Toplam 22,984 Hadis
Konular

Hudud/Hadler Kategorisi

Ebû !-Beyl&mânî'nin şöyle dediği rivayet edildi:

#10,113
 İslamm ahid ve emanında olan bir gayr-i' müslimin, müslüman katiline Hz. Peygamber ölüm cezası uyguladı; Ve: «— Yapılan muahedeye herkesten çok ben riayet etmeliyim.» buyur­dular.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Hudud Hn: 314/6

İbn   Bureyde'nin  babasının şöyle  dediği  rivayet edildi:

#10,112
Maiz  bin   Malik  Hz.  Peygamber'e gelerek: «— İyi işlerden uzak olan zina yaptı. Cezasını ver!» diye (kendi ken­dini ihbar etti.) Hz. Peygamber kabul etmedi. Maiz, ikinci defa gelerek sözlerini'tekrar ettk Bir müddet sonra tek­rar geldi; yine ayni sözleri  söyledi. Dördüncü sefer gelişinde: «— İyi işlerden uzak olan zina yaptı, cezasını veri» deyince, Resui­uilah (S.A.V.) onun akli dengesinin bozuk olup olmadığını yakınlarına sor­du: Aklı başında bir kimse olduğunu söylediler. O zaman: Onu götürüp recm ediniz!» emrini verdi. Götürülüp taşla  recmedilmeğe başlandı. Vurulan taşlarla bir türlü ölmemişti. O zaman taşı 'bol bir yere çekil­di ve orada durdu. Onu takiben müslümanlar da geldi, ölünceye kadar taş-la dövdüler. Bu olay  Hz. Peygamber'e ulaştığında, «— Salıverseydiniz ya!»  diye buyurdu. Suçlu hakkında biri şöyle demişti: «— Ümid ederiz ki, bu ceza onun hakkında makbul bir tövbe olmuş­tur!» 'Bu 'sözler Hz. Peygamber'e  ulaştığında: «-— Şüphesiz o öğle bir tevbe etti ki, bir 'gurup insan o tevbeyi pay­laşmış  olsalar hepsine yetebilirdi!»  diye buyurdu. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin bu 'konuşmasını suçlunun adamları haber alınca, yakından ilgilenmeğe başladılar ve Hz. Peygamber'e cesedini ne yapacaklarım sordular. «— Diğer ölülerinize yaptığınız gibi, kefenleyip namazını kılarak, def-n-ediniz!» buyurdu. Yakınları o zaman cesedi götürüp namazını kıldılar. (a)-   Diğer bir rivayette Cşöyle) dedi: Maiz, bin Malik Resulullah salİallahü aleyhi ve selleme gelerek zina yapmış olduğunu söyledi. Hz. Peygamber geri çevirdi. Tekrar geldi zina yaptığını ikrar etti. Yine geri çevirdi. Bir müddet sonra yine geldi, zina yaptığını söyledi. 'Hz. Peygamber geri çevirdi. Dördüncü gelişinde, Nebi Saİlaİlahü aleyhi ve seüem:  (Bunun akli dengesinde bir bozukluk vardır» diyebilir misiniz?» diye yakınlarına -sordu. «— 'Hayır» cevabını verdi-Ier. Hz.~ Peygamber o zaman: «—Onu taşla öldürün!»   emrini vermesi üzerine, az taşlı bir yere reom için götürdüler. Vurulan taşlarla bir türlü -ölmeyince, oradan taşı bol bir yere gitme­ğe çalıştı. Arkasından 'halik 'onu takip edip orada Ölünceye kadar dövdüler. Bu durumu Hz. Peygamber'e aynen anlattıklarında: «— Salıverseydiniz iyi olurdu»  buyurdu. Defnetmek ve namazını  ıkılmak  için' yakınları   Resulullah    sallallahü aleyhi ve sellemden izin istediler. Onlara izin verdi: "   ' Ve:      . «— Öyle 'bir tevbe etti iki, bir gurup insan o tevbesini bölüsseler hep­sine yeterdi!» diye buyurdu.   (b)    Diğer bir rivayette şöyle dedi: Maiz bin Maiik'in recm edilmesini Hz. Peygamber emredince taşı az bir yerde reome başlandı. Bu yüzden bir türlü ölmedi. O zaman çok taşlı bir yere gitti. Arkasından da halik gitti orada recm ettiler. Bu durum  Resulullah sallallahü aleyhi ve selleme ulaşınca: «— Salıverseydiniz iyi olmaz mıydı!» buyurdu.   [c) . Diğer :bir rivayette şöyle  dedi: Maiz bin Malrk recin ile İte I ak olunca, lehinde ve aleyhinde halk ko­nuşmaya başlamıştı. Kimi: ' ' — Maiz öldü ve kendi kendini de tevbesiz öldürdü!» derken, kimi de: «— [Hayır) şüphesiz ki o tevbe etmiş olduU diyordu. Bu sözler,  Hz. Peygamber'e ulaşınca: «— Şurası muhakkak ki o, tevbe etti. Hem öyle bir tevbe ki, öşür tahsildarı o tevbeyj yapmış olsa idi, kabul olunurdu. — Veya şöyle buyur­du —:  Bir gurup insan ayni tevbeyi yapmış olsalardı kabui olunurlardı.»   (d)    Diğer bir rivayette şöyle anlattı: Resululiah  (S.A.V.) oturumken  Maiz bin 'Malik yanına geldi: Allah'ın Resulü! Zina yaptım, bana1 ıh a d cezası verin!» diye ikrar­da bulundu. Hz, Peygamber oralı olmadı. Maiz dört sefer gelerek ayni sözleri tekrar etti. Her seferinde Resul-üliah (S.A.V.) onu geri çevirip oralı olmadı. Dördüncü seferde: «— Bunun aklından şüpheniz var ms?» diye sordu. *— Hayır, dediler. Biz bu yönden onu daima aklı başında ve daima iyi  şeyler yapar biliriz»  cevabını verdiler. Hz. Peygamber o zaman: «— Götürüp  recmediniz!»  emrin-i  verdi. Az taşlı 'bir yere götürdüler. Atılan taşlar kendisine isabet etmeye başlayınca dayanamayıp hüzünlendi ve çok telaşlandı. Oradan ayrılıp sü­ratle uzaklaştı çok taşlı olan Herre'ye varınca taşlanması için orada kal­dı. Bundan sonra  iri taş parçalan  atarak sesi ikesilinceye kadar dövdüler. Sonra:   E  Ey AllahımResulü! dediler. Taşlar Maiz'e isabet edince, sabırsız­lanarak adeta dayanamaz hale geldi.» Hz.  Peygamber, onlara: «— Kendi  haline bıraksaydmız iyi olurdu!» diye buyurdu. Hal'k arasında bundan sonra Maiz hakkında zıd yorumlar yapıldı. Bir kısmı: «— Maiz öldü, ve kendisini de Öldürdü!» derken, diğerleri. «— Hayır, o Allah'a öyle bir tevbe ve rücu etti 'kı\ o tevbeyi bir bölük insan yapmış olsaydı  hepsine yeterdi!» dediler. Hz. Peygamber'e: «— Allanın Resulü! Cesede ne yapacağız diye» sordular. «— Ölülerinize yaptığınız şeyleri yapınız: Yıkayın, kefenleyin, koku sürün ve namazını kılarak gömün!» cevabını verdi. (Bu hadis muhtelif şekillerde rivayet olundu.)

