Toplam 18,353 Hadis
Konular

İlaveler Kategorisi

Ali İbnu Ebi Talib (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,551 وعن علي بن أبى طالب رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]كَانَ آخِرُ كََمِ رَسُولِ اللّهِ #: الصََّةَ الصََّةَ، اتَّقُوا اللّهَ فِىمَا مَلَكَتْ أيْمَانُكُمْ[. أخرجه أبو داود.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın son sözü: "Namaz! Namaz! Sağ ellerinizinsahip olduğu (köleler) hakkında Allah'tan korkun!" olmuştu." 

[Ebu Davud Edeb 133, (5156); ibnu Mace, Vesaya 1, (2698).] [Ebu Davud Edeb 133, (5156); ibnu Mace, Vesaya 1, (2698).]

İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#8,550 وعن ابن عمرو بن العاص رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ # حِينَ خَرَجْنَا مَعَهُ إلى الطّائِفِ فَمَرَرْنَا بِقَبْرٍ، فَقَالَ: هَذَا قَبْرُ أبِي رِغَالٍ فَكَانَ هَذَا الْحَرَمُ يَدْفَعُ عَنْهُ، فَلَمَّا خَرَجَ أصَابَتْهُ الْنِْقْمَةُ الّتِى أصَابَتْ قَوْمَهُ بِهَذَا الْمَكَانِ فَدُفِنَ فِيهِ، وَآيَةُ ذلِكَ أنَّهُ دُفِنَ مَعَهُ غُصْنٌ مِنْ ذَهَبٍ. فَإنْ أنْتُمْ نَبَشْتُمْ عَنْهُ أصِبْتُمُوهُ فَابْتَدَرَ النَّاسُ فَاسْتَخْرَجُوا الْغُصْنَ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) beraberindekilerle Taif'e giderken bir kabre uğrayınca şunusöylemişti: "Bu kabir, Ebu Riğal'in kabridir. Şu Harem mıntıkası sebebiyle (kavmine gelen musibetten) masun kalmıştı. (Harem'den harice) çıkınca kavmini çarpan bela onu da burada yakaladı ve buraya defnedildi. Söylediğimin delili, altından bir dalın beraberinde gömülmüş olmasıdır. Eğer kabri açacak olsanız, onu bulup çıkarırsınız!" Bunun üzerine halk, alelacele orayı kazıp mezkur altın dalı çıkardı."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/470-471.  [Ebu Davud, Harac 41, (3088).]

Yine İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,549 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَدِمَ مُسَيْلِمَةُ الكَذَّابُ عَلى عَهْدِ رَسُول اللّهِ # فَجَعَلَ يَقُولُ: إن جَعَلَ لِي مُحَمّدٌ ا‘مْرَ مِنْ بَعْدِهِ اتّبَعْتُهُ، وَقَدِمَ الْمَدِينَةَ في بَشَرٍ كَثِيرٍ مِنْ قَوْمِهِ، فَأقْبَلَ إلَيْهِ رَسُولُ اللّهِ # وَمَعَهُ ثَابِتُ بْنُ قَيْسِ ابْنِ شَمّاسٍ، وَفِى يَدِ رَسُولِ اللّهِ # قِطْعَةُ جَرِيدٍ حَتّى وَقَفَ عَلَيْهِ في أصْحَابِهِ، فَقَالَ: لَوْ سَألْتَنِي هذِهِ الْقِطْعَةَ مَا أعْطَيْتُكَهَا، وَلَنْ تَعْدُو أمْرَ اللّهِ فِيكَ، وَلَئِنْ أدْبَرْتَ لِيَعْقِرَنّكَ اللّهُ، وَإنِّي ‘رَاكَ الّذِي أُرِيتُ فىكَ مَا أُرِيتُ. قَالَ ابْنُ عَبَّاس: فَسَأَلْتُ عَنْ قَوْلِ رَسُولِ اللّهِ #، وَإنَّكَ الّذِي أُرِيتُ فِىكَ مَا أُرِيتُ، فأخْبِرَنِي أبُو هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنه، أنَّ رَسُولَ اللّهِ # قَالَ: بَيْنَا أنَا نَائِمٌ رَأيْتُ فِي يَدَيَّ سِوَارَيْنِ مِنْ ذَهَبٍ فَأهَمَّنِي شَأنُهُمَا، فَأوْحَى اللّهُ تَعَالَى إلَيَّ أنِ انْفُخْهُمَا، فَنَفَخْتَهُمَا، فَطَارَا فَأوَّلْتُهُمَا كَذَّابِىنَ يَخْرُجَانِ مِنْ بَعْدِي، وَكَانَ أَحَدُهُمَا الْعَنَسِيَّ صَاحِبَ صَنْعَاءَ، وَاŒخَرَُ مُسِيلَمَةَ صَاحِبَ الْيَمَامَةِ[. أخرجه الشيخان.والمراد »بالعَقر« هنا الهك .
"Müseylime-i Kezzab, Resulullah (aleyhissalatu vesselam) zamanında [Medine'ye] geldi ve: "Eğer Muhammed bu işi (hilafeti) kendinden sonra bana bırakırsa ben ona tabi olurum" demeye başladı. Sonra kavminden kalabalık bir cemaatle Medine'ye geldi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) da Sabit İbnu Kays İbni Şemmas ile birlikte ona uğradı. Bu sırada Aleyhissalatu vesselam'ın elinde bir dal parçası vardı. Arkadaşlarının arasında oturmakta olan Müseylime'ye yaklaştı ve: "Sen benden şu parçayı istemiş olsan dahi bunu sana vermem! Sen, Allah'ın senin hakkındaki emrini asla tecavüz edemeyeceksin. (Şayet bana itaatten) yüz çevirecek olursan Allah mutlaka senin hakkından gelecektir. Öyle zannediyorum ki, sen hakkında bana ne gösterilmiş ise, o gösterilmiş olan kimsesin! [İşte Sabit, bana bedel sana cevap verecek!" buyurup, oradan ayrıldı.] İbnu Abbas der ki: "Ben, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın: "Öyle zannediyorum ki, sen hakkında bana ne gösterilmiş ise, o gösterilmiş olan kimsesin" sözü ile neyi kastettiğini sordum. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) bana şu hususu haber verdi: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurmuştu ki: "Ben bir gün rüyamda, elimde iki altın bilezik gördüm. Yine rüyamda onlara fazla bir ilgi göstermiştim. Allah Teala hazretleri: "Onlara üfle!" diye vahyetti, ben de üfledim, derken uçup gittiler. Ben bunları, benden sonra çıkacak iki yalancı ile yorumladım." [Ravi, Ubeydullah der ki]: "Bunlardan biri, San'a'nın sahibi el-Anesi, diğeri de Yemame'nin sahibi Müseylime'dir."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/466-467. [Buharî, Menakıb 25, Megazî 70, 71, Tevhid 29; Müslim, Rü'ya 21, (2273).]

Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,548 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: لَيْسَتِ السُّنَّةُ بِأنْ َ تُمْطَرُوا، وَلَكِنِ السُّنَّةُ أنْ تُمْطَرُوا وَتُمْطَرُوا وََ تُنْبِتُ ا‘رْضُ شَيْئاً[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "(Kıtlık) senesi, yağmurun yağmadığı (sene) değildir. Asıl kıtlık senesi, yağmur bol bol yağdığı halde yerin hiçbirşey bitirmediği senedir." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/462-463.  [Müslim, Fiten 44, (2904).]

Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,547 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: تكُونُ إبلٌ لِلشَّيَاطِينِ، وَبُيُوتٌ لِلشَّيَاطِينِ فأمَّا إبِلُ الشَّيَاطِىنِ فَقَدْ رَأيْتُهَا، يَخْرُجُ أحَدُكُمْ بِنَجِيبَاتٍ مَعَهُ قَدْ أسْمَنَهَا فََ يَعْلُو بَعِيراً مِنْهَا، وَيَمُرُّ بِأخِيهِ قَدِ انْقَطَعَ بِهِ فََ يَحْمِلُهُ، وَأمَّا بُيُوتُ الشَّيَاطىنِ فََ أرَاهَا إَّ هذِهِ ا‘قْفَاصَ الّتِي تَسْتُرُ النَّاسُ بِالدِّيبَاجِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Şeytanlar için develer vardır. Şeytanlar için evler vardır. Şeytanlara ait develere gelince, ben, onları gördüm. (Şöyle ki): Biriniz, yedeğinde, iyi beslediği seçkin develerle (yola) çıkar, bunlardan hiçbirine binmez. Yol esnasında yürümekten kesilmiş (bir din) kardeşine rastlar, devesine onu da almaz (işte bu develer şeytana aittir, çünkü gösteriş ve tefahur için beslenmiştir). Şeytana ait evlere gelince, onların, (müreffeh) insalar tarafından (seyahata çıkınca kullanılan ve) ipeklerle örtülmüş kafeslerden (hevdeç) başkası olmadığını zannediyorum."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/462. [Ebu Davud, Cihad 62, (2568).]

Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,546 وعن حذيفة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]جَاءَ السَّيْدُ وَالْعَاقِبُ صَاحِبَا نَجْرَانَ إلى رَسُولِ اللّهِ # يُرِيدَانِ أنْ يَُعِنَاهُ، قَالَ: فَقَالَ أحَدُهُمَا لِصَاحِبِهِ َ تَفْعَلْ، فَوَاللّهِ إنْ كَانَ نَبِيّاً فََعَنَنَا َ نُفْلِحُ أبَداً نَحْنُ وََ عَقِبُنَا مَنْ بَعْدِنَا، قَاَ لَهُ: إنَّا نُعْطِيكَ مَا سَأَلْتَنَا، وَابْعَثْ مَعَنَا رَجًُ أمِيناً، وََ تَبْعَثْ مَعَنَا إَّ أمِيناً فَقَالَ #: ‘بْعَثَنَّ مَعَكُمْ رَجًُ أمِيناً، حَقَّ أمِينِ، فَاسْتَشْرَفَ لَهُ أصْحَابُ رَسُولِ اللّهِ # فقَالَ: قُمْ يَا أبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ، فَلَمَّا قَامَ قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: هذَا أمِينُ هذِهِ ا‘مَّةِ[. أخرجه البخاري.وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: لَوْ بايَعَنِي عَشَرَةٌ مِنَ الْيَهُودِ لَمْ يَبْقَ عَلى ظَهْرِهَا يَهُودِيّ إَّ أسْلَمَ، وَفي رَواية لَوْ آمَنَ بِي عَشَرَةٌ مِنَ الْيَهُودِ Œمَنَ بِىَ الْيَهُودُ[. أخرجه الشيخان.
"Necran'ın iki sahibi Seyyid ve Âkıb, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a geldiler. Onunla mülaane yapmak istiyorlardı. Bunlardan biri arkadaşına: "Bunu yapma! Eğer (Muhammed gerçek) bir peygamberse ve bize lanette bulunursa biz bir daha felah bulamadığımız gibi, bizden sonra gelecek nesiller de iflah olmazlar!" dedi. Resulullah'a gelip: "Biz sana istediğini vereceğiz, bizimle emin birini gönder. Bizimle emin olmayanı gönderme!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Ben sizinle gerçekten hakkıyla emin bir adam göndereceğim" buyurdu. Bunun üzerine Resulullah'ın ashabı (bu övülen şahıs olabilmek için) ona yaklaştı. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah, sen kalk!" emretti. Ebu Ubeyde kalkınca, Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "İşte şu, bu ümmetin eminidir!" buyurdular."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/460. [Buhârî, Fedailu'l-Ashab 21, Megazî 72, İcazetu Haberi'l-Vahid 1.]

İbrahim Nehai anlatıyor:

#8,545 وعن إبراهيم قال: ]أرَادَ الضَّحَّاكُ بْنُ قَيْسٍ أنْ يَسْتَعْمِلَ مَسْرُوقاً، فقَالَ لَهُ عُمَارَةُ بْنُ عُقْبَةُ: أتَسْتَعْمِلُ رَجًْ مِنْ بَقَايَا قَتَلَةِ عُثْمَان رَضِيَ اللّهُ عَنه؟ فَقَالَ مَسْرُوقٌ رَحِمَهُ اللّهُ: حَدّثَنَا ابْنُ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه أنَّ رَسُولَ اللّهِ # لَمَّا أرَادَ قَتْلَ أبِيكَ عُقْبَةَ، قَالَ: مَنْ لِلصِّبْيَةِ؟ فَقَالَ: النَّارُ، وَقَدْ رَضِيتُ لَكَ مَا رَضِي لَكَ رَسُولُ اللّهِ #[. أخرجه أبو داود .
"Dahhak İbnu Kays, Mesruk'u işçi olarak kullanmak istemişti. Umare tu'bnu Ukbe ona: "Hz. Osman (radıyallahu anh)'ın katillerinden baki kalmış bir adamı isti'mal mi edeceksin?" dedi. Mesruk rahimehullah da ona: "Abdullah İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) bana rivayet etti: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) baban Utbe'yi öldürmek istediği zaman, (baban): "Çocuklara kim hami olacak?" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Ateş" buyurdular. Senin için Resulullah'ın (münasib görüp) razı olduğuna ben de razıyım!" dedi." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/458.  [Ebu Davud, Cihad 128, (2686).]

