Toplam 16,407 Hadis
Konular

Fezail/Faziletler Kategorisi

Abdullah İbn Davud'un şöyle dediği rivayet edildi:

#10,068
«Büyüklerden  kimlere yetiştin»  diye     Ebu   Hamfe'ye  sormuştum. Şu isimlen saydı: «El-Kas.rn, Salim, Tavus, İkrime, Abdullah bin Dinar, Ei-Hasan el-Bas-benzer Katade" 'brahmı, Eş-Şabi,    Nafi1 ve

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 383/34

Ebû Hani-fe: «Hammâd şöyle konuşurken işittim» diyerek rivayet edilmiştir ki:

#10,067
«ibrahim (en-ıMehei)ye baktığım zaman sen ve onun davranışlarını gö­ren herkes:   «Onun  davranışları Alkame'nin  davranışlarıdır."  derler. İbrahim dedi ki: Aikame'yi  gören «Onun  davranışları, Abdullah'ın  davranışlarıdır»  der. A!kame'de şöyie dedi: Abdullah'ı gören kimse, «Onun davranışları    Hz. Peygamberin davra­nışlarıdır!» der.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 382/33

Ebû Hani-fe: «Hammâd şöyle konuşurken işittim» diyerek rivayet edilmiştir ki:

#10,066
«ibrahim (en-ıMehei)ye baktığım zaman sen ve onun davranışlarını gö­ren herkes:   «Onun  davranışları Alkame'nin  davranışlarıdır."  derler. İbrahim dedi ki: Aikame'yi  gören «Onun  davranışları, Abdullah'ın  davranışlarıdır»  der. A!kame'de şöyie dedi: Abdullah'ı gören kimse, «Onun davranışları    Hz. Peygamberin davra­nışlarıdır!» der.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 381/32

El-Heysem, Âmir eş-Şabî'den naklen söylediği  rivayet edildi:

#10,065
Eş-Şabi, (bir gün) müslümanlarin yapmış oldukları savaşları anlatıyor­du. Bu sırada onu İbn Ömer de dinlemekteydi. Bir müddet dinledikten son­ra: Âmir, savaşlarda bulunmuş gibi (güzel) anlatıyor!» dedi.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 380/31

İbn  Abbas'tan şöyle rivayet edildi:

#10,064
Hz. Aişe hastayken, İbn Akbaş sormaya gelip, kabul edilmesi için izin istemişti. Hz. Aişe birini göndererek: «— Kendfrmi kederli ve sıkıntılı hissediyorum. Bir başfka zaman bu­yursun!» dedi. İbn Abbas haberciye: „Kabul edilmeden, buradan ayrılmam!» cevabını verdi. Haberci bu cevabı ona bildirince, Hz. Aişe girmesine izin verdi. Huzuruna geldiğimde: «— Doğrusu çok tasa ediyor ve sıkılıyorum. Zira hata ve noksanls-rım varken ölümün ansızın geleceğinden korkmaktayım.» diye konuştu. İbn Abbas: « Allah'a yemin ederim ki, ben Sallallahü aleyhi ve sellem'i «Aişe Cennetli'ktir!» diye söylenirken işittim. Allah teala'nın il'k önce Cehennem­de yanıp sonra Cennete girecek bir kadınla, Onu evlendirmesi, ona verdi­ği şerefle, asla uyuşmaz!» Bu sözleri duyan Aişe: «— Sen beni sıkıntı ve üzüntülerimden 'kurtardın. Allah da seni bun­lardan kurtarsın!» dedi.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 379/30

İbrahim (en-Neheî), Mesruktan şöyle rivayet etti: 

#10,063
Mesruk, Hz. Aişe'den hadis rivayet ederk&n şöyle derdi: «Bana rivayet eden,  «Her zaman doğrulayıcının kızı olan her zaman doğrulayıcı   (Sıddi), masum     olduğu  Kur'an ile  sabit olmuş olan, azamet ve bereket sahibi Allah'ın elçisi (SAV.) nin sevgilisi (Aişe) dir.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 378/29

Hz. Aİşe'nin şöyle dediği rivayet edildi:

#10,062
Resuluüah sallaliahü aleyhi ve seliemin hanımları içersinde onların hiç birinde olmayan özelliklerim vardır: Hz. Peygamber benimle evlenirken bakire idim. Böylece benden baş­ka hiç bir hanımım bakire olarak almamıştır. Benimle evlenmeden önce, Cibril ona suretimi indirip göstermiştir. Benden başka hiç birinin sureti­ni indirip göstermemiştir. Benden başka hiçbir hanımına Cibril görürvme-miştir. Beni onlardan, ve babamı onların babasından daha çak severdi. [Bana atılan İftiradan bir bölük insanın az daha helak "olacağı sırada, ma­sum olduğumu bildirmek üzere ayetler indi. [5] Ve nihayet, Resulullah (S.A.V.) benim nöbetim olan gecem ve günümde, başı çenemle göğsümün arasında bulunurken vefat etti.                               -                                   .     (a)    Bir rivayette şöyle dedi: «Hz. Peygamber'in hanımları içersinde, onların hiç birinde olmayan ye­di özelliğim vardır: «Hz. Peygamber benden başta hiç biriyle bakire olarak evlenmedi. Benimle evlenmeden önce Cibril ona suretimi getirdi. Böylece onların içinde yalnız beni>m suretim ona getirilmiştir. Beni onlardan ve babamı on-la*"in babalarından daha çok severdi. Bir bölük insanın heiak olacağı sıra­da, masum olduğum, inen ayetullahla sabit oldu. Benim nöbet günüm ve gecemde, başı çenemle göğsümün arasında iken vefat etti. Hanımlarının Cinde Cibril yalnız bana göründü.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 377/28 [5] Adı   geçen   âyetler,  Nûr  sûresinin   (24)   11-26  âyetleridir.

  :Hz. Aİşe'nin şöyle  dediği  rivayet edildi:

#10,061
Nebi saliallahü aleyhi ve sellemin hanımları içersinde benim, onlar­da bulunmayan  özelliklerim vardır. Hz. Peygamber, babamı onların babasından daha çok severdi. Beni hepsinden çok severdi. Beni bakire aldı. Cibril Aleyhisselam suretimi ona getirip gösterdikten sonra, o benimle evlendi. Kadınlar içersinde Cibril Aieyhisselamt yalnız ben gördüm. Hz. Peygamber'in örtüsü altında bulun­duğum sırada Cibril'in geldiği- çak olmuştur. Bana atılan iftiradan bir bölük insanın ez daha helak olacağı sırada, masum olduğumu bildirmek üze­re ona gelmişti. Hz. Peygamber'in ruhu alındığında benim evimde, benim nöbetim olan- gecemde, benim günümde [4] O ve başı çenem ile göğsüm arasında bulunuyordu.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 376/27 [4] Hz.  Peygamber,  hanımlanyla   nöbetleşe  kalıyordu. Vefat ettikleri  gün  Hz. Aışenin nöbetiydi-

Hz. Aişe'rvin şöyle dediği  rivayet edildi: Resûİullah (S.A.) buyurdu ki:

#10,060
<=Ya Aişe! artık öiüm bana tasa vermiyor, çün'kü Çenette de seni eşim olarak gördüm. Hz. Peygamber, bundan sonra yanında bulunanlara dönerek: «— Aişe'yi   cennette  gördüğüm  için  ölümü  artık     umursamıyorum.» buyurdu.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 375/26

Enes İbn Mâlik "in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,059
Hz.  Hatice'ye verilen müjdeye  göre, kendisine    cennette, içe gürültünün, yaygaranın ve herhangi bir yorgunluğun bulunmıyacağı verilecektir. cennette, içerisinde bir ev Hz.  Hatice'ye verilen müjdeye  göre, kendisine    cennette, içe gürültünün, yaygaranın ve herhangi bir yorgunluğun bulunmıyacağı verilecektir. cennette, içerisinde bir ev

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 374/25

Ebû Abdillah el-Cedelî'nin Huzeyme'den naklen şöyle dediği ri­vayet edildi:     

#10,058
Bir köyiü Hz. Peygamber'a satmış olduğu şeyi inkar ederken, Hüzey-me çıka geldi. Ve: «— Ona sattığına ben şahidim!» diye söze karıştı. Resululiah (S.A.): «— Nereden biliyorsun?» diye sordu. Huzeyme: «— Gökten vahiy gevriyorsun, seni doğruluyoruz!» cevabını verince, bundan böyle Hz, Peygamber onun şahadetini iki erkeğin şahadetine eşit kıldı. (a)    Bif rivayette şöyle dedi: Bir köylü, Resuluüah (S.A.) ile yapmış olduğu satış anlaşmasını in­kar ettiği bir sırada, Huzeyme üzerine geliverdi. Ve: «— Orta sattığına ben şahidim!» diye söze karıştı. Hz. Peygamber ona, «— Bana sattığını nereden biliyorsun?» diye sordu. Huzeyme: «— Gökten bize vahiy getiriyorsun, seni doğrulyoruz! Yeryüzünde (verdiğin haberde) seni doğrulamıyor muyuz!» cevabını verdi. Hz. Peygamber bu olaydan sonra vefatına kadar, Huzeymenin şahade­tini iki  erkeğin şahadetine eşit kıldı. fb)    Bir rivayette şöyle  dedi: Uz. Peygamber, vefatına ıkadar, onun  şahadetini  iki erkeğin şa­hadetine eşit olmayı  caiz gördü.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 373/4

Abdullah  (İbn  Mesûd'un) şöyle dediği  rivayet edildi:

#10,057
«Müslüman  olduktan  bu yana yalnız bir kere yalan  söyledim. O da şöyle oldu: Hz. Peygamber'in devesine palan vuruyordum. Taifli bir palan vuru­cusu gelerek bana: «— Hz. Peygamber'in hoşuna giden daha çok hangi tür palandır?» di­ye sordu. Ben: «— Taif —Mekke türüdür (!)» dedim Gerçekte Resulullah (S.A.V.) bu türü çirkin bulurdu. O da Hz. Peygamber için deveyi bu şekilde hazırlayıp getirdiğinde: «— Bizim için bu deveye palan vuran kimdir?" diye sordu. «— Taiften getirttiğimiz palan vurucusu...»  dedi. Nebi (S.A.V) o zaman: «— Deveyi İ-bn Mesud'a geri gönderiniz, ö hazırlasın!» emrini verdi.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 372/3

İbn  Mesûd'un  şöyie  dediği rivayet edildi:

#10,056
«Müslüman olduğumdan bu yana yalnız bir kere yalan söyledim. O da şöyle  oldu:» Bert,   Hz.   Peygamber'in  devesinin  palanını   vurmağa çalışırken, Taiflİ usta bir palan vurucusu gelerek bana: « Hz.   Peygamber devesine daha çok hangi tür palanın vurulması­nı ister?»  diye sordu. «Taif  Mekke türünü...» dedim. Gerçekte ise Hz. Peygamber bu türden hoşlanmazdı. Bu şekilde hazırlanan  deveyi getirince,   Resulullah  (S.A.V.) yanında bulunanlara):   « Bunu bizim için kim hazırladı?!» diye sordu. «.Palancınız!...» dediler. «İbn  Ümm Abd'e gidin; devemize, o pafan vursun-i» emrini verdi. . Böylece, deve  bana geri  getirildi.»1 [a}    Bir  rivayette, Abduilah   şöyle  dedi: Taiflilerden  bir palan vurucusu Hz. Peygambere getirildi. Taifli bana gelerek:                                                        «— Hz. Peygamber'in hoşuna giden en çok hangi tür palandır?» diye sordu. 3en de: «— Taif   Mekke,  türüdür»  dedim. Hz.  Peygamber çıkıp bineğini görünce: «— Bu bineği   hazırlayan   kimdir?»  diye sordu. *— Taif İf» denildi. «— Bu türe ihtiyacımız yoktur»  buyurdu.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 371/2

Avn'ın   babası,  Abdullah (ibn Mesûd'dan)  rivayet ederek  şöyle demiştir:

#10,055
«Abdullah, Resulullah [S.A.V.) in, palmiye yaprağı ile örülmüş secca­desine sahip olurdu.» Bir rivayette şöyle dedi: «Hz. Peygamberin çomağına sahip olurdu.» Bir rivayette şöyle dedi: «Abdullah, Hz. Peygamber'in örtüsüne sahip olurdu.» Bir rivayette şöyle dedi: «Abdullah-,   Hz. Peygamber'in  bineğine sahip olurdu.» Bir rivayette şöyle dedi: «Abdullah, Hz. Peygamber'in misvakına, abdest ibriğine ve nalınla­rına sahip olurdu.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 370/21

Avn'ın babası Abdullah İbn Mesûd'dan rivayet ederek şöyle de­miştir:

#10,054
«Hz. Peygamber evine geldiği zaman, Abdullah (İbn Mesud), annesi Ümmü Abd'İ oraya göndererek Nebi sallallahü aleyhi ve sellemin davra­nışlarından gördüklerini gelip kendisine söylemesifii tembih ederdi. Böylece, annesinden almış olduğu bilgiye dayanarak Hz. Peygamber'e benzemeğe çalışırdı.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 369/20

Abdulah  İbn   Mesûd'un  şöyle  dediği  rivayet ediidi:

#10,053
Bir gece,  Hz.  Peygamber'in  eşliğinde  Hz.  Ebu Bekir ile  Hz. Ömer ay   ' ışığında sohbet ettiler. Az sonra Hz. Peygamber ve ikisi çıkıp., fon Mesud'un (evinin önünden) geçtiler. O srada  Kur'an  okuyordu. Hz. Peygamber: «— Kur'an-ı indiği gibi okumak zevkini iadmak istiyen kimse, fbn-i Ümm-i Abd'in okuyuşunu örnek alarak, okusun» buyurup, Onun için şöyie demeğe başladı: «Dilediğini  iste;  sana verilir!»    . Bunu duyan Ebu Bekir ve Ömer ona müjde vermeğe gittiler. Ona ilk müjdeyi   Ebübekir yahut  Ömer verdi: «Nebi sallallahü aleyhi ve sellem, sana dua etmeni istedi.» dedi. O da: «— Ey Allah'ımı Sen'den, yerinden asla ayrılmayan devam edici bir iman, yok olmaz nimetler ve cennette sonsuz olarak Peygamberinin dost­luğunu istiyorum!» diye duada bulundu. (a) Bir rivayette Abdullah şöyle dedi: Hz. Peygamber'in yanında Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer ay ışığında soh­bet ettiler. Resulullah (S.A.V.} ve onlar beraberce çaktılar. İbn Mesud'un (evinin) yanından geçtiler. O sırada namaz kılarken Kuc'an cnkuyordu. Nebi sallal­lahü aleyhi ve sellem: «— Kur'an'ı, indirildiği  gibi ter-ü taze  olarak okumayı     istiyen, İbn-i Ümm-i  Abd'in okuyuşunu örnek alarak okusun!» «— Dilediğini iste, sana verilir!» dedi. [Ravi bundan sonra, hadisi, yukarda olduğu gibi naklederek tamamla­mıştır.)