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Hudud Hn: 313/5

İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edildi:  Resûiuilah Sallaliahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:

#10,111
Had  cezalarını, şüpheler karşısında,  geri' çeviriniz!»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Hudud Hn: 312/4

Abdullah'ın şöyle dediği  rivayet edildi:

#10,110
«Resuiuilah Sallaliahü aleyhe ve sellemin sağlığında, on dirhem (gü­müş) çalındığında el  kesilirdi.» Diğer bir rivayette {şöyle dedi): «On  dirhem  caiindıöında ancak [elli  kesilirdi.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Hudud Hn: 311/3

İbn Mesûd'dan Yahya, şu otayı rivayet ederek dedi ki: 

#10,109
Bir adam, içki içmiş ve böylece aklı (başından gitmiş olan kendi kar­deşi oğlunu \bn Mesud'un 'huzuruna getirdi. Emri 'üzerine haps olundu. Biraz sonra sarhoş kendine 'geldi. İbn Mesud sopa getirtti, düğümle­rini 'kopararak, onunla döğmesini emr etti. Sonra acıyarak bir dövücü (Cellad) istetip ona: «(Şu sopayla) onun çıplak bedenine vur, dedi. Vuruşunda eüni kaldır ve fakat pazulann gösterecek 'kadar kolun kaldırma!» Bu sırada,,Abdullah vuruşları saymağa başladı. Seksen olunca da suç­luyu 'bıraktı. İhtiyar lamca) Abdullah bin Mesud'a dönerek: «Abdurrahman!1 Allah'a yemin ediyorum ki, o ölen kardeşimin oğlu­dur. Ondan başka da çocuğum yok» deyince, İbn Mesud: «Yetimin gözeticisi olan ne 'kötü bir amca!. Sen Allah'a yemin olsun ki, onu ne çocukken iyi terbiye edebildin ve ne de 'büyükken {ayıbım) ör­tebildin!» diyerek biz, yanındakilere dönerek sözlerine devam etti: «Şüphesiz ki, Is lamda tik had cezası, Hz. Peygam'ber'e getirilen bir hırsıza verilmişti. Suçu, açık delille sabit olduktan sonra Resun.I!ah (S.V.): «Götürün  (elini) kesin!»   emrini  verdi. «Suçlu götürülüp, (eli kesilince) Ne'bi Sallallahü aleyhi ve selleme bakıldı. Allaha' yemin olsun ki, yüzüne sanki kül serpilmişti. Yanındakiler-den biri: «Ey Allah'ın Resulü! Bu iş çok zorunuza gitti gibi!» deyince, Hz. Pey­gamber: «Kardeşiniz aleyhinde şeytarrın yardımcıları olmanız zoruma git­memeğe nasıl mani olur?» diye karşılık verdi. Bunun üzerine Resuluilah'a: «Ne olur, ceza vermeseydiniz! dediler.« Hz. Peygamber: Onu bana getirmeden önce «{Artık çok geç!) Zira, hiç olmaz mıydı, idarecinin 'huzurunda sabit olmuş bir had cezasının infazına hiç kimse mani» olamaz diye konuştuktan sonra: «...Ve bağışlasınlar ve suçtan geçsinler. Allah'ın, sizi yargılamasını sevmez misiniz?» [5] ayetini okudu.  (a)    İbni Mesud'dan  yaptığı   diğer bir  rivayette' (şöyle dedi): Bir adam, sarhoş olduğuna kail olduğu kardeşi oğlunu İbn Mesud'un huzuruna çıkardı. İbn Mesud: «Sallayın, silkin ve ağzını koklayın!» deyince, f'kükladtiar) ve ağzın­da şarap .kokusu buldular. Emrj üzerine haps edildi. Ayıkınca, getirilme­sini istedi. Bu arada-bir sopa da getirtti. Emri üzerine sopanın düğümleri koparıldı. «Ravi, bundan sonra yukardaki hadiste olduğu gibi devam etti.» (b)     İbn   Mesud'dan gelen  'bir diğer rivayette  şöyle anlattı: «İslamda  ilk had cezası,  Resulullah sailallahü aleyhi ve selleme ge­tirilen hırsızlık yapmış 'birine verildi. Emri üzerine (eli)   kesildi.  Cezanın İnfazından sonra,   Hz. Peygamberce bakıldı, yüzüne sanki kül  serpilmişti. «Allah'ın Resulü'ne. Bu iş, çok zorunuza gitti gibi!» deyince, Hz. Pey­gamber: «Kardeşinizin aleyhinde şeytan-ın yardımcıları olmanız zoruma gitmez mi?» cevabım verdi. «Bırakamaz mıydık!» dediler. Resulullah (S.V.): «Bana getirilmeden önce bu olamaz mıydı...? Şurası bir gerçek ki, kendisine bir had cezası takdim edilen idareciye, onu tasdi'k etmekten başka hiç bir şey gerekmez.» Dedi'kten sonra: (t... Bağışlasınlar ve suçtan geçsinler.1 Allah'ın sizi yarlığamasını sev­mez misirriz?»  ayetini okudu.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Hudud Hn: 310/2 [5] Nûr sûresi, âyet 22.  

  ibni Abbas'ın  şöyle dediği  rivayet edildi: Nebi sallaliahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:

#10,108
«Şüphesiz ki Allah şunları sizin  için çirkin gördü: Şarap, kumar, flüt [1] tavla oyunu [2], berbet [3] ve fener [4]

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Hudud Hn: 309/1 [1] Nefesle çalınan bir musfkî aletidir. [2] -Kûbe-ftin, tavla,  davul,  yahut  ud  mu  olduğu  ihtilaflıdır. [3] Ud'a   benzer telli   bir musrkî  aletidir. [4] Feher fki anlama gelir. Bîr cariyenin cima esnasında çıkardığı şehvani sesi, aynı evde bulunan diğer bir cariyenin İşitmesidir. 2 — 3İr kimse iki cariyeden biriyle cima yapmağa başlayıp, yarıda bıraJcarak öbür cariyede devam etmesi ve bitirmesidir.

Nâfi, Safiyye (radıyallâhu anhâ)'nin bir azadlısından rivayet etmiştir:

#8,433  وعن نافع عن موة لصفية)ـ1( رَضِىَ اللّهُ عَنْها: ]أنَّهَا اخْتَلَعَتْ مِنْ زَوْجِهَا بِكلِّ شَئٍ لَهَا فَلَمْ يُنْكِرْ ذَلِكَ ابْنُ عُمَرَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهما[. أخرجه مالك .
"Safiyye, kendine ait ne varsa hepsini vermek karşılığında kocasından ayrılmıştır da İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) bunu yadırgamamıştır."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/506. [Muvatta, Talak 32, (2, 565).]

Hz. Muâz İbnu Cebel (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#8,432  عن معاذ بن جبل رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قالَ رسولُ اللّهِ #: يَا مُعَاذ، أحْسِنْ خُلُقَكَ لِلنَّاسِ[. أخرجه مالك .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bana: "Ey Muaz, insanlara karşı iyi ahlaklı ol!" dedi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/342. [Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 1.]

Hakîm İbnu Hizâm (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#8,431 وعن حكيم بن حزام رضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]نَهى رسولُ اللّهِ # أنْ يُسْتَقَادَ في المَسْجِدِ، وَأنْ تُنْشَدَ فِيهِ ا‘شْعَارُ، وَأنْ تُقَامَ فِيهِ الحُدُودَ[. أخرجه أبو داود
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) mescidde kısas infazını, şiir okunmasını ve haddlerin tatbik edilmesini yasakladı." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/304. [Ebû Dâvud, Hudud 38, (4490).]

Hâni' İbnu Niyâr (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#8,430  وعن هانئ بن نيار رضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]سَمِعْتُ النَّبىَّ # يَقُولُ: َ يُجْلَدُ فَوْقَ عَشْرَةِ أسْوَاطٍ إَّ في حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللّهِ تَعالَى[. أخرجه الشيخان وأبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Allah'ın haddlerinden bir hadd olmadıkça hiç kimse on kırbaçtan fazla dayağa mahkum edilemez" buyurdu."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/300.  [Buhârî, Hudud 42; Müslim, Hudud 40, (1708); Ebû Dâvud, Hudud 39, (4491); İbnu Mâce, Hudud 32, (2601).]

İbnu'l-Müseyyeb (rahimehullah) anlatıyor:

#8,429 وعن ابن المسيب رضِىَ اللّهُ عَنْهُ ]أنَّ رَجًُ مِنْ أسْلَمَ يُقَالُ لَهُ هَزَّالٌ شَكا رَجُ)ـ1( إلى رسول اللّهِ # بِالزِّنَا، وَذلِكَ قَبْلَ أنْ يَنزِلَ: وَالَّذِينَ يَرْمُونَ المُحْصَنَاتِ. اŒيَةَ، فقَالَ النَّبىُّ # يَا هَزَّالُ: لَوْ سَتَرَتْهُ بِرِدَائِكَ لكَانَ خَيْراً لَكَ[. أخرجه مالك، وأبو داود . وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ
"Eslem kabilesinden Hezzal denen bir adam, bir başkasını Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a zina isnad ederek şikayet etti. Bu hadise: "Namuslu ve hür kadınlara (zina isnadıyla) iftira atan, sonra (bu babta) dört şahit getirmeyen kimselerin her birine de seksen deynek vurun" (Nur 4) ayetinin nüzulündan önce idi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) adama: "Ey Hezzal, onu ridan ile örtseydin, senin için daha hayırlı idi" dedi." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/299. [Muvatta, Hudud 3, (2, 821); Ebû Dâvud, Hudud 6, (4377).]

