Toplam 22,984 Hadis
Konular

Kaza/Dava ve Hüküm Kategorisi

Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,682 وعن أبي سعيد رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]اِخْتَصمَ رَجَُنِ الى رَسولِ اللّه # في حَرِيمِ نَخْلَةٍ، فَأمَرَ بِهَا فذُرِعَتْ، فَوُجِدَتْ سَبْعَةَ أذْرُعِ، أوْ خَمْسَةَ أذْرُعِ، فَقَضى بذلِكَ[. أخرجه أبو داود .
"İki kişi, bir hurma ağacının harimi hususunda ihtilaf ederek Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a başvurdular. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ağacın ölçülmesini emir buyurdular. Yedi veya beş zira' olduğu tesbit edildi. Aleyhissalatu vesselam (harimin) o kadar olmasına hükmetti." 

]İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/129.  [Ebu Davud, Akdiye 31, (3640).]

Haram İbnu Sa'd İbnu Muhaysa anlatıyor: 

#8,681 وعن حرام بن سعد بن محيصة: ]أنّ نَاقةً لِلْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ دَخَلَتْ حَائِطاً لِرَجُلٍ مِنَ ا‘نْصَارِ فَأفْسَدَتْ فيهِ، فقَضى رَسُولُ اللّهِ #: أنّ عَلى أهْلِ ا‘مْوَالِ حِفْظَهَا بِالنّهَارِ، وَعلى أهْلِ المَواشِى حِفْظَهَا بِاللّيْلِ[ أخرجه مالك وأبو داود .
"Bera İbnu Âzib (radıyallahu anh)'e ait bir at, Ensar'dan bir zatın bahçesine girdi ve zarar meydana getirdi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam), bunun üzerine: "Mal sahibinin, malını gündüzleyin; hayvan (mevaşi) sahibinin de hayvanını geceleyin muhafaza etmesine hükmetti." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/127.  [Muvatta, Akdiye 37, (2, 747, 748); Ebu Davud, Büyû 92, (3569, 3570); İbnu Mace, Ahkâm 13, (2332).]

Sa'lebe İbnu Ebî Malik (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,680  وعن ثعلبة بن أبي مالك رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَضَى رَسُولُ اللّهِ # في سَيْلِ مَهْزُورٍ وَمُذَيْنبٍ الّذِى يَقْتَسُونَ مَاءَهُ، فقَضى # أنّ المَاءَ الى الْكَعْبَيْنِ َ يَحْبِسُ ا‘عْلَى عَنِ ا‘سْفَلِ[. أخرجه مالك وأبو داود، ولم يذكر أبو داود مذينيب.»مَهزُورٌ« بتقديم الزاى على الواو: وادى بنى قريظة والحجاز، وبتقديم الراء على الزاى: موضع سوق المدينة.و»مُذَيْنِيبٌ« اسم موضع بالمدينة .
"Kureyş'ten bir adamın Beni Kureyza'da bir payı vardı. Suyunu paylaştıkları Mehzur ve Müzeynibvadisinin suyu hususunda ihtilafa düşerek Aleyhissalatu vesselam'a müracaat ettiler. Resulullah aralarında: "Su hakkı topuklara kadardır. Üstteki alttakine bundan fazlasına mani olmaz" diye hükmetti."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/125-126.  [Muvatta, Akdiye 28, (2, 744); Ebu Davud, Akdiye 31, (3638); İbnu Mace, Ruhun 20, (2481).]

Yine Behz İbnu Hakîm aynı tarikten naklediyor: 

#8,679 وعنه أيضاً عن أبيه عن جده: ]أنّ أخَاهُ أوْ عَمّهُ قَامَ الى رَسولِ اللّهِ # وَهُوَ يَخْطُبُ. فقَالَ: جِيرَانِي، بِمَ أُخِذُوا؟ فَأعْرَضَ عَنْهُ مَرّتَيْنِ. ثُمَّ ذَكَرَ شَيْئاً فقَالَ #: خَلُّوا لَهُ عَنْ جِيرَانِهِ[. أخرجه أبو داود .
 "Kardeşi veya amcası, hutbe vermekte olan Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a doğrulup: "Komşularım (ve kavmim, ashabın tarafından) niçin tutulup hapsedildiler?" dedi. Aleyhissalatu vesselam (cevap vermeyip) yüzünü çevirdi. [Adam aynı sözü tekrar edince] ikinci sefer yüzünü çevirdi. Sonra adam (saygıyı taşan) bir şey söyledi. Bunun üzerine (aleyhissalatu vesselam): "Bunun komşularını salıverin!" buyurdu."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/121.  [Ebu Davud, Akdiye 29, (3631).]

