Toplam 18,354 Hadis
Konular

Zühd Kategorisi

Utbe İbnu Gazvân (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,935 وعن عتبة بن غزوان رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: ] لَقَدْ رَأيْتُنِى سَابِعَ سَبْعَةٍ مَعَ رسولِ اللّهِ # ومَا لَنَا طَعَامٌ إَّ وَرقُ الحُبْلَةِ حَتَّى قَرِحَتْ أشْدَاقَنَا[. أخرجه مسلم.»الحُبْلَةُ« بضم الحاء، وسكون الباء: ثمر السمر، وقيل: هى ثمرة تشبه اللوبيا.»وقُرِحَتْ أشْدَقُنَا« أى طلعت فيها القروح كالجراح ونحوها
"Gerçekten ben kendimi, Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ile birlikte olan yedi kişiden yedincisi olarak görmüşümdür. Huble yaprağından(28) başka yiyeceğimiz yoktu. Öyle ki avurtlarımız yara oldu."

[Müslim, Zühd 15, (2967).]

Nu'mân İbnu Beşîr (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 

#9,934 وعن النعمان بن بشير رَضِيَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]ذَكَرَ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ مَا أصَابَ النَّاسَ مِنَ الدُّنْيَا فقَالَ: لَقَدْ رَأيْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَظَلُّ الْيَوْمَ يَلْتَوى مِنَ الجُوعِ مَا يَجِدُ مِنَ الدَّقَلِ مَا يَمْ‘ُ بِهِ بَطْنَهُ[. أخرجه مسلم.»الدَّقَلُ« ردئ التمر كالحشف ونحوه.
"Hz. Ömer (radıyallahu anh) insanların nail oldukları dünyalıktan söz etti ve dedi ki: "Gerçekten ben Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın bütün gün açlıktan kıvrandığı halde, karnını doyurmaya adi hurma bile bulamadığını gördüm."

[Müslim, Zühd 36, (2978).]

Ebû Ümâme İbnu Sa'lebe el-Ensârî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında dünyayı zikretmişlerdi. Buyurdular ki:

#9,933  وعن أبى أُمَامة بن ثعلبة ا‘نصارى رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]ذَكَرُوا عِنْدَ النبىِّ #: الدُّنْيَا فقَالَ: أَ تَسْمَعُونَ، أَ تَسْمَعُونَ؟ إنَّ الْبَذَاذَةَ مِنَ ا“يمَانِ، إنَّ البَذَاذَةَ مِنَ ا“يماَنِ[. أخرجه أبو داود.»البَذَاذَةُ« بذالين معجمتين بينهما ألف: رثاثة الهيئة وترك الزينة، والمراد به التواضع في اللباس، وترك التبجح به .
"Duymuyor musunuz, işitmiyor musunuz? Mütevazi giyinmek imandandır, mütevazi giyinmek imandandır!"

 [Ebû Dâvud, Tereccül 1, (4161); İbnu Mâce, Zühd 22, (4118).]

Yine Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: " Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) efendimiz buyurdular ki: 

#9,932 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: قال رسول اللّه #: مَا بَعثَ اللّهُ نبِيّاً إَّ رَعى الْغَنَمَ قالُوا: وَأنْتَ يَا رسولَ اللّهِ؟ قالَ: نَعَمْ، كُنْتُ أرْعَاهَا عَلى قَرَارِيطَ ‘َهْلِ مَكَّةَ[. أخرجه البخارى ومالك ولم يذكر القراريط .
 "Allah hiçbir peygamber göndermedi ki, koyun çobanlığı yapmamış olsun." "Sen de mi, Ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. "Evet, dedi ben de bir miktar kırat mukabili Mekke ehline koyun güttüm."

[Buhârî, İcâre 2; Muvatta, 18 (2, 971); İbnu Mâce, Ticârât 5, (2149).]