Zübeyr İbnu'l-Avvâm (radıyallâhu anh)'ın anlattığına göre, 

#8,428 وعن الزبير بن العوام رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ ]أنَّهُ لَقِىَ رَجًُ قَدْ أخَذَ سَارِقاً يُرِيدُ أنْ يَذْهَبَ بِهِ إلى السُّلْطَانِ فَشَفَعَ لَهُ الزُّبَيْرُ لِيُرْسِلَهُ، فقَالَ: َ حَتَّى أبْلُغَ بِهِ إلى السُّلْطَانِ، فقَالَ الزُّبَيْرُ: إنَّمَا الشَّفَاعَةُ قَبْلَ أنْ يُبَلَّغَ السُّلْطَانُ، فَإذَا بُلِّغَ السُّلْطَانُ لُعِنَ الشَّافِعُ وَالمُشَفَّعُ[. أخرخه مالك .
hırsızı yakalayıp sultana götürmekte olan bir adama rastlar. Zübeyr adamı salıvermesi için lehinde şefaatte bulunur. Adam: "Hayır, sultana ulaştırıncaya kadar onu salmam" der. Zübeyr (radıyallahu anh) şu açıklamayı yapar: "Şefaat, sultana ulaşmadan önce caizdir. Sultana ulaştı mı, ondan sonra şefaat yapan da, şefaati kabul eden de mel'undur." 

]İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/296.  [Muvatta, Hudud 29, (2, 835).]

Yahya İbnu Ebî Râşid'in İbnu Ömer'den naklettiğine göre, 

#8,427 عن يحيى بن أبى راشد عن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما ]أنَّهُ سَمِعَ رسولَ اللّهَ # يَقُولُ: مَنْ حَالَتْ شَفَاعَتُهُ دُونَ حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللّهِ تَعالَى، فَقَدْ ضَادَّ اللّهَ عَزَّ وَجَلَّ، وَمَنْ خَاصَمَ في بَاطِلٍ وَهُوَ يَعْلَمُ لَمْ يَزَلْ في سَخَطِ اللّهِ تَعالى حَتَّى يَنْزعَ، وَمَنْ قَالَ في مُؤمِنٍ مَالَيْسَ فِيهِ أسْكَنَهُ اللّهُ رَدْغَةَ الخَبَالِ)ـ1( حَتَّى يَخْرُجَ مِمَّا قال: وَمَنْ أعَانَ عَلى خُصُومَةٍ بِظُلْمٍ، فقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللّهِ تَعالى[. أخرجه أبو داود.»الرَّدْغَةُ«: بسكون الدال وتحريكها بعدها غين معجمة: الطين والوحل الكثير .   )ـ1( جاء في الحديث: أن الخبال عصارة أهل الناء. والخبال في أصل: الفساد، ومعنى أنه يخرج مما قال أن يتحلل من ذلك المسلم الذي قال فيه القول.
İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın şöyle söylediğini işitmiştir: "Kim şefaat ederek, Allah'ın haddlerinden birinin tatbik edilmesine mani olursa Aziz ve Celil olan Allah'a muhalefet etmiş olur. Kim bilerek batıl bir davayı kazanmaya çalışırsa ondan vazgeçinceye kadar Allah kendisine buğzeder. Kim mü'mine onda olmayan bir kötülüğü nisbet ederse, bundan tevbe edinceye kadar cehennemliklerin vücudlarından çıkan irinlerden hasıl olan çirkefin içine iskan eder. Kim haksız bir davaya yardımcı olursa, Allah'ın gazabını kazanmış olarak döner."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/295. [Ebû Dâvud, Akdiye 14, (3597, 3598).]

Hz. Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#8,426 وعن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْه ] أنَّ رَجًُ: كانَ يُلَقَّبُ حِمَاراً، وَكَانَ يُضْحِكُ رسولَ اللّه # أحْيَاناً، وكَانَ رسولُ اللّهِ # قَدْ جَلَدَهُ في الشَّرَابِ، فأُتِىَ بِهِ يَوْماً فَأمَرَ بِهِ فَجُلِدَ، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ: اللَّهُمَّّ الْعَنْهُ، مَا أكْثَرَ مَا يُؤتَى بِهِ، فقَالَ #: َ تَلْعَنُوهُ، فَوَاللّهِ مَا عَلِمْتُ إَّ أنَّهُ يُحِبُّ اللّهَ وَرَسُولَهُ[. أخرجه البخارى.وفي رواية ‘بى داود عن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْه: ]َ تَقُولُوا هذَا، ولكِنْ قُولُوا: اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ، اللَّهُمَّ تُبْ عَلَيْهِ[ .
"Lakabı Hımar olan bir adam vardı. Bu zat zaman zaman Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ı güldürürdü. Hz. Peygamber bu adamı, içki sebebiyle dövdürmüştü. Bir gün yine içki suçuyla getirildi. Resulullah emretti, celde uygulandı. Cemaatten birisi: "Allah'ım şu adama lanet et! Kaç sefer içki sebebiyle getirildi, bir türlü ıslah olmuyor)" diye beddua etti. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "- Ona lanet etmeyin. Allah'a yeminle söylüyorum, bu adam hakkında bildiğim bir şey varsa o da Allah ve Resulü'nü (samimiyetle) sevmiş olmasıdır" buyurdu." [Buhari, Hudud 5.] Ebu Davud'da, Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'den kaydedilen bir rivayette: "Böyle söylemeyin, fakat şöyle deyin: "Ey Allahım, ona rahmet et, onun taksiratını affet!" buyurmuştur.

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/288.

İbnu Şihâb (rahimehullah)'a:

#8,425 وعن ابن شهاب رَضِىَ اللّهُ عَنْه ]أنَّهُ سُئِلَ عَنْ حَدِّ الْعَبْدِ في الخَمْرِ، فَقِيلَ: بَلَغَنِى أنَّ عَلَيْهِ نِصْفَ حَدِّ الحُرِّ[. أخرجه مالك .
"- Köle içki içecek olursa ona tatbik edilecek haddin miktarı nedir?" diye sorulmuştu, şöyle cevap verdi: "- Bana ulaştığına göre, ona, hüre verilen cezanın yarısını uygulamak gerekir. Hz. Ömer, Hz. Osman ve İbnu Ömer (radıyallahu anhüm ecmain) içkide, kölelerine, hürlere tatbik ettikleri haddin yarısını tatbik ederlerdi." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/287. [Muvatta, Eşribe 3, (2, 842).]

Umeyr İbnu Said en-Nehaî (rahimehullah) anlatıyor: 

#8,424 وعن عمير بن سعيد النخعى قال: ]سَمِعْتُ عَلِيّاً رَضِىَ اللّهُ عَنْه يقُولُ: مَا كُنْتُ ‘قيمَ عَلى أحَدٍ حَدّاً فَيَمُوتَ فأجِدَ في نَفْسِى مِنْهُ شَيْئاً إَّ صَاحِبَ الخَمْرِ فإنَّهُ لَوْ مَاتَ وَدَيْتُهُ)ـ1(، فإنَّ رسولَ اللّهِ # لَمْ يَسُنَّهُ[. أخرجه الشيخان، وأبو داود، وقال: لَمْ يَسُنَّ فِيهِ شَيئاً اِنَّمَا هُوَ شئٌ قُلْنَاهُ نَحْنُ[ . )ـ1( الفج: الطريق الواسع بين الجبلين، والمراد به هنا أحد طرق المدينة.)ـ2( أي التجأ الشارب إلى العباس، واعتنقه مستشفعا به.
"Hz. Ali (radıyallahu anh)'yı dinledim, şunu söylemişti: "Ben hadd vurduğum kimselerden biri ölecek olsa, içimde üzüntü duymam, ancak içki sebebiyle hadd vurduğum ölürse onun üzüntüsünü hissederim. Çünkü o ölecek olsa (yakınlarına) diyet öderim. Zira Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) içkinin haddi ile ilgili (kesin bir miktarı) sünnet kılmadı. İçki haddiyle ilgili miktarı biz takdir ettik." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/286. [Buhârî, Hudud 4; Müslim, Hudud 38, (1707); Ebû Dâvud, Hudud 36, (4486).]

İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 

#8,423 وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهما: ]أنَّ النَّبىَّ # لَمْ يُقِتْ في الْخَمْرِ حَدّا، وَإنَّ رَجًُ شَرِبَ فَسكِرَ فَلُقِىَ يَمِيلُ في الْفَجِّ)ـ1( فأُتِىَ بِهِ النَّبىُّ #، فلَمَّا حَاذَى بِدَارِ الْعَبَّاسِ رَضِىَ اللّهُ عَنْه انْفَلَتَ، فَدَخَلَ عَلى الْعَبَّاسِ فَالْتَزَمَهُ)ـ2( فَذُكِرَ ذلِكَ للنَّبىِّ # فَضَحِكَ وَقاَلَ: أفَعَلَهَا، وَلَمْ يَأمُرْ فِيهِ بِشَئٍ[. أخرجه أبو داود.ومعنى »لم يُقِتْ« بضم أوله وكسر ثانيه لم يُقَدِّر ولم يحده بعدد مخصوص .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) hamr hususunda kesin bir hadd takdir etmedi. Bir adam içmiş, sarhoş olmuştu. Caddede yalpa yaparken kendisine rastladı. Adamı hemen tutup Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a getirmek için harekete geçtiler. Adam, Abbas (radıyallahu anh)'ın evinin hizasına gelince boşanıp kaçtı ve Abbas'ın evine girerek ona iltica etti. Durum Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a anlatılmıştı, güldü ve: "Yani o, bunları (kaçma, girme ve iltica) yaptı mı?" dedi. Hakkında herhangi bir emir vermedi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/285.  [Ebû Dâvud, Hudud 36, (4476).]

Hz. Ali (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#8,422 وعن عليّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]جَلَدَ رسُولُ اللّهِ # أرْبَعِينَ، وَأبُو بكْرٍ أرْبَعِينَ، وَعُمَرُ ثَمَانِينَ، وَكُلٌّ سُنَّةٌ[. أخرجه مسلم وأبو داود .
"İçki haddi için, Resulullah (aleyhissalatu vesselam) kırk, Hz. Ebu Bekir kırk, Hz. Ömer (radıyallahu anhüma) seksen sopa vurdular. Hepsi de sünnettir. (Bu bana daha hoş geliyor)."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/283. [Müslim, Hudud 38, (1702); Ebû Dâvud, Hudud 36, (4480, 4481).]

Abdurrahman İbnu Ezher (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#8,421 وعن عبدالرحمن بن أزهر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]أُتِىَ رسولُ اللّهِ # بِشَارِبِ خَمْرٍ وَهُوَ بِحُنَيْنٍ فَحَثَى في وَجْهِهِ التُّرَابَ، ثُمَّ أمَرَ الصَّحَابَةَ فَضَرَبُوهُ بِنِعَالِهِمْ وَمَا كَانَ في أيْدِيهِمْ حَتَّى قَالَ لَهُمْ: ارْفَعُوا، ثُمَّ جَلَدَ أبُو بَكْرٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ أرْبَعِينَ، ثُمَّ جَلَدَ عُمَرُ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ صَدْراً مِنْ إمَارِتِهِ أرْبَعِينَ، ثُمَّ جَلَدَ ثَمانِينَ في آخِرِ خَِفَتِهِ، وَجَلَدَ عُثْمَانُ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ الحَدَّيْنِ كِلَيْهِمَا ثَمَانِينَ وَأوبَعِينَ، ثُمَّ أثْبَتَ مُعَاوِيَةُ الحَدَّ ثَمَانِينَ[. أخرجه أبو داود .
"Huneyn'de iken Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'e şarap için bir adam getirildi. Resulullah (tahkiren) yüzüne toprak saçtı. Sonra Ashab'a emretti, ayakkabılarıyla ve ellerinde bulunan (deynek, çubuk vs) başka şeylerle adama "Yeter, çekin ellerinizi" deyinceye kadar vurdular. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın vefatından sonra Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) de içki içenlere kırk darbe vurdurdu. Arkadan Hz. Ömer (radıyallahu anh) de halifeliğinin başlangıcında kırk sopa vurdurmaya devam etti. Ancak, hilafetinin sonunda (insanlar azıp fısk artınca) seksen sopa vurdurdu. Hz. Osman (radıyallahu anh) ise iki kere hadd uyguladı: Birini kırk, diğerini seksen yaptı. Hz. Osman'dan sonra Hz. Muaviye (radıyallahu anh) haddi seksende sabit kıldı."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/283. [Ebû Dâvud, Hudud 37, (4487, 4488).]

Sevr İbnu Zeyd el-Dîlî anlatıyor:

#8,420 وعن ثور بن زيد الدّيلى ]أنَّ عُمَرَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ اسْتَشَارَ في حَدِّ الخَمْرِ، فقَالَ لَهُ عَلِيٌّ: أرَى أنْ تَجْلِدَهُ ثَمَانِينَ جَلْدَةً، فإنَّهُ إذَا شَرِبَ سَكِرَ، وَإذَا سَكِرَ هَذَى، وَإذَا هَذَى افْتَرى فَجَلَدَ عُمَرُ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ ثَمَانِينَ جَلْدَةً في حَدِّ الخَمْرِ[. أخرجه مالك .
"Hz. Ömer (radıyallahu anh), hamr için uygulanması gereken haddin miktarı hususunda (Ashabla) istişarede bulundu. Hz. Ali (radıyallahu anh): "Seksen sopa vurulmasını uygun görüyorum" dedi. Çünkü kişi, içince sarhoş olur, sarhoş olunca hezeyana düşer (saçmalar), hezeyana düştü mü iftira atar. (İftiranın cezası ise 80 sopadır). Böylece Hz. Ömer (radıyallahu anh) içki içenler için haddi 80 sopa takdir etti."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/282.  [Muvatta, Eşribe 2, (2, 842).]

Şâ'bî (rahimehullah) anlatıyor:

#8,419  وعن الشعبى رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ: ]أنَّ رَجُلَيْنِ: شَهِدَا عَلى رَجُلٍ أنَّهُ سَرَقَ فقَطَعََهُ عَليٌّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ، ثُمَّ ذَهَبَا وَجَاءَا بِآخَرَ وَقاَ: أخْطَأنَا في ا‘وَّلِ فأبْطَلَ عَليٌّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ شَهَادَتَهُما، وَغَرَّمَهُمَا دِيَةَ ا‘وَّلِ، وَقالَ: لَوْ عَلِمْتُ أنَّكُمَا تَعَمَّدْتُمَا لَقَطعْتُكُمَا[. أخرجه البخارى ترجمة .
"İki kişi, üçüncü bir şahsın hırsızlık yaptığına dair şahitlikte bulundular. Bunun üzerine Hz. Ali (radıyallahu anh) adamın kolunu kesti. Bu iki kişi gidip bir müddet sonra diğer bir adamı getirip: "Biz hata etmişiz, hırsızlığı yapan o değilmiş (bu imiş)" dediler. Hz. Ali (radıyallahu anh) bunların şahidliğini iptal ederek (getirdikleri bu şahıs aleyhinde kabul etmedi. Ayrıca) onlara, önceki adamın diyetini yükledi ve: "Bilsem ki siz bu işi bilerek yaptınız, kollarınızı keserdim" dedi". [Buhari, Diyat 21 (Bab başlığında senetsiz olarak kaydedilmiştir).

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/278.

Hz. Ebû Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor:

#8,418 وعن أبى ذرّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]دَعَانِى رسولُ اللّه # فقالَ: كَيْفَ أنْتَ إذَا أصَابَ النَّاسَ مَوْتٌ يَكُونُ الْبَيْتُ فِيهِ بِالْوَصِيفِ، يَعْنِى الْقَبْرَ؟ قُلْتُ اللّهُ وَرسُولُهُ أعْلَمُ، أوْ مَا خَارَ لى اللّهُ ورسولُهُ؟ قَالَ: عَلَيْكَ بِالصَّبْرِ، أوْ قَالَ تَصْبِرُ. قَالَ حَمَّادٌ: فَبِهذَا أخَذَ مَنْ ذَهَبَ إلى قَطْعِ النَّبَّاشِ ‘نَّهُ دَخَلَ عَلى المَيِّتِ بَيْتَهُ[. أخرجه أبو داود.»الْبَيْتُ« القبر، والمراد أن الموت يكثر حتى يباع موضع قبر بعبد .
"(Bir gün) Resulullah (aleyhissalatu vesselam) beni çağırarak: "-İnsanlara (kitleler halinde) ölüm gelip, ev, yani kabir köle mukabilinde temin edilince halin ne olacak?" buyurdu. Ben: "-Allah ve Resulü bilir- veya Allah ve Resulü benim için neyi (uygun bulup) seçerlerse olur-" diye cevap verdim. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "-Sana sabır tavsiye ederim -veya sabret-" buyurdu."Hammad der ki: "Nebbaşın (yani mezarları açarak kefenleri çalanların) elikesilmelidir" diye hükmedenler bu hadisle amel ettiler. Çünkü, nebbaş ölünün evine girmiş olmaktadır"

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/274-275. [Ebû Dâvud, Hudud 19 (4409).]

Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#8,417 وعن جابر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قالَ رسولُ اللّهِ #: َ قَطْعَ في كَثَرٍ، وََ ثَمَر مُعَلّقٍ، وََ حَرِيسَةِ جَبَلٍ، وََ على خِيَانَةٍ، وََ في انْتِهَابٍ، وََ خَلِيسَةٍ[. أخرجه رزين.»الْكَثَرُ« جمار النخل.»والخَلِيسَةُ« الشئ المختلس المسلوب المنهوب .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Hurma özü için, ağacın başındaki meyve için, dağda otlayan (ağıla girmemiş) koyun için, ihanet edilen emanet için, yağmalanılan için, kapıp kaçırılan için el kesilmez." [Rezin ilavesidir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/269.

Ebû'z-Zinâd (radıyallâhu anh) anlatıyor:

#8,416  وعن أبى الزناد رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]جَلَدَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِالْعَزِيز رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ عَبْداً في فِرْيَةٍ ثَمَانِينَ. قالَ أبُو الزِّنَادِ: فَسألتُ عَبْدَ اللّهِ بْنَ عَامِرِ بْنَ رَبِيعَةَ عَنْ ذلِكَ فقَالَ: أدْرَكْتُ عُمَرَ بْنَ الخَطَّابِ، وَعُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، وَالخُلَفَاءَ، وَهَلُمَّ جَرَّا فَمَا رَأيْتُ أحَداً جَلَدَ عَبْداً في فِرْيَةٍ أكْثَرَ مِنْ أرْبَعِينَ[. أخرجه مالك.
"Ömer İbnu Abdilaziz (radıyallahu anh) iftira sebebiyle bir köleye seksen sopa vurdu. Ebu'z-Zinad der ki: "Bu hüküm hakkında, Abdullah İbnu Âmir İbni Rebia'ya sordum. Bana şu cevabı verdi: "- Ben, Osman İbnu Affan ve arkadan gelen diğer halifelerin zamanlarına yetiştim, hiç birisinin iftira sebebiyle köleye kırktan fazla vurduğunu görmedim!" 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/257. [Muvatta, Hudud 17, (2, 828).]

Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor:

#8,415 عن عائشة رَضِىَ اللّهُ عَنْها قالت: ]لَمّا نَزَلَ عُذْرِى قَامَ رسولُ اللّهِ # عَلى المِنْبَرِ فَذَكَرَ ذلِكَ وَتََ ـ تَعْنِى القُرْآنَ ـ فَلَمَّا نَزَلَ مِنَ المِنْبَر أمَرَ بِرَجُلَيْنِ وَالمَرأةِ فَضُرِبُوا حَدَّهُمْ، تَعْنى حَسَّانَ بْنَ ثَابِتٍ، وَمِسْطَحَ بْنَ أثَاثَةَ، وَحَمْنَةَ بِنْتََ جَحْشٍ[. أخرجه أبو داود .
"Maruz kaldığım iftiradan beni temize çıkaran vahiy indiği zaman, Resulullah (aleyhissalatu vesselam) minbere çıkıp, durumu hatırlattı ve ilgili ayeti (Nur 11-23) tilavet buyurdu. Minberden inince iki erkek ve bir kadına kazf haddi vurulmasını emretti. Ve derhal icra edildi. Burada hadd icra edilen şahıslar Hassan İbnu Sabit, Mistah İbnu Üsase ve Hamna Bintu Cahş (radıyallahu anhüm) idi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/256. [Ebû Dâvud, Hudud 35, (4474, 4475).]

Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

#8,414 وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ أنَّ رسولَ اللّه # قالَ: ]مَلْعُونٌ مَنْ أتَى امْرَأةً في دُبُرِهَا[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Kadına dübüründen temas eden mel'undur" buyurdular."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/254. [Ebû Dâvud, Nikâh 46, (2162).]

Hz.Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:

#8,413 وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال النَّبىُّ #: مَلعُونٌ مَنْ عَمِلَ عَمَلَ قَوْمِ لُوطٍ[. أخرجه رزين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Lut kavminin iğrenç fiilini işleyen kimse mel'undur." [Rezin ilavesidir. (Münzir'de kaydedilen uzunca bir hadisin parçasıdır).]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/254.

Yine İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ)'ın rivâyetine göre, 

#8,412 وعنه رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ ]أنَّ عَلِيّاً رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ أحْرَقَهُمَا، وَأنَّ أبَا بَكْرٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ هَدَمَ عَلَيْهِمَا حَائِطاً[. أخرجه رزين .
Hz. Ali, livata yapan çifti yaktırmıştır. Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) üzerlerine bir duvarı yıktırmıştır." [Rezin ilavesidir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/254.

Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor

#8,411 وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]زَنَى رَجُلٌ وَامْرَأةٌ مِنَ الْيَهُودِ. فقَالَ بَعضُهُمْ لِبَعْضٍ: اذْهَبُوا بِنَا إلى هذَا النَّبىِّ، فَإنَّهُ نَبىٌّ بُعِثَ بِالتَّخْفِيفِ، فإذَا أفْتَانَا بِفُتْيَا دُونَ الرَّجْمِ قَبِلْنَاهَا، وَاحْتَجَجْنَا عِنْدَ اللّهِ تَعالى بِهَا، قُلْنَا فُتْيَا نَبىٍّ مِنْ أنْبِيَائِكَ، فَأتَوُا النَّبىَّ # وَهُوَ جَالِسٌ في المَسْجِدِ في أصْحَابِهِ، فَقَالُوا يَا أبَا الْقَاسِمِ: مَا تَرَى في رَجُلٍ وَامْرَأةٍ زَنَيَا، فَلَمْ يُكُلِّمْهُمْ كَلِمَةً حتَّى أتَى بَيْتَ مِدْرَاسِهِمْ، فقَامَ عَلى الْبَابِ فقَالَ: أنْشُدُكُمُ اللّهَ الَّذِى أنْزَلَ التَّوْرَاةَ عَلى مُوسى، مَا تَجِدُونَ في التَّوْرَاةِ عَلى مَنْ زَنَى إذَا أحْصَنَ؟ قَالُوا: يُحَمَّمُ وَيُجَبَّهُ ويُجْلَدُ، وَالتَّجْبِيهُ: أنْ يُحْمَلَ الزَّانِيَانِ عَلى حِمَارٍ، وَتُقَابَلَ أقْفِيَتُهُمَا وَيُطَافُ بِهِمَا. قَالَ: وَسَكَتَ شَابٌّ مِنْهُمْ، فَلَمَّا رَآهُ النَّبِىُّ # سَكَتَ ألظَّ بِهِ النِّشْدَةِ، فقَالَ: اللَّهُمَّ إذْ نَشَدْتَنَا فَإنَّا نَجِدُ في التَّوْرَاةِ الرَّجْمَ، فقَالَ النَّبِىُّ #: فَمَا أوَّلُ مَا ارتَخَصْتُمْ أمْرَ اللّهِ تَعالى؟ قالُوا: زَنَى ذُو قَرَابَةٍ مِنْ مَلِكٍ مِنْ مُلُوكِنَا فَأخَّرَ عَنْهُ الرَّجْمَ، ثُمَّ زَنَى رَجُلٌ آخَرُ في أُسْرَةٍ مِنَ النَّاسِ، فأَرَادَ رَجْمَهُ فَحَالَ قَوْمُهُ دُونهُ وَقَالُوا: َ يُرْجَمُ صَاحِبُنَا حَتَّى تَجِئَ بِصَاحِبِكَ فَتَرْجُمَهُ، فاصَّلَحُوا هذِهِ الْعُقُوبَةَ بَيْنَهُمْ، فقَالَ #: فَإنِّى أحْكُمُ بِمَا في التَّوْرَاةِ، فأمَرَ بِهِمَا فَرُجِمَا فقَالَ الزُّهْرِىُّ: فَبَلَغَنَا أنَّ هذِهِ اŒيَةَ نَزَلَتْ فِيهِمْ: إنَّا أنْزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدىً وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أسْلَمُوا، وَكَانَ النَّبِىُّ # مِنْهُمْ[ أخرجه أبو داود.ومعنى »ألَظ به«: أى ألح في سؤاله وألزمه إياه .
"Yahudilerden bir kadınla bir erkek zina yaptılar. Birbirlerine: "Bizi şu peygambere götürün. Çünkü bir kısım hafifletmeler getiren bir peygamberdir. Bize recm dışında fetvalar verirse kabul eder, Allah indinde O'nun hükmünü kendimize delil kılarız ve: "Peygamberlerindenbir peygamberin bize verdiği fetvalar(la amel ettik, hevamıza uymadık) deriz" dediler. Mescidde ashabıyla birlikte oturmakta olan Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'e gelerek: "- Ey Ebu'l-Kasım, zina yapan kadın ve erkek hakkında kanaatin nedir?" dediler. O, onlara tek kelime söylemeden Beyt-i Midraslarına geldi. Kapıda durarak: "- Hz. Musa (aleyhisselam)'ya kitabı indiren Allah aşkına söyleyin, muhsan olan birisi zina yapacak olursa bunun Tevrat'taki hükmü nedir?" diye sordu. "- Yüzü siyaha boyanır, eşek üzerine ters bindirilir ve dayak atılır." -Hadiste geçen tecbiye: Zanileri, enseleri birbirine bakacak şekilde bir eşeğe bindirilip, bu halde sokaklarda dolaştırılmasıdır- Ravi devamla der ki: "Yahudilerden bir genç (bu cevaba katılmayap) susmuştu. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) onun suskunluğunu görünce sualinde ısrar etti. Bunun üzerine genç: "Madem ki sen bize Allah'ın adına yemin veriyorsun (gerçeği söyleyeceğim): "Biz Tevrat'ta recm emrini görüyoruz" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "- Allah'ın emrini hafifletmenizin başlangıcı nasıl oldu?" diye sordu. (Genç) şu cevabı verdi: "- Krallarımızdan birinin bir yakın akrabası zina yaptı. Kralımız, recmi ona tatbik etmedi. Sonra halka mensup bir aileden bir erkek zina yaptı. Bunu recmetmek istedi. Ancak adamın kavmi buna mani olup: "- Sen yakınını getirip recmetmedikçe biz de adamımızın recmedilmesine müsaade etmeyeceğiz!" dediler. Bunun üzerine, aralarında şimdiki cezayı vermek üzere anlaşıp sulh yaptılar. (Bu açıklama üzerine) Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "- Ben Tevrat'taki ayetle hükmediyorum!" dedi ve onların recmedilmelerini emretti ve recmedildiler. Zühri (rahimehullah) der ki: "Bana ulaştığına göre şu ayet bunlar hakkında nazil olmuştur:" Şüphesiz ki Tevrat'ı biz indirdik. Ki onda bir hidayet, bir nur vardır. Kendisini (Allah'a) teslim etmiş olan (İsrail) peygamberleri, Yahudilere ait (davalarda) onunla hükmederlerdi..." (Ma-ide 44). Resulullah (aleyhissalatu vesselam) onlardan biri idi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/247-248. [Ebû Dâvud, Hudud 26, (4450, 4451).]