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 368/19

'Cabir'in. şöyle dediği  rivayet edildi;      

#10,052
Resuiullah sallallahü aieyhi ve seilem: «Ahzab (Hendek muharebesi) gecesi, bize kim haber getirebilecek?» diye sordu, [3] Bunu duyan Zübeyr hemen yola çrktı. Hz. Peygambere üç kez haber getirmişti. Resuiullah sallallahü aleyhi ve sellem o zaman: Her nebinin yardımcilar' ftavarı) olmuştur. Benim yardımcım da tz-£ubey;rdlr»  buyurdular.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 367/18 [3] ' Habar,   Beni Kureyze hakkında  idi.

İbn Abbâs'ın  şöyle dediği rivayet edildi: Resulullah sallallahü  aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

#10,051
«Kıyamet günü  şehidleri* efendis,,  Abduimuttalibm oğ!u Hamza- . dan sonra da, devlet idarecinin huzuruna girip «Şunlar, yap   diye ona emr eden kişi olacakt  yap" [a)    Bir rivayette şöyle dedi: Kıyamet günü şehidierin efendisi. Abdulmuttalib'in "oğlu Hamza iie zalim devlet idarecisinin karşısına çıkıp şunları yap, şunları yapma diye orra  emrfiripn  ih<ıiHiı- oıra emreden  kişidir.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 366/17

Ümmü Hânİ'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,050
Bir gün Hz. Peygamber, Hz. Ali'ye baktı ve aç olduğurru anladı. «— Niçin açsın ey Ali!» diye sordu. =Hz. Ali: «— Ey Allah'ın Resulü, dedi. Şu vakitten beri çok az yiyiyorum da...» Bunun üzerine Hz. Peygamber: «— Seni Cennetle müjdeliyorum!» diye tebrik ettiler.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 365/16

Hz. Ali'nin yakın arkadaşlarından Habbe ifan- el-Ürenî'nin şöyle de­diği rivayet edildi:

#10,049
Ali'nin şöyle dediğini  kendisinden  işittim: «Ben islamı İtle defa kabul edenimdir. (Ve ben Resuiuliah (S.A.V.) ile ilk namaz kılanım.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 364/15

Mûsâ Ibn Kesîr'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,048
Hz. Ömer (birgün) Hz. Osman'tn yanı Adan geçerken, üzüntülü görünce sordu: «— Seni' üzen ne. olabilir?» Hz. Osman: «— Üzülmem mi? Resulullah ile aramdaki kayıntoabalık-enişteiik yakınlığı  kesildi» diye konuştu. Bu söz, nikahlısı ve Hz. Peygarber'in kızı [Rırkiyye) nin vefat ettiği sıralara  rastladı. Hz. Ömer:' «— Seni kızım Hafsa ile evlendireyim!" dedi. Hz. Osman: «— Resulullah (S.A.V.)  in  emrini  al, ondan sonra» cevabını verdi. Hz. Peygamber bu iş için kendisine gelen Ömer'e: «— İster misin1 ki, senin İçin, Osman'dan daha hayırlı bir enişte; Os­man için de senden hayırlı bir kaymbaba göstereyim?» diye sordu. Hz. Ömer, «Evet buyurun!» dedi. Resulullah o zaman şu teklifi yaptı: Sen  Hafsa'yi benimle, ben de kızımı  Osman ile evlendirelim!» Buna Hz. Ömer «Evet» diyerek kabul etti ve Hz. Peygamber de dedi­ğini yaptı. 

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 363/14

Huzeyfe bin el-Yemân'ın şöyle dediği rivayet edildi:

#10,047
«Benden sonra Ebu Bekir ve Ömer'e uyunuz. Ammar'ın davranışlarını örnek  aiıniz!   İbn   Ürnm-i  Abd'ın  [2]  yapmayı   üzerine   aldığı  şeyi tutmaya özeniniz!» .

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 362/13 [2] Abdullah  bin  Mesu'ttur

Ibn  Mesûd'un şöyle dediği   rivayet edildi: Resuiullah saliallahü aleyhi ve seliem buyurdu ki:

#10,046
 «Benden  sonra Ebu Bekir ve Ömer'e uyunuz!».

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 361/12

Enes'irr şöyle dediği  rivayet edildi:

#10,045
Hz. Ebu Bekir, Resuluilah (S.A.V) in biraz iyileştiğini görünce, karısı Hadice'nin kızına gitmek için izin istedi. Hanımı o şırada ensar'ın meyve bahçelerinden birinde bulunuyordu. Halbuki gördüğü bu iyileşmenin ölüm rahatlığı  olduğunu anlamamıştı.  İzin  alarak gitti. - Hz. Peygarrtber o gece vefat etti. Sabah olunca mahalle halkının birikirlerine bir şeyler söylemekte ol-       'i dukiarını görmece başladı. Konuşulanlara kulak verip kendisine haber ge-tirmek üzere 'küçük bir köleyi dışarı yolladı. Köle gelerek ona: «— İşittiğime göre «Muhammed öldü» diyorlar, dedi. Hz. Ebu Bekir bunu duyunca: «— Vah..;. vah...! Gücüm, ıkudretim kırıldı» diyerek perişan bir hale geldi. Ebu Bekir radiyallahü and Mesci'd'e henüz varmamıştı ki, yerinde dü­şüp kalacağını zann-ettiler. Münafıklar; Muhammed Peygamber olsaydı ölmezdi!» diyerek müslü-manlar arasında şüphe uyandırmağa çalışıyorlardı. Hz. Ömer, o zaman kılıcını çekerek: «— Hiç kimseden «Muhammed Öldü diye» duymıyayım yoksa kılıçla boynunu vururum!» Bunun üzerine  seslerini kestiler, Hz. Ebu Bekir, geldiği zaman, Peygamber'in üzeri örtülüydü. Yüzün­den örtüyü kaldırdı, öpüp koklamağa başladı. Ve orada bulunan halka dö­nerek: ' «— Ey nas! Kim Muhammed'e tapıyorsa, bilsin ki, o öldü. Kim de Mu-hammed'in Rabbına tapıyorsa, bilsin ki Muhammed'in Rabbi ölmez!» de­yip şu ayeti okudu, «Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamber­ler geldi geçti. Ölürse, yahut öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim dönerse 'bibin ki Allah'a hiçbir suretle zarar1 veremez ve  Allah şü'kredenlerin  karşılığım yakında verecektir.» [1] Hz. Ömer bu ayetle ilgili olarak şöyle konuştu: «Bu ayeti o gün dinlediğimizde, onu sanki biz daha önce hiç okuma­mış gibiydik!» Hz. Ömer'in bu sözlerini dinleyen müslümanlar aynısını söyliyerek ayeti okudular. Resuiullah (S.A.V.) Pazartesi gecesi öldü. Öylece \k\ gece, iki gündüz kaldı ve,salı günü defrıolundu. Üsame bin Zeyd 1le Evs bin Havle su döküyorlar, Ali ve Fadl da sal-lallahü alevhi ve sellemi yıkıyorlardı.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 360/11 [1] Âli   İmrân (3),  âyet  144.

Hz. Aişe'nin şöyle dediğr rivayet edildi:

#10,044
Hz. Peygamber, vefatiyle sonuçlanan hastalığa yakalandığı vakit, ben­de kalmak için hanımlarından irin istemiş, onlar da kabul etmişlerdi. Buna duyunca acele kalkıp hücreme çekildim. O sırada hizmetçim de yoktu. Kendisine, baş yastığı (güzel kokulu) Mekke ayrığı ile dolu, bir ya­tak serdim. ResuiuHah sallallahü aleyhi ve sersem, iki kişinin yardımıyla gelip ya­tağına yattı.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 359/10

Hz. Aişe'nin şöyle dediği rivayet edildi:

#10,043
«Resulüllah sailallahü aleyhi ve sellem'in, hastalığı sırasında namaza geldiğinde ayaklarının aklığını hala görür gibiyim.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 358/9

Enes'irr şöyle dediği rivayet edildi:

#10,042
«Hz. Peygamber, kölenin yapmış olduğu davetine gider, (hastayı rcr) ve eşeğe dahi binerdi.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 357/8

İbrahim'in  babası   Mesruk'tan   rivayetle  şöyle   demiştir: 

#10,041
Mesruk, Hz. Aişe'den  Resulüllah sailallahü aleyhi ve seliemin  ahia-kını sordu. O da: «— Kur'an'ı  okumuyor musun?!»  diye  cevap  verfi.

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 356/7

Enes bin- Mâlİk'ih şöyle dediği rivayet edildi:

#10,040
«Resulüüah sallallahü aleyhi ve sellemin avuçlarından daha yumuşak bulduğum, ne bir poplin ne de halis bir ipek bilirim.» (a)'  Bir rivayette şöyie dedi: «Resuiüliah sallaliahü aleyhi ve ve sellem, beraber oturduğu kimse­lerin yanında   dizlerini uzatarak oturduğu görülmemiştir.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 355/6

İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edildi:

#10,039
«Nebi sallaliahü aleyhi ve sellem'in bana bir miktar borcu vardı. Ba- ödediği, alacağından  daha fazla  idi.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 354/5

Abdullah bin Mesûd'un şöyle dediği rivayet edildi: 

#10,038
«Resuiüliah sallaliahü aleyhi ve sellem, gece, tabii olan güzel koku­su iie tanınırdı."

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 353/4

Cabir'in  şöyle dediği  rivayet edildi:

#10,037
«Resulüllah  sallallahü  aleyhi ve seilern, vücudunun güzel kokusu  ile tanınırdı.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 352/3

Enes'in  şöyle dediği rivayet  edildi:

#10,036
«Resuiüliah sallallahü aleyhi ve sellem 'kırk yaşını .doldurduğu sıralar­da, vahiy almağa başladı. On sene Mekke'de, on sene de Medine'de oturdu.                            . Hz. Peygamber vefat ettiği zaman, saç ve sakalımla ağarmış kıllar yir­miyi bulmamıştı.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 351/2

(...) Enes'in şöyie dediği rivayet edildi:

#10,035
Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellem altmış üç yaşındayken, vefat et­ti.        .                                 - Hz. Ebu Bekir altmış üç ve Hz, Ömer de altmış üç yaşında vefat etti­ler.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife, Fezail/Faziletler Hn: 350/1

Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Kadınlar Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a dediler ki:

#8,019 عن أبى سعيدٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قالَ: ]قَالَ النّسَاءُ لِلنَّبِىِّ #: يَا رَسُولَ اللّهِ غَلَبنَا عَلَيْكَ الرِّجَالُ، فَاجْعَلْ لَنَا يَوْماً مِنْ نَفْسِكَ فوَعَدَهُنَّ يَوْماً، فوَعَظَهُنَّ وَأمَرَهُنَّ، وَكانَ فِيمَا قَالَ لَهُنَّ: مَا مِنْكُنَّ اِمْرَأةٌ تُقَدِّمُ ثََثَةً مِنْ وَلَدَهَا إَّ كَانُوا لَهَا حِجَاباً مِنَ النَّارِ. فقَالَتِ امْرَأةٌ: يَا رَسُولَ اللّهِ، وَاثْنَيْنِ؟ قَالَ: وَاثْنَيْنِ[. أخرجه الشيخان .
"Ey Allah'ın Resulü! Sizden (istifade hususunda) erkekler bize galip çıktı (yeterince sizi dinleyemiyoruz). Bize müstakil bir gün ayırsanız!" Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bunun üzerine onlara bir gün verdi. O günde onlara vaaz u nasihat etti, bazı emirlerde bulundu. Onlara söyledikleri arasında şu da vardı: "Sizden kim, kendinden önce üç çocuğunu gönderirse, onlar mutlaka kendisine ateşe karşı bir perde olur!" Bir kadın sormuştu: "Ey Allah'ın Resulü! Ya iki çocuğu ölmüşse?" "İki de olsa!" buyurmuşlardı."

 İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/292. [Buharî, İlm 36, CEnâiz 6, İ'tisâm 9; Müslim, Birr 152, (2633).]

Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Kadınlar Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a dediler ki:

#8,018 عن أبى سعيدٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قالَ: ]قَالَ النّسَاءُ لِلنَّبِىِّ #: يَا رَسُولَ اللّهِ غَلَبنَا عَلَيْكَ الرِّجَالُ، فَاجْعَلْ لَنَا يَوْماً مِنْ نَفْسِكَ فوَعَدَهُنَّ يَوْماً، فوَعَظَهُنَّ وَأمَرَهُنَّ، وَكانَ فِيمَا قَالَ لَهُنَّ: مَا مِنْكُنَّ اِمْرَأةٌ تُقَدِّمُ ثََثَةً مِنْ وَلَدَهَا إَّ كَانُوا لَهَا حِجَاباً مِنَ النَّارِ. فقَالَتِ امْرَأةٌ: يَا رَسُولَ اللّهِ، وَاثْنَيْنِ؟ قَالَ: وَاثْنَيْنِ[. أخرجه الشيخان .
"Ey Allah'ın Resulü! Sizden (istifade hususunda) erkekler bize galip çıktı (yeterince sizi dinleyemiyoruz). Bize müstakil bir gün ayırsanız!" Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bunun üzerine onlara bir gün verdi. O günde onlara vaaz u nasihat etti, bazı emirlerde bulundu. Onlara söyledikleri arasında şu da vardı: "Sizden kim, kendinden önce üç çocuğunu gönderirse, onlar mutlaka kendisine ateşe karşı bir perde olur!" Bir kadın sormuştu: "Ey Allah'ın Resulü! Ya iki çocuğu ölmüşse?" "İki de olsa!" buyurmuşlardı."

 İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/292. [Buharî, İlm 36, CEnâiz 6, İ'tisâm 9; Müslim, Birr 152, (2633).]

Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,017 وعن أبى موسى رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إذَا كَانَ الْعَبْدُ يَعْمَلُ عَمً صَالِحاً فَشَغَلَهُ عَنْهُ مَرَضٌ أوْ سَفَرٌ كَتَبَ اللّهُ لَهُ كَصَالِحِ مَا كَانَ يَعْمَلُ وَهُوَ صَحيحٌ مُقِيمٌ[. أخرجه أبو داود .
"Bir kul, salih amel işlerken araya bir hastalık veya sefer girerek ameline mani olsa, Allah ona sıhhati yerinde ve mukim iken yapmakta olduğu salih amelin sevabını aynen yazar." 

 İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/291. [659] İbrahim Canan, [Buhârî Cihâd 134; Ebu Dâvud, Cenâiz 2, (3091).] 

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,016 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: قَالَ اللّهُ عَزَّ وَجَلَّ، وَعِزَّتِى وَجََلِى  أخْرِجُ أحَداً مِنَ الدُّنْيَا أُرِيدُ أنْ أغْفِرَ لَهُ حَتّى أسْتَوْفِيَ كُلَّ خَطِيئَةٍ في عُنُقِهِ بِسَقَمٍ في بَدَنِهِ وَإقْتَارٍ في رِزْقِهِ[. أخرجه رزين.»ا“قتارُ« التضييق على ا“نسان في رزقه .
"Allah Teala hazretleri ferman etti: "İzzetim ve celalim hakkı için, mağfiret etmek istediğim hiç kimseyi, bedenine bir hastalık, rızkına bir darlık vererek boynundaki günahlarından temizlemeden dünyadan çıkarmayacağım." [Rezin tahriç etmiştir."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/290.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,015 وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: مَا يَزَالُ الْبََءُ بِالْمُؤْمِنِ وَالْمُؤْمِنَةِ في نَفْسِهِ وَوَلَدِهِ وَمَالِهِ حتّى يَلْقَى اللّهَ وَمَا عَلَيْهِ خَطِيئَةٌ[. أخرجه مالك والترمذي .
"Mü'min erkek ve kadının nefsinde, çocuğunda, malında bela eksik olmaz. Ta ki hatasız olarak Allah'a kavuşsun."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/289. [Muvatta, Cenâiz 40, (1, 236); Zühd 57, (2401).

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,014  وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]عَادَ رَسُولُ اللّهِ #: مَحْمُوماً فقَالَ لَهُ: أبْشِرْ فإنَّ اللّهَ تَعالى يَقُولُ: هِىَ نَارِى أُسَلِّطُهَا عَلى عَبْدِى الْمُؤْمِنِ لَتَكُونَ حَظَّهُ مِنَ النَّارِ[. أخرجه رزين .
 "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bir hummalıyı ziyaret etmişti. Hastaya: "Müjde! Zira Allah Teala hazretleri diyor ki: "Humma benim ateşimdir, ben onu mü'min kuluma musallat ederim, ta ki, ateşten tadacağı nasibini dünyada tadmış) olsun."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/288. [Rezîn tahriç etmiştir. (Ahmet İbnu Hanbel'in Müsned'inde mevcuttur: 2, 440).]

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,013 وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]دَخَلَ رَسولُ اللّهِ # عَلى أُمِّ السَّائِبِ رَضِيَ اللّهُ عَنْها. فقَالَ: مَالكِ تُزَفْزِفِينَ. فقَالَتِ: الحُمّى! َ بَارَكَ اللّهُ فيهَا. فقَالَ: َ تَسُبِّى الْحُمّى فإنَّهَا تُذْهِبُ خَطَايَا بَنِى آدَمَ كَمَا يُذْهِبُ الْكِيرُ خَبَثَ الْحَدِيدِ[. أخرجه مسلم.»تُزَفْزِيفينَ« بالزاي المكررة. وأصل الزفيف: الحركة الشديدة كأنه سمع ما عرض لها من رعدة الحمى؛ ويروى بالراء المهملة، من رفرفة جناح الطائر، وهى تحريكه عند الطيران. فشبه حركة رعدتها به، وا‘ول أكثر، واللّهُ أعلم.
 "Resulullah (aleyhissalatu vesselam), Ümmü's-Saib (radıyallahu anha)'in yanına girdi ve: "Niye zangırdıyorsun, neyin var?" dedi. Kadın: "Humma (sıtma)! Allah belasını versin!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Sakın hummaya sövme! Çünkü o, insanların hatalarını temizlemektedir, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlediği gibi!" buyurdular."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/288.

Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,012 وعن أبى ذَرٍّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قِيلَ يَا رَسُولَ اللّهِ: الرَّجُل يَعْمَلُ الْخَيْرَ وَيَحْمَدُهُ النَّاسُ عَلَيْهِ. فقَالَ: تِلْكَ عَاجِلُ بُشْرى الْمُؤْمِن[. أخرجه مسلم .
"Resulullah'a soruldu: "Ey Allah'ın Resulü! Kişi hayır yapsa halk da bu sebeple onu övse (bunun hükmü nedir?)" "Bu mü'mine (Allah'ın razı olduğuna dair) peşin bir müjdedir"  buyurdular."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/282. [Müslim, Birr 166, (2642).]

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,011 وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: يَقُولُ اللّهُ عَزَّ وَجَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: يَا ابنَ آدَمَ: مَرِضْتُ فَلَمْ تَعُدْنِى. فَيَقُولُ: يَا رَبِّ كَيْفَ أعُودُكَ وَأنْتَ رَبُّ الْعَالَمِينَ؟ قَالَ: أمَا عَلِمْتَ أنَّ عَبْدِى فُناً مَرِضَ فَلَمْ تَعُدْهُ؟ أمَا عَلِمْتَ أنَّكَ لَوْ عُدْتَهُ لَوَجَدْتَنِى عِنْدَهُ؟ يَا بْنَ آدَمَ: اِسْتَطْعَمْتُكَ فَلَمْ تَطْعِمُنِي. قَالَ: يَا رَبِّ كَيْفَ أُطْعِمُكَ وَأنْتَ رَبُّ الْعَالَمِينَ؟ قَالَ: انّ عَبْدِي فَُناً اِسْتَطْعَمَكَ فَلَمْ تُطْعِمُهُ. أمَا عَلِمْتَ لَوْ أنَّكَ أطْعَمْتَهُ لَوَجَدْتَ ذَلِكَ عِنْدِي. يَابْنَ آدَمَ: اسْتَسْقَيْتُكَ فَلَمْ تُسْقِنِى. قَالَ: يَا رَبِّ كَيْفَ أسْقِيكَ وَأنْتَ رَبُّ الْعَالَمِينَ؟ فَيَقُولُ: إنَّ عَبْدِى فُناً اسْتَسْقَاكَ فَلَمْ تَسْقِهِ؟ أمَا عَلَمْتَ أنَّكَ لَوْ سَقَيْتَهُ لَوَجَدْتَ ذلِكَ عِنْدِي[. أخرجه مسلم .
"Kıyamet günü aziz ve celil olan Allah şöyle buyuracak: "Ey ademoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin." Kul diyecek: "Ey Rabbim, sen Rabbülalemin iken ben seni  nasıl ziyaret ederim?" Rab Teala diyecek: "Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu etseydin, yanında beni bulacaktın?" Rab Teala  diyecek: "Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim ama sen beni doyurmadın!"  Kul diyecek: "Ey Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki Alemlerin Rabbisin?" Rab Teala diyecek: "Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin ben onu yanımda bulacaktım." Rab Teala diyecek: "Ey ademoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!" Kul diyecek: "Ey Rabbim, ben sana nasıl su içirebilirim, sen ki Alemlerin Rabbisin!" Rab Teala diyecek: "Kulum falan senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su vermiş olsaydın bunu benim yanımda bulacaktın!" 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/279-280. [Müslim, Birr 43, (2569).]

Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor:

#8,010 وعن أبى ذرٍّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالُو: يَا رَسُولَ اللّهِ ذَهَبَ أهْلُ الدُّثُورِ بِا‘جُورِ، يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ، وَيتَصَدَّقُونَ بِفَضْلِ أمْوَالِهِمْ. قَالَ: أوَلَيْسَ قَدْ جَعَلَ اللّهُ لَكُمْ مَا تَتَصَدَّقُونَ بِهِ، إنَّ بِكُلِّ تَسْبِيحَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَكْبِيرَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَحْمِيدَةٍ، وَكُلِّ تَهْلِيلَةٍ صَدَقَةً، وَأمْرٌ بِالْمَعْرُوفِ صَدَقَةٌ، وَنَهْىٌ عنْ مُنْكَرِ صَدَقَةٌ، وَفي بُضْعِ أحَدِكُمْ صَدَقَةٌ. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللّهِ، أيَأتِى أحَدُنَا شَهْوَتَهُ وَيَكُونُ لَهُ فِيهَا أجْرٌ؟ قَالَ: أرَأيْتُمْ لَوْ وَضَعَهَا في حَرَامٍ أكَانَ عَلَيْهِ وِزْرٌ؟ قَالُوا: نَعَمْ. قَالَ: كَذلِكَ إذَا وََضَعَهَا في الْحََلِ كَانَ لَهُ أجْرٌ[. أخرجه مسلم .
"(Ashabtan bazıları): "Ey Allah'ın Resulü! Zenginler ücretleriyle gittiler. Onlar da bizim gibi namaz kıldılar, bizim gibi oruç tuttular, mallarının artanından da sadaka verdiler!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Allah size de tasadduk edeceğiniz şeyler verdi: Her bir tesbih sadakadır, her bir tekbir sadakadır, her bir tahmid sadakadır, her bir tehlil sadakadır, emr-i bi'lma'ruf sadakadır, nehy-i ani'lmünker sadakadır, herbirinizin (hanımıyla) ciması sadakadır!" buyurdu. Derken cemaatten: "Ey Allah'ın Resulü! Yani birimizin şehvetine mübaşeret etmesine ücret mi var?" diye soranlar oldu. Aleyhissalatu vesselam: "İhtiyacını haramla görmüş olsaydı bundan ona bir vebal var mıydı, yok muydu ne dersiniz?" diye sual ettiler. "Evet vardı!" demeleri üzerine: "Öyleyse, ihtiyacını helal yolla gördü mü bunda onun için ücret vardır!" buyurdular." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/271. [Müslim, Zekât 53, (1006).]

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün:

#8,009 وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ # يَوْماً: مَنْ أصْبَحَ الْيَوْمَ مِنْكُمْ صَائِماً؟ قَالَ أبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: أَنَا. قَالَ: فَمَنْ تَبعَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ جَنَازَةً؟ قَالَ أبُو بَكْرٍ: أنَا قَالَ: فَمَنْ أطْعَمَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ مِسْكِيناً؟ قَالَ أبُو بَكْرٍ: أنَا قَالَ: فَمَنْ عَادَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ مَرِيضاً؟ قَالَ أبُو بَكْرٍ: أنَا قَالَ # مَا اجْتَمَعْنَ في رَجُلٍ إَّ دَخَلَ الْجَنَّةَ[. أخرجه مسلم .
"Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?" diye sordular. Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh): "Ben!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Bugün kim bir cenazeye katıldı?" dedi. Yine Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh): "Ben!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Bugün kim bir fakire yedirdi?” dedi. Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Ben!” dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Bugün kim bir hastayı ziyaret etti?" dedi. Bu sefer de Hz. Ebu Bekir: "Ben!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Bunlar bir kimsede biraraya geldi mi, o kimse mutlaka cennete girer!" buyurdu."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/270. [Müslim, Zekat 87, (1028).]

 Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,008 وعن أبى ذرٍّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رسُولُ اللّهِ #: يَقُولُ اللّهُ عَزَّ وَجَلَّ: مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أمْثَالِهَا؛ وَأزِيدُ، وَمَنْ جَاءَ بِالْسَّيِّئَةِ فَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ مِثْلُهَا؛ وَأغْفِرُ، وَمَنْ تَقَرَّبَ اليَّ شِبْراً تَقَرَّبْتُ مِنْهُ ذِراعاً، وَمَنْ تَقَرَّبَ اليَّ ذِراعاً تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعاً، وَمَنْ جَاءَنِى يَمْشِى أتَيْتُهُ هَرْوََلَةً، وَمَنْ لَقِىَنِي بِقُرَابِ ا‘رْضِ خَطِيئَةً َ يُشْرِكُ بِى شَيْئاً لَقِيتُهُ بِمِثْلِهَا مَغْفِرَةً[. أخرجه مسلم.»قُرابُ ا‘رْضِ« ما يقارب م‘ها .
"Allah Teala hazretleri demiştir ki: "Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da. Kim bir günah işlerse bunun cezası, misli kadardır, veya affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım. Kim bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona  koşarak giderim. Kim bana hiçbir şeyi şirk koşmaksızın arz dolusu hata ile kavuşursa ben de onu bir o kadar mağfiretle  karşılarım."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/266.  [Müslim, Zikr 22, (2687).]

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,007 وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: يَقُولُ اللّهُ عَزَّ وَجَلَّ: أنَا عِنْدَ ظَنِِّ عَبْدِى بى، وَأنَا مَعَهُ حِينَ يَذْكُرَنِى. فإذَا ذَكَرَنِى في نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ في نَفْسِى، وإنْ ذَكَرَنِِى في مَ“ٍ ذَكَرْتُهُ في مَ‘ٍ خَيْرٍ مِنْهُ. فإنِ اقْتَرَبَ اليَّ شِبْراً اِقْتَرَبْتُ إلَيْهِ ذِراعاً وَإنِ اقْترَبَ اليّ ذِراعاً اقْتَرَبْتُ مِنْهُ بَاعاً، وإنْ أتَانِى مَشْياً أتَيْتُهُ هَرْوَلَةً[. أخرجه الشيخان .
"Allah Teala hazretleri diyor ki: "Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/261. [Buharî, Tevhid 15;  35; Müslim, Zikr 2, (26 75), Tevbe 1, (2675).]

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,006 وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ النُّعْمَانُ بْنُ نَوْفَلٍ: يَا رَسُولَ اللّهِ، أرَأيْتَ إذَا صَلَّيْتُ الْمَكْتُوبَةَ، وَصُمْتُ رَمَضَان، وَأحْلَلْتُ الْحََلَ وَحَرَّمْتُ الْحَرَامَ وَلَمْ أزِدْ عَلى ذلِكَ شَيْئاً، أدْخَلُ الْجَنَّةَ؟ قَالَ: نَعَمْ. قَالَ: واللّهِ َ أزِيدُ عَلى ذلِكَ شَيْئاً[. أخرجه مسلم .
"Nu'man İbnu Nevfel (bir gün) dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Farz namazlarımı kılsam,  Ramazan orucumu tutsam,  helali helal bilip haramı da haram tanısam ve bunlara hiçbir ilave (hayır ve ibadet)de bulunmasam cennete gider miyim?" Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "Evet!" buyurdular. Nu'man: "Vallahi (bu farzlara) hiçbir ilavede bulunmayacağım!" dedi."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/252. [Müslim, İman 16, (15).]

Muaz İbnu Enes (radıyallahu anh) anlatıyodr: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,005 وعن معاذ بن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ الصََّةَ وَالصِّيَامَ وَالذِكْر يُضَاعَفُ على النَّفَقَةِ في سَبِيلِ اللّهِ بِسَبْعمِائَةِ ضِعْفٍ[. إخرجه أبو داود .
Namaz, oruç ve zikir Allah yolunda  infak üzerine yedi yüz misli katlanır." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/250.  [Ebu Davud, Cihad 14, (2498).]

Hz. Ebu Ümame (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,004 وعن أبى أمَامَة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: ثََثَةٌ كُلُّهُمْ ضَامِنٌ على اللّهِ: رَجُلٌ خَرَجَ غَازِياً في سَبِيلِ اللّهِ تَعالى، فَهُوَ ضَامِنٌ على اللّهِ تَعالى حَتّى يَتَوَفّاهُ اللّهُ تَعالى فَيُدْخِلَهُ، أوْ يَرُدَّهُ بِمَا نَالَ مِنْ أجْرٍ وَغَنِيمَةٍ، وَرَجُلٌ رَاحَ الى الْمَسْجِدِ، فَهُوَ ضَامِنٌ عَلى اللّهِ تَعالى حَتّى يَتَوفّاهُ اللّهُ تَعالى فَيُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ. وَرَجُلٌ دَخَلَ بَيْتَهُ بِسََمٍ، فَهُوَ ضَامِنٌ عَلى اللّهِ[. أخرجه أبو داود.قوله: »ضَامِنٌ« فَاعِلٌ بِمعنى مَفعولٍ، ومعناه مضمونٌ على اللّهِ تعالى . وقوله: »دَخَلَ بَيْتَهُ بِسََمٍ« أراد بِه لزوم البيت وطلب السمة من الفتن ترغيباً في العزلة وتقليل الخلطة .
Üç şey vardır; her birine Allah garanti vermiştir: "Allah yolunda cihad etmek üzere yola çıkan  kimse: Bu öldüğü takdirde cennete koyma hususunda, ölmeyip döndüğü takdirde ganimet ve sevapla gelme hususunda garantilidir. Mescide giden kimseye, öldüğü takdirde, Allah cennete koyma hususunda garanti vermiştir. Kişi (fitne zamanında bulaşmayıp) evine çekildiği takdirde Allah ona da garanti vermişti."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/250.  [Ebu Davud, Cihad 10, (2494).]

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:  "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,003 وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قالَ رَسُولُ اللّهِ #: قَالَ اللّهُ تَعالى: مَنْ عَادَى لِي وَلِيّاً فَقَدْ آذَنْتُهُ بِحَرْبٍ، وَمَا تَقَرَّبَ اليّ عَبْدِي بِشَىْءٍ أحَبَّ الىَّ مِنْ أدَاءِ مَا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وََ يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبَ اليّ بِالنَّوافِلِ حَتّى أُحِبُّهُ، فإذا أحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِى يَسْمَعُ بِهِ. وَبَصَرُهُ الَّذى يُبْصِرُهُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتِى يَبْطَشُ بِهَا. وَرِجْلُهُ الَّتِى يَمْشِى بِهَا، وإنْ سَألَنِى أعْطَيْتُهُ، وإنِ اسْتَعاذَنِى أعَذْتُهُ، وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَىْءٍ أنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِى عَنْ قَبْضِ نَفْسِ عَبْدِى الْمُؤْمِنِ، يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَأكْرَهُ مَسَاءَتَهُ[. أخرجه البخاري.»التردّد« في حق اللّه محال، ومعناه ما ترددت رسلى في شئ أنا فاعله كترديدي إياهم في قبض نفس المؤمن .
"Allah Teala hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu  bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (ayni veya kifaye) şeyleri  eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı [aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/244.  [Buhârî,  Rikak 38.]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#8,002 وحديثَ أنسٍ: ]مَنْ تَوَضّأ فَأحْسَنَ الْوُضُوءَ وَعَادَ أخَاهُ الْمُسْلِمَ[ .
"Kim güzel bir şekilde abdest alır, Müslüman kardeşine,  sevap düşüncesiyle hasta ziyaretinde bulunursa, cehennemden yetmiş yıllık yürüme mesafesi uzaklaştırılır." Sabit dedi ki: "Ey Ebu Hamza, harif nedir?" diye Enes'ten sordum. Bana: "Yıl!" diye cevap verdi." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/239. [Ebu Davud, Cenaiz 7, (3098).]

Hz. Ali (radıyallahu anh) diyor ki:

#8,001 فيه حديثٍ عليّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ]مَا مِنْ رَجُلٍ يَعُودُ مَرِيضاً مُمْسِياً[ .
 "Bir hastayı akşamleyin ziyaret eden hiçbir kimse yok ki beraberinde kendisine sabaha kadar istiğfar edecek yetmiş bin melekle çıkmış olmasın. Ayrıca onun cenette bir bahçesi de vardır. Kim de hasta ziyaretine sabahleyin gelirse onunla birlikte yetmiş bin melek çıkar, akşam oluncaya kadar ona istiğfar ederler. Onun da cennette bir bağı vardır."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/239.  [Ebu Davud, Cenaiz 7, (3098, 3099), 3100).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#8,000 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]أرَادَ بَنُو سَلِمَةَ أنْ يَتَحَوَّلُوا الى قُرْبِ الْمَسْجِدِ. فقَالَ رَسولُ اللّهِ #: أَ تَحْتَسِبُونَ آثَارَكُمْ فَأقَامُوا[. أخرجه البخاري.»اِحْتِسَابُ« ادّخار ا‘جر عنداللّهِ بفعل الخير.            و»اŒثار« آثار مشيهم .
"Beni Selime  yurtlarını bırakarak Mescid-i Nebeviye yakın bir yere gelip yerleşmek istediler. (Durumdan haberdar olan) Resulullah (aleyhissalatu vesselam): "(Yürüdüğünüz zamanki) adımların sevabını hesaba katmıyor musunuz?" dedi. Bunun üzerine yerlerinde  kaldılar."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/237. [Buharî, Fezâilu'l-Medine 11, Ezan 33.]

Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,999 وعن أبى أُمَامة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسولُ اللّهِ #: مَنْ خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ مُتَطَهِّراً الى الصََّةِ الْمَكْتُوبَةِ كَانَ أجْرُهُ كَأجْرِ الْحَاجِّ الْمُحْرِمِ، وَمَن خَرَجَ الى تَسْبِيحَةِ الضُّحى َ يُنْصِبُهُ إَّ ذلكَ كَانَ كَأجْرِ الْمُعْتَمَرِ، وَصََةٌ على إثْرِ صََةٍ َلَغْوَ بَيْنَهُمَا كِتَابٌ في عِلِّيِّينَ[. أخرجه أبو داود.»النَّصْبُ« التعب.    و»اللَّغْوُ« الهذر من القول.    و»عِلِّيِّينَ« أعلى مكان في الجنة .
"Kim evinden temizlenmiş olarak farz namaz için çıkarsa, onun ecri, tıpkı ihrama girmiş hacının ecri gibidir. Kim de kuşluk namazı için çıkar ve sırf bu maksadla yorulursa onun ücreti de umre yapanın ücreti gibidir. Namaz  kıldıktan sonra araya lağv (dünyevi kelam) sokmadan kılınan ikinci namaz, İlliyyin (denen cennetin yüce makamın)da yazılıdır." 

 İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/236. [Ebu Davud, Salat 49, (558).]

- Said İbnu'l-Müseyyeb (rahimehullah) anlatıyor:

#7,998  وعن سعيدٍ بن الْمُسَيّب قال: ]احْتَضَرَ رَجُلٌ مِنَ ا‘نْصَارِ. فقَالَ: إنِّى مُحَدِّثُكُمْ حَدِيثاً مَا أُحَدِّثُكُمُوهُ إَّ احْتِسَاباً. سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَقُولُ: إذَا تَوَضّأ أحَدُكُمْ فَأحْسَنَ الْوُضُوءَ. ثُمَّ أتَى الى الصََّةِ لَمْ يَرْفَعْ قَدَمَهُ الْيُمْنى إَّ كَتَبَ اللّهُ لَهُ بِهَا حَسَنةً، وََ وَضَعَ قَدَمَهُ الْيُسْرَى إَّ حَطَّ عَنْهُ سَيِّئَةً فَلْيُقَرِّبْ أوْ لِيُبَعِّدَ. فإنْ أتَى الْمَسْجِدَ فَصَلّى في جَمَاعَةٍ غُفِرَ لَهُ، وَاِنْ أتَى الْمَسْجِدَ وَقَدْ صَلّوا بَعْضاً وَبَقِىَ بَعْضَ صَلّى مَا أدْرَكَ وَأتَمَّ مَا بَقِىَ، كَانَ كَذلِكَ. فَإنْ أتَى الْمَسْجِدَ وَقَدْ صَلّوا فَصَلّى وَأتَمَّ الصََّةَ كَانَ كذلِكَ[. أخرجه أبو داود .
"Ensardan biri ölmek üzere idi. Dedi ki: "Size bir hadis rivayet edeceğim. Bunun da sadece sevap ümidiyle yapacağım. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ı işittim, şöyle buyurmuştu: "Biriniz abdest alır ve abdestini güzel yapar sonra da namaza giderse, sağ adımını her atışta, bu adım sebebiyle Allah mutlaka ona bir sevap yazar; sol adımını attıkça da her seferinde mutlaka bir günahını döker. -Öyleyse (mescide) yaklaşsın veya uzaklaşsın- mescide gelir ve cemaatle namazını kılarsa mağfirete mazhar olur. Mescide geldiğinde namazın birkaç rek'ati kılınmış; birkaç rek'ati kalmış ise yetiştiğini cemaatle kılıp, kaçırdıklarını da tamamlamışsa, keza mağfirete mazhar olur. Eğer mescide geldiğinde namazı kılınmış bulur ve tek başına tamamlarsa yine mağfirete mazhar olur."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/235. [Ebu Davud, Salat 51, (563).]