Alkame İbnu Abdillah babasından naklediyor: 

#8,544 وعن علقمة بن عبداللّه عن أبيه قال: ]نَهى رَسُولُ اللّهِ # أنْ تُكْسَرَ سِكَّةُ الْمُسْلِمِينَ الْجَائِزَةُ بَيْنَهُمْ إَّ مِنْ بأسٍ[. أخرجه أبو داود.والمراد »بِالسِّكَةِ« الدراهم والدنانير المضروبة بالسكة، وإنما كره تقريضها لما فيها من ذكر اللّه تعالى، و‘ن ذلك يضيع قيمتها، وقيل كانت في صدر ا“سم عدداً و وزناً، فكان يَعمد أحدهم إلى أطرافها فيأخذها بالمقراض تنقيصاً لها وبخسا.وقوله: »إَّ مِنْ بأسٍ« أى من أمر يقتضى كسرها إما لرداءتها أو شك في صحة نقدها .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Müslümanlar arasında (tedavülü) caiz olan sikke (dökülmüş paraların) bir kusur olmadan kırılmasını yasakladı." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/457.  [Ebu Davud, Büyû 50, (3449).]

Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#8,543 وعن ابن عمرو بن العاص رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]كَانَ رَسُولُ اللّهِ # يُحَدِّثُنَا عَنْ بَنِي إسْرَائِيلَ حَتّى يُصْبِحَ مَا يَقُومُ إَّ عُظْمَ صََةٍ[. أخرجه أبو داود.»عُظمُ الشئِ« أكبره، وأراد به هنا الفريضة .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bize (bazan) sabah oluncaya kadar Beni İsrail kıssası anlatırdı. Anlatma işini farz namaz için kalkınca bırakırdı."

252]İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/456. [Ebu Davud, İlm 11, (3663).]

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,542 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: مَا أُعْطِيكُمْ مِنْ شَىْءٍ وََ أمْنَعُكُموهُ، إنْ أنَا إَّ مَأمُورٌ، وفي رواية: أنَا قَاسِمٌ أضَعُ حَيْثُ أُمِرْتُ[. أخرجه البخاري وأبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ben size (kendiliğinden) ne bir şey veriyor, ne de sizi bir şeyden menediyorum. Ben sadece bir memurum (Allah'ın emrine göre veriyorum). "Bir rivayette de şöyle demiştir: "Ben (sadece, emre uygun şekilde) taksim ediyicim, emredildiğim yere koyarım." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/453. [Buharî, Humus 7; Ebu Davud, Harac 13, (2949).]

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,541 وعن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]قَرَأَ رَسُولُ اللّهِ # فِيمَا أُمِرَ وَسَكَتَ فِيمَا أُمِرَ، وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيّاً، وَلَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ[. أخرجه البخاري .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) (namazda) emrolunduğu yerde açıktan okudu, emrolunduğu yerde sükut etti (gizli okudu). "Ve senin Rabbin unutkan değildir" (Meryem 64); "Andolsun ki, Allah'ın Resulü'nde sizin için (her hususta) güzel bir örnek vardır" 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/452. [Buharî, Ezan 105.]

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 

#8,540 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنها قالت: ]مَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَنْسُبُ أحَداً إَّ إلى الدِّينِ[. أخرجه أبو داود .
"Ben Resulullah'ın kimseyi dinden başka bir şeye nisbet ettiğini görmedim." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/452. [Ebu Davud, Edeb 86, (4987).]

Semüre İbnu Cündüb (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,539 وعن سمرة بن جندب رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]نَهَى رَسُولُ اللّهِ # أنْ يُقَدَّ السَّيْرُ بَيْن َ إصْبَعَيْنِ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) derinin iki parmak arasında dilinmesini yasakladı."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/451. [Ebu Davud, Cihad 74.]

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,538 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: يُوشِك إنْ طَالَتْ بِكَ مُدَّةٌ أنْ تَرَى قَوْماً في أيْدِيهِمْ مِثْلُ أذْنَابِ الْبَقَرِ يَغْدُونَ في غَضَبِ اللّهِ وَيَرُوحُونَ في سَخَطِ اللّهِ، وَقَالَ: صِنْفَانِ مِنْ أهْلِ النَّارِ، وَلَمْ أرَهُمَا قَوْمٌ مَعَهُمْ سِيَاطٌ كَأذْنَابِ الْبَقَرِ يَضْرِبُونَ بِهَا النَّاسَ، وَنِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ مَائَِتٌ مُمِيَتٌ رُؤُوسُهُنَّ كَأسْنَمَةِ الْبُخْتِ، َ يَدْخُلْنَ الْجَنَّةَ، وََ يَرِحْنَ رِيحَهَا، وَإنّ رِيحَهَا لَتُوجَدُ مِنْ مَسِيرَةِ كَذَا وَكَذَا[. أخرجه مسلم.قوله »كاسيات« أى بنعم اللّه.»عَارِيَاتٌ« من شكره، وقيل يسترن بعض أجسامهن ويكشفن بعضها، وقيل يلبسن ثيابا رقيقاً تصف ما تحتها، فهن كاسيات في ظاهر ا‘مر عاريات في الحقيقة.و»مَائَِتٌ« أي: زائغات عن طاعة اللّه وما يلزمهن من حفظ الفروج.»مُميت« يعملن غيرهن ذلك، وقيل مائتُ للشر مميت للرجال الى الفتنة، وقيل غير ذلك.وقوله »رُؤُسُهنَّ كأسنِمة الْبُخْتِ« أي يكبرونها من القانع والخمر والعمائم، أو بصلة الشعر بما يصيرها كأسنمة البخت .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ömrün biraz uzarsa ellerinde sığır kuyruğu gibi birşeyler taşıyan birtakım insanları çok geçmeden göreceksin. Onlar Allah'ın gadabına uğrayarak sabaha ererler, Allah'ın nefretine uğrayarak akşama ererler." Resulullah bir başka rivayette de: "Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi birşeyler taşıyıp onu insanlara vuran insanlar; giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allah'a taatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları devehörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Halbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur" buyurdular." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/449-450.  [Müslim, Cennet 53, (2857), 52, (2128).]

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 

#8,537 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنها قالت: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: هَلْ رُؤِىَ فِيكُمْ الْمُغْرِبُونَ؟ قُلْتُ: وَمَا الْمُغْرِبُونَ؟ قَالَ: الّذِىنَ يَشْتَرِكُ فِيهِم الجِنُّ[. أخرجه أبو داود.إنما سمعوا مغربين. ‘نه دخل فيهم عرق غريب ووجد فيهم شبه الغرباء لمداخلة من ليس من جنسهم و على طباعهم وشكلهم، وقيل اراد بمشاركة الجن فيهم أمرهم إياهُمْ بالزنى وتحسينه لهم فجاء أودُهُمْ من غير رشدة، ومنه قوله تعالى: وَشَارِكْهُمْ فِي ا‘مْوَالِ وَا‘وَْدِ .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) (bir gün): "Aranızda muğarribler görüldü mü?" diye sordu. Ben: "Muğarribler de ne?" dedim. "Onlar kendilerine cinlerin iştirak ettikleri kimselerdir!" buyurdular."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/446. [Ebu Davud, Edeb 116, (5107).]

İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,536 وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قِيلَ يَا رَسُولَ اللّهِ، الْقِرَدَةُ وَالخَنَازِيرُ، هِيَ مِمَّا مَسَخَ اللّهُ تَعالى؟ فقَالَ: إنَّ اللّهَ تَعالى لَمْ يُهْلِكْ قَوْماً فَجَعَلَ لَهُمْ نَسً، وإنَّ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ كَانَتْ قَبْلَ ذلِكَ[. أخرجه رزين .
"Ey Allah'ın Resulü! Maymun ve domuzlar Allah Teala'nın mesh ettiği insanlardan mı?" diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: "Allah Teala hazretleri bir kavmi helak etti mi ona nesil (devam) vermez. Maymun ve domuzlar daha önce de vardı."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/444. [Müslim, Kader 33, (2663).]

Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 

#8,535 وعن أم سلمة رَضِيَ اللّهُ عَنها قالت: ]كَانَ رَسُولُ اللّهِ # يُسَمِّى الفَأرَةَ الْفَوَيْسِقَةَ، وَقَالَ: َ أرَاهَا إَّ مِنَ الْمَمْسُوخِ، فَإنَّهَا إذَا جُعِلَ لَهَا ألْبَانُ ا“بِلَ لَمْ تَشْرَبْ، وإذَا جُعِلَ لَهَا إلْبَانُ الشّاءِ شَرِبَتْ[. أخرجه رزين.قلت: وهو في صحيح البخاري، واللّه أعلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) fareye fuveysika der ve şunu ilave ederdi: "Ben bunu meshe uğramışlardan biliyorum. Çünkü o, kendisine (içmesi için) deve sütü konulsa onu içmez. Ama koyun sütü verilse onu içer."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/442. [Rezin tahriç etmiştir. Buhârî'de kaydedilmiştir (Bed'ü'l-Halk 15; Müslim, Zühd 62, (2997).]

İsa İbnu Vâkid (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,534 وعن عيسى بن واقد رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إذَا كَانَتْ سَنَةٌ ثَمَانِينَ وَمِائَةٍ فَقَدْ أحْلَلْتُ ‘مَّتِى الْعُزْبَةَ والتَّرَهُّبَ في رُؤُوسِ الْجِبَالِ[. أخرجه رزين)ـ1( .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Yüz seksen (hicri) yılı gelmiş olsaydı, ümmetime bekarlık ve dağların başlarında ruhbanlığı helal kılardım." [Rezin tahric etmiştir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/442. [Rezin tahric etmiştir.]

Sa'd İbnu Ebi Vakkas (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,533 وعن سعد بن أبى وقاص رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنِّى ‘رْجُو أنْ َ يُعْجِزَ اللّهُ أمَّتِي عِنْدَ رَبِّهَا أنْ يُؤَخِّرُهَا نِصْفَ يَوْمٍ، قِيلَ لِسَعْدٍ: كَمْ نِصْفُ يَوْمٍ؟ قَالَ: خَمْسُمَائَةِ سَنَةٍ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ümid ederim ki Allah, ümmetimi Rabbinin nezdinde yarım gün te'hirden aciz kılmayacaktır." Sa'd'a: "Yarım gün ne kadardır?" diye sorulmuştu. "Beş yüz yıl" diye cevap verdi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/441. [Ebu Davud, Mehalim 18, (4350).]

İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,532 وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: تَدُورُ رَحَى ا“سَْمِ بِخَمْسٍ وَثَثِينَ أوْ سِتٍّ وَثَثِينَ أوْ سَبْعٍ وَثَثِينَ، فإنْ يَهْلِكُوا فَسَبِيلُ مَنْ هَلَكَ، وَإنْ يَقُمْ لَهُمْ دِينُهُمْ يَقُمْ لَهُمْ سَبْعِينَ عَاماً، قُلْتُ: مِمَّا بَقِىَ أوْ مِمَّا مَضَى؟ قَالَ: مِمَّا مَضَى[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "İslam'ın değirmeni otuz beş veya otuz altı veya otuz yedi (yıl) döner.Eğer, (dini terkederek kendilerini) helak ederlerse, daha önce helak olanların yolunu tutmuş olurlar. Dinleri ayakta kalırsa, onlar için yetmiş yıl ayakta kalır!" Ben dedim ki: "(Bu yetmiş yıllık müddet) zikri geçen (otuz beş yıllık müddet)ten sonra mı başlayacak, yoksa geçen kısım buna dahil mi?" "Mezkur müddet buna dahildir!" buyurdular." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/439-440 [Ebu Davud, Fiten1, (4254).]

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,531 وعن جابر رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: مَنْ يَصْعَدِ الثَّنِيَّةَ ثَنِيَّةَ الْمُرَارِ فَإنَّهُ يُحَطُّ عَنهُ مَا حُطَّ عَنْ بَنِى إسْرَائِيلَ، فَكَانَ أوَّلُ مَنْ صَعِدَهَا خَيْلَنَا بَنِي الْخَزْرَجِ، ثُمَّ تَتَامَّ النَّاسُ، فَقَالَ #: كُلُّكُمْ مَغْفُورٌ لَهُ إَّ صَاحِبُ الْجَمَلِ ا‘حْمَرِ، فَأتَيْنَاهُ فَقُلْنَا: تَعَالَ يَسْتَغْفِرْ لَكَ رَسُولُ اللّهِ #، وَكَانَ يَنْشُدُ ضَالَّةً. فَقَالَ: ‘نْ أجِدَ ضَالَّتِي خَيْرٌ لِي مِنْ أنْ يَسْتَغْفِرَ لِي صَاحِبُكُمْ[. أخرجه مسلم.»ثَنِيةُ الْمُرارِ« بضم الميم وكسرها، والضم أشهر، وهي عند الحديبية.و»تتامَّ الناسُ« أى جاءوا كلهم وتموا .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Mürar yoluna kim çıkacak? Gerçekten ondan, günah olarak, Beni İsrail'den affedilen kadar günah affedilecek!" Oraya ilk çıkan Beni Hazrec'ten bizim süvarimiz oldu. Sonra herkes peşpeşe oraya geldi. Aleyhissalatu vesselam: "Kızıl devenin sahibi [olan bedevi] hariç hepiniz mağfirete erdiniz!" buyurdular. Biz adamın yanına gelip: "Gel! sana da Resulullah istiğfarda bulunuversin!" dedik. O ise bir yitiğini arıyordu. "Yitiğimi bulmam, benim için, arkadaşınızın istiğfarından hayırlıdır!" dedi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/439.  [Müslim, Münafık 12, (2880).]