Şa'bî (rahimehullah) anlatıyor: 

#8,410 وعن الشعبى رَضِىَ اللّهُ عَنْه ]أنَّ عَلِيّاً رَضِىَ اللّهُ عَنْه حِينَ رَجَمَ المَرْأةَ ضَرَبَهَا يَوْمَ الخَمِيسِ، وَرَجَمَهَا يَوْمَ الجُمُعَةِ، وَقَالَ: جَلَدْتُهَا بِكِتَابِ اللّهِ، وَرَجَمْتُهَا بِسُنَّةِ رسولِ اللّهِ #[. أخرجه البخارى.
"Hz. Ali (radıyallahu anh), kadını remettiği zaman onu perşembe günü dövdü, cuma günü de recmetti. Ve şunu söyledi: "Ona Kitabullah(ın hükmü) ile celde, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın sünneti ile de recm tatbik ettim." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/246. [Buhârî, Hudud 21.]

Ebû İshâk eş-Şeybânî (rahimehullah) anlatıyor:

#8,409 وعن أبى إسحاق الشيبانى رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]سَألْتُ ابْنَ أبِى أوْفَى هَلْ رَجَمَ رسولُ اللّه #؟ قالَ: نَعَمْ. قُلْتُ: قَبْلَ سُورَةِ النُّورِ، أوْ بَعْدَهَا؟ قالَ: َ أدْرِى[. أخرجه الشيخان.
"İbnu Ebi Evfa (radıyallahu anh)'ya: "- Resulullah (aleyhissalatu vesselam) hiç recm tatbik etti mi?" diye sordum. Bana: "Evet!" cevabını verdi. Ben tekrar: "- Nur suresinin nüzulünden önce mi, sonra mı?" diye sordum. "Bilmiyorum!" dedi." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/245.  [Buhârî, Hudud, 21, 37; Müslim, Hudud 29, (1702).]

Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor:

#8,408 وعن جابر رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]أمَرَ رَسُولُ اللّه # بِرَجُلٍ زَنَى فَجُلِدَ الحَدَّ، ثُمَّ أُخْبِرَ أنَّهُ مُحْصِنٌ فَأَمَرَ بِهِ فَرُجِمَ[. أخرجه أبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) zina yapmış olan bir kimse için celde ile hadd tatbik edilmesini emretti. Sonra, onun muhsan olduğu bildirildi. Bu sefer recmedilmesini emretti ve recmedildi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/239.  [Ebû Dâvud, Hudud 24, (4438, 4439).]

Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor:

#8,407 عن بريدة رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]أتَى مَاعِزُ بْنُ مالِكٍ ا‘سْلَمِىُّ رَضِىَ اللّهُ عَنْه النَّبِىَّ # فقَالَ يَا رسُولَ اللّهِ: إنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى وََزَنَيْتُ، وَإنِّى أُرِيدُ أنْ تُطَهِّرْنِى فَرَدَّهُ، فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ أتَاهُ، فقَالَ يَارسُولَ اللّهِ: إنِّى قَدْ زَنَيْتُ، فَرَدَّهُ الثَّانِيَةَ، فَأرْسَلَ رسولُ اللّهِ # إلى قَوْمِهِ فقَالَ: هَلْ تَعْلَمُونَ بِعَقْلِهِ بَأساً تُنْكِرُونَ مِنْهُ شَيْئاً: فقَالُوا: مَا نَعْلَمُهُ إَّ وَفِىَّ الْعَقْلِ مِنْ صَالِحِينَا فِيمَا نَرَى فَأتَاهُ الثَّالِثَةَ فَأرْسَلَ إلَيْهِمْ أيضاً فَسَألَ عَنْهُ، فَأخْبَرُوهُ أنَّهُ َ بَأسَ بِهِ وََ بِعَقْلِهِ، فَلَمَّا كَانَ الرَّابِعَةَ حَفَرَ لَهُ حُفْرَةً، ثُمَّ أمَرَ بِهِ فَرُجِمَ. قالَ: فَجَاءَتِ الغَامِديَّةُ، فقَالَتْ يَارسُولَ اللّه: إنِّى قَدْ زَنَيْتُ، فَطَهِّرْنِى فَرَدَّهَا، فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ قَالَتْ يَارسُولَ اللّهِ: لِمَ تَرُدُّنِى؟ لَعَلكَ أنْ تَرُدَّنِى كَمَا رَدَدْتَ مَاعِزاً فَوَاللّهِ إنِّى لَحُبْلَى. قَالَ: إمَّا َ فَاذْهَبِى حَتَّى تَلِدِى، فَلَمَّا وَلَدتْ أتَتْهُ بِالصَّبِىِّ في خِرْقَةٍ. قالَتْ: هذَا قَدْ وَلَدْتُهُ. قَالَ: فَاذْهَبِى فَأَرْضِعِيهِ حَتَّى تَفطُمِيهِ، فَلَمَّا فَطَمَتْهُ أتَتْهُ بِالصَّبِىِّ فِي يَدِهِ كِسْرَةُ خُبْزٍ، فقَالَتْ: هذَا يَا نَبىَّ اللّهِ قَدْ فَطَمْتُهُ وَقَدْ أكَلَ الطَّعَامَ، فَدَفَعَ الصَّبىَّ إلى رَجُلٍ مِنَ المُسْلِمِينَ، ثُمَّ أمَرَ بِهَا فَحُفِرَ لَهَا إلى صَدْرِهَا، وَأمَرَ النَّاسَ فَرَجَمُوهَا فَأقْبلَ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ رَضِىَ اللّهُ عَنْه بِحَجَرٍ فَرَمَى رَأسَهَا فَنَضَحَ الدَّمُ عَلى وَجْهِهِ فَسَبَّهَا، فَسَمِعَ النَّبىُّ # سَبَّهُ إيَّاهَا، فقََالَ مَهًْ يَا خَالِدُ: فوَالَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ لَقَدْ تَابَتْ تَوْبَةً لَوْ تَابهَا صَاحِبُ مَكْسٍ لَغُفِرَ لَهُ، ثُمَّ أمَرَ بِهَا فَصَلَّى عَلَيْهَا وَدُفِنَتْ[. أخرجه مسلم وأبو داود .
(aleyhissalatu vesselam)'a, Maiz İbnu Malik el-Eslemi (radıyallahu anh) gelerek: "- Ey Allah'ın Resulü, ben nefsime zulmettim, zina fazihasını işledim, beni temizlemeni istiyorum" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) onu reddetti (geri çevirip meselenin üzerine gitmedi). Ancak Maiz ertesi gün tekrar geldi. Yine: "- Ey Allah'ın Resulü, ben zina fazihasını irtikab ettim!" diye ikinci sefer itirafta bulundu. Adamı ikinci sefer geri çeviren Resulullah (aleyhissalatu vesselam) adamın kavmine birisini yollayarak: "Onun aklında bir noksanlık biliyor musunuz, normal bulmadığınız bir davranışına rastladınız mı?"diye tahkik ettirdi. Ancak hep beraber: "Biz onu gördüğümüz kadarıyla, aramızdaki salih kişilere denk akıl (ve feraset) sahibi biliyoruz" dediler. Maiz üçüncü sefer müracaatta bulundu. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) onlara yine birini göndererek adam hakkında sordurdu. Yine ne kendinde, ne aklında bir kusur olmadığını söylediler. Adam dördüncü sefer müracaat edince, ona bir çukur kazdırdı. Taşlanmasını emretti ve taşlandı. Ravi der ki: Gamidiye adında bir kadın da gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, ben zina fazihasını işledim. Beni temizle!” dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam), onu da geri çevirdi. Ertesi gün gelen kadın: "Ey Allah'ın Resulü, beni niye reddediyorsun. Görüyorum ki, beni de Maiz gibi geri çevirmek istiyorsun. Allah'a kasem olsun ben hamileyim de!" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): "Öyle ise hayır. Sen git ve çocuğu doğurunca gel" dedi. Kadın gitti, çocuğu doğurunca, bir beze sarılmış olarak çocukla geldi. "İşte çocuk, doğurdum!" dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Git, sütten kesinceye kadar emdir, sonra gel!" buyurdu. Kadın gitti, o çocuğu sütten kesince çocukla birlikte geldi. Çocuğun elinde bir ekmek parçası vardı. "Ey Allah'ın Resulü, işte çocuk, sütten kestim, yemek de yedi" dedi. Resulullah(aleyhissalatu vesselam) çocuğu alıp, Müslümanlardan birine teslim etti. Sonra bir çukur kazılmasını emir buyurdu. Göğsüne kadar derinlikte bir çukur kazıldı. Bundan sonra halka taşlamalarını emretti. Herkes taşladı. Halid İbnu Velid (radıyallahu anh) elinde bir taş ilerledi, başına attı. Kan yüzüne fışkırmıştı, kadına küfretti. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Halid'in kadına küfrettiğini işitince: "Ey Halid ağır ol!" dedi ve ilave etti: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e kasem olsun, bu kadın öyle bir tevbe yaptı ki, şayet alışverişte sahtekarlık yapanlar aynı tevbe ile tevbe yapsalardı, onların bile mağfiretine yeterdi!" Sonra Resulullah (tekfin) emretti. Kadının üzerine namaz kıldırdı ve defnedildi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/235-236.  [Müslim, Hudud 22, (1695); Ebû Dâvud, Hudud 24, 25, (4434, 4441).]