Abdülvahid İbni Ziyad merhum, merfu olarak şunu rivayet etmiştir: 

#7,997 وعن عبد الواحد بن زياد يرفعه قال: ]صََةُ الرَّجُلِ في الْفََةِ إذَا أتَمَّهَا تُضَاعَفُ عَلى صََتِهِ في الْجَمَاعَةِ[. أخرجه رزين .
"Kişinin çölde kılacağı namazı, tamamladığı takdirde cemaatle kılacağı namazdan efdaldir." [Rezin tahric etmiştir. Hadis, Ebu Davud'da gelmiştir.  Ebu Davud bu hadisi, Ebu Saidi'l-Hudri'den kaydettiği şu hadisin arkasından rivayet eder: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)  buyurdular ki: "Cemaatle kılınan namaz yirmi beş namaza bedeldir. Kişi (cemaatle yolculuk sırasında) çölde kılar da rüku ve secdelerini tam  yaparsa, o zaman (sevabı) elli misline ulaşır."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/230  (Salat 49, (560).]

Muaz İbnu Enes el-Cühenî (radıyallahu anh) anlatıyor:

#7,996 وعن معاذ بن أنس الجُهَنِى رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ # مَنْ قَعَدَ في مُصََّهُ حِينَ يَنْصَرِفُ مِنْ صََةِ الصُّبْحِ حَتّى يُسَبِّحَ رَكْعَتِى الضُّحى، َ يَقُولُ إَّ خَيْراً غَفرَ اللّهُ لَهُ خَطَايَاهُ وَإنْ كَانَتْ أكْثَرَ مِنْ زَبَدِ الْبَحْرِ[. أخرجه أبو داود.»التَّسْبِيحُ« هاهنا: صة النافلة .
"Kim sabah namazından çıkınca, iki rekatlik kuşluk namazını kılıncaya kadar hayırdan başka bir şey söylemeden namaz kıldığı yerde oturur beklerse, Allah onun günahlarını, denizin köpüğü kadar çok da olsa bağışlar." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/226. [Ebu Davud, salat 301, (1287).] 

Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,995 عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: سَيْحَانُ وَجَيْحَانُ وَالْفُراتِ وَالنِّيلُ، كُلٌّ مِنْ أنْهَارِ الْجَنَّةِ[. أخرجه مسلم .
"Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil cennet  nehirlerindendir."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/220. [Müslim, Cennet 26, (2839).]

Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı işittim. Buyurmuştu ki:

#7,994 عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَقُولُ: إنَّ اللّهَ تَعالى يَبْعَثُ مِنْ مَسْجِدِ الْعَشَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُهَدَاءَ َ يَقُومُ مَعَ شُهَدَاءِ بَدْرٍ غَيْرُهُمْ[. أخرجه أبو داود.وقال: »الْمَسْجِدُ با‘بُلَّهِ مِمَّا يَلِى النَّهْرَ« .
"Allah Teala Hazretleri,  Mescidu'l-Aşşar'dan, kıyamet günü bir kısım şehidleri ba's eder (yeniden diriltir) ki, Bedir şehidleriyle sadece onlar kalkar." [Ebu Davud, Melahim 10, (4308).] Ebu Davud der ki: "Mescidu'l-Aşşar, Übülle'de (Fırat) nehrinin hemen yanındaki mesciddir."

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/219.

Hz. Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,993 عن الزُّبَيْرِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ صَيْدَ وَجٍّ وَعَضَاهَهُ حَرَمٌ مُحَرَّمٌ للّهِ تَعالى[. أخرجه أبو داود.»وَجٌّ« واد بين الطائف ومكة. قال الخطابى: و أعلم لتحريمه معنى إ أن يكون على سبيل الحمى لنوع من منافع المسلمين، أو أنه حرم وقتاً مخصوصاً ثم أحلّ يدل على ذلك قوله في جامع ا‘صول قبل نزوله الطائف لحصار ثقيف: ثم عاد ا‘مر فيه الى ا“باحة .
"Vecc (vadisin)in avı ve ağaçları haramdır. Allah için haram kılınmıştır." 

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/218.

Meymune (radıyallahu anhâ) anlatıyor:

#7,992  عن مَيْمُونَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْها قالت: ]قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّهِ أفِتْنَا في بَيْتِ الْمَقْدِسِ. فَقَالَ: ائْتُوهُ فَصَلُّوا فيهِ، وَكَانَتِ الْبَِدُُ إذْ ذَاكَ حَرْباً، فإنْ لَمْ تَأتُوهُ وَتُصَلُّوا فيهِ فَابْعَثُوا بِزَيْتٍ يُسْرَجُ في قَنَادِيلِهِ[. أخرجه أبو داود .
"Ey Allah'ın Resulü! dedim, bize Beytu'l-Makdis hakkında fetva verin!" "Ona gidin, içinde namaz kılın!" buyurdular. -O zaman her tarafta savaş vardı. (Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bu durumu nazar-ı itibara alarak sözlerini şöyle tamamladılar):- "Gidip, içinde namaz kılamıyorsanız, hiç olmassa kandillerinde yanacak zeytinyağı gönderin!"

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/217. [Ebû Dâvud, Salât 14.] 

Abdurrahman İbnu Süleyman anlatıyor:

#7,991 وعن عبدالرَّحْمنِ بنِ سُلَيْمَان قال: ]سَيَأتِى مَلِكٌ منْ مُلُوكِ الْعَجَمِ فَيَظْهَرُ عَلى المَدَائِنِ كُلِّهَا إَّ دِمِشْقَ[. أخرجه أبو داود .
"Acem krallarından bir  kral gelecek, Dımeşk hariç bütün şehirler üzerinde hakimiyet kuracak."

[Ebû Davud, Sünnet 9, (4639).][553]

Ebû'd-Derdâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,990 وعن أبى الدَّرْدَاءِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قالَ رسُولُ اللّهِ #: إنَّ فَسْطَاطَ الْمُسْلِمِينَ يَوْمَ الْمُلْحمَةِ بِالْغُوطَةِ الى جَانِبِ مَدِينَةٍ يُقَالُ لَهَا دِمَشْقُ مِنْ خَيْر مَدَائِنِ الشَّامِ[. أخرجه أبو داود.المراد »بالفُسْطَاطِ« هنا: البلد الجامة للناس.و»المَلْحَمَةُ« الحرب والقتال.و»الغوطة« اسم للبساتين والمياه التي عند دمشق وهي غوطة دمشق .
"Guta'daki savaş sırasında Müslümanların sığınağı, Şam şehirlerinin en hayırlısı olan Dımeşk denen şehrin yakınındadır."

 [Ebû Dâvud, Melâhim 6, (4298) Sünet 9, (4639).]

İbnu Havale (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,989 وعن ابْنِ حوالة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: سَيَصِيرُ ا‘مْرُ الى أنْ تَكُونُوا جُنُوداً مُجَنَّدَةً: جُنْدٌ بِالشَّامِ، وَجُنْدٌ بِالْيَمَنِ، وَجُنْدٌ بِالْعِرَاقِ فَقُلْتُ: خِرْلِى يَا رَسُولَ اللّهِ إنْ أدْرَكْتُ ذلِكَ. قَالَ: فَعَلَيْكَ بِالشَّامِ فإنَّهَا خِيرَةُ اللّهِ مِنْ أرْضِهِ يَجْتَبِى إليها خَيْرَتَهُ مِنْ عِبَادِهِ. فَأمَّا إذْ أبَيْتُمْ فَعَلَيْكُمْ بِيَمَنِكُمْ، وَاسْقُوا مِنْ غُدُرِكُمْ، فإنَّ اللّهَ تَوَكَّلَ لِى بِالشَّامِ وَأهْلِهِ[. أخرجه أبو داود.قوله: »خِرْلِى« بِكَسْرِ الْخَاءِ الْمُعْجَمَة: أي اخترلى ا‘صلح . »وا“جْتِبَاءُ« اختيار واصطفاء .
"Bu iş, sizin birkısım toplu gruplara ayrılmanıza müncer olacak: Şam'da bir grup, Yemen'de bir grup, Irak'da bir grup!" Ben: “Ey Allah’ın Resulü! Dedim. O güne erdiğim takdirde (bunlardan en hayırlısı hangisi ise şimdiden) bana seçiverin!” dedim. "Öyleyse dedi, sana Şam'ı tavsiye ederim! Çünkü orası, Allah'ın, arzında mümtaz kıldığı yerdir. Allah kulları arasında seçkin olanları oraya tahsis eder. Ancak (oraya gitmekten) imtina ederseniz, size Yemen'inizi tavsiye eder, (oradaki) havuzlarınızdan için derim. Zira Allah, Şam ve ahalisini (fitnelerden koruma hususunda) bana garanti verdi."

[Ebû Davud, Cihad 3, (2483).]

İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,988 عن ابْنِ عمرو بْنِ الْعَاصِ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قَالَ رَسُول اللّهِ #: سَتَكُونَ هِجْرةٌ بَعْدَ هِجْرَةٍ، فَخِيَارُ أهْلِ ا‘رْضِ ألْزَمُهُمْ مُهَاجِرَ إبْرَاهِيمَ، وَيَبْقى في ا‘رْضِ شِرَارُ أهْلِهَا تَلْفِظُهُمْ أرَضُوهُمْ. تَقْذَرُهُمْ نَفْسُ اللّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَيَحْشُرُهُمْ الى النَّارِ مَعَ الْقِرَدَةِ وَالْخَنَازِيرِ[. أخرجه أبو داود.»تلفظهم« أي تقذفهم كما ترمى اللفاظة من الفم.وقوله »تقذرهم نفس اللّه« معناه يكره اللّه خروجهم إليها ومقامهم بها ف يوفقهم لذلك فيصيروا بالرد وترك القبول كالشئ الذي تقذره النفس ف تقبله .
"Bir hicretten sonra bir hicret daha olacak. Arz ehlinin hayırlılarına Hz. İbrahim'in hicret ettiği yer (Şam) gereklidir. Arzda, ahalisinin şerirleri kalır. Arzları, onları (öbür dünyaya) atar. Allah Teala da onlardan hoşlanmaz. Onları ateş, maymunlar ve hınzırlarla birlikte haşreder." 

 [Ebû Davud, Cihad 3, (2482).]

İbnu Şihab anlatıyor:

#7,987 وعن ابْنِ شِهَابٍ قالَ: ]قَالَ رَسُولَ اللّهِ #: َ يَجْتَمِعُ دِينَانِ في جَزِيرَةِ الْعَرَبِ. قَالَ ابْنُ شِهَابٍ: فَفَحَصَ عَن ذلِكَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه حَتّى أتَاهُ الثَّلْجُ وَالْيَقِينُ أنَّ رَسُولَ اللّهِ # قَالَ ذلِكَ فَأجْلَى يَهُودَ خَيْبَرَ[. أخرجه مالك. وقال: وَقَدْ أجْلَى عُمَرُ يَهُودَ بَحْرَانَ وَفَدَكَ. وَأمَا يَهُودُ خَيْبَرَ فَخَرَجُوا مِنْهَا لَيْسَ لَهُمْ مِنَ الْثَّمِرِ وََ مِنَ ا‘رَاضِى شَىْءٌ، وأمَا يَهُودُ فَدَكَ فَكَانَ لَهُمْ نِصْفُ الثَّمَرِ وَنِصْفُ ا‘رْضِ قِيمَةٌ مِنْ ذَهَبٍ وَوَرِقٍ وَإبِلٍ وَحِبَالٍ وَأقْتَابٍ، ثُمَّ أعْطَاهُمُ الْقِيمَةَ وَأجَْهُمْ مِنْهَا.»الفَحصُ« الْبَحْثُ عَنْ حَقيقَة ا‘مْر وكشفه.و»الثَّلَجُ« اليقين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Ceziretü'l-Arap'ta iki din içtima edemez." İbnu Şihab devamla der ki: "Hz. Ömer bu meseleyi, kesin bir kanaat ve yakin elde edinceye kadar araştırdı. Gördü ki, Resulullah gerçekten bunu söylemiş. Bunun üzerine Hayber Yahudilerini sürgün etti." Malik der ki: "Hz. Ömer (radıyallahu anh), Necran ve Fedek Yahudilerini sürgün etti. Hayber Yahudilerine gelince, onlar kendilerine meyve ve arazi gelirlerinden herhangi bir hak tanımadan orayı terkettiler. Fedek Yahudilerinin [durumu farklı idi; meyvenin yarısı, arazinin yarısı onlarındı. Çünkü Resulullah (aleyhissalatu vesselam), onlarla meyve  ve arazinin yarısı üzerine sulh yapmış idi.] Hz. Ömer onlara meyvenin yarısını, arazinin yarısını; altın, gümüş, ip ve semer nevinden kıymet biçti ve onlara değerini vererek onları da oradan sürdü."