Hemmam İbnu Münebbih anlatıyor: 

#8,530 وعن همّام بن منبِّه قال: ]حَدَّثَنَا أبُو هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنهُ أحَادِيثَ، مِنْهَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: اشْتَرَى رَجُلٌ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ عَقَاراً مِنْ رَجُلٍ فَوَجَدَ الّذِي اشْتَرَى الْعقَارَ فِي العَقَارِ جَرَّةً فِيهَا ذَهَبٌ. فقَالَ لِلْبَائِعِ: خُذْ ذَهَبَكَ فإنَّمَا اشْتَريْتُ الْعَقارَ وَلَمْ أبْتَغْ مِنْكَ الذَّهَبَ. فَقَالَ الْبَائِعُ: إنَّمَا بِعْتُكَ ا‘رْضَ وَمَا فيهَا، فَتَحَاكَمَا إلى رَجُلٍ. فقَالَ الرَّجُلُ: ألَكُمَا وَلَدٌ؟ فقَالَ أحَدَهُمَا: لِي غَُمٌ، وَقَالَ: اŒخَرُ لِي جَارِيَةٌ، فقَالَ: أنْكِحَا الْغَُمَ الجَارِيَةَ، وَأنْفِقَا عَلَيْهِمَا مِنْهُ، وَتَصَدَّقَا[. أخرجه الشيخان .
"Ebu Hureyre (radıyallahu anh) bize pekçok hadis söylemişti. (Bir defasında) şöyle dedi: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlardan bir adam bir kimseden bir akar satın aldı. Bu akarı satın alan kimse, orada, içinde altın bulunan bir küp buldu. Satana gelip: "Altınını al! Ben senden akarı satın aldım, altını satın almadım!" dedi. Satan da: "Ben sana araziyi içinde bulunan herşeyiyle birlikte sattım!" dedi. (Anlaşamayınca) bir adamı hakem tayin ettiler. Adam (onları dinledikten sonra): "Sizin çocuklarınız var mı?" dedi. Onlardan biri: "Oğlum var", diğeri de "kızım var!" dedi. Hakem: "Oğlanla kızı evlendirin! Bu paradan ikisi için harcayın ve tasaddukta bulunun" dedi." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/436. [Buhari, Enbiya 50; Müslim, Akdiye 21, (1721).]

Abdullah İbnu Amr el-Huzâî, babası (radıyallahu anh)' tan naklediyor:

#8,529 وعن عبداللّهِ بن عمرو الخزاعي عن أبيه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]دَعَانِي رَسُولُ اللّهِ # وَأرَادَ أنْ يَبْعَثَنِي بِمَالٍ إلى أبِي سُفْيَانَ إلى مَكَّةَ لِيُقَسِّمَهُ في قُرَيْشٍ بَعْدَ الْفَتْحِ. فقَالَ: الْتَمِسْ صَاحِباً، فَجَاءَنِي عَمْرُو بنُ أُميَّةَ الضَّمْرِيُّ، فقَالَ: بَلَغَنِي أنَّكَ تُرِيدُ الْخُرُوجَ إلى مَكَّةَ وَتَلْتَمِسُ صَاحِباً، قُلْتُ: أجَلْ، قَالَ: فَأنَا لَكَ صَاحِبٌ، فَجِئْتُ رَسُولَ اللّهِ #، فَقُلْتُ: قَدْ وَجَدْتُ صَاحِباً، قَالَ: مَنْ؟ قُلْتُ: عَمْرُو ابْنُ أُمَّيَّةَ، فَقَالَ: إذَا هَبَطْتَ بَِدَ قَوْمِهِ فَاحْذَرْهُ، فإنَّهُ قَدْ قَالَ الْقَائِلُ: أَخُوكَ الْبَكْرىُّ َ تَأمَنْهُ، فَخَرَجْنَا حَتّى إذَا كُنَّا بِا‘بْوَاءِ، فَقَالَ: إنِّي أُرِيدُ حَاجَةً إلى قَوْمِي، وَوَدِدْتُ أنْ تَلْبَثَ لِي قَلِيً، قُلْتُ: انْصَرِفْ رَاشِداً، فَلَمَّا وَلى ذَكَرْتُ قَوْلَ رَسُولِ اللّهِ #، فَشَدَدّتُ عَلى بَعِيرِى فَخَرَجْتُ أوْضِعَهُ، حَتّى إذَا كُنْتُ بِا‘ظَافِرِ إذَا هُوَ يُعَارِضُنِي في رَهْطٍ فَأوْضَعْتُ، فَسَبِقْتُهُ فَلَمَّا رَآنِى قَدْ فُتُّهُ جَاءَنِي، فَقَالَ: قَدْ كَانَتْ لِي إلِي قَوْمِي حَاجَةٌ، قُلْتُ: أجَلْ. وَمَضَيْنَا حَتّى قَدِمْنَا مَكَةَ. فَدَفَعْتُ الْمَالَ إلَى أبِي سُفْيَانَ رَضِيَ اللّهُ عَنه[. أخرجه أبو داود.»أوْضَعَ نَاقَتَهُ« إذَا حَثها على السير، وا“يضاع ضرب من السير سريع .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), Fetih'ten sonra beni çağırdı ve benimle, Mekke'ye Ebu Süfyan'a, Kureyşliler arasında dağıtması için, biraz mal göndermek istedi. Bana: "Kendine bir arkadaş ara!" buyurdu. Derken bana Amr İbnu Ümeyye ed-Damri geldi ve: "Duydum ki, sen Mekke'ye gidecekmişsin ve yanına bir arkadaş arıyormuşsun!" dedi. "Evet!" dedim. "Ben sana arkadaşım!" dedi. Ben hemen Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a gelip: "Kendime bir arkadaş buldum!" dedim. "Kim?" buyurdular. "Amr İbnu Ümeyye'dir!" dedim. "O, kavminin yöresine gelince ona karşı muteyakkız ol! Çünkü evvel adam[216]şöyle demiş: "Bekri arkadaşına güvenme!" buyurdular! Derken yola çıktık. Ebva'ya kadar geldik. Amr: "Benim, kavmimle bir işim var. Beni burada biraz beklemeni arzu ediyorum!" dedi. Ben de: "İşin rastgelsin!" dedim. Ayrılınca, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın sözünü hatırlayıp devemi hızlandırdım. (Ebva'dan) çıkıp deveyi hızlı yürümeye zorladım. Ezafir'e gelince, Amr'ın bir grup adamla karşımdan geldiğini gördüm. Devemi daha da hızlandırdım ve onu geçtim. Kendine hedef olmaktan kurtulduğumu anlamıştı, yanındakiler geri döndü. Amr (tek başına) bana yetişti ve: "Kavmimle bir işim vardı! (İşimi görüp bitirdim)" dedi. Ben de: "Pekala!" dedim. Yolumuza devam edip Mekke'ye geldik. Ben emanet malı Ebu Süfyan (radıyallahu anh)'a teslim ettim."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/435. [Ebu Davud, Edeb 34, (4861). Hadisin senedi zayıftır).] Atasözü şeklinde umumilik kazanan bu çeşit nasihatlar bazı yörelerimizde "evvel adam demiş ki" diyerek anlatılır.

Üsame İbnu Zeyd (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#8,528 وعن أسامة بن زيد رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]رَكِبَ النَّبِيُّ # عَلى حِمَارٍ عَلَيْهِ إكَافٌ تَحْتَهُ قَطِيفَةٌ فَدَكِيَّةٌ وَأرْدَفَ أُسَامَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنه وَرَاءَهُ، يَعُودُ سَعْدَ ابْنِ عُبَادَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنه في بَنِي الْحَرْثِ بْنِ الْخَزْرَجِ قَبْلَ وَقْعَةِ بَدْرٍ فَسَارَا حَتّى مَرّا بِمَجْلِسٍ فيهِ عَبْدُ اللّهِ بْنُ أُبَيْ ابْنُ سَلُولٍ، وَذلِكَ قَبْلَ أنْ يُسْلِمَ عَبْدُاللّهِ ابْنُ أُبَيٍّ، فإذَا في الْمَجْلِسِ أخَْطٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُشْرِكِينَ عَبَدَةِ ا‘وْثَانِ وَالْيَهُودِ وَالْمُسْلِمِينَ، وفِي الْمَجْلِسِ عَبْدُاللّهِ بْنُ رَوَاحَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ، فَلَمَّا غَشِيَتِ الْمَجْلِسَ عَجَاجَةُ الْدَّابَّةِ خَمّرَ عَبْدُاللّهِ بْنُ أُبَيٍّ أنْفَهُ بِرِدَائِهِ، ثُمَّ قَالَ: َ تَغَبِّرُوا عَلَيْنَا، فَسَلَّمَ رَسُولُ اللّهِ # عَلَيْهِمْ ثُمَّ وَقَفَ، وَنَزَلَ فَدعَاَهُمْ إلَى اللّهِ تَعَالَى، وَقَرَأ عَلَيْهِمْ الْقُرآنَ. فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللّهِ بْنُ أُبَيٍّ: أيُّهَا الْمَرْءُ إنَّهُ َ أحْسَنَ مِمَّا تَقُولُ إنْ كَانَ حَقّاً فََ تُؤْذِنَا بِهِ فِي مَجَالِسِنَا. ارْجِعْ إلَى رَحْلِكَ، فَمَنْ جَاءَكَ فَاقْصُصْ عَلَيْهِ، فَقَالَ عَبْدُاللّهِ بْنُ رَوَاحَةَ: بَلَى يَا رَسُولَ اللّهِ، فَاَغْشَنَا بِهِ فِي مَجَالِسَنَا، فَإنَّا نُحِبُّ ذلِكَ فَاسْتبَّ الْمُسْلِمُونَ وَالْمُشْركُونَ وَالْيَهُودُ حَتّى كَادُوا يَتَثَاوَرُونَ فَلَمْ يَزِلِ النَّبِيُّ # يُخَفِّضُهُمْ حَتّى سَكَتُوا، ثُمَّ رَكَبَ النَّبِيُّ # دَابَّتَهُ، ثُمَّ سَارَ حَتّى دَخَلَ عَلى سَعْدِ ابْنِ عُبَادَةَ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ #: يَا سَعْدُ! ألَمْ تَسْمَعْ إلى مَا قَالَ أبُو حُبَابٍ؟ يُرِيدُ عَبْدُاللّهِ ابْن أُبَيٍّ، قَالَ كذَا وَكذَا: فقَالَ سَعْدُ ابْنُ عُبَادَةَ: يَا رَسُولَ اللّهِ، اعْفُ عَنْهُ، وَاصْفَحْ عَنْهُ فَوَالّذِي أنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ لَقَدْ جَاءَ اللّهُ بِالْحَقِّ الّذِي أُنْزِلَ عَلَيْكَ وَلَقَدْ اجْتَمَعَ أهْلُ هَذِهِ الْبُحَيْرَةِ عَلَى أنْ يُتَوِّجُوهُ فَيُعَصِّبُوهُ بِالْعَصَابَةِ، فَلَمَّا أبَى اللّهُ تَعَالَى ذلِكَ بِالْحَقِّ الّذِي أعْطَاكَ اللّهُ شَرَقَ بِذلِكَ، فَذلِكَ الّذِي فَعَل بِهِ مَا رَأيْتَ. فَعَفَا عَنْهُ رَسُولُ اللّهِ #، وَكَانَ رَسُولُ اللّهِ # وَأصْحَابُهُ يَعْفُونَ عَنِ الْمُشْرِكِينَ وَأهْلِ الْكِتَابِ كَمَا أمَرَهُمُ اللّهُ تَعَالَى وَيَصْبِرُونَ عَلَى ا‘ذَى. قَالَ اللّهُ تَعَالَى: وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الّذِينَ أشْرَكُوا أذىً كَثِيراً وَإنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فإنَّ ذلِكَ مِنْ عَزْمِ ا‘مُورِ؛ وَقَالَ تَعالى: وَدَّ كَثِيرٌ مِنْ أهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّنَكُمْ مَنْ بَعْدِ إيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَداً مِنْ عِنْدِ أنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتّى يَأتِى اللّهُ بِأمْرِهِ، وَكَانَ النَّبِيُّ # يَتَأوَّلُ في الْعَفْوِ مَا أمَرَهُ اللّهُ بِهِ حَتّى أذِنَ اللّهُ فِيهِمْ، فَلَمّا غَزَا # بَدْراً، وَقتَلَ اللّهُ تَعالى فِيهَا مِنْ صَنَادِيدِ قُرَيْشٍ، وَقَفَلَ رَسُولُ اللّهِ # وَأصْحَابُهُ مَنْصُورِينَ غَانِمِينَ، مَعَهُمْ أُسَارَى مِنْ صَنَادِيدِ قُرَيْشٍ، قَالَ ابْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولٍ وَمَنْ مَعَهُ مِنْ الْمُشْرِكِينَ عَبَدَةَ ا‘وْثَانِ هَذَا أمْرٌ قَدْ تَوَجَّه، فَبَايَعُوا رَسُولَ اللّهَ # عَلَى ا“سَْمِ فَأسْلَمُوا[. أخرجه الشيخان.قوله »يتثَاورونَ« يقال ثار القوم للخصام إذا انقضّوا مسرعين “يقاع الفتنة، وتثاوروا تفاعلوا منه.و»يخفِضهُم« أي يهويهم ويسكتهم.و»البُحَيْرَةُ« تصغير بحرة وهي البلدة، والمراد بها المدينة الشريفة . و»شَرقَ بذلكَ« أي غص به، شبه ما أصابه من فوات الرياسة بالغصة.و»الصَّنَاديد« ا‘شراف والسادة الشجعان واحدهم صنديد.وقوله »هذَا أمرٌ قَدْ تَوجَّه« أي قد استمر ف مطمع في إزالته .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), üzerinde semer bulunan bir merkebe bindi, altında Fedek kadifesi vardı. Üsameyi de arkasına aldı. Beni'l-Haris İbnu'l-Hazrec'te oturan Sa'd İbnu Ubade (radıyallahu anh)'ye, Bedir Savaşı'ndan önce geçmiş olsun ziyaretine gitti. Beraberce giderken, aralarında Abdullah İbnu Ubey İbnu Selül'ün de bulunduğu bir cemaate rastladılar, oturuyorlardı. Abdullah İbnu Ubey o sırada henüz Müslüman olmamıştı. Cemaatte Müslümanlar, müşrikler, putperest olanlar, Yahudiler, Müslümanlar karışık vaziyette idi. Bu cemaatte Abdullah İbnu Ravaha (radıyallahu anh) da vardı. Onlara Resulullah'ın bindiği merkebin kaldırdığı toz isabet edince, Abdullah İbnu Ubey burnunu örtüsüyle sarıp: "Bizi toz içinde bırakma!" diye homurdandı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) cemaate selam verip durdu. Merkepten inip onları Allah'a davet etti, onlara Kur'an okudu. Abdullah İbnu Ubey, Aleyhissalatu vesselam'a: "Be adam! Bundan daha güzel birşey yok. Eğer söylediğin hak ise, bizim cemaatimizi rahatsız etme, evine dön! Kim sana gelirse ona anlat!" dedi. Bunun üzerine Abdullah İbnu Ravaha da: "Evet ey Allah'ın Resulü! Sen bizim toplantılarımıza gel! Zira biz bunu istiyoruz!" dedi. Bundan sonra Müslümanlar, müşrikler ve Yahudiler aralarında atıştılar. Nerdeyse birbirleriyle kapışacaklardı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) onları yatıştırmak için gayret sarfetti ve sustular. Resulullah da bineğine atlayarak yoluna devam etti ve Sa'd İbnu Ebi Vakkas'ın yanına gelip evine girdi. Aleyhissalatu vesselam ona: "Ey Sa'd! Ebu Hubab'ın ne dediğini işittin mi?" dedi. Ebu Hubab'la Abdullah İbnu Ubey'i kastediyordu. "Şöyle şöyle söyledi" buyurdu. Sa'd İbnu Ubade: "Ey Allah'ın Resulü! Onu affet, Sana Kitab'ı gönderen Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun, Allah'ın sana indirdiği Hak geldiği zaman, bu beldenin ahalisi, ona taç giydirmeye, sarık sarmaya ittifak etmişlerdi. Allah Teala hazretleri sanaverdiği bu hakikatla onun başa geçmesini engelleyince, bu onun boğazına takıldı. İşte, şahid olduğun densizliği ona yaptıran da budur!" dedi. (Bu açıklama üzerine) Resulullah onu bağışladı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ve ashabı, müşrikleri ve Ehl-i Kitabı Allah'ın emrettiği üzere bağışlıyorlar, onların eza ve cefalarına sabrediyorlardı. Allah Teala hazretleri şöyle buyurmuştu: "Muhakkak siz, malınızda ve canınızda imtihan olunacaksınız ve sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve Allah'a ortak koşanlardan pek çok incitici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvaya sarılırsanız, işte bu, uğrunda azim ve sebat edilmeye değer işlerdendir" (Al-i İmran 186). Rab Teala bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyurmuştur: "Kitap ehlinden çoğu, imanınızdan sonra sizi tekrar inkara döndürmek isterler. Bu, kendilerine hak iyice belli olduktan sonra nefislerinde duydukları kıskançlık yüzündendir. Allah'ın emri gelinceye kadar onlara aldırış etmeyin ve onları kınamayın. Muhakkak ki, Allah her şeye hakkıyla kadirdir" (Bakara 109). Resulullah (aleyhissalatu vesselam), Allah'ın buradaki emrini afla te'vil ediyordu. Bu hal Allah'ın onlarla (savaşa) izin vermesine kadar devam etti. (İzin gelince) Aleyhissalatu vesselam Bedir Gazvesi'ni yaptı. (Bu savaşta) Allah Teala hazretleri Kureyş'in ileri gelenlerinin canlarını aldı. Aleyhissalatu vesselam ve ashabı zafer ve ganimet elde ederek ve Kureyş'in ileri gelenlerini de esir alarak döndüler. Abdullah İbnu Ubey İbni Selül ve beraberindeki putperest müşrikler: "Bu (İslam) hadisesinin artık talihi döndü!" dediler. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a İslam üzere biat ettiler ve Müslüman oldular."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/429-430. [Buhari, Cihad 127, Tefsir, Al-i İmran 15, Marda 15, Libas 98, Edeb 115, İsti'zan 20; Müslim, Cihad 116, (1798).]