Üsâme İbnu Zeyd (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor:

#9,931  وعن أسامة بن زيد رَضِيَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]قالَ رسولُ اللّهِ #: قُمْتُ عَلى بَابِ الجَنَّةِ فَكَانَ عَامَّةُ مَنْ دَخَلَهَا المَسَاكِينَ، وَأصْحَابُ الجَدِّ مَحْبُوسُونَ غَيْرَ أنَّ أصْحَابَ النَّارِ قَدْ أُمِرَ بِهِمْ إلى النَّارِ، وَقُمْتُ عَلى بَابِ النَّارِ، فَإذَ عَامَّةُ مَنْ دَخَلَهَا النِّسَاءُ[. أخرجه الشيخان.»الجَدُّ« الحظ والسعادة .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "(Mirac sırasında) cennetin kapısında durup içeri baktım. Oraya girenlerin büyük çoğunluğunun miskinler olduğunu gördüm. Dünyadaki imkan sahiplerinin cehennemlikleri ateşe gitmeye emrolunmuşlardı, geri kalanlar da mahpus idiler. Cehennemin kapısında da durdum. Oraya girenlerin büyük çoğunluğu da kadınlardı." 

[Buhârî, Rikâk 51, Müslim, Zühd 93, (2736).]

Ebû Abdirrahman el-Hubulî anlatıyor:

#9,930 وعن أبى عبدالرحمن الحُبُلِى قال: ]سَألَ رَجُلٌ عَبْدَاللّهِ بْنَ عَمْرِو ابْنِ الْعَاصِ فقَالَ: ألَسْنَا مِنْ فُقَرَاءِ المُهَاجِرِينَ. فقَالَ لَهُ: ألَكَ زَوْجَةٌ تَأوِى إلَيْهَا؟  قالَ: نَعَمْ قالَ: ألكَ مَسْكَنٌ تَسْكُنُهُ؟ قالَ: نَعَمْ. قالَ: فَأنْتَ مِنَ ا‘غْنِيَاءِ، قال: فإنَّ لِى خَادِماً؟ قالَ: فَأنْتَ مِنَ المُلُوكِ[. أخرجه مسلم .
 "Bir adam Abdullah İbnu Amr (radıyallahu anh)'a sorarak dedi ki: "Biz muhacirlerin fakirlerinden değil miyiz?" Abdullah da ona sordu: "Kendisine sığındığın bir zevcen var mı?" Adam: "Evet" dedi. Abdullah: "Senin oturduğun bir meskenin var mı? Adam: "Evet!" deyince Abdullah: "Sen zenginlerdensin!" dedi. Adam: "Benim bir de hizmetçim var!" diye ilave edince, Abdullah: "Öyleyse sen krallardansın!" dedi.

[Müslim, Zühd 37, (2979).]

 Sehl ibnu Sa'd (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#9,929 عن سهل بن سعد رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]مَرَّ رَجُلٌ عَلى رَسُولِ اللّهِ # فقَالَ لِرَجُلٍ عِنْدَهُ: مَا رأيُكَ في هذَا؟ فقَالَ: رَجُلٌ مِنْ أشْرَافِ النَّاسِ: هَذَا وَاللّهِ حَرِىٌّ إنْ خَطَبَ أنْ يُنْكَحَ، وَإنْ شَفَعَ أنْ يُشَفّعَ. فَسَكَتَ النَّبىُّ # ثُمَّ مَرَّ رَجُلٌ آخَرُ. فَقَالَ لَهُ النَّبىُّ #: مَا رَأيُكَ في هذَا؟ فقَالَ: يَا رَسُولَ اللّهِ. هذَا رَجُلٌ مِنْ فُقَرَاءِ المُسْلِمِينَ، هَذَا واللّهِ حَرِىٌّ إنْ خَطَبَ َ يُنْكَحُ، وَإنْ شَفَعَ َ يُشَفّعُ. وَإنْ قَالَ َ يُسْمَعُ لِقَوْلِهِ. فقَالَ النَّبىُّ #: هذَا خَيْرٌ مِنْ مِلْءِ ا‘رْضِ مِثْلَ هذَا[. أخرجه الشيخان
"Bir adam, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a uğradı. Efendimiz, yanında bulunan bir zata: "Şu gelen kimse hakkında reyin nedir?" diye sordu. Adam: "O, halkın eşrafındandır, bu vallahi bir kıza talib olsa hemen evlendirilmeye; birisi lehine şefaate bulunsa, şefaatinin yerine getirilmesine layıktır" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) sükut buyurdular. Derken az sonra bir adam daha uğradı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) yanındakine: "Pekiyi bunun hakkında reyin nedir?" dedi. Adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bu, müslümanların fakir takımındandır. Vallahi, bu bir kıza talib olsa evlendirilmemeye, şefaatte bulunsa itibar edilmemeye, bir şey söylese dinlenilmemeye layıktır?" cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): "Bu, onun gibilerin bir arz dolusundan daha hayırlıdır?" buyurdu."

