Toplam 23,319 Hadis
Konular

Siyer Kategorisi

Enes bildiriyor:

#22,126
Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'ye geldiği zaman, Kays b. Sa' d, Resa.Iullah' ın (sallallahu aleyhi vesellem) önünde, bir valinin güvenlik görevlisi gibiydi. Hz. Peygamber' e (sallallahu aleyhi vesellem), bir tehlike gelir endişesiyle durdukları yerden kendisini başka yere götürmesini isteyince, Kays ResUlullah' ı (sallallahu aleyhi vesellem) oradan uzaklaştırdı.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15855

Enes der ki:

#22,125
"Kays b. Sa' d, ResUlullah' ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanında, bir valinin güvenlik görevlisi gibiydi."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15854 Taberaru, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (18/ 356); ayrıca Buharı (7155) ile Tirmizi (4939, 3940) rivayet ettiler.

Yahya b. Bukeyr bildiriyor:

#22,124
Zeyd b. 5abit, 45 yılında, elli altı yaşında vefat etti. Bazıları, 48 yılında elli dokuz yaşında vefat ettiğini söyler. Çünkü Hendek günü, kendisi on beş yaşındayken Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) onu ödüllendirmişti. Hendek savaşı da dördüncü yılın Şevval ayında vuku buldu. Vefatı hakkında ihtilaf vardır.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15853 Taberani, el-Mu'cemu'l-kebfr'inde (4753) rivayet etti

Yahya b. Said bildiriyor:

#21,795
Zeyd b. Sabit vefat ettiği zaman, Ebu Hureyre dedi ki: "Bugün ümmetin alimi vefat etti. Dilerim, Allah İbn Abbas'ı onun yerine halef yapar."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15852 Taberaru, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (4750) rivayet etti.

Şa'bi dedi ki:

#21,794
Zeyd b. Sabit, annesinin cenaze namazını dört tekbirle kıldırdı. Sonra atına binip gelirken, İbn Abbas atının yularını tuttu. Zeyd: "Yuları bırak!" deyince, İbn Abbas: "Biz büyük alimlerimize böyle saygılı davranırız" dedi.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15851 Taberani, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (4746) rivayet etti.

Mus'ab b. Sa'd, Osman b. Affa.n'ın şöyle dediğini nakleder:Mus' ab b. Sa' d bildiriyor:

#21,793
"Bana Resulullah'ın (sallallahualeyhiveıellem) katibi Zeyd b. Sabit'i çağırın."Osman b. Affan: "Kim daha iyi yazar?" diye sorunca; "Zeyd b. Sabit" dediler.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15849 . 15850 Taberani, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (4745) rivayet ettiTaberaru, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (4744) rivayet etti.

Zeyd b. Sabit dedi ki:

#21,792
"Resulullah (sallallahualeyhi vesellem), Hendek günü beni ödüllendirdi ve bana Kıpti yapımı bir elbise verdi."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15848

Zeyd b. Sabit dedi ki:

#21,791
"ResOJullah (salJallahu aleyhi vesellem), ben on bir yaşındayken Medine' ye hicret etti.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15847 Taberani, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (4742) rivayet etti.

İbn Şihab der ki: YahyA b. Bukeyr dedi ki:

#21,790
"Akabe' de bulunanlar arasında, Ebu'l- Heysem de vardı ve oradakilerin ileri gelenlerindendi.""Ebu'l-Heysem b. et-TeyyihAn yirmi yılında vefat etti. İsmi Malik' ti."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15845 . 15846 Taberaru, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (19/ 250) rivayet etti. Taberani, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (19/ 250) rivayet etti

Selman'ın hanımı Bukayra anlatıyor:

#21,789
Selman'ın vefat anı geldiği zaman, kendisi evin üst katında dört kapısı olan bir odadaydı. Beni çağırdı ve dedi ki: "Kapıları aç. Bu gün bana ziyaretçilerin geleceğini görüyorum, hangi kapıdan gireceklerini bilmiyorum." Sonra misk istedi ve: "Bunu bir kaba koy" dedi. Miski bir kaba koyunca: "Bunu döşeğimin etrafına serp. Sonra inip aşağıda otur. Ölüm anım yaklaşırken beni rahatsız ediyorsun" dedi. Baktığımda olduğu yerde döşeğinde can vermişti. - Veya buna benzer bir ifade kullandı