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,527 وعن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]بَعَثَ رَسُولُ اللّهِ # بِكِتَابَهِ إلى كِسْرَى، فَلَمَّا قَرَأهُ مَزَّقَهُ، فَدَعَا عَلَيْهِمْ أنْ يُمَزَّقُوا كُلَّ مُمَزَّقٍ[. أخرجه البخاري .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Kisra'ya mektubunu göndermişti. Kisra, mektubu okuyuncayırttı. Aleyhissalatu vesselam da "paramparça olmaları için" beddua etti." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/425-426. [Buharî İlm 7.]

Ebu Ümame (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,526 وعن أبى أمامة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]رَأى رَسُولُ اللّهِ # سِكَّةً وَشَيْئاً مِنْ آلَةِ الْحَرْثِ، فَقَالَ: َ يَدْخُلُ هذَا بَيْتَ قَوْمٍ إَّ أدْخَلَهُ اللّهُ الذُّلَّ[. أخرجه البخاري.والمعنى أن اهل الحرث تنالهم الذلة لما يطالبون به من الخراج والعشر ونحوهما .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın saban ve diğer bir ziraat aleti görünce: "Bunun girdiği bir eve, Allah mutlaka zillet de sokar!" dediğini işittim." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/423. [Buharî, Hars 2.]

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,525 وعن ابن عمر رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إذَا تَبَايَعْتُمْ بِالْعِينَةِ، وَأخَذْتُمْ أذْنَابَ الْبقَرِ، وَرَضِيتُمْ بالزَّرْعِ، وَتَرَكْتُمُ الْجِهَادَ سَلّطَ اللّهُ عَلَيْكُمْ ذًُّ َ يَنْزِعُهُ عَنْكُمْ حَتّى تَرْجِعُوا إلى دِينِكُمْ[. أخرجه أبو داود.»الْعِينة« أن يبيع التاجر من رجل سلعة بثمن معلوم ثم يشتريها منه بأقل من الثمن الذي باعها به. وأكثر الفقهاء على جوازها مع الكراهية، وسميت عينة لحصول النقد لصاحب العينة ‘ن اشتقاقها من العين، وهو النقد الحاضر .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "İyne usulüyle alışverişte bulunur, sığırların peşine düşer, ziraate razı olur ve cihadı da terkederseniz, Allah size öyle bir zillet verir ki, dininize tekrar rücu etmedikçe o zilleti kaldırmaz." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/422.  [Ebu Davud, Büyû 56, (3462).]

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,524 وعن جابر رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إذَا سَمِعْتُمْ نُبَاحَ الْكَِبِ وَنَهِيقَ الْحَمِيرِ بِاللَّيْلِ فَتَعَوَّذُوا بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ فإنَّهُمْ يَرَوْنَ مَاَ تَرَوْنَ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Geceleyin köpeklerin havlamasını ve merkeplerin anırmasını işittiğiniz zaman, şeytandan Allah'a sığının. Çünkü onlar, sizlerin görmediklerinizi görürler."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/421.

Rafi İbnu Hadic (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,523 وعن رافع بن خديج رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَدِمَ رَسُولُ اللّهِ # الْمَدِينَةَ وَهُمْ يَأبِرُونَ النَّخْلَ، فَقَالَ: مَا تَصْنَعُونَ؟ قَالُوا: شَيْئاً كُنَّا نَصْنَعُهُ فَقَالَ: لَعَلَّكُمْ لَوْ لَمْ تَصْنَعُوهُ لَكَانَ خَيْراً فَتَرَكُوهُ فَنَفضَتْ فَذُكِرَ لَهُ ذلِكَ فقَالَ: إنَّمَا أنَا بَشَرٌ إذَا أمَرْتُكُمْ بِشَىْءٍ مِنْ أمْرِ دِينِكَمْ فَخُذُوا بِهِ، وَإذَا أمَرْتُكُمْ بِشَىْءٍ مِنْ رَأىى فإنّمَا أنَا بَشَرٌ[. أخرجه مسلم.»تَأبِيرُ النخل« تلقيحه وإصحه.»وَنَفَضَتِ الشَّجَرَةُ حَملهَا« إذا ألقته من آنه بها.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Medine'ye geldiğinde Medineliler hurma telkih ediyorlardı: "Ne yapıyorsunuz?" diye onlara sordu. Medineliler: "Bu, eskiden beri yapmakta olduğumuz bir şey! deyip (açıkladılar). Aleyhissalatu vesselam da: "Eğer bunu yapmasanız belki de sizin için daha iyi olur!" buyurdular. Bunun üzerine Medineliler o işi bıraktılar. Hurma ağaçları (o yıl çağla) döktü (ve meyve tutmadı). Durum Aleyhissalatu vesselam'a haber verilince şöyle buyurdular: "Bilin ki, ben bir beşerim. Size dininizle ilgili bir emirde bulunursam onu derhal alın. Eğer kendi re'yime dayanan bir şey emredersem, bilin ki ben bir insanım!"

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/418.  [Müslim, Fezail 140, (2362).]

Ali İbnu Ömer İbni Ali İbni'l-Hüseyin İbni Ali (radıyallahu anhüm) anlatıyor:

#8,522 وعن علي بن عمر بن علي بن الحسين بن علي رَضِيَ اللّهُ عَنهم قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: أملُّوا الخُرُوجَ بَعْدَ هَدْأةِ الرِّجْلِ فإنَّ للّهِ دَوَابَّ يَبُثُّهُنَّ في ا‘رْضِ في تِلْكَ السَّاعَةِ[. أخرجه أبو داود .
"Ayaklar çekildikten sonra (evlerden dışarı) çıkmayı azaltın. Çünkü Allah Teala hazretlerinin birkısım hayvanatı vardır, bu saatten sonra (yuvalarından çıkıp) ortalığa yayılırlar." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/417. [Ebu Davud Edeb 115, (5103).]

Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,521 وعن أبى موسى رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]احْتَرَقَ بَيْتٌ بِالْمَدِينَةِ عَلى أهْلِهِ مِنَ اللَّيْلِ فَأُخْبِرَ النّبِيُّ # بِشَأنِهِمْ. فقَالَ: إنَّ هذِهِ النَّارَ عَدُوٌّ لَكُمْ. فإذَا نِمْتُمْ فَأطْفِئُوهَا عَنْكُمْ[. أخرجه الشيخان .
"Medine'de bir ev, geceleyin aile halkı içinde olduğu halde yandı. Durumları Aleyhissalatu vesselam'ahaber verilmişti: "Bu ateş var ya! Sizin düşmanınızdır. Uyuduğunuz zaman onu söndürün de size zarar vermesin!" buyurdular." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/416-417. [Buharî, İsti'zan; Müslim, Eşribe 101, (2016).]

Hz. İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,520 وعن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]جَاءَتْ فأرَةٌ تَجُرُّ فَتِيلَةً فَألْقَتْهَا بَيْنَ يَدَيْ رَسُولِ اللّهِ # عَلَى الْخُمْرَةِ الّتِي كَانَ قَاعِداً عَلَيْهَا، فَأحْرَقَتْ مِنْهَا مِثْلَ مَوْضِعَ دِرْهَمٍ. فَقَالَ #: إذَا نِمْتُمْ فَأطْفِئُوا سُرُجَكُمْ فإنَّ الشَّيْطَانَ يَدُلُّ مِثْلَ هذِهِ عَلى هذَا فَتَحْرِقَكُمْ[. أخرجه أبو داود.»الْخُمْرةَ« حصير صغير من سعف النخل أو نحوه .
"Bir fare gelerek çektiği bir fitili Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın önüne, üzerinde oturmakta olduğu hasır minderin üstüne bırakıp gitti. Fitil, hasırdan bir dirhem kadar bir yer yaktı. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Uyuyacağınız zaman kandillerinizi söndürün. Zira şeytan, böylelerine rehberlik edip böylesi işler yaptırarak sizi yakar" buyurdular." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/416.  [Ebu Davud, Edeb 173, (5247).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,519 وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]غَدَوْتُ بِعَبْدِ اللّهِ بْنِ أبِى طَلْحَةَ إلى رسولِ اللّهِ # لِيُحَنِّكَهُ فَرَأيْتُهُ وَفي يَدَهِ الْمِيسَمُ يَسِمُ إبِلَ الصَّدَقَةِ[. أخرجه الشيخان وأبو داود .
"Abdullah İbnu Ebi Talha'yı, tahnik ediversin diye Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a götürdüm. Onu elinde en vurma şişi olduğu halde zekat develerini enlerken buldum."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/414.  [Buharî, Libas 22, Zekat 69, Zebaih 35; Müslim, Libas 112, (2119); Ebu Davud, Cihad 57, (2563).]