 [Buhârî, Rikâk 16, Nikâh 15, İbnu Mâce, Zühd 5, (4120).]

Abdullah b. Mesud r.a. dedi ki:

#565 نَامَ رَسُولُ اللَّهِ عَلَى حَصِيرٍ، فَقَامَ وَقَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ، فَقُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوِ اتَّخَذْنَا لَكَ وِطَاءً، فَقَالَ: مَا لِي وَمَا لِلدُّنْيَا مَا أَنَا فِي الدُّنْيَا إِلَّا كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَتَرَكَهَا
Rasülullah (s.a.v.), bir hasır üzerinde uyumuştu kalktığında hasırın izi yan tarafına çıkmıştı. Bunun üzerine Ey Allah’ın Rasulü! dedik, senin için bir yatak temin etsek. Bunun üzerine buyurdular ki: "Benim dünya rahatlığı ile işim yok. Dünyada ben bir ağacın altında gölgelenip sonra oradan ayrılıp giden bir yolcu gibiyim.”

Tirmizi, Zühd 44 Hn: 2374; İbn Mace, Zühd: 3 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu konuda Ömer ve İbn Abbas’tan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir.

Ebu Talha el Ensari (r.a.)’den (doğrusu Enes r.a'dan) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

#560 شَكَوْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ الْجُوعَ وَرَفَعْنَا عَنْ بُطُونِنَا عَنْ حَجَرٍ حَجَرٍ " فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ عَنْ حَجَرَيْنِ
Rasülullah (s.a.v.)’e açlıktan yakınarak karınlarımıza bağladığımız taşları gösterdik bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.), karnına bağladığı iki taşı gösterdi.

Tirmizi, Zühd 39 Hn: 2371; Ahmed, Zühd Hn: 975; Taberi, Tehzibül Eser Hn: 460; ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis garibtir. Sadece bu şekliyle bilmekteyiz. DİKKAT: Ebu Hatim İlelinde der ki: Bu hadiste Ebu Talha'nın zikredilmesi vehimdir. Doğrusu Enes r.a'dan olanıdır. Ebu Hatim, İlel Hn: 1805 ve diğerleri.

Ebû Seleme b. Abdurrahman (r.a.)’den rivâyet edilmiştir.

#559 أَنّ رَسُولَ اللَّهِ خَرَجَ يَوْمًا وَأَبُو بَكْرٍ، وَعُمَرُ فَذَكَرَ نَحْوَ هَذَا الْحَدِيثِ
“Rasülullah (s.a.v.) bir gün Ebu Bekir ve Ömer’le birlikte çıkmıştı…” diyerek 2369 nolu hadisin bir benzerini aktarmış ve senedde Ebu Hüreyre’yi zikretmemiştir.

Tirmizi, Zühd 39 Hn: 2370. Tirmizi: Şeyban’ın hadisi Ebu Avane’nin hadisinden daha geniş ve uzundur. Şeyban hadisçilerce güvenilen bir kimse olup yazdığı kitabı vardır. Bu hadis Ebu Hüreyre’den değişik şekillerde rivâyet edilmiştir. Aynı şekilde İbn Abbas’tan da rivâyet edilmiştir.