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15844

Enes, Resı1lullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu bildiriyor:

#21,788
"Huriler şu üç kişiyi özler: Ali, Ammar ve Selman."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15843 Taberani, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (6044) rivayet etti. Ravilerden Hasan el-Basri müdellistir. An'ane yoluyla hadis rivayet eder. Ebu Ya'la (2779, 2780) ve İbnu'l-Cevzi, el- İlelu'l-Mütenahiye'de (456) Tirmizi'nin lafzıyla rivayet etti. Ebu Rabia el-İyadi'yi İbn Hibban güvenilir bulmuş, Ebu Hatim ise münkeru'l-hadis olduğunu söylemiştir. Daha önce geçen 12689. hadise bakınız.

Ebu Umame dedi ki:

#21,787
Resülullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) bakışlarını gökyüzüne çevirdiğini gördüm. Nedenini sorunca: "Selman'ın amelini gökyüzüne çıkaran bir melek gördüm" dedi.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15842 Taberaru, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (6946, 8005) rivayet etti.

Ümmü' d-Derda anlatıyor:

#21,786
Selman el-Farisi gelip hatırımı sordu. Üzerinde pamuktan yapılmış bir aba vardı. Ona bir yastık verdim, ama istemedi. Abasını dürüp üzerine oturdu ve "Yer olarak bu kadar} sana yeter" dedi. Bir müddet Allah'ı tesbih etti. Resulullah'a (sallallahu aleyhi veselleın) salavat getirdikten sonra: "Kocan, Ebu' d-Derda nerede?" diye sordu. Ben: "Mescitte" deyince yanına gitti. Sonra, ikisi birden geldiler. Ebu' d-Derda gelirken bir dirheme et almıştı. Eti elinde tutup bana: "Ekmek pişirip yemek yap" dedi. Ekmeği pişirip yemekyaphk ve Selman'a getirdik. Ebu'd-Derda: "Sen, Ümmü'd-Derda ile ye. Ben oruçluyum" dedi. Selman: "Sen yemeden ben de yemem" dedi. Ebu'd-Derda orucunu bozarak kendisiyle yemek yedi. Ebu' d-Derda'run her gece kalkhğı ibadet vakti gelince kalkmak istedi. Selman, kalkmasına mani oldu. Ebu' d-Derda: "Beni Rabbime ibadetten mi alıkoyuyorsun?" dedi. Selman: "Üzerinde gözünün hakkı vardır, ailenin hakkı vardır" diyerek onun sabaha yakın bir saate kadar kalkmasına mani oldu. Sabaha yakın kalkıp iki reUt gece namazı kıldılar. Sonra vitir namazını kıldılar ve sabah namazı için Mescid' e çıktılar. Olanları Resulullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) anlahnca Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Selman' a ne oluyor, annesi onu kaybetsin. O, ilme doyuruldu" dedi.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15841 Taberant, el-Mu'cemu'l-Evsat'ında (7787) rivayet etti ve şöyle dedi: "Hasan b. Cebele bu hadisi rivayette tek kalmışhr. Yine ravilerden Şehr b. Havşeb'in hıfzı kötüdür." Bakın: S. ed-Da7Je (1849).

Muhtasar bir rivayette ifade şöyledir:

#20,448
"Allah, şu ayeti indirdi: "inananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah'a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakın «Biz Hıristiyanızı. diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahiblerbulunmasından ve büyüklük taslamamalarındandır. Peygamber'e indirilen (Kur'an)'ı dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar: "Ey Rabb'imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz» derler." (Maide Sur. 82,83) ResUlullah (sallallahu aleyhi vesellem) beni çağırdı ve: "Ey Selman! Senin dostların, Allah'ın zikrettiği bu kişilerdir" buyurdu.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15840 Taberani, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (6121) başka bir isnadla rivayet etti.