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,518 وعن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]رَأى رَسُولُ اللّهِ # حِمَاراً مَوْسُومَ الْوَجْهِ فَأنْكَرَ ذلِكَ. قَالَ: فَوَاللّهِ َ أسِمُهُ إَّ أقْصَى شَىْءٍ مِنَ الْوَجْهِ، وَأمَرَ بِحَمَارٍ فَكَوِىَ فِي جَاعِرَتَيْهِ، فَهُوَ أوَّلُ مَنْ كَوَى الْجَاعِرَتَيْنِ[. أخرجه مسلم.»الْجَاعِرَتَانِ« موضع الرقمتين من أست الخمار، وهو مضرب الفرس بذنبه على فخديه، وقيل: هما حرفا الوركين المشرفين على الفخذين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), yüzünden enlenmiş bir merkeb görmüştü, bunu uygun bulmadığını belirtti ve: "Allah'a yemin olsun! (Ben olsaydım) eni bu hayvanın yüzünün en uzak noktasına vururdum!" buyurdu. Sonra emir verdi, kendi merkebinin sağrılarına en vuruldu. Böylece sağrıları ilk dağlayıp (en vuran) Aleyhissalatu vesselam oldu."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/414.  [Müslim, Libas 108, (2118).]

Hasan İbnu İbrahim anlatıyor: 

#8,517 وعن حسان إبن إبراهيم قال: ]سَألْتُ هِشَامَ بْنَ عُرْوَةَ عَنْ قَطْعِ السِّدْرِ، وَهُوَ مُسْتَنِدٌ إلى قَصْرِ عُرْوََةَ. فَقَالَ: أتَرى هذِهِ ا‘بْوَابَ وَالْمَصَارِيعَ كُلَّهَا؟ إنَّمَا هِىَ مِنْ سِدْرِ عُرْوَةَ كَانَ عُرْوََةُ يَقْطَعَهُ مِنْ أرْضِهِ؛ وَقَالَ: َ بَأسَ بِهِ[. أخرجه أبو داود .
"Hişam İbnu Urve'ye sidre ağacının kesilmesi hakkında (caiz mi, değil mi diye) sordum. Bu sırada Urve'nin kasrına dayalı vaziyette idi, şöyle cevap verdi: "Şu kapıları, kapı kanatlarını hep görmüyor musun? Bunların hepsi Urve'nin sidre ağacındandır. Urve onu tarlasından kesmiş ve: "Bunda bir beis yok!" demişti." [Bir başka rivayete göre, Hişam, soru sahibi Hasan İbnu İbrahim'e cevabında şöyle devam etmiştir: "Ey Iraklı! Bu (yasak hikayesi, senin getirdiğin bir bid'adır." Hasan İbnu İbrahim, Hişam'a: "Hayır bid'a sizin canibinizden geldi. Ben Mekke'de şöyle söyleyeni işittim: "Allah sidre ağacını kesen kimseye lanet etsin!"

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/412. [Ebu Davud, Edeb 171, (5241).]

Abdullah İbnu Habeşî (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,516 وعن عبداللّه بن حبشي رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: مَنْ قطَعَ سِدْرَةً صَوَّبَ اللّهِ رَأْسَهُ في النَّارِ[. أخرجه أبو داود.وقال: هذا الحديث مختصر. يعني: ]مَنْ قَطَعَ سِدْرَةً فِي فََةٍ يَسْتَظِلُّ بِهَا ابْنُ السَّبِيلِ وَالْبَهَائِمُ عَبَثاً وَظُلْماً بِغَيْرِ حَقٍّ يَكُونُ لَهُ فِيهَا، صَوَّبَ اللّهُ رَأْسَهُ في النَّارِ[.»السِّدرُ« شجر النبق وورقة غسول.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kim bir sidre ağacını keserse, Allah onun başını cehenneme uzatır." [Bu hadis hakkında kendisine sorulunca] Ebu Davud şu cevabı vermiştir: "Bu hadis muhtasardır. Manası şudur: "Kırda bayırda yolcuların ve hayvanların gölgesinden istifade ettikleri bir sidre ağacını, o ağaçta herhangi bir hak sahibi olmayan bir kimse, haksız olarak keserse Allah onun başını cehenneme uzatır" demektir."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/412. [Ebu Davud, Edeb 171, (5239).]

Vâil İbnu Hucr (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,515 وعن وائل بن حُجر رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ تَقُولُوا الْكَرْمَ وَلَكِنْ قُولُوا الْعِنَبَ وَالْحَبَلَةَ[. أخرجه مسلم.و»الحبلةُ« بفتح الحاء والباء، وربما سكنت القضيب من شجر ا‘عناب .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kerm demeyin, fakat ıneb ve habele (asma) deyin." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/411. [Müslim, Elfaz 12, (2248).]

Hz.Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,514 وَعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ تُسَمُّوا الْعِنَبَ الْكَرْمَ، وََ تَقُولُوا: خَيْبَةَ الدَّهْرِ، فإنَّ اللّهَ هُوَ الدَّهْرُ[. أخرجه الشيخان وأبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Üzümü kerm diye isimlendirmeyin. "Vay şu dehrin mahrumiyet ve hüsranına!" diye kahırlı söz söylemeyin. Zira Allah'ın kendisi dehrdir." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/409.  [Buharî, Edeb 101; Müslim, Elfaz 516, (2246, 2247); Ebu Davud, Edeb 81, (4974); Muvatta, Kelam 3, (2, 984).]

İyaz İbnu Hımar (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,513 وعن عياض بن حمار رَضِيَ اللّهُ عَنه قَالَ: ]قَالَ #: إنَّ رَبِّي أمَرَنِي أنْ أُعَلِّمَكُمْ مَا جَهِلْتُمْ مِمَّا عَلّمَنِي يَوْمِي هَذَا؛ كُلُّ مَالٍ نَحَلْتُهُ عَبْداً حََلٌ، وَإنِّي خَلَقْتُ عِبَادِي حُنَفَاءَ كُلّهُمْ، وَإنَّهُمْ أتَتْهُمُ الْشَّيَاطِىنَ فَاجْتَالَتْهُمْ عَنْ دِينِهِمْ وحَرَّمَتْ عَلَيْهِمْ مَا أهْلَلْتُ لَهُمْ، وَأمَرَتْهُمْ أنْ يُشْرِكُوا بِى مَالَمْ أُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَاناً، وَإنَّ اللّهَ تَعالى نَظَرَ إلَى أهْلِ ا‘رْضِ فَمَقَتَهُمْ، عَرَبَهُمْ وَعَجَمَهُمْ، إ بَقَايَا مِنْ أهْلِ الْكِتَابِ، وَقَالَ: إنَّمَا بَعَثْتُكَ ‘بْتَلِيَكَ وأبْتَلِيَ بِكَ، وَأنْزَلْتُ عَلَيْكَ كتَاباً َ يَغْسِلهُ الْمَاءُ، تَقْرَؤُهُ نَائِماً وَيَقَظَانَ؛ وَإنَّ اللّهَ تَعَالَى أمَرَنِي أنْ أُحَرِّقَ قَرُيْشاً. فَقُلْتُ: رَبِّ إذاً يَثْغَلُوا رَأسِي فَيَدَعُوهُ خَبْزَةً. فَقَالَ: اسْتَخْرِجْهُمْ كَمَا أخْرَجُوكَ، وَاغْزُهُمْ نُغْزِكَ. وَأنْفِقْ فَسَنُنْفِقْ عَلَيْكَ. وَابْعَثْ جِيْشاً نَبْعَثْ خَمْسَةً مِثْلَهُ، وَقَاتِلْ بِمَنْ أطَاعَكَ مَنْ عَصَاك. قَالَ: وَأهْلُ الْجَنَّةِ ثَثَةٌ: ذُو سُلْطَانٍ مُقْسِطٌ مُتَصَدِّقٌ مُوَفَقٌ، ورَجُلٌ رَحِيمٌ رَقِيقُ الْقَلْبِ لِكُلِّ ذِي قُرْبى وَمُسْلِمٍ، وَعَفِيفٌ مُتَعَفِّفٌ ذُو عَيَالٍ. قَالَ: وَأهْلُ النَّارِ خَمْسَةٌ: الضَّعِيفُ الّذِى َ زَبْرَ لَهُ، الّذِِينَ هُمْ فيكُمْ تَبعاً َ يَتْبَعُونَ أهًْ وََ مَاً، وَالخَائِنُ الّذِي َ يَخْفِى لَهُ طَمَعٌ، وَإنْ دَقَّ، إّ خَانَةَ، وَرَجُلٌ َ يُصْبِحُ وََ يُمْسِي إَّ وَهُوَ يُخَادِعُكَ عَنْ أهْلِكَ وَمَالِكَ، وَذَكَرَ الْبُخْلَ وَالْكَذِبَ، وَالشَّنْظِيرَ الْفَحّاشَ، وَإنَّ اللّهَ تَعالى أوْحَى إليَّ أنْ تَوَاضَعُوا حتّى َ يَفْخَرُ أحَدٌ عَلى أحَدٍ، وََ يَبْغِي أحَدٌ عَلى أحَدٍ[. أخرجه مسلم.»اجْتَالَتْهُمُ الشَّيَاطِينُ« بالجيم: أي استخفتهم فجالوا معهم.وقوله »أنْ أحرِّقَ قُرَيْشاً« هو كناية عن القتال.و»يَثْغلُوا رَأسِي« أي يشدخوه.و»َ زَبَرَ لَهُ« أي عقل و تماسك.و»َ يخفى« بالكسر: أي يظهر، من خفي البرق إذا لمع لمعاناً خفيفاً . و»الشَّنْظِيرُ« السيء الخلق.و»بالفحّاش« المبالغ في الفحش .
"Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti. (Ve buyurdu ki): "Benim bir kula verdiğim bir mal helaldir. Ben bütün kullarımı hanif (=Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip, (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Kendisine bir güç vermediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler." Allah Teala hazretleri arz ehline baktı ve Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç onların Arap, acem hepsine öfkelendi ve dedi ki: "Ben seni imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim. Sana, suyun yıkayıp (yok edemeyeceği) bir kitap gönderdim. Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın!" Allah Teala hazretleri bana, Kureyş'i ateşe vermemi (onlarla savaşmamı) emretti. Ben: "Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçasına çevirirler!" dedim. "Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke'den) çıkar! Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim; infakta bulun biz de sana infak edelim. Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim. Sana itaat edenlerle birlik ol, asilere karşı savaş!" buyurdu. Cennetlikler üç kısımdır: *Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar. *Bütün yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar. *İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar." Resulullah devamla dedi ki: "Cehennemehli de beş kısımdır: *Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler. *Tamahkarlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder. *Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar. *Cimrilik ve yalanı da zikretti. * Bir de kötü huylu kaba sözlü insan." Resulullah devamla buyudular ki: "Allah Teala hazretleri, bana mütevazi olmanızı emretti. Öyle ki, hiç kimse hiç kimseye karşı böbürlenmesin, hiç kimse hiç kimseye karşı tecavüzde bulunmasın."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/406-407. [Müslim, Cennet 63, (2865).]

Avf İbn Malik (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,512 وعن عوف بن مالك رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ يَقُصُّ عَلى النَّاسِ إَّ أمِيرٌ أوْ مَأمُورٌ أوْ مُخْتَالٌ[. أخرجه أبو داود.أراد أن من لم ينصبه ا‘مير وخطب الناس بنفسه مستبداً بذلك طلبا للرياسة من غير أن يأمره أحد من أولي ا‘مر بذلك فهو مختال: أي مراء .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Halka kıssa (mevize, nasihat) anlatma işini emir veya (emirin tayin edeceği) memur veya tekebbür sahibi yapar."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/400. [Ebu Davud, İlm 13, (3665).]

Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,511 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: كُلُّ أُمَّتِى مُعَافَى إَّ الْمُجَاهِرُونَ، وَإنَّ مِنَ الْمُجَاهَرَةِ أنْ يَعْمَلَ الرَّجُلُ بِاللّيْلِ عَمًَ ثُمَّ يُصْبِحُ وقَدْ سَتَرَهُ اللّهُ تَعالى عَلَيْهِ فَيَقُولُ: يَا فَُنُ عَمِلْتُ الْبَارِحةَ كَذَا وَكَذَا، وَقَدْ بَاتَ يَسْتُرُهُ رَبُّهُ، فَيُصْبِحُ فَيَكْشِفُ سِتْرَ اللّهِ عَلَيْهِ[. أخرجه الشيخان.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı aleni işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işlediği kötü bir ameli Allah örtmüştür. Ama, sabah olunca o: "Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!" der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah'ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı aleni işlemenin bir çeşididir." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/399.  [Buharî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52, (2990).]

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,510 مسلم ومالك وأبو داود.وروى »أهلكَهُمْ« بضم الكاف وفتحها. ومعناه بالضم أشدهم هكاً، وبالفتح أنه هو الذي أيأسهم من الرحمة بتجرئتهم على ارتكاب الذنوب ومقارفة المعاصى .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Bir kimsenin "İnsanlar helak oldu!" dediğini duyarsanız, bilin ki o, kendisi, herkesten çok helak olandır." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/398 [Müslim, Birr 139, (2623); Muvatta, Kelam 2, (2, 989); Ebu Davud Edeb 85, (4983).]

Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,509 وعن حذيفة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ تَقُولُوا مَاشَاءَ اللّهُ وَشَاءَ فَُنٌ. وَلَكِنْ قُولُوا مَا شَاءَ اللّهُ ثُمَّ شَاءَ فَُنٌ[. أخرجه أبو داود.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Allah'ın istediği ve falanın istediği" demeyin, lakin şöyle deyin: "Allah'ın istediği , sonra da falanın istediği." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/398. [Ebu Davud, Edeb 84, (4980).]

Ebu Malik el-Eş'ari (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,508 وعن أبى مالك ا‘شعري رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: أرْبَعٌ في أُمَّتِى مِنْ أمْرِ الْجَاهِلِيَّةِ، َ يَتْرُكُونَهُنَّ: الْفَخْرُ بِا‘حْسَابِ، وَالْطّعْنُ فِي ا‘نْسَابِ، وَا“سْتِسْقَاءُ بِالنُّجُومِ، وَالنِّيَاحَةُ؛ وَقَالَ: النَّائِحَةُ إذَا لَمْ تَتُبْ قَبْلَ مَوْتِهَا تُقَامُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَعَلَيْهَا سِرْبَالٌ مِنْ قَطِرَانٍ وَدِرْعٌ مِنْ جَرَبٍ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ümmetimde dört şey vardır, cahiliye işlerindendir, bunları  terketmeyeceklerdir: *Haseble iftihar, *Nesebi sebebiyle insanlara ta'n, *Yıldızlardan yağmur bekleme, *(Ölenin ardından) matem!" Resulullah sözlerine şöyle devam etti: "Matemci kadın, şayet tevbe etmeden ölecek olursa, kıyamet günü üzerinde katrandan bir elbise, uyuzlu bir gömlek olduğu halde (kabrinden) kaldırılır."

brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/394-395.  [Müslim, Cenaiz 9, (934).]

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 

#8,507 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنها قال: ]كَانَ رَسُولُ اللّهِ # إذَا بَلَغَهُ عَنِ الرَّجُلِ شَىْءٌ لَمْ يَقِلْ: مَا بَالُ فَُنٍ يَقُولُ: وَلكِنْ يَقُولُ: مَا بَالُ أقْوَامٍ يَقُولُونَ كَذَا وَكَذَا[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bir adamdan kendisine menfi bir söz ulaştığı vakit: "Falan niye böyle söylemiş?" demezdi. Fakat: "İnsanlara ne oluyor da şöyle şöyle söylüyorlar?" derdi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/393. [Ebu Davud, Edeb 6, (4788).]

İmam Malik'e Yahya İbnu Said'den ulaştığına göre "Hz. İsa yolda bir domuza rastlar. Ona: 

#8,506  وعن مالك أنه بلغه عن يحيى بن سعيد: ]أنَّ عِيسى عَلَيْهِ السََّمُ مَرَّ بِخنْزِيرِ بِالطَّرِيقِ، فقَالَ لَهُ: انْفُذْ بِسََمٍ. فَقِيلَ لَهُ: تَقُولُ هذَا للخِنْزِيرِ؟ فقَالَ: إنِّى أخَافُ أنْ أعَوِّدَ لِسَانِى النُّطْقَ بِالسُّوءِ[ .
"Selametle yoldan çekil!" der. Yanında bulunanlar: "Bunu şu domuz için mi söylüyorsun.?" diye sorarlar. (O ise domuz kelimesini diliyle telaffuz etmekten çekindiğini ifade eder ve): "Ben, dilimin çirkin şeyi söylemeye alışmasından korkuyorum!" cevabını verir."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/393  [Muvatta, Kelam 4, (2, 985).]

Sehl İbnu Hanif (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,505 وعن سهل بن حنيف رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ يَقُولَنَّ أحَدُكُمْ خَبُثَتْ نَفْسِي، وَلَكِنْ لِيَقُلْ: لَقِسَتْ نَفْسِي[. أخرجه الشيخان.»لَقِسَتْ« بكسر القاف: أي غثت، وإنما كره »خَبِثَتْ« هرباً من الخبث .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Sakın biriniz: "Nefsim pis oldu!" demesin, aksine: "Nefsim kötü oldu" desin."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/392.  [Buharî, Edeb 100; Müslim, Elfaz 17, (2251); Ebu Davud, Edeb 84, (4978).]

Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,504 وعن أبي أمامة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: أنَا زَعِيمُ بَيْتٍ في رَبَضِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْمِرَاءَ وَإنْ كَانَ مُحِقّاً، وَبَيْتٍ فِي وَسَطِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْكَذِبَ وَإنْ كَانَ مَازِحاً، وَبِبَيْتٍ في أعْلَى الْجَنَّةِ لِمَنْ حَسُنَ خُلُقُهُ[. أخرجه أبو داود بهذا اللفظ، والترمذي عن أنس بمعناه.»رَبْضُ الجَنَّةِ« ما حولها من العِمَارَةِ.و»الْمِرَاءُ« الجدال والخصام .
 "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ben, haklı bile olsa münakaşayı terkeden kimseye cennetin kenarında bir köşkü garanti ediyorum. Şaka bile olsa yalanı terkedene de cennetin ortasında bir köşkü, ahlakı güzel olana da cennetin en üstünde bir köşkü garanti ediyorum." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/391. [Ebu Davud, Edeb 7, (4800).]

İbnu Mesud (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,503 وعن ابن مسعود رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: هَلَكَ الْمُتَنَطِّعُونَ، قَالَهَا ثَثاً[. أخرجه مسلم وأبو داود.»التَّنطُّعُ« في الكم: التعمق فيه والتفاصح .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kelamda ileri gidenler helak oldular! Kelamda ileri gidenler helak oldular! Kelamda ileri gidenler helak oldular!"

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/388. [Müslim, İlm 7, (2670); Ebu Davud, Sünnet 6, (4609).]

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,502 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: مَنْ تَعَلَّمَ صَرْفَ الْكََمِ لِيَسْتَبِيَ بِهِ قُلُوبَ الرِّجَالِ لَمْ يَقْبَلِ اللّهُ مِنْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ صَرْفاً وََ عَدًْ[. أخرجه أبو داود.»والْمُرادُ« بصرف الكم، ما يتكلفه ا“نسانُ من الزيادة فيه على الحاجة وإنما كره # ذلك لما يدخله من الرياء والتصنيع ويخالطه من الكذب والتزيد.و»استباءُ« افتعال من السبي كأنه ينهب بكمه قلوب السامعين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kim, insanların kalbini çelmek için kelamın kullanılışını öğrenirse, Allah kıyamet günü, ondan ne farz ne nafile hiçbir ibadetini kabul etmez!" 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/383  [Ebu Davud, Edeb 94, (5006).]

.

#8,501 .
yeni hadis

.

Kays İbnu Ebi Hâzım rahimehullah anlatıyor: 

#8,500 وعن قيس بن أبي حازم قال: ]دَخَلَ أبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنهُ عَلى إمْرَأةٍ مِنْ أحْمَسٍ يُقَالُ لَهَا زَيْنَبُ، فَرَآهَا َ تَتَكَلَّمُ. فَقَالَ: مَالَهَا َ تَتَكَلَّمُ؟ قَالُوا: حَجَّتْ مُصْمِتَةً، فَقَالَ لَهَا: تَكَلَّمِي، فَإنَّ هَذَا َ يَحِلُّ، هَذا مِنْ عَمَلِ الْجَاهِلِيَّةِ فَتَكَلَّمَتْ. فَقَالَتْ: مَنْ أنْتَ؟ فَقَالَ: امْرُؤٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ، فَقَالَتْ: مِنْ أيِّ الْمُهَاجِرِينَ؟ قَالَ: مِنْ قُرَيْشٍ. قَالَتْ: مِنْ أيّ قُرَيْشٍ؟ قَالَ: إنَّكِ لَسَئُولٌ، أنَا أبُو بَكْرٍ. قَالَتْ: مَا بَقَاؤُنَا عَلى هَذَا ا‘مْرِ الصَّالِحَ الّذِى جَاءَ اللّهُ بِهِ بَعْدَ الْجَاهِلِيَّةِ؟ قَالَ: بَقَاؤُكُمْ مَااسْتَقَامَتْ أئِمَّتُكُمْ. قَالَتْ: وَمَا ا‘ئِمَةُ؟ قَالَ: أمَا كَانَ لِقَوْمِكِ رُؤُوسٌ وَأشْرَافٌ يَأمُرُونَهُمْ فَيُطِيعُونَهُمْ؟ قَالَتْ: بَلَى. قَالَ: فَهُمْ أُولَئِكَ[. أخرجه البخاري .
 "Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh), Zeyneb adında Ahmesli bir kadının yanına girmişti. Onun için hiç konuşmadığını gördü: "Nesi var, niye konuşmuyor?" diye sordu. Oradakiler: "Hiç konuşmadan hacc yapıyor!" dediler. Hz. Ebu Bekr kadına: "Konuş. Zira bu yaptığın helal değil, bu cahiliye işidir" dedi. Kadın da konuşmaya başladı. Önce: "Sen kimsin?" diye sordu. Hz. Ebu Bekir: "Muhacirlerden biriyim!" dedi. "Hangi muhacirlerdensin?" "Kureyş'ten." "Kureyş'ten kimlerdensin." "Oo! Sen çok soru sordun! Ben Ebu Bekr'im." "Allah'ın cahiliyeden sonra bize lutfettiği bu güzel din üzerine ne kadar baki kalacağız?" "İmamlarınız müstakim (doğru yolda) olduğu müddetçe bakisiniz." "İmamlar ne demek?" "Kavmindeki reisler ve eşraflar var ya, halka emrederler, halk da onlara itaat eder?" "Evet!" "İşte onlar imamlardır." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/379-380.  [Buharî, Menakıbu'l-Ensar 26 .]

Yine Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,499 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: أَ أُنَبِّئُكُمْ بِشَرَارِكُمْ؟ الّذِي يَأكُلُ وَحْدَهُ، وَيَجْلِدُ عَبْدَهُ، وَيَمْنَعُ رِفْدَهُ[. أخرجه رزين
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Size şerlilerinizi haber vereyim mi? Onlar, tek başlarına yiyenler, kölelerini dövenler, yardımı esirgeyenlerdir." [Rezin tahriç etmiştir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/374.

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,498 وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: لَيْسَ مِنَّا مَنْ خَبَّبَ امْرَأةً عَلى زَوْجِهَا أوْ عَبْداً عَلى سَيِّدِهِ[. أخرجه أبو داود.»خَبَّبَ« أي أفسد وخدع .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Hanımını kocasına karşı, köleyi efendisine karşı ayartan bizden değildir!" 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/373. [Ebu Davud, Talak 1, (2175), Edeb 135, (5170).]

İmam Malik rahimehullah'a ulaştığına göre,

#8,497 وعن مالك: ]أنَّهُ بَلَغَهُ أنَّ أُمَّ سَلَمَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنها قَالَتْ: يَا رَسُولَ اللّهِ! أنَهْلِكُ وَفِينَا صَالِحُونَ؟ قَالَ: نَعَمْ، إذَا كَثُرَ الْخَبَثُ[.      »الْخَبَثُ« الزنا .
 "Ümmü Seleme (radıyallahu anha), Efendimiz'den sormuştur: "Ey Allah'ın Resulü! Aramızda salihler mevcut iken bizler helak mi olacağız?" Aleyhissalatu vesselam: "Evet, buyurmuşlardır, pislik (zina) artarsa!"

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/373  [Muvatta, Kelam 22, (2, 991).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,496 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ الشَّيْطَانَ يَجْرِى مِنِ ابْنِ آدَمَ مَجْرَى الدَّمِ[. أخرجه أبو داود.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Şeytan insanoğlunda, kanın cereyanı gibi cereyan eder."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/373  [Ebu Davud, Sünnet 18, (47819).]

Derda (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,495 وعن أبي الدرداء رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: حُبُّكَ الشَّىْءَ يُعْمِي وَيُصِمُّ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Bir şeye karşı sevgin seni kör ve sağır eder (de onun eksiklerini görmez, kusurlarını işitmez olursun"

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/372. [Ebu Davud, Edeb 125, (5130).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,494 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]إنَّكُمْ لَتَعْمَلُونَ أعْمَاً هِيَ في أعْيُنِكُمْ أدَقُّ مِنَ الشَّعَرِ، كُنَّا نَعُدُّهَا عَلى عَهْدِ رَسُولِ اللّهِ # مِنَ الْمُوبِقَاتِ[. أخرجه البخاري.»الْمُوبِقَاتِ« المهلكات .
"Siz birkısım ameller işliyorsunuz ki, onlar sizin nazarınızda kıldan daha ince (daha ehemmiyetsiz)dir. Halbuki biz onları, Resulullah zamanında helake atıcılardan addederdik."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/371.  [Buharî, Rikak 32.]