Şa'bî anlatıyor: 

#8,678 وعن الشعبي: ]أنّ رَجًُ مِنَ الْمُسْلِمِينَ حَضَرَتْهُ الْوَفَاةُ بدقُوقَاءَ. وَلَمْ يَجِدْ أحَداً مِنَ الْمُسْلِمينَ يَشْهَدُ عَلى وَصِيّتِهِ. فَأشْهَدَ رَجُلَيْنِ مِنْ أهْلِ الْكِتَابِ عَلى وَصِيّتِهِ. فَقَدِمَا الْكُوفَةَ. فَأتَيَا أبَا مُوسى ا‘شْعَرِيّ فأخْبَراهُ، وَقَدِمَا بِتَرَكَتِهِ وَوَصِيّتِهِ. فقَالَ أبُو مُوسى: هذَا أمْرٌ لَمْ يَكُنْ بَعْدَ الّذِي كَانَ عَلى عَهْدِ رَسولِ اللّهِ #: فأحْلَفَهُمَا بَعْدَ الْعَصْرِ بِاللّهِ، إنّهُمَا مَا خَانَا، وََ كَذَبا، وََ بَدَّ، وََ كَتََمَا، وََ غَيّرا، وإنّهَا لَوَصِيّةُ الرَّجُلِ وَتَرِكَتهُ. فأمْضَى شَهَادَتُهَما[. أخرجه أبو داود.
 "Müslümanlardan birine, Dakuka'da ölüm geldi. Vasiyetine şahidlik edecek hiçbir Müslüman bulamadı. Bunun üzerine Ehl-i Kitap'tan iki kişiyi vasiyetine şahid kıldı. Bunlar Kufe'ye geldiler. Ebu Musa el-Eş'ari'yi bulup durumu haber verdiler. Bunlar ölenin tereke ve vasiyetini beraberlerinde getirmişlerdi. Ebu Musa (radıyallahu anh) onlara: "Bu hadise, Resulullah (aleyhissalatu vesselam) devrinden sonra hiç görülmeyen bir hadisedir" dedi. İkindi namazından sonra onlara, ihanet etmedikleri, yalan söylemedikleri, vasiyeti tebdil etmedikleri, gizlemedikleri, değiştirmedikleri, söylediklerinin o adamın vasiyeti, getirdiklerinin de terikesi olduğuna dair yemin ettirdi. Sonra şehadetlerini(n gereğini yerine getirip) uygulamaya koydu."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/119. [Ebu Davud, Akdiye 19, (3605).]

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) şöyle hitab etmiştir:

#8,677 عن ابن عبّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ كَيْفَ تَسْألُونَ أهْلَ الْكِتَابِ، وَكِتَابُكُمْ الّذِى أُنْزِلَ عَلى نَبِيّكُمْ، أحْدَثُ الْكُتُبِ بِاللّهِ تَقْرَءُونَهُ مَحْضاً لَمْ يُشَبْ، وَقَدْ حَدّثَكُمُ اللّهُ أنّ أهْلَ الْكِتَابِ بَدّلُوا كِتَابَ اللّهِ وَغَيّرُهُ، وَكَتَبُوا بِأيْدِيهِمُ الْكِتَابَ، وَقَالُوا: هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَناً قَلِيً؟ أَ يَنْهَاكُمْ مَا جَاءَكُمْ مِنَ الْعِلْمِ عَنْ مَسْألَتِهِمْ؟ وََ واللّهِ مَا رَأيْنَا مِنْهُمْ رَجًُ قَطُّ يَسْألُكُمْ عَنِ الّذِى أُنْزِلَ عَلَيْكُمْ[. أخرجه البخاري .
"Ey Müslümanlar! Peygamberiniz (aleyhissalatu vesselam)'e indirilen kitap, Allah'ın enyeni kitabı ve içine hiçbir şey karışmamış olduğu halde, onu okuyup durduğunuz halde, nasıl olur da Ehl-i Kitab'a (şer'i) birşey sormaktasınız? Halbuki Allah Teala Hazretleri, Ehl-i Kitab'ın Allah'ın kitabını değiştirip elleriyle yeni bir kitap yazdıklarını, sonra da az bir menfaatı satın almak için: "Bu, Allah katındandır" dediklerini haber vermektedir. Bilesiniz, size gelen ilim, onlara soru sormanızı men etmektedir. Hayır! Vallahi onlardan bir kişinin bile sizen inen kitaptan sizlere bir şey sorduğunu görmüyoruz."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/116-117.  [Buhârî, İ'tisam 25, Şehâdât 29, Tevhid 42.]