Ebu Hüreyre (r.a.) dedi ki: Nebi (s.a.v.), her zaman çıkmadığı ve kimseyle buluşamayacağı bir saatte evinden dışarı çıkmıştı. Derken Ebû Bekir yanına çıkageldi. Hangi şeyden dolayı bu saatte buradasın Ey Ebu Bekir! Dedi. Ebu Bekir de: Rasülullah (s.a.v.) ile buluşup yüzünü görür ve selam veririm ümidiyle çıktım dedi. Az sonra Ömer geldi. Rasûlullah (s.a.v.), ona hangi şey seni bu saatte çıkardı dedi. Ömer: Açlık Ey Allah’ın Rasûlü! dedi. Rasûlullah (s.a.v.)’de Açlık bende de var dedi. Sonra üçü birden Ebull Heysem et Teyyihan el Ensari’nin evine doğru yürüdüler. Ebul Heysem, hurması ve koyunları bol olan bir kişi idi, hizmetçisi yoktu. Evde kendisini bulamadılar ve evin hanımına eşin nerede? Dediler. Hanım: Bize, tatlı içme suyu getirmeye gitmişti dedi. Biraz sonra Ebû’l Heysem dopdolu bir su kırbasıyla çıkageldi. Kırbasını yere koyduktan sonra gelip Peygamberimize sarılıp anne ve babasının Rasülullah (s.a.v.)’e feda olduğunu söyledi. Sonra onları bahçesine götürdü ve bir sergi serdi ve hurma ağacından olgunu ve olgun olmayanı bir arada bulunan bir hurma dalı salkımı getirdi ve ortaya koydu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): Bize olgunlarından seçip getirmedin mi? buyurdu. Ebul Heysem: Ey Allah’ın Rasûlü! kendiniz seçesiniz diye veya yaş ve kuru hangisinden isterseniz seçip yemeniz için bu şekilde getirdim dedi. Böylece o hurmalardan yediler, tatlı sudan içtiler. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.), şöyle buyurdu:

#558 هَذَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مِنَ النَّعِيمِ الَّذِي تُسْأَلُونَ عَنْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ظِلٌّ بَارِدٌ، وَرُطَبٌ طَيِّبٌ، وَمَاءٌ بَارِدٌ
“Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki bu nimetlerden kıyamet günü sorguya çekileceksiniz. Serinlik ve gölge, güzel hurma ve su…” Ebul Heysem yemek hazırlatmak için giderken Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Sakın ha! Sütlü bir hayvan kesmeyin! Ebul Heysem dişi veya erkek bir oğlak kesti hazırlayıp getirdi ve hep birlikte yediler, Rasulullah (s.a.v.), hizmetçin var mı? dedi. Ebu’l Heysem hayır dedi. Rasulullah (s.a.v.) savaş esirleri gelince bize gel buyurdu. Rasulullah (s.a.v.)’e iki savaş esiri getirilmişti. Bir üçüncüsü yoktu. Ebu’l Heysem müracaat etti, Rasulullah (s.a.v.)’de ikisinden birini seç buyurdu. Ebul Heysem: Ey Allah’ın Rasulü benim yerime siz seçiniz dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): إِنَّ الْمُسْتَشَارَ مُؤْتَمَنٌ خُذْ هَذَا فَإِنِّي رَأَيْتُهُ يُصَلِّي وَاسْتَوْصِ بِهِ مَعْرُوفًا İstişare edilen kimse güvenilen kimsedir, dedi. Şunu al çünkü onu namaz kılarken gördüm dedi. Ve ona iyi davran buyurdu. Ebu’l Heysem hanımına gitti ve durumunu ona anlattı bunun üzerine hanımı Rasulullah (s.a.v.)’in “Ona iyi davran” sözünü yerine getirebilmek için onu hürriyetine kavuşturmalısın, dedi. Ebu’l Heysem de o hürdür dedi. Daha sonra Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: إِنَّ اللَّهَ لَمْ يَبْعَثْ نَبِيًّا وَلَا خَلِيفَةً إِلَّا وَلَهُ بِطَانَتَانِ، بِطَانَةٌ تَأْمُرُهُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَاهُ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَبِطَانَةٌ لَا تَأْلُوهُ خَبَالًا، وَمَنْ يُوقَ بِطَانَةَ السُّوءِ فَقَدْ وُقِيَ Allah’ın gönderdiği her Peygamber ve devlet idarecisinin iki tür halkı vardır; Biri ona daima iyiliği emredip kötülükten sakındırır bir diğeri de ona devamlı güçlük çıkarıp yük olur kim kötü arkadaş ve personelden korunmuş olursa gerçekten her tür kötülükten korunmuş olur.