Selametu'l-İcli bildiriyor:

#20,447
Çöl halkından, ismi Kudame olan kız kardeşimin oğlu gelip bana dedi ki: "Selman'ı görüp ona selam vermek istiyorum." Selman'ı görmek için çıktık. Onu Medain'de bulduk. Selman o zaman yirmi bin kişinin başındaydı (valisiydi). Onu bir tarlayı sularken bulduk. Ona selam verdik ve ben: "Ey Ebu Abdillah! Bu, kız kardeşimin oğludur. Yanıma çölden geldi ve sana selam verip hatırını sormak istedi" dedim. Selman: "Allah'ın selamı ve rahmeti onun da üzerine olsun" dedi. Ben: "Bu seni sevdiğini söylüyor" deyince: "Allah ta onu sevsin" karşılığını verdi. Selman' la ·konuştuk ve ona: "Ey Ebü Abdillah! Bize aslını, nereli olduğunu anlatır mısın?" dedik. Selman başladı anlatmaya: Benim aslımı ve nereli olduğumu soruyorsunuz; ben Ramahurmuz' danım. Biz Mecusi bir toplumduk. Yanımıza Arap yarımadasından Hıristiyan bir adam geldi. Bu adam her zaman bize uğrar ve yanımızda konaklardı. Yanımızda bir kilise yaptı. Ben Farisilerin mektebindeydim. Benimle aynı mektepte olan bir çocuk her gün dövülmüş olarak ve ağlayarak mektebe gelirdi. Anne babası onu döverdi. Bir gün ona: "Neden ağlıyorsun?" diye sordum. Çocuk: "Annem ve babam beni dövdüler" dedi. Ben: "Neden seni dövüyorlar?" dediğimde şu karşılığı verdi: "Şu kilisenin sahibinin yanına gidiyorum. Bunu öğrendiklerinde beni dövüyorlar. Sen de adama gitsen ondan acayip şeyler duyarsın." Ben: "Benimle adamın yanına gel" dedim. Beraber adamın yanına gittik. Adam bize yaradılışın başlangıcından,gökyüzünün ve yeryüzünün yaradılışından ve cennet ve cehennemden bahsetti. Bize şaşılacak şeyler anlatıyordu. Ben de çocukla beraber adamın yanına gitmeye başladım. Mektepteki bazı çocuklar da bizi görünce bizimle beraber adamın yanına gitmeye başladılar. Köy halkı bunu görünce, adamın yanına gidip: "Sen bizim yanımızda konakladın. Senden, iyilikten başka bir şey görmedik. Çocuklarımızın, senin yanına geldiklerini görüyoruz. Onları bizim aleyhimize çevirmenden korkuyoruz. Bizim yanımızdan git" dediler. Adam: "Olur giderim" dedi. Giderken yanına gelen çocuğa: "Sen de benimle gel" dedi. Çocuk: "Bunu yapamam. Anne babamın bana ne kadar sert davrandıklarını biliyorsun" dedi. Bunun üzerine adama: "Ben seninle gelirim" dedim. Ben, babası olmayan yetim biriydim. Onunla gittim ve Ramahurmuz dağına çıkıp tevekkül ederek, ağaçların meyvelerinden yiyerek Arap yarımadasına vaıncaya kadar yürümeye başladık. Nusaybin' e geldiğimizde, yol arkadaşım: "Ey Selman! Bu memleketin halkı yeryüzünün abid olan kişileridir. Ben bunlarla buluşmak istiyorum" dedi. Nusaybin halkının yanına pazar günü geldik. Bir araya geldiklerinde arkadaşım onlara selam verdi. Onlar selama karşılık verip güler yüzlü davrandılar ve: "Bunca zamandır neredeydin?" diye sordular. Adam: "Faris tarafında (İran