[Muvatta, Cami' 18, (2, 892, 893).] [539]

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı işittim, şöyle diyordu:

#7,986  عن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ #: يَقُولُ: إنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ يَئِسَ أنْ يَعْبِدَهُ الْمُصَلُّونَ في جَزِيرَةِ الْعَرَبِ ولكِنْ في التَّحْرِيشِ بَيْنَهُمْ[. أخرجه مسلم.»التَّحْرِيشُ« اغراء وايقاع الفتن بين الناس ونحو ذلك .
"Şeytan artık Arap yarımadasında namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümidi kesti. Ancak onları aldatacaktır." 

[Müslim, Münâfikûn 65, (2812).]

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,985 وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: غِلَظُ الْقُلُوبِ وَالْجَفَاءُ في الْمَشْرِقِ، وَا“يمَانُ في أهْلِ الْحِجَازِ[. أخرجه مسلم .
"Kabalık ve kalp  katılığı şarktadır. İman ise Hicaz ahalisi içerisindedir." 

 [Müslim, İman 92, (53).]

İmam Mâlik'ten nakledildiğine göre, şöyle demiştir:

#7,984 وعن مالكٍ أنّهُ قال: ] يَنْبَغِى ‘حَدٍ أنْ يُجَاوِزَ الْمُعَرَّسَ إذَا قَفَلَ الى الْمَدِينَةِ حَتّى يُصَلِّى فيهِ رَكْعَتَيْنِ أوْ مَابَدَا لَهُ. ‘نَّهُ بَلَغَنِى أنَّ رَسُولَ اللّهِ #: عَرَّسَ بِهِ، وَهُوَ عَلى سِتَّةِ أمْيَالَ مِنَ الْمَدِينَةِ[. أخرجه أبو داود.
"Medine'ye giden hiç kimseye, en az iki rekat namaz kılmadan Mu'arras'ı geçmesi  muvafık olmaz. Çünkü bana ulaştığına göre, Resulullah (aleyhissalatu vesselam), orada gecelemiştir. Orası Medine'ye altı mil mesafededir."

[Ebû Dâvud Menâsik 100, (2045).]

İbnu Abbas, Hz. Ömer (radıyallahu anhüm ecmain)'den naklen anlatıyor: 

#7,983 وعن ابْنِ عَبَّاسٍ عَنْ عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهم قال: ]سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ #: وَهُوَ بِوَادِى الْعَقِيقِ يَقُولُ: أتَانِى آتِ مِنْ رَبِّى. فقَالَ: صَلِّ في هذا الْوَادِى وَقُلْ: عُمْرَة وَحجَّة[. أخرجه البخاريّ وأبو داود .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın Akik vadisinde olduğu sırada şöyle söylediğini işittim: "Bana Rabbimden bir elçi geldi ve "Bu vadide namaz kıl ve "Hacc için de umre(ye niyet ediyorum) de!" emretti."

[Buharî,l Hacc 16, Hars 15, İ'tisam 16; Ebû Davud, Menasik 24, (1800).]

Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#7,982 وعن سعيدٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]لَمَّا رَجَعَ النَّبِىُّ # مِنْ تَبُوكَ تَلَقَّتْهُ رِجَالٌ مِنَ الْمُتَخَلِّفِينَ فَأثَارُوا غَبَاراً فخَمَّرَ بَعْضُ مَنْ كَانَ مَعَهُ أنْفَهُ، فأزَالَ رَسُولُ اللّهِ # اللِّثَامِ عَنْ وَجْهِهِ، وَقالَ: وَالَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ إنَّ غُبَارَهَا شِفَاءٌ مِنْ كُلِّ دَاءٍ وَأرَاهُ ذَكَرَ، وَمِنَ الْجُذَامِ وَالْبَرَصِ[. أخرجه رزين .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Tebük'ten dönünce, (sefere katılmayıp Medine'de kalmış olan) mütehallifinden bazıları onu karşıladılar. Bu sırada toz kaldırdılar. Bunun üzerine beraberinde bulunanlardan bazıları burunlarını sardı. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) yüzündeki sargıyı çıkardı ve: "Nefsimi kudret elinde tutan zata yemin olsun. Medine'nin tozu, her hastalığa şifadır!" buyurdu ve O'nun devamla "Cüzzamdan, barastan (ala terlikten)" diye saydığını gördüm." Rezin tahric etmiştir. 

[515]  

Cabir İbnu Sümere (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,981 وعن جابر بنِ سمَرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ] قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ اللّهَ سَمَّى الْمَدِينَةَ طَابَةَ[. أخرجه مسلم .
"Allah Teala hazretleri Medine'yi Tabe diye tesmiye buyurdu." 

[Müslim, hacc 491, (1385).]

Yine Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,980 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ ا“يمَانَ لَيَأْرِزُ الى الْمَدِينَةِ كَمَا تَأْرِزُ الْحَيَّةُ الى جُحْرِهَا[. أخرجه الشيخان.»يَأرزُ« أي ينضم ويلتجى .
"İman Medine'ye çekilecek, tıpkı yılanın deliğine çekilmesi gibi."

[Buhârî, Fezailu'l-Medine 6; Müslim, İman 233, (147).]

Yine Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,979 وعنه رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: يَتْرُكُونَ الْمَدِينَةَ عَلى خَيْرِ مَا كَانَتْ، َيَغْشَاهَا إَّ الْعَوافِى، يُرِيدُ عَوَافِىَ السِّبَاعِ والطَّيْرِ، وَآخِرُ مِنْ يُحْشَرُ رَاعِيَانِ مِنْ مُزَيْنَةَ يُرِيدَانِ الْمَدِينَةَ يَنْعِقَانِ بِغَنَمِهِمَا فَيَجِدَانِهَا مُلِئَتُ وُحُوشاً حَتّى إذَا بَلَغَا ثَنِيَّةَ الْودَاعِ خَرَّ عَلى وُجُوهِهِمَا[. أخرجه الثثة.»العَوَافِى« جَمَعَ عَافِيَةَ، وهِىَ: كُلَّ طَالِب من سبع وطير ودابة وغير ذلك إ أنه كثر استعماله وغلب على السباع والطير.و»نَعَقَ الرَّاعِى بالغنمِ« إذا دعاها لتعود عليه .
"Medine'yi, taşıdığı yüce hayra rağmen terkedecekler. Onu rızık arayanlar yani kuşlar ve kurtlar istila edecek. Oraya [en son gelecek] iki çoban bu maksadla Müzeyne'den çıkıp koyunlarını azarlayacaklar. Fakat Medine'yi vahşi hayvanlarla dolmuş bulacaklar. Seniyyetü'l-Veda'ya ulaştıkları vakit yüzüstü düşe(rek ölecek)ler." 

 [Buharî, Fezâilu'l-Medine 5, Müslim, Hacc 499, (1389); Muvatta, Câmî 8, (2, 888).]

- Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,978 وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: مَا بَيْنَ بَيْتِى وَمِنْبَرِى رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ، وَمِنْبَرِى عَلى حَوْضِى[. أخرجه الثثة .
"Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havuzumun üzerindedir."

[Buharî, Fazlu's-Salât 5, Fezâilu'l-Medine 11, Rikak 53, İ'tisam 16; Müslim, Hacc 502 (1392); Muvatta, Kıble 10, (1, 197).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,977 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: لَيْسَ مِنْ بَلَدِ إَّ سَيطُؤُهُ الدَّجَّالُ إَّ مَكَّةَ وَالْمَدِينَةَ، لَيْسَ نَقْبٌ مِنْ أنْقَابِهَا إَّ عَلَيْهِ الْمََئِكَةُ صَافِّينَ يَحْرُسُونَهَا. فَيَنْزِلُ السَّبِحَةَ ثُمَّ تَرْجُفُ الْمَدِينَةُ بأهْلِهَا ثَثَ رَجَفَاتٍ فَيَخْرُجُ إلَيْهِ كُلُّ كَافِرٍ وَمُنَافِقٍ[. أخرجه الشيخان .
"Mekke ve Medine hariç Deccal'ın çiğnemeyeceği memleket yoktur. Mekke ve Medine'ye geçit veren yolların herbirinde saf tutmuş melekler var, buraları korurlar. (Deccal) es-Sebbiha nam mevkie iner. Sonra Medine ahalisini üç sarsıntı ile sarsar. Bunun üzerine (şehirde bulunan) bütün kafir ve münafıklar (şehri terkederek Deccal'e) gelirler." 

[Buhâri, Fezailu'l-Medine 9; Müslim, Fiten 123, (2943).]

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor:

#7,976 وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: اللّّهُمَّ اجْعَلْ بِالْمَدِينَةِ ضِعْفَىْ مَا جَعَلْتَ بِمَكَّةَ مِنَ الْبَرَكَةِ[. أخرجه الثثة .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) şöyle dua buyurdular: "Allahım! Mekke'ye verdiğin bereketi iki katıyla Medine'ye de ver!" 

Buhârî, Büyu' 53, Kefâret 5, İ'tisâm 16; Müslim, Hacc 465, (1368); Muvatta, Câmi' 1, (2, 884, 885).]

- Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,975 وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قالَ: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: أُمِرْتُ بِقَرْيَةٍ تَأكُلُ الْقُرَى. يَقُولُونَ: يَثْرِبُ، وَهِىَ الْمَدِينَةُ، تَنْفِى النَّاسَ كَمَا يَنْفى الْكِيرُ خَبَثَ الْحَدِيدِ[. أخرجه الثثة . وفي رواية لمسلم: ]خَبَثَ الفِضَّةِ[.ومعنى: »تَأكُلُ الْقُرَى« أنَّ اللّهَ يَنْصر ا“سْمَ بأهلِهَا وَهُمْ ا‘نْصَارُ وَتفتح القرى على أيديهم ويغنِمَهُمْ إياها فيأكلونها، وهذا من باب اتساع واختصار وحذف المضاف، والتقدير يأكل أهلها أموال القرى. وغيّر # اسم يثرب بطيبة وطابة كراهة التثريب، وهو المبالغة في اللوم والتعنيف والتعيير .
"Ben karyeleri yiyen karye(ye hicret)le emrolundum. Buna Yesrib diyorlar. Burası Medine'dir. Medine, tıpkı körüğün curufu ayırması gibi insanları(n kötüsünü) defedip ayırır."

[Buhârî, Fezâilu'l-Medine 2; Müslim, Hacc 488, (1382); Muvatta, el-Câmi' 4, (1, 886).]

- Süfyân İbnu Ebi Züheyr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,974 وعن سُفْيَانِ بْنِ أبِى زُهَيْرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ # يُفْتَحُ الْيَمَنُ فَيَأتِى قَوْمٌ يَبُسُّونَ فَيَتَحَمَّلُونَ بِأهْلِيهِمْ وَمَنْ أطَاعَهُمْ، وَالْمَدِينَةُ خَيْرٌ لَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ. وَتُفْتَحُ الشَّامُ فَيَأتِ قَوْمٌ يَبُسُّونَ فَيَتَحَمَّلُونَ بأهْلِهِمْ وَمَنْ أطَاعَهُمْ، والْمَدِينَةُ خَيْرٌ لَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعلَمُونَ، وَتُفْتَحُ الْعِرَاقُ فَيَأتِى قَوْمٌ يَبُسُّونَ فَيَتَحَمَّلُونَ بأهْلِيهِمْ وَمَنْ أطَاعَهُمْ وَالْمَدِينَةُ خَيْرٌ لَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ[. أخرجه الثثة.ومعنى »يَبُسُّونَ« يَسُوقُونَ بِهَائِمَهُمْ سَائِرين عن المدينة الى غيرها، وا‘صل فيه أن بِسْ بَس: كلمة زجر لبل .
"Yemen fethedilecek. Bir grup insan, Medine'den oraya aileleri ve kendilerine tabi olanlarla gidecekler. Halbuki bilselerdi, Medine onlar için hayırlıydı. Şam da fethedilecek. Bir kavim Medine'den aileleri ve kendilerine tabi olanlarla oraya göç edecekler. Bilselerdi Medine onlar için hayırlı idi. Irak da fetholacak. Bir grup kimse ailesi ve kendilerine tabi olanlarla Medine'den oraya taşınacaklar. Halbuki bilselerdi Medine onlar için hayırlı idi." 

[Buharârî, Fezailu'l-Medine 5; Müslim, Hacc 497, (1388); Muvatta, el Câmi' 7, (2, 887, 888).]

