللَّهِ الَّتِي يَضْطَجِعُ عَلَيْهَا مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ
“Rasulullah s.a.v.’in yatağı deriden olup içi hurma lifinden doldurulmuş idi.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 32 Hn: 2469; Buhârî, Rıkak: 17; Müslim, Libas: 27 Hn: 2083; Ebu Davud, Libas: 42 Hn: 4146, 4147; Abd b. Humeyd, Müsned Hn: 1506; Beğavi, Şerhus Sünne Hn: 3123; Ebu Şeyh İsbehani, Ahlakun Nebi Hn: 467; İbn Mübarek, Zühd ver Rekaik Hn: 1000. Tirmizi:  Bu hadis sahihtir. Garip Osman der ki: Hadis aynı manayı içeren şekilde Enes r.a. diğerlerindende rivayet edilmiştir.

Âişe r.anha dedi ki:

#3,440 كَانَ لَنَا قِرَامُ سِتْرٍ فِيهِ تَمَاثِيلُ عَلَى بَابِي، فَرَآهُ رَسُولُ اللَّهِ فَقَالَ: " انْزَعِيهِ فَإِنَّهُ يُذَكِّرُنِي الدُّنْيَا "، قَالَتْ: وَكَانَ لَنَا سَمَلُ قَطِيفَةٍ تَقُولُ عَلَمُهَا مِنْ حَرِيرٍ كُنَّا نَلْبَسُهَا
 “Evimizin kapısında üzeri nakışlı ve süslü bir perdemiz vardı. Rasulullah s.a.v bunu gördü ve şöyle buyurdu: “Kaldır onu! Çünkü bana dünyayı hatırlatıyor.” Âişe sözünü şöyle sürdürdü:“İçinde ipek çizgiler olan kadife bir elbisemiz vardı onu giyerdik.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 32 Hn: 2468; Müslim, Libas: 17; Buhârî, Libas: 27; İbn Hibban, Sahih Hn: 672; İbn Siri, Zühd Hn: 745. Tirmizî: Bu hadis bu yönüyle hasen sahih garibtir.

Aişe r.anha dedi ki:

#3,437 تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ وَعِنْدَنَا شَطْرٌ مِنْ شَعِيرٍ فَأَكَلْنَا مِنْهُ مَا شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ قُلْتُ لِلْجَارِيَةِ: كِيلِيهِ فَكَالَتْهُ، فَلَمْ يَلْبَثْ أَنْ فَنِيَ، قَالَتْ: فَلَوْ كُنَّا تَرَكْنَاهُ لَأَكَلْنَا مِنْهُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ
Rasulullah s.a.v. vefat ettiğinde yanımızda bir miktar arpa vardı ondan bir süre Allah’ın dilediği miktar yedik, sonra cariyeye arpayı ölçüver bakayım dedim. Bunun üzerine arpa çok geçmeden tükendi. Âişe şöyle devam etti: Biz arpayı ölçmeden bırakmış olsaydık ondan daha uzun süre yiyecektik.” 

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 31 Hn: 2467; Buhârî, Humus: 3; Müslim, Zühd: 1; İbn Siri, Zühd Hn: 736. Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Hadiste geçen “Şatr” kelimesinin manası “bir miktar” demektir.

Ebu Hüreyre r.a.’dan: Nebi s.a.v. şöyle buyurdu: 

#3,435 إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ: " يَا ابْنَ آدَمَ تَفَرَّغْ لِعِبَادَتِي أَمْلَأْ صَدْرَكَ غِنًى وَأَسُدَّ فَقْرَكَ، وَإِلَّا تَفْعَلْ مَلَأْتُ يَدَيْكَ شُغْلًا وَلَمْ أَسُدَّ فَقْرَكَ
Allah şöyle buyurur: “Ey Ademoğlu her durumda kendini bana ibadete ver ki; gönlünü zenginlikle doldurup ihtiyacını gidereyim fakat böyle yapmaz isen ellerini meşguliyetle doldurur ihtiyaçlarını da kapatmam.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 30 Hn: 2466; İbn Mâce, Zühd: 2 Hn:  4107; Ahmed, Müsned Hn: 8481; Şeceri, Emali Hamisiyeh Hn: 2463. Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Ebû Hâlid el Vâlibî'nin ismi Hürmüz'dür. Kudsi Hadis.