topraklarında) olan kardeşlerimin yanındaydım" dedi. Bir müddet sohbet ettik, sonra arkadaşım bana: "Ey Selman! Kalkıp gidebilirsin" deyince ben: "Hayır beni bunlarla bırak" dedim. Adam: "Sen bunların katlandığı şeye katlanamazsın. Bunlar, pazardan pazara kadar aralıksız oruç tutarlar ve gece uyumazlar. Aralarına kralların oğlundan birisi katılsa, bu çocuk kral olmayı terk edip ibadetle uğraşır" dedi. Akşama kadar onların arasında kaldım. Akşam olunca birer birer mağaralarına gitmeye başladılar. Akşam vakti, kralların çocuklarından biri: "Bu çocuk kim? Bunu bırakmayın, biriniz bunu yanına alsın" deyince, onlar: "Onu sen al" dediler. O: "Benimle gel ey Selman!" (diyerek, beni alıp kaldığı mağaraya götürdü ve "ey Selman) bu ekmek, bu da katıktır. İstediğin zaman ye. Güçlendiğin zaman oruç tut. Yapabildiğin kadar ibadet et. Tembelleştiğin zaman uyu" deyip ibadet etmeye başladı. O sözlerden sonra benimle konuşmadı ve bana bakmadı. Bu yedi günde beni bir üzüntü aldı. Pazar günü olana kadar beni kimse konuşturmuyordu. Sonra toplandıkları yere gittik. Onlar her Pazar toplanırlar, iftar ederler, birbirleriyle buluşup selamlaşırlardı. Sonra öbür pazara kadar böyle bir şey yapmazlardı. Toplandıkları yerden mekanımıza geri döndüğümüzde, daha önce söylediklerini birdaha söyledi: "Bu ekmek, bu da katıktır. İstediğin zaman ye. Güçlendiğin zaman oruç tut. Yapabildiğin kadar ibadet et. Tembelleştiğin zaman uyu" deyip ibadet etmeye başladı. Öbür pazara kadar benimle konuşmadı ve bana bakmadı. Bu yedi günde beni bir üzüntü aldı. Hatta oradan kaçmayı düşündüm. Kendi kendime, "İki üç hafta daha sabret" dedim. Pazar olunca yine aynı yerde toplandık. İftar ettiler. Benimle olan adam, onlara: "Ben, Beytu'l-Makdis' e (Kudüs' e) gitmek istiyorum" deyince onlar: "Neden oraya gitmek istiyorsun?" diye sordular. "Orayı daha önce görmedim" dedi. Onlar: "Oraya gidip kalmandan korkuyoruz. Biz senin bizimle kalmanı istiyorduk" dediler. Adam: Orayı daha önce görmedim, bu yüzden gideceğim" dedi. Böyle dediğini duyduğumda sevindim ve: "Gider (yeni) insanlarla karşılaşırız" dedim. Bendeki üzüntü kaybolmuştu. Beraber yola çıktık. Adam pazardan pazara oruç tutar ve geceyi ibadetle geçirirdi. Gündüz de yol alırdı. Mola verdiğimizde yine ibadet ederdi. Bu, Beytu'l-Makdis' e varana kadar böyle devam etti. Beytu'l-Makdis'in kapısında ayakları sakat bir adam vardı. Yanımdaki arkadaşımdan bir şeyler isteyince: "Bende sana verecek bir şey yoktur" dedi. Beytu'l-Makdis' e girdiğimizde, oradakiler kendisini iyi ve güler yüzle karşıladılar. O: "Bu, benim çocuğumdur. Ona iyi davranın" dedi. Beni alıp ekmek ve et ikram ettiler. O da ibadete başlayıp, diğer pazara kadar yanıma gelmedi. Sonra yanıma gelip: "Ey Selman! Biraz uyumak istiyorum. Gölge falan yere yetişince beni