İbnu Abbâs hazretleri (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,406 وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهما ]أنَّ رَجًُ مِنْ بَكْرِ بْنِ لَيْثٍ أتَى النَّبىَّ # فَأقَرَّ عِنْدَهُ أنَّهُ زَنَى بِامْرَأةٍ أرْبَعَ مَرَّاتٍ فَجَلَدَهُ مِائَةَ جَلْدَةٍ وَكانَ بِكْراً ثُمَّ سَألَهُ الْبَيِّنَةَ عَلى المَرأةِ فَقَالَتْ: كَذَبَ وَاللّهِ يَارسُولَ اللّهِ، فَجَلَدَهُ حَدَّ الْفِرْيَةِ ثَمَانِينَ[. أخرجهما أبو داود .
"Bekr İbnu Leys kabilesinden bir adam, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a gelerek, bir kadınla (itiraf ederek) dört kere zina yaptığını söyledi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ona yüz sopa vurulmasına hükmetti. Zira adam bekardı. Sonra, kadın aleyhine beyyine sordu. Kadın: "- Ey Allah'ın Resulü! Vallahi yalan söylüyor" dedi. bunun üzerine, Resulullah , adamı iftira (kazf) haddine, yani seksen sopaya mahkum etti."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/229. [Ebu Dâvud, Hudud 31, (4467).]

Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,405  وعن سهل بن سعد رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]أتَى النَّبىَّ # رَجُلٌ فَأقَرَّ عِنْدَهُ أنَّهُ زَنَى بِامْرَأةٍ سَمَّاهَا لَهُ، فَبَعَثَ # إلى المَرْأةِ فَسَألَهَا عَنْ ذلِكَ فَأنْكََرَتْ أنْ تَكُونَ زَنَتْ فَجَلَدَهُ الحَدَّ وَتَرَكَهَا[ .
"Bir adam Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a gelerek ismini de verdiği bir kadınla zina yaptığını itiraf etti. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) kadına adam göndererek meseleyi sordurdu. Kadın, zina ettiğini inkar etti. Bunun üzerine, adama hadd celdesi tatbik etti, kadına dokunmadı."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/228.  [Ebu Dâvud, Hudud 31, (4466).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,404 وعن أنس رَضِىَ اللّهُ عَنْه ]أنَّ رَجًُ كانَ يُتَّهَمُ بِأُمِّ وَلَدِ رسولِ اللّهِ فقَالَ لِعَلِيٍّ رَضِىَ اللّهُ عَنْه: اذْهَبْ فَاضْرِبْ عُنُقَهُ، فَأتَاهُ فَإذَا هُوَ في رَكِىٍّ)ـ1( يَتَبَرَّدُ، فقَالَ لَهُ: اخْرُجْ فَنَاوَلَهُ يَدَهُ فَأخْرَجَهُ، فَإذَا هُوَ مَجْبُوبٌ لَيْسَ لَهُ ذَكَرٌ، فَكَفَّ عَنْهُ وَأخْبَرَ بِهِ النَّبىَّ # فحَسَّنَ فِعْلَهُ[.زاد في رواية وقال: ]الشَّاهِدُ يَرَى مَاَ يَرَى الْغَائِبُ[. أخرجه مسلم 
Bir adam, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın ümmü veledine temas etmekle itham edilmişti. Resulullah (aleyhissalatu vesselam), Hz. Ali (radıyallahu anh)' ye : "Git boynunu vur!" diye emretti. Hz. Ali, adama geldiği vakit, onu bir kuyunun içinde (yıkanıp) serinliyor buldu. "Çık dışarı!" diyerek elinden tutup kuyunun dışına çıkardı. Hz. Ali, adamın mecbub (burulmuş) ve tenasül organından mahrum olduğunu gördü. Artık ona dokunmayıp, durumu Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'e haber verdi. Resulullah, onu, davranışı sebebiyle takdir etti." Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Şahid, gaibin görmediğini görür" buyurdu".

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/227-228.  [Müslim, Tevbe 59, (2771).]

Hz. İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 

#8,403 وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قالَ رسولُ اللّهِ #: مَنْ وَقَعَ عَلى ذَاتِ مَحْرَمٍ، أوْ قَالَ. مَنْ نَكَحَ مَحْرَماً فَاقْتُلُوهُ[. أخرجه رزين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) şöyle emretti: "Kim, nikahı haram olan bir akrabasına cinsi temasta bulunursa -veya şöyle demişti; kim haram yakını ile evlenirse- onu öldürün."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/227.