Enes b. Mâlik r.a.’den rivayete göre, şöyle demiştir; Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu:

#3,433 مَنْ كَانَتِ الْآخِرَةُ هَمَّهُ جَعَلَ اللَّهُ غِنَاهُ فِي قَلْبِهِ، وَجَمَعَ لَهُ شَمْلَهُ، وَأَتَتْهُ الدُّنْيَا وَهِيَ رَاغِمَةٌ، وَمَنْ كَانَتِ الدُّنْيَا هَمَّهُ جَعَلَ اللَّهُ فَقْرَهُ بَيْنَ عَيْنَيْهِ، وَفَرَّقَ عَلَيْهِ شَمْلَهُ وَلَمْ يَأْتِهِ مِنَ الدُّنْيَا إِلَّا مَا قُدِّرَ لَهُ
“Kimin kaygısı ahi­ret olursa Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, iki yakasını bir araya getirir ve dünya ona boyun eğerek gelir. Her ki­min kaygısı da dünya olursa Allah, onun fakirliğini iki gözü arasında kılar ve iki yakası bir araya gelmez perişan olur zaten kendisine de takdir edilen şey gelir fazlası gelmez.”

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 30 Hn: 2465; İbn Siri, Zühd Hn: 669; Kelabizi, Bahrul Fevaid Hn: 290.

Abdurrahman b. Avf r.a.’den rivâyete göre, şöyle demiştir: 

#3,432 ابْتُلِينَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ بِالضَّرَّاءِ فَصَبَرْنَا، ثُمَّ ابْتُلِينَا بِالسَّرَّاءِ بَعْدَهُ فَلَمْ نَصْبِرْ
“Rasulullah s.a.v. zamanında sıkıntılı günler geçirdik, sabrettik. Sonra bolluk günlere kavuştuk fakat tahammül gösteremedik ve dünyaya kapıldık.” 

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 30 Hn: 2464; Mamer b. Raşit, Camiu Hn: 20999; Ebu Naim, Hilyetül Evliya Hn: 321; Şaşi, Müsned Hn: 250; Taberani, Müsnedi Şamiyeyn Hn: 3189; Ehadisi Muhtar Hn: 853, 854 855.Tirmizî: Bu hadis hasendir. Tirmizi ve Ebu Naim uzun bir rivayeti Muhtasar olarak diğerleri ise uzunca olarak rivayet ettiler. Hadis sahih mevkuf.

Hakim b. Hizam r.anh dedi ki:

#3,431 سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ فَأَعْطَانِي، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي، ثُمَّ قَالَ: " يَا حَكِيمُ، إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ فَمَنْ أَخَذَهُ بِسَخَاوَةِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ، وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلَا يَشْبَعُ، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى "، فَقَالَ حَكِيمٌ: فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لَا أَرْزَأُ أَحَدًا بَعْدَكَ شَيْئًا حَتَّى أُفَارِقَ الدُّنْيَا، فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَدْعُو حَكِيمًا إِلَى الْعَطَاءِ فَيَأْبَى أَنْ يَقْبَلَهُ، ثُمَّ إِنَّ عُمَرَ دَعَاهُ لِيُعْطِيَهُ فَأَبَى أَنْ يَقْبَلَ مِنْهُ شَيْئًا، فَقَالَ عُمَرُ: إِنِّي أُشْهِدُكُمْ يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى حَكِيمٍ أَنِّي أَعْرِضُ عَلَيْهِ حَقَّهُ مِنْ هَذَا الْفَيْءِ فَيَأْبَ أَنْ يَأْخُذَهُ، فَلَمْ يَرْزَأْ حَكِيمٌ أَحَدًا مِنَ النَّاسِ شَيْئًا بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى تُوُفِّيَ
Rasulullah s.a.v.’den dünyalık istedim, bana verdi sonra yine istedim, yine bana verdi; sonra yine istedim, yine verdi ve sonra şöyle buyurdu: “Ey Hakim! Dünya malı tatlı ve yemyeşildir. Her kim bu dünyalığı tok gözlü olarak alır ve elde ederse kendisi için hayırlı ve bereketli kılınır. Kim de aç gözlü olarak alırsa kendisi için bereketli olmaz yiyip te doymayan kimse gibi olur. Veren el, alan elden daima hayırlıdır.”

Hakim diyor ki: “Ey Allah’ın Rasulü!” dedim, “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki dünyadan ayrılıncaya kadar kimseden bir şey istemeyeceğim.” Sonra Ebu Bekir (r.a.), Ha­life olduğunda Hakim'i bahşiş vermek için çağırırdı fakat Hakim uzak durdu ve hiçbir şey kabul etmedi. Bunun üzerine Ömer şöyle de­di: “Ey Müslümanlar topluluğu! Ben sizleri şahid tutarım ki ganimetten kendi payını ona sunuyorum, fakat o bunu almaya yaklaşmıyor.” Hakim, Rasulullah s.a.v.’den sonra ve kendisi vefat edinceye kadar halktankimsenin malından bir şey istemedi.