Müslim, Eşribe: 99; Tirmizi, Zühd 39 Hn 2369 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahih garibtir.

Fedale b. Ubeyd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasülullah (s.a.v.), cemaatle namaz kılarken bazı kişiler açlıktan dolayı bayılıp düşerlerdi bunlar Ashab-ı Suffe denilen mescidi, bir bölümünde günlerini geçiren kimselerdi. Bedeviler bunları görünce bunlar delidirler demişlerdi. Rasülullah (s.a.v.), namazını kılıp bitirince onların yanına vardı ve şöyle buyurdu:

#557 لَوْ تَعْلَمُونَ مَا لَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ لَأَحْبَبْتُمْ أَنْ تَزْدَادُوا فَاقَةً وَحَاجَةً، قَالَ فَضَالَةُ: وَأَنَا يَوْمَئِذٍ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ
“Allah katında nelere sahip olduğunuzu bir bilmiş olsaydınız ihtiyaç ve sıkıntınızın daha da artmasını isterdiniz.” Fedale diyor ki: Ben o gün Rasulullah (s.a.v.) ile beraberdim.

Tirmizi; Zühd 39 Hn: 2368; Ahmed, Müsned Hn: 22813 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis sahihtir.

Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:

#556 قَالَ رَسُولُ اللَّهِ : لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ
"Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Gerçek zenginlik mal çokluğunda değil, gerçek zenginlik gönül zenginliğidir.”

Tirmizi; Zühd 40 Hn: 2373; İbn Mace, Zühd: 9 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Ebu Husayn’ın ismi Osman b. Âsım el Esedî’dir.

Muhammed ibn Sirin hazretleri dedi ki:

#551 كُنَّا عِنْدَ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَعَلَيْهِ ثَوْبَانِ مُمَشَّقَانِ مِنْ كَتَّانٍ فَتَمَخَّطَ فِي أَحَدِهِمَا، ثُمَّ قَالَ: " بَخٍ بَخٍ يَتَمَخَّطُ أَبُو هُرَيْرَةَ فِي الْكَتَّانِ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَإِنِّي لَأَخِرُّ فِيمَا بَيْنَ مِنْبَرِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَحُجْرَةِ عَائِشَةَ مِنَ الْجُوعِ مَغْشِيًّا عَلَيَّ فَيَجِيءُ الْجَائِي فَيَضَعُ رِجْلَهُ عَلَى عُنُقِي يَرَى أَنَّ بِيَ الْجُنُونَ وَمَا بِي جُنُونٌ وَمَا هُوَ إِلَّا الْجُوعُ
“Ebu Hüreyre’nin yanındaydık üzerinde iki keten elbise vardı; birine burnunu sildi ve şöyle dedi: Vay vay Ebu Hüreyre keten elbiseye burnunu siliyor. Oysa bir zamanlar Rasülullah (s.a.v.)’in minberiyle Aişe’nin odası arasında açlıktan sendeleyip bayıldığımı görmüştüm. Bu arada gelip giden bende delilik var zannederek ayağını boynuma basardı. Halbuki ben deli değildim. Sadece aç idim.”

Buhari, İtisam: 9; Tirmizi Zühd 39 Rn: 2367 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu (mevkuf)hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir.

Sad b. Malik (Sad ibn Ebu Vakkas) r.a. şöyle diyordu:

#550 إِنِّي أَوَّلُ رَجُلٍ مِنَ الْعَرَبِ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَلَقَدْ رَأَيْتُنَا نَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَمَا لَنَا طَعَامٌ إِلَّا الْحُبُلَةَ وَهَذَا السَّمُرَ حَتَّى إِنَّ أَحَدَنَا لَيَضَعُ كَمَا تَضَعُ الشَّاةُ ثُمَّ أَصْبَحَتْ بَنُو أَسَدٍ يُعَزِّرُونِي فِي الدِّينِ لَقَدْ خِبْتُ إِذًا وَضَلَّ عَمَلِي
"Allah yolunda ok atan Arapların ilki benim bir seferinde Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte savaşıyorduk bu savaşta yiyecek olarak sadece asam çubuğu vardı bundan dolayı da her birimizin dışkısı davar dışkısı gibiydi. Şimdi Esedoğulları din konusunda beni beğenmeye başladılar. Eğer onların dediği gibiyse zarardayım ve tüm amellerim boşa gitti demektir.