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,676 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رَسُولُ اللّهِ #: َ تَجُوزُ شَهَادَةُ بَدَوِيٍّ عَلى ذِى قَرْيَةٍ[. أخرجه أبو داود.وإنما كره شهادة البدوي لما فيه من الجفاء في الدين، والجهالة بأحكام الشريعة، ولعدم ضبطه الشهادة في الغالب على وجهها لقلة معرفته بشروطها، وإليه ذهب مالك. والناس على خفه .
"Bedevinin, köylü aleyhindeki şehadeti caiz değildir."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/112. [Ebu Davud, Akdiye 17, (3602); İbnu Mace, Ahkâm 30, (2367).]

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#8,675 عن ابن عبّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما: ]أنَّ رَسُولَ اللّهِ # قَالَ لِرَجُلٍ حَلّفَهُ: احْلِفْ بِاللّهِ الَّذِي َ إلَهَ إَّ هُوَ مَالَهُ عِنْدَكَ شَىْءٍ، يَعْنِى لِلْمُدَّعِي[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), yemin teklif ettiği bir adama: "Kendinden başka ilah bulunmayan Allah'ın adıyla, o kimsenin yani dava sahibinin senin yanında malı olmadığına yemin et!" buyurdu." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/109. [Ebu Davud, Akdiye 24, (3620).]

Ebu Gatafan İbnu Tarif el Mürrî anlatıyor: 

#8,674 وعن أبي غَطفان بن طريفٍ قال: ]اخْتصَمَ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ وَابْنُ مُطِيعٍ الى مَرْوَانَ في دَارٍ كَانَتْ بَيْنَهُمَا، فَقَضَى مَرْوَانُ عَلى زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ بِالْيَمِينِ عَلى الْمِنْبَرِ فقَالَ زَيْدٌ أحْلِفْ لَهُ مَكَانِي هذَا. فقَالَ مَرْوَانُ، َ، إّ عِنْدَ مَقَاطِعِ الْحُقُوقِ. فَجَعَلَ زَيْدُ بْنُ ثَابتٍ يَحْلِفُ إنّ حَقّهُ لَحَقُّ، وأبِى أنْ يَحْلِفَ عَلى الْمِنْبَرِ، فَجَعَلَ مَرْوَانُ يَعْجِبُ مِنْ ذلِكَ[. أخرجه مالك .
"Zeyd İbnu Sabit ve İbnu Muti aralarındaki bir ev sebebiyle (Medine valisi) Mervan'a dava açtılar. Mervan, minberde yemin etmesi şartıyla, evin Zeyd İbnu Sabit'e ait olduğuna hükmetti. Zeyd: "Ben onun için şu yerimde yemin ederim!" dedi. Mervan da: "Hayır! Hukukun kesinleştiği yerde yemin edeceksin!" dedi. Bunun üzerine Zeyd "Hakkım haktır" diye yemin etmeye başladı ve minberde yemin etmekten imtina etti. Mervan bu duruma hayret etti." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/107. [Muvatta, Akdiye 12, (2, 728).]

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,673 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]عَرََضَ رَسُولُ اللّهِ # عَلى قَوْمٍ الْيَمِينَ فَسَارَعُوا إلَيْهَا فَأمَرَ أنْ يُسْهَمَ بَيْنَهُمْ في الْيَمِينِ، أيُّهُمْ يَخْلِفُ[. أخرجه البخاري وأبو داود .
 "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) (bir mal hususunda ihtilaf eden, fakat beyyineleri olmayan)bir kavme yemin teklif etti. (İki taraf da) birden yemin etmeye koştu. Bunun üzerine (önce) yemin (edecek tarafın tesbiti için) kur'a çekilmesini emretti."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/105-106.  [Buhârî, Şehâdât 24; Ebu Davud, Akdiye 22, (3616, 3617, 3618).]