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 29 Hn: 2463; Buhârî, Rıkak: 16; Müslim, Zekat: 43  Tirmizî: Bu hadis sahihtir. 

Amr b. Avf r.a. ki bu beni Âmir b. Lüey’in yetkilisi ve Bedir savaşına Peygamber s.a.v ile birlikte katılan kimsedir r.a.’ın haber verdi ki:

#3,430 َنَّ رَسُولَ اللَّهِ بَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ فَقَدِمَ بِمَالٍ مِنْ الْبَحْرَيْنِ، وَسَمِعَتِ الْأَنْصَارُ بِقُدُومِ أَبِي عُبَيْدَةَ فَوَافَوْا صَلَاةَ الْفَجْرِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ انْصَرَفَ، فَتَعَرَّضُوا لَهُ، فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ حِينَ رَآهُمْ، ثُمَّ قَالَ: " أَظُنُّكُمْ سَمِعْتُمْ أَنْ أَبَا عُبَيْدَةَ قَدِمَ بِشَيْءٍ "، قَالُوا: أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: " فَأَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ، فَوَاللَّهِ مَا الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ وَلَكِنِّي أَخْشَى أَنْ تُبْسَطَ الدُّنْيَا عَلَيْكُمْ كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ قَبْلَكُمْ فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا فَتُهْلِكَكُمْ كَمَا أَهْلَكَتْهُمْ
Rasulullah s.a.v., Ubeyde b. Cerrah'ı, Bahreyn'e göndermiş­ti o da oradan bir miktar mal ile geldi. Ensar, Ebu Ubeyde'nin gelişini işitip sabah namazını Rasulullah s.a.v. ile birlikte sabah namazını kılmağa geldiler.Rasulullah s.a.v., namazı bitince kalktı ve Ensar da Peygamber s.a.v.’in önüne durdular. Rasulullah s.a.v., bu durumu görünce gülüm­sedi ve şöyle buyurdu: “Sizler, Ebu Ubeyde'nin bir şeylerle geldiğini işittiniz?” Ensar, “Evet, ondan dolayı geldik Ey Allah’ın Rasulü!” de­diler. “Müjdeler size sizi sevindirecek bir ha­beri bekleyin!” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allah'a yemin olsun ki sizin için fakirlikten korkmuyorum, sizin için korktuğum şey; dünya malının sizden öncekilere yayılıp serildiği gibi size de açılması ve dünyalık yarışına girerek, öncekileri dünyanın helak ettiği gibi sizi de helak etmesidir.” 

Tirmizi, Sıfatül Kıyame ver Rekaik vel Vera: 28 Hn: 2462;  Buhârî, Cizye: 24 Hn: 4015; Müslim, Zühd: 61 Hn: 2963; İbn Mace, Fiten: 18 Hn: 3997; Nesai, Sünenil Kübra Hn: 8713, 11817, 11837; Taberani, Mucemül Kebir Hn: 40, 41; Tahavi, Müşkilil Eser Hn: 2027; İbn Ebi Asım, El Ehad vel Mesani Hn: 321; Usdul Ğabe Hn: 1294; İbn Mübarek, Zühd ver Rekaik Hn: 502; İbn Ebid Dünya Zühd Hn: 252, 332. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Hadis merfu ravi sayısı açısından garip ve sahihtir.

Abdullah b. Mesud r.a. dedi ki:

#565 نَامَ رَسُولُ اللَّهِ عَلَى حَصِيرٍ، فَقَامَ وَقَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ، فَقُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوِ اتَّخَذْنَا لَكَ وِطَاءً، فَقَالَ: مَا لِي وَمَا لِلدُّنْيَا مَا أَنَا فِي الدُّنْيَا إِلَّا كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَتَرَكَهَا
Rasülullah (s.a.v.), bir hasır üzerinde uyumuştu kalktığında hasırın izi yan tarafına çıkmıştı. Bunun üzerine Ey Allah’ın Rasulü! dedik, senin için bir yatak temin etsek. Bunun üzerine buyurdular ki: "Benim dünya rahatlığı ile işim yok. Dünyada ben bir ağacın altında gölgelenip sonra oradan ayrılıp giden bir yolcu gibiyim.”

Tirmizi, Zühd 44 Hn: 2374; İbn Mace, Zühd: 3 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu konuda Ömer ve İbn Abbas’tan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir.