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#8,402 وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهما قال: ]أُتِىَ عُمَرُ بِمَجْنُونَةٍ قَدْ زَنَتْ فَاسْتَشَارَ فِيهَا أُنَاساً فَأمَرَ بِهَا أنْ تُرْجَمَ، فَمَرَّ بِهَا عَلِيٌّ رَضِىَ اللّهُ عَنْه، فقََالَ: مَا شَأنُ هذِهِ؟ فقَالُوا: مَجْنُونَةُ بَنِى فَُنٍ زَنَتْ، فَأمَرَ بِهَا عُمَرُ رَضِىَ اللّهُ عَنْه أنْ تُرْجَمَ، فقَالَ: ارْجِعُوا بِهَا، ثُمَّ أتَاهُ، فقَالَ يَا أمِيرَ المُؤمِنِينَ. لَقَدْ عَلِمْتَ أنَّ رسولَ اللّهِ # قال: رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثََثٍ، عَنِ الصَّبِىِّ حَتَّى يَبْلُغَ، وَعَنِ النَّائِِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ، وَعَنِ المَعْتُوهِ حَتَّى يَبْرأ، وَإنَّ هذِهِ مَعْتُوهَةُ بَنِى فَُنٍ، لَعَلَّ الَّذِى أتَاهَا أتَاهَا وَهِىَ في بََئِهَا، فَخَلّى سَبِيلَها[. أخرجه أبو داود . رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثََثٍ عَنِ الصَّبى حَتَّى يَبْلُغَ وَعَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ المَعْتُوهِ حَتَّى يَبْرَأَ
"Hz. Ömer'e, zina yapmış olan deli bir kadın getirildi. (Recm edilip edilemeyeceği hususunda) halkla istişare ederek recmedilmesine hükmetti. Kadına Hz. Ali (radıyallahu anh) uğradı. (Hazırlığı görünce): "- Bunun hali nedir?" diye sordu. Kendisine: "Falanca kabileden deli bir kadındır, zina yapmıştır. Hz. Ömer (radıyallahu anh), recmedilmesine hükmetmiştir" dediler. Hz. Ali (radıyallahu anh): "- Kadını geri götürün!" dedi, sonra Hz. Ömer'e uğrayıp: "- Ey mü'minlerin emiri! Bilirsin ki, Resulullah (aleyhissalatu vesselam):  "Kalem üç kişiden kaldırılmıştır (artık onlar yaptıklarından sorumlu değildirler): Büluğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, şifa buluncaya kadar bunamıştan." Bu biçare kadın falanca kabilenin bunağıdır. Ona tecavüz eden, muhakkak ki akli noksanlığı sırasında tecavüz etmiştir" dedi." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/223.  [Ebu Davud, Hudud 16, (4399, 4400, 4401, 4402).]

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) hazretlerinden rivayete göre: 

#8,401 وعن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما: ]أنَّهُ أقَامَ حَدّاً عَلى بَعْضَ إمَائِهِ فَجَعَلَ يَضْرِبُ رِجْلَيْهَا وَسَاقَيْهَا، فقَالَ لَهُ سَالِمٌ رَحِمَهُ اللّهُ: أيْنَ قَوْلُ اللّهِ تَعالى: وََ تَأخُذْكُمْ بِهِمَا رَأفَةٌ في دِينِ اللّهِ. فقَالَ: أتَرَانِِى أشْفََقْتُ عَلَيْهَا. إنَّ اللّهَ تَعالى لَمْ يَأمُرْنِى أنْ أقْتُلَهَا[. أخرجهما رزين . وََ تَأْخُذُ كُمْ بِهِمَا رَ أْفَةٌ فِى دِينِ اللّهِ
Cariyelerinden birine hadd tatbik etmiş, bu maksadla ayaklarına ve bacaklarına vurmaya başlamıştı. Bunu gören Salim (rahimehullah) kendisine: "- (Sen niye böyle yapıyorsun?) Cenab-ı Hakk'ın   وََ تَأْخُذُ كُمْ بِهِمَا رَ أْفَةٌ فِى دِينِ اللّهِ  "Bunlara Allah'ın dinini tatbik hususunda acıyacağınız tutmasın..." (Nur 2) sözü nerede kaldı?" der. Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) de: "- Beni ona şefkatli davranıyor mu buldun? Her halde Cenab-ı Hakk onu öldürmemi emretmedi" cevabını verir. [Rezin ilavesidir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/220.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,400 وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قَضَى رسولُ اللّهِ # أنَّ عَلى الْعَبْدِ نِصْفَ حَدِّ الحُرِّ في الْحَدِّ الَّذِى يَتَبَعّضُ كَزِنَا الْبِكْرِ، وَالْقَذْفِ وَشُرْبِ الْخَمْرِ[ .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) hür kimseye terettüp eden haddin bölünebilen çeşidinin yarısını köleye hükmetti. Sözgelimi zina yapan bakirenin haddi, iftira (gazf) haddi ve şürbü'lhamr (içki) haddi böyledir. (Bunlar bölünebilen haddlerdir, köleye hep yarısı tatbik edilir). [Rezin ilavesidir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/220.

Müslim ve Ebû Dâvud'un bir diğer rivayetinde:

#8,399
"Bir adam, karısının yanında bir yabancı yakalasa onu öldürebilir mi ne dersiniz?" diye sorar. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Hayır!" deyince, Sa'd: "Bilakis evet! Seni hak dinle şereflendiren Allah'a yemin ederim, fırsatı yakalarsam ondan önce kılıncımı işletirim" der. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Efendinizin ne söylediğine bakın!" buyurur.

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/216.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,398  وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ ]أنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قالَ يَارَسُولَ اللّهِ: أرَأيْتَ لَوْ وَجَدْتُ مَعَ أمْرأتِى رَجًُ أُمْهِلُهُ حَتَّى آتِىَ بَأرْبَعَةِ شُهَدَاءَ؟ فقَالَ #: نَعَمْ[. أخرجه مسلم، ومالك، وأبو داود.وفي أخرى لمسلم، وأبى داود قال: ]أرأيْتَ رَجًُ وَجَدَ مََعَ أمْرَأتِهِ رَجًُ أيَقْتُلُهُ؟ قَالَ رسول اللّه #: َ. قَالَ سَعْدٌ: بَلَى وَالَّذِى أكْرَمَكَ بِالْحَقِّ إنْ كُنْتُ ‘عَاجِلُهُ بِالسَّيْفِ قَبْلَ ذلِكَ، فقَالَ #: اسْمَعُوا إلى ما يَقُولُ سَيِّدُكُمْ[ .
"Sa'd İbnu Ubade (radıyallahu anh): "Ey Allah'ın Resulü, ne buyurursunuz, zevcemi bir erkekle yakalarsam dört şahid getirmek için bekleyecek miyim?" diye sordu. Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "- Evet bekleyeceksin!" dedi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/216. [Müslim, Liân 14, (1498); Muvatta,Hudud 7, (2, 823); Ebu Dâvud, Diyât 12, (4532, 4533).]

 İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

#8,397 .وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]قالَ اللّهُ تَعالى: وَالَّتِى يَأتِينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ. اŒيةَ إلى قَوْلِهِ: سَبيً، فَذَكَرَ الرَّجُلَ بَعْدَ المَرْأةِ، ثُمَّ جَمَعَهُمَا فقَالَ: وَاللَّذَانِ يَأتِيَانِهَا مِنْكُمْ، اŒية، فَنَسخَ اللّهُ ذلِكَ بآيةِ الجَلْدِ، فقَالَ: الزَّانِيَة وَالزَّانِى فَاجْلِدُوا وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍ. ثُمَّ نَزَلَتْ آيَةُ الرَّجْمِ في النُورِ، فكانَ اول لِلْبِكْرِ، ثُمَّ رَفَعَتْهُ آيَةُ الرَّجْمِ مِن التَِّوَة، وَبَقِىَ الحُكْمُ بِهَا[. أخرجه أبو داود إلى قوله: مائة جلدةٍ، وأخرج باقيه رزين .
"Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'inde: "Kadınlarınızdan fuhşu irtikab edenlere karşı içinizden dört şahid getirin. Eğer şehadet ederlerse -onları ölüm alıp götürünceye, yahud Allah onlara bir yol açıncaya kadar- kendilerini evlerde alıkoyun (insanlarla ihtilattan menedin)" buyurdu. (Nisa 15). Cenab-ı Hakk, bu ayette (zina meselesinde) önce kadını zikrettikten sonra, erkeği kadınla birlikte ele alarak şöyle demiştir: "Sizlerden fuhşu irtikab edenlerin her ikisini de (kınayarak) eziyete koşun. Eğer tevbe edip (nefislerini) ıslah ederlerse artık onlara (eziyetten) vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri çok kabul eden, en çok esirgeyendir" (Nisa 16). Cenab-ı Hakk bu ayeti, celde ayetiyle neshederek şöyle buyurdu: "Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüzer deynek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız bunlara, Allah'ın dinini tatbik hususunda, acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir zümre de bunların azabına (bu cezalarına) şahid olsun" (Nur 2). Sonra Nur suresinde recm ayeti nazil oldu. Önceki (celdeyi emreden) vahiy bekar (zani) içindi. Sonra recm ayeti tilavetten kaldırıldı, ancak hükmü baki kaldı." [Ebu Davud, Hudud 23, (4413). Bu rivayetin "...yüzer deynek vurun" ibaresine kadar olan kısım Ebu Davud'a aittir, mütebakisini Rezin ilave etmiştir.]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/214-215. (Nisa 15).