- Yine Sahiheyn'in bir rivayetinde anlatıldığına göre, 

#7,973 وفي روايةٍ لهما: ]أنَّهُ # أقْبَلَ حَتّى بَدَا لَهُ أحُدٌ. فقَالَ: هذَا جَبَلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ. فَلَمَّا أشْرَفَ عَلى الْمَدِينَةِ قَالَ: اللّهُمَّ إنِّى أُحَرِّمُ مَا بَيْنَ جَبَلَيْهَا مِثْلَ مَا حَرِّمَ إبْرَاهِيمُ مَكَّةَ. اللّهُمَّ بَارِكْ لَهُمْ في مُدِّهِمْ وَصَاعِهِمْ[.»الْحَدَثُ« ا‘مْرُ الْحَادثُ الْمنكر الّذى ليس بمعتاد و معروفٍ في السّنة .
Resulullah (aleyhissalatu vesselam) (Medine'nin dışına doğru) yürüdü. Önünde Uhud görünmüştü: "Bu dağ var ya, o bizi çok seviyor, bizde onu seviyoruz" buyurdular. Medine'ye yönelince de: "Ey Allahım! Hz. İbrahim Mekke'yi haram kıldığı gibi, ben de [Medine'yi] iki dağı arasıyla haram kılıyorum. Allahım, (Medine halkını) müdd ve sa'larınla mübarek kıl" buyurdular." 

[Buhâri, Fezâilu'l-Medine 6; Müslim, Hacc 462, (1365).]

- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#7,972 عن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]حَرَّمَ رَسُولُ اللّهِ # الْمَدِينَةَ مَا بَيْنَ كَذَا الى كَذَا. فَمَنْ أحْدَثَ فِيهَا حَدَثاً فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللّهِ وَالْمََئِكَةِ وَالنَّاسِ أجْمَعِينَ. َ يَقْبَلُ اللّهُ مِنْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ صَرْفاً وََ عَدًْ[. أخرجه الشيخان .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Medine'yi şu şu yer arasında kalan kısımlarıyla haram ilan etti. "Kim bu haramı ihlal edecek bir davranışta bulunursa, Allah'ın meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Allah Kıyamet günü o kimseden ne farz ne nafile (hiçbir hayır) kabul etmesin" (buyurdu)."

[Buhârî, Fezailu'l-Medine 1, İ'tisâm 6; Müslim, Hacc 462, 463, 464, (1365, 1366, 1367).]

- İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhüma) anlatıyor: 

#7,971 وعن  ابن عمرو بن العاص رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: اَتْرُكُوا الْحَبَشَ مَا تَرَكُوكُمْ فإنَّهُ َ يَسْتَخْرِجُ كَنْزَ الْكَعْبَةِ إَّ ذُو السُّوَيْقَتَيْنِ[. أخرجه أبو داود.»الكنزُ« المال المخبوء، والمراد به مال الكعبة الذي كان معدّا لها من النذور القديمة وغيرها .
 "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Habeşliler sizi terkettikçe onları terkedin. Zira, Ka'be'nin hazinesini sadece zü'ssüvaykateyn (ince bacaklı olan kimse) çıkaracaktır." 

 [Ebû Dâvud, Melâhim 11, (4309).]

Buhâri'nin İbnu Abbas'tan kaydettiği diğer bir rivayete göre, 

#7,970 وفي أخرى للبخاري عن ابنِ عبّاس: ]كأنِّى بِهِ أسْوَدَ  أفْحَجَ يَقْلَعُهَا حَجَراً حَجَراً[.ويعنى الكعبة. إنما صغر السويقتين ‘نه أراد ضعفهما ودقتهما، وذلك  غالب في سوق الحبشة.و»الفحجُ« بعد ما بين الساقين .
Resulullah (aleyhissalatu vesselam) şöyle buyurmuştur: "Ka'be'yi yıkacak olan o ayrık iri ayaklı, güdük kafalı (koyu siyah) Habeşli'yi Ka'be' nin taşlarını birer birer söker halde görür gibiyim!"

[Buharî, Hacc 49.]

- Amr İbnu Dinar ve Ubeydullah İbnu Ebi Yezid dediler ki:

#7,969 وعن عمرو بْنِ دِينارٍ وَعُبَيْدِ اللّهِ بْنِ أبِى يَزِيدَ قَاَ: ]لَمْ يَكُنْ لِلْمَسْجِدِ عَلى عَهْدِ رَسُولِ اللّهِ # حَائِطٌ، كَانُوا يُصَلُّونَ حَوْلَ الْبَيْتِ حَتّى كَانَ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه فَبَنَى حَوْلَهُ حَائِطاً جَدْرَهُ قَصِيرٌ فَعَّهُ ابْنُ الزُّبَيْرِ[. أخرجه البخاري .
"Resulullah zamanında Ka'be'nin (etrafında ihata) duvarı yoktu. İnsanlar Beytullah'ın etrafında  namaz kılıyorlardı. Bu  hal, Hz. Ömer zamanına kadar devam etti. Ömer (radıyallahu anh) etrafına duvar çektirdi. Bu davarın boyu alçaktı. İbnu'z-Zübeyr yükseltti."

[Buharî, Menakıbu'l-Ensar 25.]

- Amr İbnu Dinar anlatıyor:

#7,968 وعن عمرو بْنُ دِينارٍ قال: ]سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللّهِ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما يَقُولُ لَمَّا بُنِيَتِ الْكَعْبَةُ ذَهبَ رَسُولُ اللّهِ وَالْعَبَّاسُ يَنْقَُنِ الْحِجَارَةَ. فقَالَ الْعَبَّاسُ لِلنَّبِىِّ #: اجْعَلْ إزَارَكَ عَلى رَقَبَتِكَ يَقيكَ الْحِجَارَةَ. فَفَعَلَ، وكان ذلِكَ قَبْلَ أنْ يُبْعَثَ، فَخَرَّ الى ا‘رْضِ، فَطَمَحَتْ عَيْنَاهُ الى السَّمَاءِ. فقَالَ: اِزَارى إزَارى فَشَدَّهُ عَلَيْهِ[. أخرجه الشيخان.وفي رواية: »فَسَقَطَ مَغْشِيّاً عَلَيْهِ، فَمَا رُؤِىَ بَعْدُ عُرْيَاناً« .
"Cabir İbnu Abdillah (radıyallahu anh)'ı işittim. Demişti ki: "Ka'be inşa edilirken Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ve (amcası) Abbas taş taşımakta idiler. Bir ara Abbas (radıyallahu anh), Aleyhissalatu vesselam'a: "İzarını omuzuna koy da taşın incitmesine mani olsun" dedi. O da öyle yapmıştı. Bu hadise peygamberlik gelmezden önce idi. Birden yere yığıldı. Gözleri semaya dikilmiş kalmıştı. "İzarım! İzarım! dedi ve derhal onu üzerine bağladı." Bir rivayette şu ziyade var: "...Bayılıp düştü. Bundan sonra hiç üryan görülmedi."

 [Buharî, Hacc 42, Salât 8, Menakıbu'l-Ensar 25; Müslim, Hayz 76, (340).]

- Ya'la İbnu Ümeyye (radıyallahu anh) anlatıyor:

#7,967 وعن يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: احْتِكَارُ الطَّعَامِ في الْحَرَمِ إلْحَادُ فيهِ[. أخرجه أبو داود.»احْتِكَارُ« ادخار الطعام وا‘قوات لتغلو أسعارها وتباع على المسلمين.و»ا“لحادُ« الظلم، وأصله: الميل والعدول عن الشئ .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Harem'de mal ihtikarı orada işlenen bir zulümdür."

 [Ebû Davud, Menâsik 90, (2020).]

- Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor:

#7,966 وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ يَحِلُّ ‘حَدٍ أنْ يَحْمِلَ السَِّحَ بِمَكَّةَ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Mekke'de  silah taşımak hiç kimseye helal değildir."

[Müslim, Hacc 449, (1356).]

- Şakîk'in bir riayetine göre Şeybe İbnu Osman şöyle anlatmıştır: 

#7,965 وعن شقيقٍ أن شيبة بن عثمان قال: ]دَخَلَ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه الْكَعْبَةَ فَرَأى مَا فيهَا مِنَ الْمَالِ. فقَالَ: َ أخْرُجُُ حَتّى أقْسِمَ مَالَ الْكَعْبَةِ. قُلْتُ: مَا أنْتَ بِفَاعِلٍ. قَالَ: بلَى. قُلْتُ: مَا أنْتَ بِفَاعِلٍ. قَالَ: لِمَ؟ قُلْتُ: بأنَّ رَسُولَ اللّهِ # قَدْ رَأى مَكَانَهُ وَأبُو بَكْرٍ، وَهُمَا أحْوَجُ مِنْكَ الى الْمَالِ وَلَمْ يُخْرِجَاهُ. فقَامَ فَخَرجَ[. أخرجه البخاري وأبو داود، وهذا لفظ أبى داود .
"Hz. Ömer (radıyallahu anh) Ka'be'ye girdi. Orada bulunan emvali görünce: "Ka'be'nin malını taksim etmedikçe çıkmayacağım" dedi. Ben de: "Sen bunu yapamazsın" dedim. O: "Hayır, yaparım!" dedi. Ben tekrar: "Sen onu yapamazsın!" dedim. O: "Niye?" diye sordu. Ben de: "Çünkü onun yerini Resulullah (aleyhissalatu vesselam) da, Hz. Ebu Bekir de gördü. Onlar mala senden daha fazla muhtaç idiler. Buna rağmen o malı çıkarmadılar" dedim. Bunun üzerine kalkıp çıkıp gitti." 

[Buhârî, İ'tisam 2, Hacc 48; Ebû Dâvud, Menâsik 96, (2031).]

- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,964 وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنْها قالت: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: يَغْزُو جَيْشٌ الْكَعْبَةَ فإذَا كَانوا بِبَيْدَاءَ مِنَ ا‘رْضِ يُخْسِفُ بأوَّلِهِمْ وَآخِرِهمْ. قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللّهِ كَيْفَ يُخْسَفُ بأوَّلِهِمْ وَآخِرِهِمْ وَفِيهِمْ أسْوَاقُهُمْ وَمَنْ لَيْسَ مِنْهُمْ. قَالَ: يُخْسَفُ بِأوَّلِهِمْ وَآخِرِهِمْ ثُمَّ يُبْعَثُونَ عَلى نِيَّاتِهِمْ[. أخرجه الشيخان. واللّفظ للبخاري.»الَبَيْدَاءُ« ا‘رض الواسعة القفر، وقد جاء أنَّ الْمُراد به الْبَيْدَاءُ الَّتِى بالقرب من المدينة، وهى معروفة بقرب ذى الحليفة .
"Ka'be'ye karşı bir ordu, saldırı tertipleyecek. Yerin bir çölüne geldikleri vakit en öndekileri de en sondakileri de (tamamiyle) yere batıracak!" Ben söze girip: "Ey Allah'ın Resulü, onların içerisinde çarşıpazar (ehli) olanlar, onlardan olma(dığı halde katılan)lar da var. Nasıl olur da hepsi birden yere batırılıp (cezalandırılır)?" dedim. Aleyhisselatu vesselam: "Öndekileri de, arkadakileri de batırılır. Ancak, herbiri niyetlerine göre diriltilir" buyurdular." 

[Buharî, Büyu 49; Müslim, Fiten 8, (2884).]

- Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,963 وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولَ اللّهِ #: لَيُهِلَّنَّ ابْنُ مَرْيَمَ مِنْ فَجِّ الرَّوْحَاءِ حَاجّاً أوْ مُعْتَمِراً أوْ لَيُثَنِّيَنَّهُمَا مَعاً[. أخرجه مسلم .
"Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa aleyhisselam), Feccu'r-Ravha nam mevkide, hacc yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir."

 [Müslim, Hacc 216, (1252).]

- el-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,962 وعن الخُدْري رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: لَيُحَجَّنَّ هذَا الْبَيْتُ وَلَيُعْتَمَرنَّ بَعْدَ يَأجُوجَ وَمَأجُوجَ[. أخرجه البخاري .
"Bu Beyt'e Ye'cüc ve Me'cüc'den sonra da hacc yapılacak umre icra edilecek."

[Buharî, Hacc 47).]

 Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,961 عن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَقُولُ: إنَّ في اللَّيْلِ سَاعَةً َ يُوَافِقُهَا رَجُلٌ مُسْلمٌ يَسْألُ اللّهَ خَيْراً مِنْ أمْرِ الدُّنْيَا أوِ اŒخِرَةِ إَّ أعْطَاهُ إيَّاهُ، وذلِكَ كُلَّ لَيْلَةٍ[. أخرجه مسلم .
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Gecede bir saat vardır ki, müslüman bir kimsenin Allah'tan, dünya veya ahirete müteallik bir hayır talebi, o saate rastlarsa, Allah dilediğini ona mutlaka verir. Bu saat her gecede vardır." 

[Müslim, Müsafirin 166, (757).]

- Talha İbnu Ubeydillah İbni Keiz (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,959 وعن طلحة بن عبيداللّه بن كُرُيْزٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ # أفْضَلُ ا‘يَّامِ يَوْمُ عَرَفَةَ وَافقَ يَوْمَ جُمْعَةٍ. وَهُوَ أفْضَلُ مِنْ سَبْعِينَ حَجَّةً في غَيْرِ يَوْمِ جُمْعَةٍ، وَأفْضَلُ الدُّعَاءِ دُعَاءُ يَوْمِ عَرَفَةَ، وَأفْضَلُ مَا قُلْتُ أنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلى: َ إلَهَ إَّ اللّهُ وَحْدَهُ َ شَرِيكَ لَهُ[. أخرجه مالك من قوله: أفضَلُ الدُّعَاءِ الى آخِرِهِ. وأخرجه بطوله رزين.
"Günlerin en efdali arafe günüdür. (Faziletçe) cuma'ya muvafakat eder. O, cum'a günü dışında yapılan yetmiş haccdan efdaldir. Duaların en efdali de arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en efdal söz de: "Lailahe illallah vahdehu laşerikelehu" (Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, O'nun ortağı da yoktur) sözüdür." İmam Malik "Duaların en efdali..." ibaresinden sonraki kısmını Muvatta'da tahric etmiştir. Rezin ise rivayeti baştan sona kadar tam olarak tahric etmiştir. 