Ebu Talha el Ensari (r.a.)’den (doğrusu Enes r.a'dan) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

#560 شَكَوْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ الْجُوعَ وَرَفَعْنَا عَنْ بُطُونِنَا عَنْ حَجَرٍ حَجَرٍ " فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ عَنْ حَجَرَيْنِ
Rasülullah (s.a.v.)’e açlıktan yakınarak karınlarımıza bağladığımız taşları gösterdik bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.), karnına bağladığı iki taşı gösterdi.

Tirmizi, Zühd 39 Hn: 2371; Ahmed, Zühd Hn: 975; Taberi, Tehzibül Eser Hn: 460; ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis garibtir. Sadece bu şekliyle bilmekteyiz. DİKKAT: Ebu Hatim İlelinde der ki: Bu hadiste Ebu Talha'nın zikredilmesi vehimdir. Doğrusu Enes r.a'dan olanıdır. Ebu Hatim, İlel Hn: 1805 ve diğerleri.

Ebû Seleme b. Abdurrahman (r.a.)’den rivâyet edilmiştir.

#559 أَنّ رَسُولَ اللَّهِ خَرَجَ يَوْمًا وَأَبُو بَكْرٍ، وَعُمَرُ فَذَكَرَ نَحْوَ هَذَا الْحَدِيثِ
“Rasülullah (s.a.v.) bir gün Ebu Bekir ve Ömer’le birlikte çıkmıştı…” diyerek 2369 nolu hadisin bir benzerini aktarmış ve senedde Ebu Hüreyre’yi zikretmemiştir.

Tirmizi, Zühd 39 Hn: 2370. Tirmizi: Şeyban’ın hadisi Ebu Avane’nin hadisinden daha geniş ve uzundur. Şeyban hadisçilerce güvenilen bir kimse olup yazdığı kitabı vardır. Bu hadis Ebu Hüreyre’den değişik şekillerde rivâyet edilmiştir. Aynı şekilde İbn Abbas’tan da rivâyet edilmiştir.

Ebu Hüreyre (r.a.) dedi ki: Nebi (s.a.v.), her zaman çıkmadığı ve kimseyle buluşamayacağı bir saatte evinden dışarı çıkmıştı. Derken Ebû Bekir yanına çıkageldi. Hangi şeyden dolayı bu saatte buradasın Ey Ebu Bekir! Dedi. Ebu Bekir de: Rasülullah (s.a.v.) ile buluşup yüzünü görür ve selam veririm ümidiyle çıktım dedi. Az sonra Ömer geldi. Rasûlullah (s.a.v.), ona hangi şey seni bu saatte çıkardı dedi. Ömer: Açlık Ey Allah’ın Rasûlü! dedi. Rasûlullah (s.a.v.)’de Açlık bende de var dedi. Sonra üçü birden Ebull Heysem et Teyyihan el Ensari’nin evine doğru yürüdüler. Ebul Heysem, hurması ve koyunları bol olan bir kişi idi, hizmetçisi yoktu. Evde kendisini bulamadılar ve evin hanımına eşin nerede? Dediler. Hanım: Bize, tatlı içme suyu getirmeye gitmişti dedi. Biraz sonra Ebû’l Heysem dopdolu bir su kırbasıyla çıkageldi. Kırbasını yere koyduktan sonra gelip Peygamberimize sarılıp anne ve babasının Rasülullah (s.a.v.)’e feda olduğunu söyledi. Sonra onları bahçesine götürdü ve bir sergi serdi ve hurma ağacından olgunu ve olgun olmayanı bir arada bulunan bir hurma dalı salkımı getirdi ve ortaya koydu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): Bize olgunlarından seçip getirmedin mi? buyurdu. Ebul Heysem: Ey Allah’ın Rasûlü! kendiniz seçesiniz diye veya yaş ve kuru hangisinden isterseniz seçip yemeniz için bu şekilde getirdim dedi. Böylece o hurmalardan yediler, tatlı sudan içtiler. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.), şöyle buyurdu:

#558 هَذَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مِنَ النَّعِيمِ الَّذِي تُسْأَلُونَ عَنْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ظِلٌّ بَارِدٌ، وَرُطَبٌ طَيِّبٌ، وَمَاءٌ بَارِدٌ
“Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki bu nimetlerden kıyamet günü sorguya çekileceksiniz. Serinlik ve gölge, güzel hurma ve su…” Ebul Heysem yemek hazırlatmak için giderken Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Sakın ha! Sütlü bir hayvan kesmeyin! Ebul Heysem dişi veya erkek bir oğlak kesti hazırlayıp getirdi ve hep birlikte yediler, Rasulullah (s.a.v.), hizmetçin var mı? dedi. Ebu’l Heysem hayır dedi. Rasulullah (s.a.v.) savaş esirleri gelince bize gel buyurdu. Rasulullah (s.a.v.)’e iki savaş esiri getirilmişti. Bir üçüncüsü yoktu. Ebu’l Heysem müracaat etti, Rasulullah (s.a.v.)’de ikisinden birini seç buyurdu. Ebul Heysem: Ey Allah’ın Rasulü benim yerime siz seçiniz dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): إِنَّ الْمُسْتَشَارَ مُؤْتَمَنٌ خُذْ هَذَا فَإِنِّي رَأَيْتُهُ يُصَلِّي وَاسْتَوْصِ بِهِ مَعْرُوفًا İstişare edilen kimse güvenilen kimsedir, dedi. Şunu al çünkü onu namaz kılarken gördüm dedi. Ve ona iyi davran buyurdu. Ebu’l Heysem hanımına gitti ve durumunu ona anlattı bunun üzerine hanımı Rasulullah (s.a.v.)’in “Ona iyi davran” sözünü yerine getirebilmek için onu hürriyetine kavuşturmalısın, dedi. Ebu’l Heysem de o hürdür dedi. Daha sonra Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: إِنَّ اللَّهَ لَمْ يَبْعَثْ نَبِيًّا وَلَا خَلِيفَةً إِلَّا وَلَهُ بِطَانَتَانِ، بِطَانَةٌ تَأْمُرُهُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَاهُ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَبِطَانَةٌ لَا تَأْلُوهُ خَبَالًا، وَمَنْ يُوقَ بِطَانَةَ السُّوءِ فَقَدْ وُقِيَ Allah’ın gönderdiği her Peygamber ve devlet idarecisinin iki tür halkı vardır; Biri ona daima iyiliği emredip kötülükten sakındırır bir diğeri de ona devamlı güçlük çıkarıp yük olur kim kötü arkadaş ve personelden korunmuş olursa gerçekten her tür kötülükten korunmuş olur.

Müslim, Eşribe: 99; Tirmizi, Zühd 39 Hn 2369 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahih garibtir.

Fedale b. Ubeyd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasülullah (s.a.v.), cemaatle namaz kılarken bazı kişiler açlıktan dolayı bayılıp düşerlerdi bunlar Ashab-ı Suffe denilen mescidi, bir bölümünde günlerini geçiren kimselerdi. Bedeviler bunları görünce bunlar delidirler demişlerdi. Rasülullah (s.a.v.), namazını kılıp bitirince onların yanına vardı ve şöyle buyurdu:

#557 لَوْ تَعْلَمُونَ مَا لَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ لَأَحْبَبْتُمْ أَنْ تَزْدَادُوا فَاقَةً وَحَاجَةً، قَالَ فَضَالَةُ: وَأَنَا يَوْمَئِذٍ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ
“Allah katında nelere sahip olduğunuzu bir bilmiş olsaydınız ihtiyaç ve sıkıntınızın daha da artmasını isterdiniz.” Fedale diyor ki: Ben o gün Rasulullah (s.a.v.) ile beraberdim.

Tirmizi; Zühd 39 Hn: 2368; Ahmed, Müsned Hn: 22813 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis sahihtir.

Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:

#556 قَالَ رَسُولُ اللَّهِ : لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ
"Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Gerçek zenginlik mal çokluğunda değil, gerçek zenginlik gönül zenginliğidir.”

Tirmizi; Zühd 40 Hn: 2373; İbn Mace, Zühd: 9 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Ebu Husayn’ın ismi Osman b. Âsım el Esedî’dir.

Muhammed ibn Sirin hazretleri dedi ki:

#551 كُنَّا عِنْدَ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَعَلَيْهِ ثَوْبَانِ مُمَشَّقَانِ مِنْ كَتَّانٍ فَتَمَخَّطَ فِي أَحَدِهِمَا، ثُمَّ قَالَ: " بَخٍ بَخٍ يَتَمَخَّطُ أَبُو هُرَيْرَةَ فِي الْكَتَّانِ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَإِنِّي لَأَخِرُّ فِيمَا بَيْنَ مِنْبَرِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَحُجْرَةِ عَائِشَةَ مِنَ الْجُوعِ مَغْشِيًّا عَلَيَّ فَيَجِيءُ الْجَائِي فَيَضَعُ رِجْلَهُ عَلَى عُنُقِي يَرَى أَنَّ بِيَ الْجُنُونَ وَمَا بِي جُنُونٌ وَمَا هُوَ إِلَّا الْجُوعُ
“Ebu Hüreyre’nin yanındaydık üzerinde iki keten elbise vardı; birine burnunu sildi ve şöyle dedi: Vay vay Ebu Hüreyre keten elbiseye burnunu siliyor. Oysa bir zamanlar Rasülullah (s.a.v.)’in minberiyle Aişe’nin odası arasında açlıktan sendeleyip bayıldığımı görmüştüm. Bu arada gelip giden bende delilik var zannederek ayağını boynuma basardı. Halbuki ben deli değildim. Sadece aç idim.”