uyar" dedi ve uyudu. Güneş dediği yere gelince, onun ibadet ederken ne kadar yorulduğunu bildiğimden ona olan şefkatimden dolayı uyandırmadım. Korkmuş bir · şekilde uyanıp: "Ey Selman! Güneş falan yere yetişince beni uyar demedim mi?" dedi. Ben: "Evet, fakat senin ibadet ederken ne kadar yorulduğunu gördüğüm için, merhametimden uyarmadım" dedim. O: "Yazıklar olsun sana! Ben, Allah için bir şeyler yapmadığım zamanı sevmem" dedi. Sonra dedi ki: "Ey Selman! Şunu bil ki; bugün dinlerin en hayırlısı bizim dinimiz olan Hıristiyanlıktır." Ben: "Bundan sonra, Hıristiyanlıktan daha hayırlı bir din olacak mı?" dedim. Bu, istemeden ağzımdan kaçan bir sözdü. Bunun üzerine dedi ki: "Evet! Hediyeyi kabul eden, sadakayı yemeyen, iki omuzunun arasında peygamberlik mührü bulunan bir peygamberin çıkması yaklaştı. Eğer ona yetişirsen ona tabi ol ve iman et." Ben: "Eğer Hıristiyanlığı bırakmamı isterse ne yapayım?" dedim. O: "Hıristiyanlığı terk etmeni isterse, bunu yap. Çünkü o, Allah'ın peygamberidir. Haktan başka bir şeyi emretmez.Haktan başka bir şey söylemez. Vallahi ona yetişseydim ve bana ateşe girmemi emretseydi, bunu yapardım" dedi. Sonra Beytu'l-Makdis'ten çıkıp, o yürüyemeyen adamın yanına gittik. Dilenci: "Girerken bir şey vermedin. Şimdi çıkıyorsun bana bir şeyler ver" dedi. Etrafına bakh, kimsenin olmadığını görünce, dilenciye dönüp: "Elini bana ver" dedi. Dilenci elini ona uzath. Arkadaşım: "Allah'ın izniyle kalk" dedi. Adam sapasağlam ayağa kalkh ve evine doğru gitmeye başladı. Ben şaşkınlık içinde giden adamı izliyordum. Arkadaşım çıkıp hızlı bir şekilde yürümeye başladı. Ben de onu takip ettim. Daha sonra Araplardan Beni Kelb kabilesinden yoldaşlarım oldu. Beni bir deveye yükleyip sıkı bir şekilde bağladılar. Medine'ye gelene kadar tacirler arasında bir köle olarak alınıp satıldım. Beni Ensar' dan bir adam satın alarak, kendisine ait bir hurma bahçesine yerleştirdi ve orada kaldım. Sonra hurma yaprağını işlemesini öğrendim. Bir dirheme yaprak alıyor, onu işledikten sonra iki dirheme satıyor, bir dirhemiyle tekrar yaprak alıyor, diğerini harcıyordum. El emeğimle kazandığımı yemeyi seviyorum. -Selman' ın o zaman yirmi bin dirhemi vardı. - Medine' deyken, Mekke' de bir adamın, Allah' ın kendisini nübüvvetle görevlendirdiğini iddia ettiğini duyduk. Allah'ın dilediği bir müddet geçtikten sonra, hicret ederek bize (Medine'ye) geldi. Ben: "Vallahi onu deneyeceğim" dedim ve çarşıya gidip, bir dirheme deve eti aldım. Onları pişirip bir tabak tirit yemeği yaptım. Yemeği omuzlarımda taşıyıp götürdüm ve önüne koydum. Resülullah (sallallahualeyhiveselleın): "Bu nedir? Sadaka mı, hediye mi?" dedi. Ben: "Sadakadır" deyince, sahabeye: "Allah'ın adını anarak (Besmele'yle) yiyiniz" dedi. Kendisi ise yemedi. Birkaç gün bekleyip, yine çarşıya gittim ve bir dirheme deve eti alarak aynı yemeği yapıp götürdüm ve önüne koydum. Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bu nedir? Sadaka mı, hediye mi?" diye sorup ta ben: "Hediyedir" deyince sahabeye: "Allah'ın adını anarak yiyiniz" dedi. Kendisi de onlarla beraber yedi. Ben: "Vallahi bu hediyeyi yiyor, ama sadakayı yemiyor" dedim. Bakhğımda iki omuzunun arasında güvercin yumurtası büyüklüğündeki peygamberlik mührünü gördüm ve Müslüman oldum. Bir gün kendisine: "Ya ResUlallah! Hıristiyanlar hakkındaki görüşün nedir?" dedim. Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Onlarda hayır yoktur" dedi. Hıristiyanların ibadete olan düşkünlüklerinden dolayı, onları çok seviyordum. Günler sonra Resulullah'a: "Ya Resülallah! Hıristiyanlar hakkındaki görüşün nedir?" dedim. Resulullah: "Onlarda ve onlarısevenlerde hayır yoktur" dedi. Ben içimden: "Vallahi ben onları seviyorum" dedim. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), kabilelere askeri birlikler gönderip cihada başladığı zaman, bir birlik gidiyor diğeri geliyordu. Savaşlar da devam ediyordu. Ben: "Hıristiyanları sevdiğimi söylediğimden dolayı şimdi bir adam gönderir boynumu vurur endişesiyle evde oturdum. Bir gün, ResUlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) gönderdiği birisi gelerek: "Ey Selman! Davete icabet et" dedi. Ben: "Kim davet ediyor?" dediğimde: "Resfilullah (saUallahu aleyhi vesellem) davet ediyor" dedi. Ben içimden: "Vallahi benim de korktuğum buydu" diyerek adama: "Sen git ben sana yetişirim" deyince adam: "Vallahi sen de gelmeden gitmem" dedi. Ben, adam gitseydi kaçmayı düşünüyordum. Adam beni alıp Resulullah' a götürdü. Resulullah beni görünce tebessüm ederek dedi ki: "Ey Selman! Gözün aydın. Allah seni ferahlattı." Sonra şu ayetleri okudu: "Kendilerine daha önceden kitap verdiklerimiz buna da inanırlar. Kur'an onlara okunduğu zaman: _«Ona inandık, doğrusu o itabbimizden gelen gerçektir; biz şüphesiz daha önceden Müslüman olmuş kimseleriz• derler. işte onlara, sabırlarından dolayı, ecirleri iki defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarf ederler. Onlar, boş söz işittikleri vakit ondan yüz çevirirler. «Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selam olsun, cahillerle ilgilenmeyiz» derler." (Kasas Sur. 52-55) Ben: "Ya Resulallah! Seni hak olarak gönderene yemin ederim ki; onun: «Ona yetişseydim. Bana ateşe girmemi emretseydi girerdim. O peygamberdir. Haktan başka bir şey söylemez. Haktan başka bir şey de emretmez» dediğini duydum" dedim.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15839 Taberaru, el-Mu'cemu'l-keblr (6110) ve el-Ehadlsu't-Tival'de (8) rivayet ettiler. Zeheb), Siyer A'lılmi'n-Nubela'da (1/537) şöyle dedi: "Bu hadis garlb'dir. Selametu'l-İcli'yi tanımıyorum."