Abdullah İbnu Ubeydillah İbni Ebî Müleyke anlatıyor:

#8,672 عن عبداللّهِ بن عُبَيْدِ اللّهِ بْنِ أبِى مُلَيْكَةَ: ]أنَّ بَنِى صُهَيْبٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ادَّعَوْا عِنْدَ مَرْوَانَ بَيْتَيْنِ وَحُجْرَةً، اَعْطَاهَا رَسُولُ اللّهِ # صُهَيْباً رَضِيَ اللّهُ عَنْه. فقَالَ مَرْوَانُ: مَنْ يَشْهَدُ لَكُمْ بذلِكَ؟ فقَالُوا: ابْنُ عُمَرَ. فَدعَاهُ فَشَهِدَ أنَّ رَسُولَ اللّهِ # أعْطَى صُهَيْباً بَيْتَيْنِ وَحُجْرَةً. فَقَضَى مَرْوَانُ بِشَهَادَتِهِ لَهُمْ[. أخرجه البخاري.
"Beni Süheyb (radıyallahu anh), Mervan nezdinde, iki ev ve bir odanın kendilerine ait olduğunu, bunları (babaları) Süheyb'e Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın verdiğini iddia ettiler. Mervan: "Söylediğiniz şeye şahidiniz var mı?" dedi. Onlar: "İbnu Ömer!" dediler. Mervan İbnu Ömer'i çağırdı. O, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın Süheyb (radıyallahu anh)'e iki ev ve bir oda verdiğini söyledi. Mervan sadece onun şehadetiyle onlar lehine hükmetti." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/104. [Buhârî, Hibe 30.]

Yine İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,671 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قَضَى رَسُولُ اللّهِ # بِيَمِينٍ وَشَاهِدٍ[. أخرجه مسلم وأبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) (iddia sahibi iki şahid bulamazsa) bir yemin ve bir şahid(in yeterli olacağın)a hükmetmiştir." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/103. [Müslim, Akdiye 3, (1712); Ebu Davud, Akdiye 21, (3608).]

Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 

#8,670 وعن أمّ سلمة رَضِيَ اللّهُ عَنْها قالت: ]سَمِعَ رَسولُ اللّهِ # جَلَبَةَ خَصْمٍ بِبَابِ حُجْرَتِهِ فَخَرَجَ إلَيْهِمْ فَقَالَ: إنَّمَا أنَا بَشَرٌ، وإنَّهُ يَأتِىنِي الْخَصْمُ، وَلَعَلّ بَعْضُهُمْ أنْ يَكُونَ أبْلَغَ مِنْ بَعْضٍ فَأحْسِبُ أنّهُ صَادِقٌ فَأقْضِي لَهُ، فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ بِحَقّ مُسْلِمٍ فإنَّمَا هِىَ قِطْعَةِ مِنَ النَّارِ، فَلْيَحْمِلْهَا أوْ لِيَذَرْهَا[. أخرجه الستة .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), odasının kapısında bir münakaşa işitmişti. Yanlarına çıkıp: "Ben bir beşerim. Bana ihtilaflılar gelir. Bunlardan biri, diğerine nazaran daha belagatlı (ikna edici) olur. Ben de onun doğru söylediğini zanneder, lehine hükmederim. Ancak kime bir Müslümanın hakkını vermiş isem, bunun ateşten bir parça olduğunu bilsin. O ateşi ister yüklensin, ister terketsin (kendisi bilir)" buyurdular."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/97-98

Hz. Ömer, Hz. Ali ve diğer bir kısım Ashab (radıyallahu anhüm) demişlerdir ki: 

#8,669 وعن عمرو وعليّ وغيرهما رَضِيَ اللّهُ عَنْهم أنهم قالوا: ]يَقْضِيَ الْقَاضِي وَالْحَاكِمُ في الْمَسْجِدِ فإذَا أتَى عَلى حَدّ أُقِيمَ خَارِجَ الْمَسْجِدِ[. أخرجه البخاري ترجمة .
"Kadı ve hakim mescidde hüküm verebilir. Şayet bir haddle ilgili hüküm vermişlerse, bunun icrası mescidin dışında yapılır." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/94.  [Buhârî, bab başlığı olarak kaydetmiştir. Ahkâm 19.]

Avf İbnu Malik (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,668  وعن عَوْفِ بْنِ مالكٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَاضَى رَسُولُ اللّهِ # بَيْنَ رَجُلَيْنِ. فَلَمَّا أدْبَرَا قَالَ الْمُقْضِيُّ عَلَيْهِ: حَسْبِىَ اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ. فقَالَ #: إنَّ اللّهَ يَلُومُ عَلى الْعَجْزِ، وَلكِنْ عَلَيْكَ بِالْكَيْسِ. فَإذَا غَلَبَكَ أمْرٌ فَقُلْ: حَسْبِيَ اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) iki kişi arasında bir hükümde bulunmuştu. Hasımlar ayrıldıkları vakit, aleyhine hükmedilen kimse: "Hasbiyallahu ve ni'melvekil (Allah bana yeterlidir, O ne iyi vekildir)!" dedi. (Bu sözü işiten) Aleyhissalatu vesselam: "Allah Teala Hazretleri aczi levmediyor (kötülüyor). Fakat sana akıllılık düşer. Ama bir şey sana galebe çalacak olursa o zaman "hasbiyallahu ve ni'melvekil" de!" buyurdular." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/93. [Ebu Davud, Akdiye 28, (3624).]

İbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhüma dedi ki:

#8,667 وعن ابن الزُّبير رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قَضَى رَسُولُ اللّهِ # أن الْخَصْمَيْنِ يَقْعُدَانِ بَيْنَ يَدِي الْحَاكِمِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), iki hasmın da kadı'nın önüne oturmasına hükmetmiştir." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/91.  [Ebu Dâvud, Akdiye 8, (3588).]

Yahya İbnu Saîd anlatıyor: "Ebu'd-Derdâ, Selman-ı Fârisî radıyallahı anhüma'ya:

#8,666 وعن يَحْيى بِنْ سَعيدٍ قالَ: ]كَتَبَ أبُو الدَّرْدَاءِ الى سَلْمَانَ الْفَارِسِيّ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما: أنْ هَلُمَّ الى ا‘رْضِ الْمُقَدّسَةِ. فَكَتَبَ إلَيْهِ سَلْمَانُ: إنَّ ا‘رْضَ َ تُقَدِّسُ أحَداً إنَّمَا يُقَدّسُ ا“نْسَانَ عَمَلُهُ، وَقَدْ بَلَغَنِي أنَّكَ جُعَلْتَ طَبِيباً تُدَاوِي. فَإنْ كُنْتَ تُبْرِئُ فَنَعِمَّا لَكَ، وَإنْ كُنْتَ مُتَطَبِّباً فَاحْذَرْ أنْ تَقْتُلَ فَتَدْخُلَ النَّارَ. فَكَانَ أبُو الدَّرْدَاءِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه إذَا قَضى بَيْنَ اثْنَيْنِ ثُمَّ أدْبَرَا عَنْهُ نَظَرَ إلَيْهِمَا وَقَالَ: مُتَطَبّبٌ وَاللّهِ ارْجِعَا الىّ فَأعِيدا عَليّ قِصّتَكُمَا[. أخرجه مالك.»كَنّى بِالطِّبِّ هُنَا« عن القضاء ‘ن منزلة القاضي من الخصوم، وفصل الحكم بينهم بمنزلة الطبيب من إصح البدن.و»الْمُتَطببُ« هو الَّذِي يتعانى الطب و يجيد معرفته .
"Arz-ı Mukaddese'ye gel!" diye yazmıştı. Selman ona şöyle cevap yazdı: "Arz kimseyi takdis etmez. İnsanı mukaddes kılan şey amelidir. Bana ulaştığına göre, sen orada tabib kılınmışsın ve hastaları tedavi ediyormuşsun. Eğer tedavi edebiliyorsan ne mutlu sana. Eğer mütetabbib isen, insanları öldürüp cehennemlik olmaktan sakın!" Ebu'd-Derda radıyallahu anh iki kişi arasında hükmedince, onlar yanından ayrıldıkları vakit onlara bakar ve: "Vallahi mütetabbibdir. Bana geri dönün. Kıssanızı bana iade edin (meselenizi iyice tetkik edeyim)!" derdi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/86.  [Muvatta, Vasiyyet 7, (2, 769).]

Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,665 وعن بُرَيْدَة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: اَلْقُضَاةُ ثَثَةٌ: وَاحدٌ في الْجَنَّةِ، وَاِثْنَانِ في النَّارِ. فأمَّا الَّذِي في الْجَنَّةِ فَرَجُلٌ عَرَفَ الْحَقَّ فقَضى بهِ، وَرَجُلٌ عَرَفَ الْحَقَّ وَجَارَ في الْحُكْمِ فَهُوَ في النَّارِ، وَرَجُلٌ قَضَى لِلنَّاسِ عَلى جَهْلٍ فَهُوَ في النَّارِ[. أخرجه أبو داود .
"Kadı üçtür: Biri cennetlik, ikisi cehennemliktir. Cennetlik olan, hakkı bilip öyle hükmedendir. Hakkı bilip hükmünde (bile bile) adaletsiz davranan cehennemliktir. Halka cahilane hükümde bulunan da cehennemliktir." 

brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/77.  [Ebu Dâvud, Akdiye 2, (3573).]