Buhari, İtisam: 9; Tirmizi Zühd 39 Rn: 2367 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu (mevkuf)hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir.

Sad b. Malik (Sad ibn Ebu Vakkas) r.a. şöyle diyordu:

#550 إِنِّي أَوَّلُ رَجُلٍ مِنَ الْعَرَبِ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَلَقَدْ رَأَيْتُنَا نَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَمَا لَنَا طَعَامٌ إِلَّا الْحُبُلَةَ وَهَذَا السَّمُرَ حَتَّى إِنَّ أَحَدَنَا لَيَضَعُ كَمَا تَضَعُ الشَّاةُ ثُمَّ أَصْبَحَتْ بَنُو أَسَدٍ يُعَزِّرُونِي فِي الدِّينِ لَقَدْ خِبْتُ إِذًا وَضَلَّ عَمَلِي
"Allah yolunda ok atan Arapların ilki benim bir seferinde Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte savaşıyorduk bu savaşta yiyecek olarak sadece asam çubuğu vardı bundan dolayı da her birimizin dışkısı davar dışkısı gibiydi. Şimdi Esedoğulları din konusunda beni beğenmeye başladılar. Eğer onların dediği gibiyse zarardayım ve tüm amellerim boşa gitti demektir.

(Müslim, Zühd: 1; Tirmizi, Zühd 39 Hn: 2366 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Utbe b. Gazvan’dan da hadis rivâyet edilmiştir.

Kays ibn Ebu Hazim rahimullah dedi ki: Sad b. ebi Vakkas’tan işittim şöyle diyordu:

#549 إِنِّي لَأَوَّلُ رَجُلٍ أَهْرَاقَ دَمًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَإِنِّي لَأَوَّلُ رَجُلٍ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَقَدْ رَأَيْتُنِي أَغْزُو فِي الْعِصَابَةِ مِنْ أَصْحَابِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا نَأْكُلُ إِلَّا وَرَقَ الشَّجَرِ وَالْحُبُلَةِ حَتَّى إِنَّ أَحَدَنَا لَيَضَعُ كَمَا تَضَعُ الشَّاةُ أَوِ الْبَعِيرُ وَأَصْبَحَتْ بَنُو أَسَدٍ يُعَزِّرُونِي فِي الدِّينِ لَقَدْ خِبْتُ إِذًا وَضَلَّ عَمَلِي
Allah yolunda kan akıtan ilk kişi benim, Allah yolunda ilk ok atan da benim. Bir seferinde Muhammed (s.a.v.)’in ashabından bir gurupla savaşıyordum ki o savaşta ağaç yaprakları ve asma çubuğu yiyorduk. Bundan dolayı da her birimizin dışkısı koyun ve deve dışkısı gibi oluyordu. Şimdi ise Esedoğulları; din konusunda beni beğenmemeye başladılar. Eğer bunların dediği gibi ise zarardayım ve tüm amellerim boşa gitti demektir.

Müslim, Zühd: 1; Tirmizi, Zühd 39 Hn: 2365 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis Beyan’ın rivâyeti olarak hasen sahih garibtir.

Ebu Zerr r.a'dan rivayet edildiğine göre: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

#525 الزَّهَادَةُ فِي الدُّنْيَا لَيْسَتْ بِتَحْرِيمِ الْحَلَالِ وَلَا إِضَاعَةِ الْمَالِ، وَلَكِنَّ الزَّهَادَةَ فِي الدُّنْيَا أَنْ لَا تَكُونَ بِمَا فِي يَدَيْكَ أَوْثَقَ مِمَّا فِي يَدَيِ اللَّهِ، وَأَنْ تَكُونَ فِي ثَوَابِ الْمُصِيبَةِ إِذَا أَنْتَ أُصِبْتَ بِهَا أَرْغَبَ فِيهَا لَوْ أَنَّهَا أُبْقِيَتْ لَكَ
“Dünyadan yüz çevirmek ve dünya sevgisini terk etmek demek kişinin helal olan şeyleri kendisine haram kılması veya malı bırakıp atmak demek değildir. Fakat gerçek zahitlik ve dünya sevgisini terk etmek demek; elinde bulunan şeylere Allah katında bulunan imkan ve nimetlerden fazla ümid besler olmamandır. Veya başına gelen bir bela ve sıkıntıdan dolayı elde edeceğin sevap, senin yanında o bela ve sıkıntıdan dolayı kaybettiğin maldan üstün ve hayırlı olmalıdır. İşte gerçek zahidlik ve dünya sevgisi bu olmalıdır.”