Selmful bildiriyor:

#20,446
Ben İsfehan ahalisinden biriydim. Ben Allah'ı, gökyüzünü ve yeryüzünü yaradışıyla kalbimde hissederken, insanlarla konuşmaktan rahatsız olan bir adamın yanına gittim ve: "Hangi din daha güzeldir?" dedim. Adam: "Bu meselelerden sana ne; sen dinini değiştirmek mi istiyorsun?" dedi. Ben: "Hayır. Ama öğrenmek istiyorum; gökyüzünü ve yeryüzünü kim yaratb? Hangi din daha güzeldir?" dedim. Adam: "Bunu Musul' daki bir rahipten daha iyi kimse bilemez" dedi. Musul' daki rahibin yanına gittim. Dünyalık bakımından sıkıntı içindeydi. Gündüzleri oruç tutar, geceleri de ibadet ederdi. Ben de onun gibi ibadet ediyordum. Yanında üç yıl kaldım. Sonra vefat etti. Ölmek üzereyken: "Kime gitmemi tavsiye edersin?" dedim. Adam: "Doğuda, benim bulunduğum hal üzere olan kimseyi tanımıyorum. Adanın öbür tarafında bir rahip var ona git. Ona benden selam söyle" dedi. Dediği adamın yanına gelip selamını söyledim ve vefat ettiğini haber verdim. Onun da yanında üç yıl kaldım. O da vefat etti. Vefat edeceği zaman: "Kime gitmemi emredersin?" dedim. Adam: "Ammuriye' de bulunan bir rahip dışında benim bulunduğum hal üzere olan birini bilmiyorum. O, yaşlı birisi olduğu için ona yetişebilir misin bilmiyorum" dedi. Adama gittim, yanında kaldım. Maddi durumu iyi olan birisiydi. Vefat edeceği zaman: "Nereye gitmemi emredersin?" dedim. Adam: "Yeryüzünde benim bulunduğum hal üzere olan birini bilmiyorum. Eğer o zamana yetişirsen, İbrahim'in evinden bir adam çıkacak. Ona yetişeceğini zannetmiyorum, ben ona yetişmeyi temenni ederdim. Eğer ona yetişirsen, onunla olabilirsen ol. Gerçek din onun dinidir. Bunun alameti, kavmi onun için, sihirbaz, deli, kahin diyecek. O, hediyeyi yer, fakat sadakayı yemez. İki kürek kemiğinin arasında peygamberlik mührü var" dedi. Ben bu durumdayken Medine tarafından süvariler geldi. Onlara: "Siz kimsiniz?" dendiğinde: "Biz Medine'liyiz, biz tüccarız, geçimimizi ticaretten sağlarız. Fakat İbrahim'in evinden bir adam çıktı ve Medine'ye geldi. Kavmi onunlasavaşıyor. Onun ticaretimizi baltalamasından korkuyorduk, ama Medine'yi ele geçirdi" dediler. Ben: "Onun hakkında ne diyorlar?" dediğimde: "Hakkında sihirbaz, deli, l