Muğîre İbnu Şu'be radıyallahu anh'ın anlattığına göre,

#8,493 وعن المغيرة بن شعبة رَضِيَ اللّهُ عَنه: ]وَكَتَبَ إلَيْهِ مُعَاوِيَةَ أنِ اكْتُبْ إلى بِشَىْءٍ سَمِعْتُهُ منْ رَسُولِ اللّهِ #؛ فَكَتَبَ إلَيْهِ: سَمِعْتُهُ # يَقُولُ: إنَّ اللّهَ تَعالى كَرِهَ لَكُمْ ثَثاً: قِيلَ وَقَالَ، وإضَاعَةَ الْمَالِ، وَكُثْرَةَ السُّؤَالِ[. أخرجه الشيخان وأبو داود .
"Hz. Muaviye radıyallahu anh kendisine: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'dan işittiğin bir şeyi bana yaz" diye mektup yazmıştır. O da Hz. Muaviye'ye şunu yazmıştır: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah Teala hazretleri, sizin için üç şeyi mekruh addetti: *Dedikodu, *Malın ziyaı. *Çok sual!.."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/370.  [Buhârî, Zekât 53, Edeb 6; Müslim, Akdiye 35, (539).]

Yine İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 

#8,492 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: أبْغَضُ النَّاسِ إلى اللّهِ تَعالى ثَثَةٌ: مُلْحَدٌ فِي الْحَرَمِ، وَمُبْتَغ فِي ا“سَْمِ سُنَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ، وَمُطَّلِبٌ دَمَ امْرِئٍ بِغَيْرِ حَقٍّ لِيُهْرِيقَ دَمَهُ[. أخرجه البخاري.»الْمُلْحِدُ« المائل عن الحق، وألحد في الحرم إذا ظلم فيه وتعدى .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:"İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğzettiği üç kişi vardır: *Harem'de sapıtıp haktan ayrılan, *İslam'a girdiği halde cahiliye sünnetini arayan, *Haksız yere, kanını dökmek için bir adamdan kan talep eden." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/369-370.  [Buharî, Diyât 9.]

İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor:

#8,491 وعن ابن عبّاس رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]مَا ظَهَرَ الْغُلُولُ فِي قَوْمٍ إَّ ألْقى اللّهُ تَعالى فِي قُلُوبِهِمْ الرُّعْبَ، وََ فَشَا الزِّنَا فِي قَوْمٍ إَّ كَثُرَ فيهِمُ الْمَوْتَ، وََ نَقَصَ قَوْمٌ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إَّ قَطَعَ عَنْهُمْ الرِّزْقَ، وََ حَكَمَ قَوْمٌ بِغَيْرِ حَقٍّ إَّ فَشَا فِيهِمُ الدَّمُ، وََ خَتَرَ قَوْمٌ بِالْعَهْدِ إَّ سَلَّطَ اللّهُ تَعالي عَلَيْهِمُ الْعَدُوَّ[. أخرجه مالك.»الخَتْرُ« الغدر ونقض العهد .
"Bir kavimde gulul (denen devlet malından hırsızlık) zuhur ederse, Allah o kavmin kalplerine korku atar. Bir kavim içinde zina yayılırsa orada ölümler artar. Bir kavim, ölçü ve tartılarda (hile yaparak) miktarı azaltırsa Allah ondan rızkı keser. Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır. Bir kavm ahdinden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder." 

brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/367.  [Muvatta, Cihâd 26, (2, 460).]

Vâsıle İbnu'l-Eska' radıyallahu anh anlatıyor: 

#8,490 وعن واثلة بن اسقع رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ مِنْ أعْظَمِ الْفِرَى أنْ يُدْعى الرَّجُلُ إلى غَيْرِ أبِيهِ، أوْ يُرِيَ عَيْنَيْهِ مَا لَمْ تَرَ، أوْ يَقُولَ عَلى رَسُولِ اللّهِ # شَيْئاً لَمْ يَقُلْ[. أخرجه البخاري.»الْفِرى« جمع فرية، وهي الكذب .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki, en büyük yalanlardan biri, kişinin kendisini babasından başka birisine nisbet etmesi veya görmediği bir şeyi gözlerinin gördüğünü iddia etmesi, yahut da Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın söylemediği bir şeyi O'na söyletmesidir." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/365. [Buhârî, Menâkıb 5.]

Ebu Zümeyl rahimehullah anlatıyor:

#8,489 وعن أبى زميل قال: ]قُلْتُ بْنِ عَبّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنهما: مَاشَىْءٌ أجِدُهُ في صَدْرِِي؟ فَقَالَ: مَاهُوَ؟ قُلْتُ: وَاللّهِ مَا أتَكَلَّمُ بِهِ. فَقَالَ لِي: أشَىْءٌ مِنْ شَكٍّ؟ قَالَ وَضَحِكَ؛ ثُمَّ قَالَ: مَانَجَا أحَدٌ مِنْ ذلِكَ حَتّى أنْزَلَ اللّهُ تَعَالى: فَإنْ كُنْتَ في شَكٍّ مِمَّا أنْزَلْنَا إلَيْكَ فَاسْألِ الّذِينَ يَقْرَءُونَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ. قَالَ فَقَالَ لِي: إذَا وَجَدْتَ في نَفْسِكَ شَيْئاً فَقُلْ: هُوَ ا‘وَّلُ وَاŒخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ[. أخرجه أبو داود .
"İbnu Abbas (radıyallahu anhüma)'a (bir gün): "İçimde duyduğum bu (fena) şeyler de ne?" diye sormuştum. Bana: "Ne hissediyorsun ki?" dedi. Ben: "Vallahi (onlar çok fena!) dilime alamam!" dedim. "Şekk nevinden bir şey mi?" dedi ve güldü. Sonra açıkladı: "Bu (çeşit vesveseler)den hiç kimse kurtulamaz. Nitekim Allah Teala hazretleri (Resulüne) şu ayeti inzal buyurmuştur. (Mealen): "Eğer sana indirdiğimiz (kitapta anlatılan bu kıssalar) hakkında bir şüphen varsa, senden evvel indirilmiş olanları okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak (olan kitap) gelmiştir, sakın şüphe edenlerden olma!" (Yunus 94).] İbnu Abbas bana dedi ki: "Eğer içinde herhangi bir vesvese bulursan şöyle de: "O (Allah), hem evveldir, hem ahirdir, hem zahirdir, hem batındır. O herşeyi bilendir"

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/362 (Hadid 3). [Ebu Davud, Edeb 118, (5110).]

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#8,488 وعن ابن عباس رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]قِيلَ: يَا رَسُولَ اللّهِ! إنَّ أحَدَنَا يَجِدُ في نَفْسِهِ يُعَرِّضُ بِالشَّىْءِ ‘نْ يَكُونَ حَمَمَةً أحَبُّ إلَيْهِ مِنْ أنْ يَتَكَلَّمَ بِهِ، فقَال: اللّهُ أكْبَرُ، اللّهُ أكْبَرُ، الْحَمْدُللّهِ الّذِي رَدَّ كَيْدَهُ الى الْوَسْوَسَةِ[. أخرجه أبو داود .
"Ey Allah'ın Resulü dendi, herbirimiz içinde, (bazan öylesine çirkin) bir şeyin arız olduğunu görür ki, bunu söylemektense o şeyin bir kor parçası olup (kendisini) yakması ona daha sevimli gelmektedir!" Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bu söze şöyle mukabelede bulundu: "Allahuekber, Allahuekber, [Allahuekber!] Şeytanın hilesini vesveseye çeviren Allah'a hamd olsun!"

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/361  [Ebu Davud, Edeb 118, (5112).]

İyaz İbnu Hımar (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,487 وعن عياض بن حمار رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ اللّهَ أوْحَى إليَّ أنْ تَوَاضَعُوا حَتّى َ يَبْغِي أحَدٌ عَلى أحَدٍ وََ يَفْخُرُ أحَدٌ عَلى أحَدٍ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri, bana: "Mütevazi olun, öyle ki, kimse kimseye zulmetmesin, kimse kimseye karşı böbürlenmesin" diye vahyetti."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/360-361. [Ebu Davud, Edeb 48, (4895).]

Ebu Temîme (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,486  وعن أبي تميمة رَضِيَ اللّهُ عَنه: ]أنَّ أصْحَابَهُ قَالُوا لَهُ، وَقَدْ حَدَّثَهُمْ عَنْ رَسُولِ اللّهِ #: أوْصِنَا، فَقَالَ: إنَّ أوَّلَ مَايَنْتِنُ مِنَ ا“نْسَانِ بَطْنُهُ، فَمَنِ اسْتَطَاعَ أنْ َ يُدْخِلَ بَطْنَهُ إَّ طَيِّباً فَلْيَفْعَلْ[. أخرجه البخاري .
"Arkadaşları kendisine "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) size çok şeyler söyledi, öyleyse bize de bir tavsiyede bulunun!" demişlerdi. "İnsanda ilk (çürüyüp) kokacak olan yeri karnıdır. Öyleyse, kim, karnına temiz olandan başka bir şey girdirmeyebilirse mutlaka bunu yapsın!" tavsiyesinde bulundu."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/359.  [Buhârî, Ahkam 9.]

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,485 وعن ابن عمر رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: شَرُّ مَا فِي الرَّجُلِ شُحٌّ هَالِعٌ، وَجُبْنٌ خَالِعٌ[. أخرجه أبو داود.»الشُّحُّ« أشد البخل.و»الهَلَعُ« أشد الجزع، والمراد أن الشحيح يجزع جزعاً شديداً ويحزن على درهم يفوته أو يخرج من يده.و»الخَالِعُ« الذي كأنه خلع فؤاده لشدة خوفه وفزعه.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "İnsanda bulunan en şerli şey aşırı cimrilik ve şiddetli korkudur."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/358. [Ebu Davud, 22, (2511).]

Cabir İbnu Abdillah el-Ensarî (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,484 وعن جابر بن عبداللّه ا‘نصاري رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: أتَّقُوا الظُّلْمَ، فإنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَاتَّقُوا الشُّحَّ فإنَّ الشُّحَّ أهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، حَمَلَهُمْ عَلى أنْ سَفَكُوا دِمَاءَهُمْ وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ[. أخرجه مسلم.
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Zulümden kaçının. Zira zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye sevketmiştir."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/357  [Müslim, Birr 56, (2578).]

Hz. Cündüb (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,483 وعن جندب رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: مَنْ سَمَّعَ سَمَّعَ اللّهُ بِهِ، وَمَنْ رَائى رَائى اللّهُ بِهِ[. أخرجه الشخيان.»سَمَّعَ« بفن إذا فضحه وأظهر من عيوبه ما كان يستره، ومن فعل ذلك بالناس فعل اللّه به مثله: أى ينتهكه ويكشف عيوبه للناس في الدنيا واŒخرة .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kim (başkalarının kusurlarını teşhir edip herkese) duyurursa, Allah da (onun kusurlarını) duyurur. Kim de riya yaparsa Allah da onun riyasını ortaya çıkarır."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/355. [Buhârî, Rikak 36; Müslim, Zühd 48, (2987).]

Ebu Berze el-Eslemî (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,482 وعن أبي برزة ا‘سلمي رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ أكْثَرَ مَا أخَافُ عَلَيْكُمْ شَهْوَاتِ الْغِنَى، وَبُطُونِكُمْ، وَفُرُوجِكُمْ، وَمُضَِّتُ الْفِتَنِ[. أخرجه رزين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik hırsı ile karınlarınızın ve ferçlerinizin şehvetleri bir de fitnelerin şaşırtmalarıdır." [Rezin tahric etmiştir. (Hadis Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde gelmiştir. 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/351. (Hadis Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde gelmiştir. 4, 420, 423.

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,481 وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: قَالَ اللّهُ تَعَالَى: ثَثَةٌ أنَا خَصْمُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: رَجُلٌ أعْطَى بِي ثُمَّ غَدَرَ، وَرَجُلٌ بَاعَ حُرّاً فَأكَلَ ثَمَنَهُ، وَرَجُلٌ اسْتَأجَرَ أجِيراً فَاسْتَوُفَى مِنْهُ وَلَمْ يُعْطِهِ أجْرَهُ[. أخرجه البخاري .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri dedi: "Üç kişi vardır, kıyamet günü ben onların hasmıyım: "Benim adıma (yemin) edip sonra gadreden kimse, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen kimse, bir işçiyiücretle tutup çalıştırdığı halde, ücretini vermeyen kimse."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/349-350.  [Buharî, Büyû 106.]

İmam Malik anlatıyor:

#8,480 وعن مالك قال: ]بَلَغَنِي أنَّ رَجًُ كَتَبَ إلى ابْنَ الزُّبَيْرِ رَضِيَ اللّهُ عَنهما: أَ إنَّ ‘هْلِ التَّقْوَى عََمَاتٍ يُعْرَفُونَ بِهَا، وَيَعْرِفُونَهَا مِنْ أنْفُسِهِمْ، مَنْ رضَي بِالْقَضَاءِ، وَشَكَرَ عَلى النَّعْمَاءِ، وَصَبَرَ عَلى الْبََءِ، وَصَدَقَ فِي اللِّسَانِ، وََوَفَى بِالْوَعْدِ وَالْعَهْدِ، وَدَانَ ‘حْكَامِ الْقُرآنِ، وَإنَّمَا ا“مَامُ سُوقٌ مِنَ ا‘سْوَاقِ، فإنْ كَانَ مِنْ أهْلِ الْحَقِّ حَمَلَ إلَيْهِ أهْلُ الْحَقِّ حَقَّهُمْ، وَإنْ كَانَ مِنْ أهْلِ الْبَاطِلِ حَمَلَ إلَيْهِ أهْلُ الْبَاطِلِ بِاطِلَهُمْ[. أخرجه رزين .
"Bana ulaştığına göre, bir adam İbnu'z-Zübeyr (radıyallahu anhüma)'ye şöyle yazdı: "Haberiniz olsun: Takva ehlinin, birkısım alametleri vardır ki, bunlar sayesinde kendileri bilinebilir, onlar da bunları bilirler: Şöyle ki müttaki: *(İhtilaf halinde) verilen hükme razı olur, *Nimetlere şükredr, *Belaya sabreder, *Dilinden doğru çıkar, *Vaadine ve ahdine vefa gösterir, *Kur'an'ın ahkamını kendine yol yapar. İmam, çarşılardan bir çarşı (gibi)dir, hak ehlinden ise, ehl- ihak, hak (yükünü) ona yıkar; batıl ehlinden ise, batıl ehli de batıl (yükün)ü ona yıkar." [Rezin tahric etmiştir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/342-343.