Tirmizi, Zühd 29 Hn: 2340; İbn Mace, Zühd: 1 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis garib olup sadece bu şekliyle bilmekteyiz Ebû İdris el Havlanî’nin ismi Aizullah b. Abdullah’tır. Amr b. Vakîd ise münker hadisler aktaran birisidir.

Kab ibn İyaz r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem'i işittim şöyle buyurdu:

#521 إِنَّ لِكُلِّ أُمَّةٍ فِتْنَةً، وَفِتْنَةُ أُمَّتِي الْمَالُ
“Her ümmetin bir fitnesi vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.”

Tirmizi, Zühd 26 Hn: 2336; İbn Mace, Fiten: 18 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahih garib olup, bu hadisi sadece Muaviye b. Salih’in rivâyeti olarak bilmekteyiz.

Abdullah ibn Amr r.a. dedi ki:

#520 مَرَّ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَنَحْنُ نُعَالِجُ خُصًّا لَنَا، فَقَالَ: مَا هَذَا؟ " فَقُلْنَا: قَدْ وَهَى فَنَحْنُ نُصْلِحُهُ، قَالَ: مَا أَرَى الْأَمْرَ إِلَّا أَعْجَلَ مِنْ ذَلِكَ
"Kendimize ait kamıştan bir evi tamir ederken Rasülullah (s.a.v.) bize uğradı ve; “Bu nedir? Ne yapıyorsunuz” buyurdu. Biz de: Çökmeye yüz tuttu da tamir ediyoruz dedik, “Ölümün bundan daha çabuk geleceğini sanıyorum” buyurdular.

Tirmizi, Zühd 25 Hn: 2335; Ebu Davud, Edeb: 57; İbn Mace, Zühd: 15) ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebus Sefer’in ismi Saîd b. Muhammed’tir. Ayrıca kendisine İbn Ahmed es Sevrî de denilir.

Enes ibn Malik r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#519 هَذَا ابْنُ آدَمَ وَهَذَا أَجَلُهُ " وَوَضَعَ يَدَهُ عِنْدَ قَفَاهُ ثُمَّ بَسَطَهَا، فَقَالَ: " وَثَمَّ أَمَلُهُ وَثَمَّ أَمَلُهُ وَثَمَّ أَمَلُهُ
(eliyle bir insanı veya kendisini göstererek), Bu Ademoğludur ve o kimsenin yakınına işaret ederek bu da onun ecelidir. Dedi. Sonra elini ensesine götürerek mesafenin yakınlığını kasdederek elini uzattı ve insanoğlunun arzu ve istekleri ileridedir, ileridedir, ileridedir” buyurdular.

Tirmizi, Zühd 25 Hn: 2334; İbn Mace, Zühd: 27 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Ebu Said’den de hadis rivâyet edilmiştir.

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasülullah (s.a.v.), omzumdan tutarak şöyle buyurdu:

#518 كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ، وَعُدَّ نَفْسَكَ فِي أَهْلِ الْقُبُورِ "، فَقَالَ لِي ابْنُ عُمَرَ: إِذَا أَصْبَحْتَ فَلَا تُحَدِّثْ نَفْسَكَ بِالْمَسَاءِ، وَإِذَا أَمْسَيْتَ فَلَا تُحَدِّثْ نَفْسَكَ بِالصَّبَاحِ، وَخُذْ مِنْ صِحَّتِكَ قَبْلَ سَقَمِكَ، وَمِنْ حَيَاتِكَ قَبْلَ مَوْتِكَ، فَإِنَّكَ لَا تَدْرِي يَا عَبْدَ اللَّهِ مَا اسْمُكَ غَدًا
“Dünyada bir garib gibi yabancı gibi hatta bir yolcu gibi ol! Kendini kabir halkından biri gibi kabul et.” İbn Ömer şöyle derdi: “Sabaha çıktığında akşama çıkacağından söz etme, hastalığından önce sağlığından ölümünden önce hayatından istifade ederek hazırlık yap. Ey Abdullah yarın isminin mutlu mu? Bedbaht mı? olacağını bilemezsin.”