(Müslim, Zühd: 1; Tirmizi, Zühd 39 Hn: 2366 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Utbe b. Gazvan’dan da hadis rivâyet edilmiştir.

Kays ibn Ebu Hazim rahimullah dedi ki: Sad b. ebi Vakkas’tan işittim şöyle diyordu:

#549 إِنِّي لَأَوَّلُ رَجُلٍ أَهْرَاقَ دَمًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَإِنِّي لَأَوَّلُ رَجُلٍ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَقَدْ رَأَيْتُنِي أَغْزُو فِي الْعِصَابَةِ مِنْ أَصْحَابِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا نَأْكُلُ إِلَّا وَرَقَ الشَّجَرِ وَالْحُبُلَةِ حَتَّى إِنَّ أَحَدَنَا لَيَضَعُ كَمَا تَضَعُ الشَّاةُ أَوِ الْبَعِيرُ وَأَصْبَحَتْ بَنُو أَسَدٍ يُعَزِّرُونِي فِي الدِّينِ لَقَدْ خِبْتُ إِذًا وَضَلَّ عَمَلِي
Allah yolunda kan akıtan ilk kişi benim, Allah yolunda ilk ok atan da benim. Bir seferinde Muhammed (s.a.v.)’in ashabından bir gurupla savaşıyordum ki o savaşta ağaç yaprakları ve asma çubuğu yiyorduk. Bundan dolayı da her birimizin dışkısı koyun ve deve dışkısı gibi oluyordu. Şimdi ise Esedoğulları; din konusunda beni beğenmemeye başladılar. Eğer bunların dediği gibi ise zarardayım ve tüm amellerim boşa gitti demektir.

Müslim, Zühd: 1; Tirmizi, Zühd 39 Hn: 2365 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis Beyan’ın rivâyeti olarak hasen sahih garibtir.

Ebu Zerr r.a'dan rivayet edildiğine göre: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

#525 الزَّهَادَةُ فِي الدُّنْيَا لَيْسَتْ بِتَحْرِيمِ الْحَلَالِ وَلَا إِضَاعَةِ الْمَالِ، وَلَكِنَّ الزَّهَادَةَ فِي الدُّنْيَا أَنْ لَا تَكُونَ بِمَا فِي يَدَيْكَ أَوْثَقَ مِمَّا فِي يَدَيِ اللَّهِ، وَأَنْ تَكُونَ فِي ثَوَابِ الْمُصِيبَةِ إِذَا أَنْتَ أُصِبْتَ بِهَا أَرْغَبَ فِيهَا لَوْ أَنَّهَا أُبْقِيَتْ لَكَ
“Dünyadan yüz çevirmek ve dünya sevgisini terk etmek demek kişinin helal olan şeyleri kendisine haram kılması veya malı bırakıp atmak demek değildir. Fakat gerçek zahitlik ve dünya sevgisini terk etmek demek; elinde bulunan şeylere Allah katında bulunan imkan ve nimetlerden fazla ümid besler olmamandır. Veya başına gelen bir bela ve sıkıntıdan dolayı elde edeceğin sevap, senin yanında o bela ve sıkıntıdan dolayı kaybettiğin maldan üstün ve hayırlı olmalıdır. İşte gerçek zahidlik ve dünya sevgisi bu olmalıdır.”

Tirmizi, Zühd 29 Hn: 2340; İbn Mace, Zühd: 1 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis garib olup sadece bu şekliyle bilmekteyiz Ebû İdris el Havlanî’nin ismi Aizullah b. Abdullah’tır. Amr b. Vakîd ise münker hadisler aktaran birisidir.

Kab ibn İyaz r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem'i işittim şöyle buyurdu:

#521 إِنَّ لِكُلِّ أُمَّةٍ فِتْنَةً، وَفِتْنَةُ أُمَّتِي الْمَالُ
“Her ümmetin bir fitnesi vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.”