[Muvatta, Hacc 246, (1, 422.]

- Abdullah İbnu Kurt anlatıyor: "Resululah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

#7,958 عن عبداللّه بْنِ قرط قَالَ: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ أعْظَمَ ا‘يَّامِ عِنْدَ اللّهِ يَوْمُ النَّحْرِ ثُمَّ يَوْمُ النَّفْرِ[. أخرجه أبو داود.»يَوْمُ« النَّفْرِ« هو اليوم الثاني من أيام التشريق .
"Allah indinde günlerin en büyüğü Kurban bayramı günüdür, bunu, fazilette Nefr günü (teşrik günlerinin ikinci günü) takib eder." 

[(Ebû Davud, Menâsik 19, (1765).]

- Hz. Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: 

#7,957 وعن الْعَبَّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ: ]قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّهِ. هَلْ أغْنَيْتَ عَنْ عَمِّكَ؟ فإنَّهُ كَانَ يَحُوطُكَ وَيغْضَبُ لَكَ. قَالَ: نَعَمْ هُوَ في ضَحْضَاحٍ مِنْ نَارٍ، وَلَوَْ أنَا لَكَانَ في الدَّرْكِ ا‘سْفَلِ مِنَ النَّارِ[. أخرجه الشيخان.»يَحُوطُكَ« يَحْفُكَ وَيَصُونَكَ وَيَذُبّ عَنْكَ وَيَتفرع على مصالحك .
"Ey Allah'ın Resulü dedim, amcana (istiğfarla yardım)dan seni alıkoyan nedir? O seni koruyor, senin için kafirlere kızıyordu." "Evet! dedi, olacak. O ateşin sığ bir yerindedir. Eğer ben olmasaydım cehenemin en derin yerinde olacaktı."

 [Buhârî, Menakıbu'l-Ensar 40, Edeb 115, Rikak 51; Müslim, İman 357, (209).]

- Ebû Sa'id (radıyallahu anh) anlatıyor:

#7,956 وعن أبى سعيدٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]ذُكِرَ أبُو طَالِبٍ عِنْدَ رَسُولِ اللّهِ # فقَالَ: لَعَلّهُ تَنْفَعَهُ شَفَاعَتِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِأنْ يُجْعَلَ في ضَحْضاحٍ مِنْ نَارٍ يَبْلُغُ كَعْبَيْهِ يَغْلِى مِنْهُ دِمَاغَهُ[. أخرجه الشيخان.»الضَّحْضَاحٍ« الماء القليل، استعارة للنار وشبه به في القلة ما يكون فيه أبو طالب من النار القليلة.
"Ebu  Talib Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın yanında zikredilmişti. "Umulur ki, Kıyamet günü şefaatim ona fayda eder de, böylece ateşten, topuklarına kadar yükselen sığ bir yere konur, yine de beyni kaynar."

[Buharî, Menakıbu'l-Ensar 40, Rikak 51; Müslim, İman 360, (210).]

- Esma Bintu Ebi Bekr (radıyallahu anhumâ) anlatıyor:

#7,955 وعن أسْمَاءَ بِنْتُ بكْرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قَالَتْ: ]رَأيْتُ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو ابْنِ نُفَيْلٍ قَائِماً مُسْنِداً ظَهْرَهُ الى الْكَعْبَةِ يَقُولُ: يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ، واللّهِ مَا مِنْكُمْ عَلى دِينِ ابْرَاهِيمَ غَيْرِى، وَكَانَ يُحْيِى الْمَوْؤُدَةَ. يَقُولُ لِلرَّجُلِ إذَا أرَادَ أنْ يَقْتُلَ ابْنَتَهُ: َ تَقْتُلْهَا، أنَا أكْفِىكَ مُؤْنَتَهَا، فَيَأخُذُهَا فإذَا تَرَعْرَعَتْ قَالَ ‘بِيهَا: إنْ شِئْتَ دَفَعْتُهَا إلَيْكَ وَإنْ شِئْتَ كَفَيْتُكَ مُؤْنَتَهَا[. أخرجه البخاري.»اَلْمَوْؤُدَةُ« الطُّفْلَةِ، كَانُوا إذَا وَلَدَ ‘حَدِهِمْ بِنْت حَفِرَ لَهَا حُفْرَةً وَدَفَنَهَا وَهِىَ حِيَّةٌ غَيْرَةَ وَأنْفَةً، فَحَرَّمَ اللّهُ ذلِكَ .
"Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl'in ayakta dikilip sırtını Ka'be'ye dayayarak şöyle söylediğini işittim: "Ey Kureyş topluluğu! Vallahi ben hariç hiçbiriniz Hz. İbrahim aleyhisselam'ın dini üzere değilsiniz!" Zeyd diri diri toprağa gömülecek kızları (kurtarıp) hayatını bağışlardı. Kızını öldürmek isteyen adama: "Onu öldürme, onun külfetini ben üzerime alıyorum" der ve kızı alırdı. Kız büyüyüp serpilince, babasına: "Dilersen sana teslim edeyim, dilersen külfetini ben çekeyim" der, (bakımına devam eder)di". 

[Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr 24.]

- Bir başka rivayette ise şöyle gelmiştir: 

#7,954 وفي روايةٍ: ]أنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ خَرَجَ الى الشَّامِ يَسْألُ عَنِ الدِّينِ وَيَتْبَعُهُ. فَلَقِىَ عَالِماً مِنَ الْيَهُودِ فَسَألَهُ عَنْ دِينِهِمْ؛ وَقَالَ: لَعَلِّي أنْ أدِينَ دِينَكُمْ. فقَالَ: َ تَكُونُ عَلى دِينِنَا حَتّى تَأخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ غَضَبِ اللّهِ. قَالَ زَيْدٌ: مَا أفِرُّ إَّ مِنْ غَضَبِ اللّهِ، وََ أحْمِلُ مِنْ غَضَبِ اللّهِ شَيْئاً أبَداً، وَأنَا أسْتَطِيعُهُ، فَهَلْ تَدُلُّنِى عَلى غَيْرِهِ؟ فقَالَ: مَا أْعَلَمُهُ إَّ أنْ يَكُونَ حَنِيفاً. قَالَ زَيْدٌ: وَمَا الْحَنِيفُ؟ قَالَ دِينُ إبْرَاهِيمَ عَلَيْهِ السََّمُ، لَمْ يكُنْ يَهُودِيّاً وََ نَصْرَانِيّاً وََ يَعْبُدُ إَّ اللّهَ. فَخَرَجَ زَيْدٌ فَلَقِيَ عَالِماً مِنْ عُلَمَاءِ النَّصَارَى، فَذَكَرَ لَهُ مِثْلَ ذلِكَ. فقَالَ: لَنْ تَكُونَ عَلى دِينِنَا حَتّى تَأخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ لَعْنَةِ اللّهِ. قَالَ: مَا اَفِرُّ اَِّ مِنْ لَعْنَةِ اللّهِ، وََ اَحْمِلُ مِنْ لَعْنَةِ اللّهِ شَيْئاً أبَداً وَأنَا أسْتَطيعُ فَهَلْ تَدُلُّنِى على غَيْرِهِ؟ فقَالَ: َ اعْلَمُهُ إَّ أنْ يَكُونَ حَنِيفاً. قَالَ: وَمَا الْحَنِيفُ؟ قَالَ: دِينُ إبْرَاهِيمَ، لَمْ يَكُنْ يَهُودِيّاً وََ نَصْرَانِيّاً وََ يَعْبُدُ إَّ اللّهَ. فَلَمَّا رَأى زَيْدٌ قَوْلَهُمْ في إبْراهِيمَ خَرَجَ. فَلمَّا بَرَزَ رَفعَ يَدَيْهِ. فقَالَ: اللّهُمَّ إنِّى أُشْهِدُكَ أنِّى عَلى دِينِ إبْراهِيمَ عَلَيْهِ السََّمُ[. أخرجه البخاري.»اَلْحَنِيفُ« اَلْمَائِلُ، وَهُوَ في الْوَضَعِ الشَّرْعِى: اَلْمَائِلُ عِنَ ا‘دْيَانِ كُلَّهَا الى دِينِ ا“سَْمِ.
 "Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl hakiki dini sorup, ona tabi olmak üzere [Varaka İbnu Nevfel ile birlikte] Şam'a gitti. Orada bir yahudi alimine rastladı. Ona dinleri hakkında sordu ve: "Belki de dininize gireceğim, (bana onu tanıtın)!" dedi. Yahudi: "Sen, Allah'ın gadabından nasibini almadıkça bizim dine giremezsin!" diye cevap verdi. Zeyd: "Ben Allah'ın gadabından kaçarak buralara geldim, (gadap değil, rıza ve rahmet arıyorum), elimden geldiğince, Allah'ın gadabından herhangi bir pay almaya asla niyetim yok. Sen bana bir başkasını göster (de ona gideyim)!" der. Yahudi alim: "Ben haniflikten başka bir şeyi tanımıyorum!" cevabını verir. Zeyd: "Haniflik nedir?" der. Yahudi alim açıklar: "Hz. İbrahim aleyhisselam'ın dinidir. O, ne yahudi ne de hıristiyandı, Allah'tan başka bir şeye tapmıyordu." Zeyd onun yanından çıkınca hıristiyan alimlerden biriyle karşılaşır. Ona da aynı şeyleri söyler. O da: "Sen Allah'ın lanetinden nasibini almadıkça bizim dinimize giremezsin!" der. Zeyd ona da: "Ben zaten Allah'ın lanetinden kaçarak bu diyarlara geldim. Elimden geldiğince, ebediyyen Allah'ın lanetinden bir şey yüklenmeyeceğim. Sen bana bir başkasını gösterebilir misin?" der. O alim de: "Hayır ben haniflikten başka bir şey bilmem!" cevabını verir. Zeyd ona da: "Haniflik nedir?" diye sorar. Âlim: "Hz. İbrahim aleyhisselam'ın dinidir. O ne yahudi ne de hıristiyandı, o sadece Allah'a tapardı" cevabını verir. Zeyd onların Hz. İbrahim hakkındaki sözlerini işitince, oradan ayrılır. Dışarı çıkınca ellerini kaldırıp: "Allahım, seni şahid kılıyorum: Ben İbrahim aleyhisselam'ın dini üzereyim!" der."

[Buhari, Menâkıbu'l-Ensâr 24, Zebâih 16.]

- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan anlatarak der ki:

#7,953 عن ابن عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما: ]أنَّهُ كَانَ يُحَدِّثُ عَن رسولِ اللّهِ #: أنَّهُ لَقِىَ زَيْدَ بْنَ عَمْرِ بْنِ نُفَيْلٍ بِأسْفَلِ بَلْدَحَ، وَذلِكَ قَبْلَ أنْ يَنْزِلَ الْوَحْىُ عَلى النَّبِىِّ #. فَقُدِّمَ الى رَسُولِ اللّهِ # سُفْرَةٌ فِيهَا لَحْمٌ فأبى أنْ يَأكُلَ مِنْهَا فَقَدَّمَهَا الى زَيْدٍ فَأبى. ثُمَّ قَالَ زَيْدٌ: إنّى َ آكُلُ مِمَّا تَذْبَحُونَ عَلى أنْصَابِكُمْ. وََ آكُلُ إَّ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّهِ عَلَيْهِ، وَكَانَ يَعِيبُ عَلى قُرَيْشٍ ذَبَائِحَهُمْ وَيَقُولُ: الشَّاةُ خَلَقَهَا اللّهُ، وَأنْزَلَ لَهَا مِنَ السَّمَاءِ الْمَاءَ، وَأنْبَتَ لَهَا مِنَ ا‘رْضِ، وَأنْتُمْ تَذْبَحُونَهَا عَلى غَيْرِ اسْمِ اللّهِ. إنْكَاراً لذلِكَ[ .
"Aleyhissalatu vesselam, Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl'e, Beldah'ın aşağı kısmında rastladı. Bu karşılaşma, Aleyhissalatu vesselam'a hünez vahiy gelmeye başlamazdan önce idi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'a bir sofra ikram edildi, sofrada et de vardı. Aleyhissalatu vesselam sofradan yemekten kaçındı ve onu Zeyd'e sundu. O da yemekten kaçındı. Sonra Zeyd şunları söyledi: "Ben sizin putlarınıza kestiğiniz etten yemem. Ben sadece Allah'ın ismi zikredilerek kesilenden yerim." Zeyd, Kureyş'i kestikleri sebebiyle ayıplar ve şöyle derdi: "Koyunu Allah yarattı. Onun için gökten yağmur indirdi, yerden de bitki çıkardı. Ama siz onu Allah'ın ismini zikretmeden kesiyorsunuz." Böylece, Zeyd onların bu davranışlarının münker olduğunu ortaya koyuyordu."

[405]