Hz Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,479 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه: ]أنَّ رَجًُ قَالَ: يَا رَسُولَ اللّهِ، أيْنَ أبِي؟ قَالَ: في النَّارِ، فَلَمّا قَفّا دَعَاهُ، فقَالَ: إنَّ أبِى وَأبَاكَ في النَّارِ[. أخرجه مسلم وأبو داود .
"Ey Allah'ın Resulü babam nerededir?" diye sormuştu. "Cehennemde!" buyurdular. Adam (gitmek üzere) geri dönünce, Aleyhissalatu vesselam adamı çağırdı ve: "Muhakkak ki, benim babam da senin baban da ateşteler!" buyurdu." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/339.  [Müslim, İman 347, (203); Ebu Davud, Sünnet 18, (4718).]

Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,478 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ[. أخرجه الشيخان وأبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Mü'min, bir (yılanın) deliğinden iki defa sokulmaz."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/337. [Buharî, Edeb 83; Müslim, Zühd 63, (2998); Ebu Davud, Edeb 34, (4862).]

İmam Malik anlatıyor: 

#8,477 وعن مالك قال: ]بَلَغَنِي أنَّهُ قِيلَ لِلُقْمَانَ الْحَكِيمِ: مَا بَلَغَ بِكَ مَا نَرَى؟ قَالَ صِدْقُ الْحَدِيثِ، وَأدَاءُ ا‘مَانَةِ، وَتَرْكُ مَاَ يَعْنِينِى[. وَزادَ في رواية وَالْوَفَاءُ بِالْوَعْدِ .
"Bana ulaştığına göre, Lokman Hekim'e: "Sende gördüğümüz bu (meziyetin mahiyeti) nedir?" diye sormuşlardı. [Bununla onun faziletlerini kastetmişlerdi]. Şu cevabı verdi: "Doğru sözlülük, emaneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terketmek. "Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Vaadime vefakarlık etmek." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/333.  [Muvatta, Kelam 17, (2, 990).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,476 وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]سُئِلَ رَسُولُ اللّهِ #: أيُّ الْمُؤْمِنِينَ أفْضَلُ؟ قَالَ: أحْسَنُهُمْ خُلُقاً، قِيلَ: فأيُّ الْمُؤْمِنِينَ أكْيَسُ؟ قَالَ: أكْثَرُهُمْ لِلْمَوْتِ ذِكْراً، وَأحْسَنُهُمْ لَهُ اِسْتِعْدَاداً قَبْلَ نُزُولِهِ بِهِمْ[. أخرجه رزين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a soruldu: "Mü'minlerden hangisi efdal (en faziletli)dir?" "Ahlakça en güzelleridir!" cevabını verdi. Tekrar soruldu: "Pekiyi, mü'minlerden hangisi en akıllıdır? "Ölümü en çok zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır. İşte akıllılar bunlardır."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/330 [Rezin tahric etmiştir. (İbnu Mace, Zühd 31, (4259).]

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,475  وعن جابر رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ يَمُوتَنَّ أحَدُكُمْ إَّ وَهُوَ يُحَسِّنُ الظَنَّ بِاللّهِ تَعالى[. أخرجه مسلم وأبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Sakın sizden kimse Allah hakkında hüsnüzanda bulunmadan son nefesini vermesin."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/325.  [Müslim, Cennet 81, (2877); Ebu Davud, Cenaiz 17, (3113).]

Sad b. Ebi Vakkas (radıyallahu anh) rivayete göre: "Nebi(aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:

#8,474  التُّؤَدَةُ فِي كُلِّ شَيْءٍ إِلَّا فِي عَمَلِ الْآخِرَةِ
"Teenni, ahiretle ilgili olanlar dışında her amelde güzeldir."

Ebu Davud, Edeb: 11 Hn: 4810; Hakim, Müstedrek Hn: 199; Ebu Yala, Müsned Hn: 792; Hatip, Camiul Ahlakir Ravi ve Edebüs Sema Hn: 98; Beyhaki, Süneni Kübra Hn: 19157 ve Şuabul İman Hn: 8409 ve Zühdül Kebir Hn: 721, 722.;

Ebu Davud merhum, Abdu'l-Kays heyetinde dahil olan Zâri'den naklettiği ve uzunca bir kıssanın da bulunduğu rivayetinde şu ziyadeye yer verir: 

#8,473 وزاد أبو داود في رواية ذكر فيها قصة طويلة عن زارع: ]وَكَانَ في وَفْدِ عَبْدِ الْقَيْسِ، أنَّ رَسُولَ اللّهِ # لَمَّا قَالَ لَهُ ذلِكَ قَالَ: يَا رَسُولَ اللّهِ! أنَا أتَخَلّقُ بِهِمَا أمِ اللّهُ تَعالى جَبَلنِي عَلَيْهِمَا؟ قَالَ: بَلِ اللّهُ جََبَلَكَ عَلَيْهِمَا. فَقَالَ: الْحَمْدُللّهِ الّذِي جَبَلَنِي عَلى خِلَّتَيْنِ يُحِبُّهَا اللّهُ تَعالى وَرَسُولُ[ 
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) kendisine bunları söyleyince o (Eşecc): “Ey Allah’ın Resulü! Bu iki hasletle ben (şahsi gayretimle) mi ahlaklandım yoksa Allah mı cibilliyetime (yaratılışıma, tabiatıma) koydu?” diye sordu. Aleyhissalatu vesselam da: “Allah Teala Hazretleri seni o iki haslet üzere yarattı!” buyurdular. Bu cevap üzerine Eşecc: İKİ PARAGRAF ORJİNALDEN YAZILDI. BİLGİNİZE CD’DE YOK. "Allah ve Resulü'nün sevdiği iki haslet üzere beni yaratan Allah'a hamd olsun!" dedi.

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/322.  [Ebu Davud, Edeb 161, (5225).]

.

#8,472
yeni hadis

.

Zeydu'l-Hayr (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,471 وعن زيد الخير رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّهِ لَتُخْبَرَنِّي مَا عََمَةُ اللّهِ فِيمَنْ يُرِيدُهُ، وَمَا  عََمَتُهُ فِيمَنْ َ يُرِيدُهُ؟ فَقَالَ: كَيْفَ أصْبَحْتَ يَا زَيْدُ؟ قُلْتُ: أُحِبُّ الْخَيْرَ وَأهْلَهُ، وَإنْ قَدَرْتُ عَلَيْهِ بَادَرْتُ إلَيْهِ، وَإنْ فَاتَنِي حَزِنْتُ عَلَيْهِ وَحَنَنْتُ إلَيْهِ، فَقَالَ: #: فَتِلْكَ عََمَةُ اللّهِ فِيمَنْ يُرِيدُهُ، وَلَوْ أرَادَكَ لِغَيْرِهَا لَهيَّأكَ لَهَا[. أخرجه الترمذي 
"Ey Alah'ın Resulü dedim, Allah'ın rızasını arzu eden kimselere ve Allah'ın rızasını arzu etmeyen kimselere Allah'ın koyduğu alamet nedir, bana haber verin!" Cevaben: "Ey Zeyd sen nasıl sabahladın?" diye sordu. "Hayrı ve hayır ehlini seviyorum: Eğer hayır yapmaya muktedirsem yapmaya koşuyorum. Eğer yapamaz, kaçırırsam bu sebeple üzülüyorum ve onu yapmaya şevkim daha da artıyor! " dedim. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "İşte bu söylediklerin Allah'ın rızasını arayanlara Allah'ın koyduğu alamettir. Eğer Allah senin başka bir şey olmanı isteseydi, seni ona hazırladı" buyurdular." [Hadisi Rezin tahriç etmiştir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/318.

Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,470 وعن علي رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]وَجَدْنَا عَلى قَائِمِ سَيْفِ رَسُولِ اللّهِ #: أعْفُ عَمَّنْ ظَلَمَكَ، وَصِلْ مَنْ قَطَعَكَ، وَأحْسِنْ إلى مَنْ أسَاءَ إلَيْكَ، وَقُلْ الْحَقَّ وَلَوْ عَلى نَفْسِكَ[. أخرجه رزين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın kılıncının kabzasında şu ibareyi bulduk: "Sana zulmedeni affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap! Aleyhine de olsa hakkı söyle!" [Rezin tahric etmiştir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/317.

Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,469 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: أمَرَنِى رَبِّى بِتِسْعٍ: خَشْيَةِ اللّهِ في السِّرِّ وَالعََنِيَةِ، وَكَلِمَةِ الْعَدْلِ في الْغَضَبِ وَالرِّضَا، وَالْقَصْدِ فِي الْفَقْرِ وَالْغِنَى، وَأنْ اَصِلَ مَنْ قَطَعَنِي، وَأُعْطِيَ مَنْ حَرَمَنِي، وَأعْفُوَ عَمَّنْ ظَلَمَنِي، وَأنْ يَكُونُ صَمْتي فِكْراً، وَنُطْقي ذِكْراً، وَنَظََرِي عِبْرَةً، وَآمُرُ بِالْمَعْرُوفِ[. أخرجه رزين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Rabbim bana dokuz şey emretti: *Gizli halde de aleni halde de Allah'tan korkma(mı), *Öfke ve rıza halinde de adaletli söz (söylememi), *Fakirlikte de zenginlikte de iktisad (yapmamı), *Benden kopana da sıla-ı rahm yapmamı, *Beni mahrum edene de vermemi, *Bana zulmedeni affetmemi, *Susma halimin tefekkür olmasını, *Konuşma halimin zikir olmasını, *Bakışımın da ibret olmasını, *Ma'rufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi." [Rezin tahriç etmiştir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/317.

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#8,468  عن ابن عبّاس رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: ]كُنْتُ رَدِيفَ رَسُولِ اللّهِ # فقَالَ: يَا غَُمُ! احْفَظِ اللّهِ يَحْفَظْكَ، احْفَظِ اللّهِ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ، أوْ قَالَ أمَامَك، تَعَرَّفْ إلَى اللّهِ فِي الْرَّخَاءِ يَعْرِفْكَ فِي الْشِِدَّةِ، إذَا سَألْتَ فَاسْألِ اللّهَ تَعَالَى، وإذَا اِسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللّهِ تَعَالَى، فَإنَّ الْعِبَادَ لَوِ اجْتَمَعُوا عَلَى أنْ يَنْفَعُوكَ بِشَىْءٍ لَمْ يَكْتُبْهُ اللّهُ تَعالى لَكَ، لَمْ يَقْدِرُوا عَلى ذلِكَ، وَلَوِ اجْتَمَعُوا عَلى أنْ يَضُرُّوكَ بِشَىْءٍ لَمْ يَكْتُبْهُ اللّهُ تَعالى عَلَيْكَ، لَمْ يَقْدِرُوا عَلى ذلِكَ، جَفَّتِ ا‘قَْمُ وَطُوِيتِ الصُّحْفُ، فإنِ اسْتَطَعْتَ أنْ تَعْمَلَ للّهِ تَعالى بِالرَّضَا في الْيَقِينِ فَافْعَلْ، فإنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فإنَّ في الصَّبْرِ عَلى مَا تَكْرَهُ خَيْراً كَثِيراً، وَاعْلَمْ أنَّ النًّصْرَ مَعَ الصَّبْرِ، وَأنَّ الْفَرَجَ مَعَ الْكَرْبِ، وَأنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراً، وَلَنْ يَغْلِبَ عُسْرٌ يُسْرَيْنِ[. أخرجه رزين بهذا اللفظ، والترمذي باختصار .
"Ben Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın terkisinde idim. Bana şu nasihatta bulundu: "Yavrum! Allah'a karşı (emir ve yasaklarına uyarak edebini) koru, Allah da seni (dünya ve ahirette) korusun! Allah'ı(n üzerindeki hukukunu) koru ki O'nu karşında (dünya ve ahiretin fenalıklarına karşı hami) bulasın -veya önünde demişti-. Bollukta Allah'ı tanı ki, darlıkta da O, seni tanısın. (Dünya ve ahiretle ilgili) bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar. Kalemlerin mürekkebi kurudu ve sayfalardürüldü. Sen, yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki Nusret(i ilahi) sabırla birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır." [Rezun bu elfazla tahric etmiştir. Tirmizi'de muhtasar olarak kaydedilmiştir. Sıfatu'l-Kıyamet 60, (3518).]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/314-315. Tirmizî'de muhtasar olarak kaydedilmiştir. Sıfatu'l-Kıyamet 60, (3518).]