Tirmizi, Zühd 26 Hn: 2336; İbn Mace, Fiten: 18 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahih garib olup, bu hadisi sadece Muaviye b. Salih’in rivâyeti olarak bilmekteyiz.

Abdullah ibn Amr r.a. dedi ki:

#520 مَرَّ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَنَحْنُ نُعَالِجُ خُصًّا لَنَا، فَقَالَ: مَا هَذَا؟ " فَقُلْنَا: قَدْ وَهَى فَنَحْنُ نُصْلِحُهُ، قَالَ: مَا أَرَى الْأَمْرَ إِلَّا أَعْجَلَ مِنْ ذَلِكَ
"Kendimize ait kamıştan bir evi tamir ederken Rasülullah (s.a.v.) bize uğradı ve; “Bu nedir? Ne yapıyorsunuz” buyurdu. Biz de: Çökmeye yüz tuttu da tamir ediyoruz dedik, “Ölümün bundan daha çabuk geleceğini sanıyorum” buyurdular.

Tirmizi, Zühd 25 Hn: 2335; Ebu Davud, Edeb: 57; İbn Mace, Zühd: 15) ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebus Sefer’in ismi Saîd b. Muhammed’tir. Ayrıca kendisine İbn Ahmed es Sevrî de denilir.

Enes ibn Malik r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#519 هَذَا ابْنُ آدَمَ وَهَذَا أَجَلُهُ " وَوَضَعَ يَدَهُ عِنْدَ قَفَاهُ ثُمَّ بَسَطَهَا، فَقَالَ: " وَثَمَّ أَمَلُهُ وَثَمَّ أَمَلُهُ وَثَمَّ أَمَلُهُ
(eliyle bir insanı veya kendisini göstererek), Bu Ademoğludur ve o kimsenin yakınına işaret ederek bu da onun ecelidir. Dedi. Sonra elini ensesine götürerek mesafenin yakınlığını kasdederek elini uzattı ve insanoğlunun arzu ve istekleri ileridedir, ileridedir, ileridedir” buyurdular.

Tirmizi, Zühd 25 Hn: 2334; İbn Mace, Zühd: 27 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Ebu Said’den de hadis rivâyet edilmiştir.

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasülullah (s.a.v.), omzumdan tutarak şöyle buyurdu:

#518 كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ، وَعُدَّ نَفْسَكَ فِي أَهْلِ الْقُبُورِ "، فَقَالَ لِي ابْنُ عُمَرَ: إِذَا أَصْبَحْتَ فَلَا تُحَدِّثْ نَفْسَكَ بِالْمَسَاءِ، وَإِذَا أَمْسَيْتَ فَلَا تُحَدِّثْ نَفْسَكَ بِالصَّبَاحِ، وَخُذْ مِنْ صِحَّتِكَ قَبْلَ سَقَمِكَ، وَمِنْ حَيَاتِكَ قَبْلَ مَوْتِكَ، فَإِنَّكَ لَا تَدْرِي يَا عَبْدَ اللَّهِ مَا اسْمُكَ غَدًا
“Dünyada bir garib gibi yabancı gibi hatta bir yolcu gibi ol! Kendini kabir halkından biri gibi kabul et.” İbn Ömer şöyle derdi: “Sabaha çıktığında akşama çıkacağından söz etme, hastalığından önce sağlığından ölümünden önce hayatından istifade ederek hazırlık yap. Ey Abdullah yarın isminin mutlu mu? Bedbaht mı? olacağını bilemezsin.”

Buhari, Rikak: 37; Tirmizi, Zühd 25 Hn: 2333; İbn Mace, Zühd: 14 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis A’meş tarafından Mücahid’den ve İbn Ömer’den benzeri şekilde rivâyet edilmiştir. Ahmed b. Abde ed Dabbî el Basrî, Hammad b. Zeyd vasıtasıyla Leys’den, Macâhid’den, İbn Ömer’den bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir.

Abdullah ibn Mesud r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#512 لَا تَتَّخِذُوا الضَّيْعَةَ فَتَرْغَبُوا فِي الدُّنْيَا
“Çiftlik ve benzeri gibi gelir getirecek şeyler edinmeyin böylece dünyaya meyledersiniz.”