Buhari, Rikak: 37; Tirmizi, Zühd 25 Hn: 2333; İbn Mace, Zühd: 14 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis A’meş tarafından Mücahid’den ve İbn Ömer’den benzeri şekilde rivâyet edilmiştir. Ahmed b. Abde ed Dabbî el Basrî, Hammad b. Zeyd vasıtasıyla Leys’den, Macâhid’den, İbn Ömer’den bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir.

Abdullah ibn Mesud r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#512 لَا تَتَّخِذُوا الضَّيْعَةَ فَتَرْغَبُوا فِي الدُّنْيَا
“Çiftlik ve benzeri gibi gelir getirecek şeyler edinmeyin böylece dünyaya meyledersiniz.”

Tirmizi, Zühd 20 Hn: 2328; Müsned: 3398 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasendir.

Ebu Hüreyre r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#508 الدُّنْيَا سِجْنُ الْمُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الْكَافِرِ
“(Ahirete göre) Dünya; müminin zindanı, kafirin ise bir Cennettir.”

Müslim, Zühd: 1; Tirmizi, Zühd 16 Hn: 2324; İbn Mace, Zühd: 3 ve diğerleri.ž Bu konuda Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir.

Müstevrid bin Şeddad r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#507 مَا الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا مِثْلُ مَا يَجْعَلُ أَحَدُكُمْ إِصْبَعَهُ فِي الْيَمِّ فَلْيَنْظُرْ بِمَاذَا يَرْجِعُ
“Ahiret nimeti karşısında dünya nimeti; sizden birinizin parmağını denize batırması gibidir. O parmak denizden ne kadar su ile döner ona bir baksın.”

Tirmizi, Zühd 15 Hn: 2323; İbn Mace, Zühd: 2 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. İsmail b. ebu Hâlid, Ebu Abdullah diye künyelenir. Kaysın babasından Ebu Hazam’dir. İsmi, Abd b. Avf olup sahabedendir.

Müstevrid bin Şeddad r.a. dedi ki: Rasülullah (s.a.v.) ile birlikte bir ölü oğlağın başında duran toplulukla beraberdim Rasülullah (s.a.v.) buyurdu ki:

#505 أَتَرَوْنَ هَذِهِ هَانَتْ عَلَى أَهْلِهَا حِينَ أَلْقَوْهَا "، قَالُوا: مِنْ هَوَانِهَا أَلْقَوْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: " فَالدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ هَذِهِ عَلَى أَهْلِهَا
“Şu ölü oğlağın sahipleri tarafından atıldığı zaman değerini yitirdiğinden dolayı atıldığı görüşünde misiniz? Ashab: “Evet ey Allah’ın Rasulü! onu değersiz oluşundan dolayı atmışlardır.” Bunun üzerine buyurdular ki: “Dünya Allah katında şu ölü oğlağın değersiz oluşundan daha değersizdir.”

Tirmizi, Zühd 13 Hn: 2321; İbn Mace, Zühd: 3 ve diğerleri.ž Bu konuda Cabir ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizi: Müstevrid hadisi hasendir.

Selh bin Sad es-Saidi r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#504 لَوْ كَانَتِ الدُّنْيَا تَعْدِلُ عِنْدَ اللَّهِ جَنَاحَ بَعُوضَةٍ مَا سَقَى كَافِرًا مِنْهَا شَرْبَةَ مَاءٍ
“Allah katında dünya bir sivrisineğin kanadına denk olsaydı (yani tüm dünya ve içindekilerin değeri bu kadar olsaydı) Kafire dünyada bir yudum su içirmezdi.”

Tirmizi, Zühd 13 Hn: 2320; İbn Mace, Zühd: 3 ve diğerleri. Tirmizi: Bu konuda Ebu Hüreyre’den de hadis rivayet edilmiştir. Tirmizi: Bu hadis bu şekliyle sahih garibtir.

İbn Abbas r.a. dedi ki: Resülllah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş:

#493 نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ
“İki nimetle pekçok insan aldanmıştır. Sağlık ve boş zaman.”

Buhari, Rikak: 1; Tirmizi, Zühd 1 Hn: 2304 ve diğerleri. Tirmizi: ž Muhammed b. Beşşar, Yahya b. Said vasıtasıyla Abdullah b. Said b. ebi Hind ve babasından İbn Abbas’tan bu hadisin benzerini bize aktarmışlardır. Tirmizî: Bu konuda Enes b. Mâlik’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Pek çok kimse bu hadisi Abdulah b. Saîd b. Ebû Hind’den merfu olarak rivâyet etmişler olup bazı râvîler de yine Abdullah b. Said b. Ebu Hind’den mevkuf olarak rivâyet etmişlerdir.