Tirmizi, Zühd 20 Hn: 2328; Müsned: 3398 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasendir.

Ebu Hüreyre r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#508 الدُّنْيَا سِجْنُ الْمُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الْكَافِرِ
“(Ahirete göre) Dünya; müminin zindanı, kafirin ise bir Cennettir.”

Müslim, Zühd: 1; Tirmizi, Zühd 16 Hn: 2324; İbn Mace, Zühd: 3 ve diğerleri.ž Bu konuda Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir.

Müstevrid bin Şeddad r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#507 مَا الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا مِثْلُ مَا يَجْعَلُ أَحَدُكُمْ إِصْبَعَهُ فِي الْيَمِّ فَلْيَنْظُرْ بِمَاذَا يَرْجِعُ
“Ahiret nimeti karşısında dünya nimeti; sizden birinizin parmağını denize batırması gibidir. O parmak denizden ne kadar su ile döner ona bir baksın.”

Tirmizi, Zühd 15 Hn: 2323; İbn Mace, Zühd: 2 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. İsmail b. ebu Hâlid, Ebu Abdullah diye künyelenir. Kaysın babasından Ebu Hazam’dir. İsmi, Abd b. Avf olup sahabedendir.

Müstevrid bin Şeddad r.a. dedi ki: Rasülullah (s.a.v.) ile birlikte bir ölü oğlağın başında duran toplulukla beraberdim Rasülullah (s.a.v.) buyurdu ki:

#505 أَتَرَوْنَ هَذِهِ هَانَتْ عَلَى أَهْلِهَا حِينَ أَلْقَوْهَا "، قَالُوا: مِنْ هَوَانِهَا أَلْقَوْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: " فَالدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ هَذِهِ عَلَى أَهْلِهَا
“Şu ölü oğlağın sahipleri tarafından atıldığı zaman değerini yitirdiğinden dolayı atıldığı görüşünde misiniz? Ashab: “Evet ey Allah’ın Rasulü! onu değersiz oluşundan dolayı atmışlardır.” Bunun üzerine buyurdular ki: “Dünya Allah katında şu ölü oğlağın değersiz oluşundan daha değersizdir.”

Tirmizi, Zühd 13 Hn: 2321; İbn Mace, Zühd: 3 ve diğerleri.ž Bu konuda Cabir ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizi: Müstevrid hadisi hasendir.

Selh bin Sad es-Saidi r.a. dedi ki: Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

#504 لَوْ كَانَتِ الدُّنْيَا تَعْدِلُ عِنْدَ اللَّهِ جَنَاحَ بَعُوضَةٍ مَا سَقَى كَافِرًا مِنْهَا شَرْبَةَ مَاءٍ
“Allah katında dünya bir sivrisineğin kanadına denk olsaydı (yani tüm dünya ve içindekilerin değeri bu kadar olsaydı) Kafire dünyada bir yudum su içirmezdi.”

Tirmizi, Zühd 13 Hn: 2320; İbn Mace, Zühd: 3 ve diğerleri. Tirmizi: Bu konuda Ebu Hüreyre’den de hadis rivayet edilmiştir. Tirmizi: Bu hadis bu şekliyle sahih garibtir.

İbn Abbas r.a. dedi ki: Resülllah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş:

#493 نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ
“İki nimetle pekçok insan aldanmıştır. Sağlık ve boş zaman.”

Buhari, Rikak: 1; Tirmizi, Zühd 1 Hn: 2304 ve diğerleri. Tirmizi: ž Muhammed b. Beşşar, Yahya b. Said vasıtasıyla Abdullah b. Said b. ebi Hind ve babasından İbn Abbas’tan bu hadisin benzerini bize aktarmışlardır. Tirmizî: Bu konuda Enes b. Mâlik’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Pek çok kimse bu hadisi Abdulah b. Saîd b. Ebû Hind’den merfu olarak rivâyet etmişler olup bazı râvîler de yine Abdullah b. Said b. Ebu Hind’den mevkuf olarak rivâyet etmişlerdir.