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15838 Taberaru, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (6976) rivayet etti. Ravilerden İbn Lehla zayıftır.

Selman el-Farisi anlatıyor:

#20,445
Ben, Ciy ahalisindendim. Benim memleketimde olanlar alacalı olan atlara taparlardı. Bu inançlarının yanlış olduğunu biliyordum. Bana: "Senin istediğin din, Mağrib'tedir" dediler. Yola çıkıp Musul'a geldim. Oradaki en iyi ve bilgili kişiyi sordum. Bana bir manastırda olan birisini gösterdiler. Adamın yanına gidip: "Ben, Ciy halkından biriyim. Buraya ilim tahsil etmek ve senden bir şeyler öğrenmek için geldim. Beni yanına al. Sana hizmet eder ve seninle kalırım. Sen de Allah' ın öğrettiklerinden bana da öğretirsin" dedim. Adam isteğimi kabul etti ve adamın yanında kaldım. Artık ona gelen sirke, yağ ve tahıl gibi şeyler bana da geliyordu. Vefat anı gelene kadar yanında kaldım. Vefat anı gelince, başucunda oturup ağlamaya başladım. Bana: "Neden ağlıyorsun?" deyince: "Ben ilim öğrenmek için memleketimden çıktım. Allah bana seninle kalmayı nasip etti. Senin de ölüm anın geldi. Şimdi nereye gideceğimi bilmiyorum" dedim. Adam: "Benim falan yerde bir kardeşim var. O, hak din üzeredir. Onun yanına git ve benim selamımı söyle. Benim seni kendisine vasiyet ettiğimi, sana da onun yanında kalmanı söylediğimi bildir" dedi. Adam vefat edince, yola çıkıp adamın tarif ettiği kişinin yanına gidip ona olanları anlattım ve arkadaşının selamını söyleyerek adamın vefat ettiğini, vefatından önce yanına gelmemi tavsiye ettiğini bildirdim. Adam beni yanına aldı. Önceki adamda olan şeyler burada da devam etti. Bir müddet adamın yanında kaldım. Onun da ölüm anı geldi. Ben adamın başucunda oturup ağlamaya başladım. Bana: "Neden ağlıyorsun?" deyince: "Memleketimden, hayırlar dileyerek çıktım. Allah, bana falan kişiyle kalmamı nasip etti. Adam bana iyi davrandı vebana bazı şeyler öğretti. Vefat anı geldiği zaman, bana senin yanına gelmemi vasiyet etti. Sen beni yanına alıp bana iyi davrandın ve bana bazı şeyler öğrettin. Şimdi senin de ölüm vaktin geldi. Nereye gideceğimi bilmiyorum" dedim. Adam: "Benim Bizans diyarına yakın bir kardeşim var. O hak din üzeredir. Onun yanına git ve selamımı söyleyerek, onun yanında kal" dedi. Adam vefat ettiği zaman çıkıp dediği adamın yanına gittim. Ona benim durumumu ve önceki adamla beni kendisine gönderen adamdan bahsettim. Adam beni yanına aldı ve önceden gelen şeyler bana da gelmeye başladı. Ona da ölüm geldiği zaman, başucunda oturup ağlamaya başladım. Adam: "Neden ağlıyorsun?" deyince durumumu kendisine anlattım ve: "Allah, bana seninle kalmayı nasip etti. Sen bana iyi davrandın. Senin ölüm vaktin geldi. Şimdi nereye gideceğimi bilmiyorum" dedim. Adam: "Yeryüzünde İsa'nın dini üzere kalan kimseyi bilmiyorum. Bu zaman, bir peygamberin çıkacağı zamandır. Ya da Tihame'de çıkmış olmalıdır. Yola çık; önüne kim çikarsa, onu sor. Eğer o peygamberin çıktığını öğrenirsen yanına git. Bu İsA'nın müjdelediği peygamberdir. Bunun peygamber olduğunun alameti, iki omuzu arasında peygamberlik mührü vardır. Hediyeyi kabul eder, ama sadakayı yemez" dedi. Yanımdan kim geçse, onu sormaya başladım. Yanıma Mekke halkından bazıları uğradı. Onlara sorunca: "Evet, içimizde peygamber olduğunu iddia eden birisi çıktı" dediler. Bazılarına dedim ki: "Sizin köleniz olmam karşılığı beni yanınızda götürür müsünüz? Ekmek kırıntılarını yer arkanızdan yürürüm. Mekke'ye yetişince, isterseniz beni köle olarak yanınızda bırakırsınız, isterseniz satarsınız." İçlerinden birisi: "Ben seni kabul ederim" dedi ve onun kölesi oldum. Mekke'ye vardığımızda, beni bahçesinde Habeşi kölelerin yanına koydu. Çıkıp sorduğumda memleketimden bir kadınla karşılaştım. Ona sorduğumda ailesinin Müslüman olduğunu öğrendim. Kadın, ResO.lullah'ın (sal1allahu aleyhi vesellem) arkadaşlarıyla beraber Hicr' de oturduğunu ve Mekke' de kuşlar ötmeye başlayıp sabah olunca dağıldıklarını söyledi. Ben bahçeye gittim. Geceleri kölelerden geride kalıyordum. Habeşiler bana: "Neyin var?" dediklerinde, ben: "Karnım ağınyor" dedim. Bunu, Resulullah'ın (sallallahualeyhivesellem) yanına gittiğim zaman, beni aramasınlar diye uydurdum. Kadının bana bildirdiği, Reso.Iullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) ashabıyla beraber oturduğu saat gelince çıkıp Hz. Peygamber'i (sallallahualeyhivesellem) gördüm. Resulullah oturmuş, sahabesi de etrafındaydı. Ona arkasından yaklaştım, Hz. Peygamber (saJJallahu aleyhi vesellem) ne istediğimi anladı vegiysisini indirdi. Omuzlarının arasındaki peygamberlik mührüne bakıp: "Allahu ekber! Bu, birinci alamet" dedim. Sonra oradan gittim. İkinci gece olunca güzel hurmalardan bulup onları götürerek ResOlullah'ın (sallaDahu aleyhi veıellem) önüne koydum. ResO.lullah: "Bu nedir?" deyince, ben: "Hediyedir" dedim. Hz. Peygamber (sal1allahu aleyhi vesellem), hurmadan yedi ve sahabeye: "Siz de yiyiniz" dedi. Ben: "Şehadet ederim ki; Allah'tan başka ilah yoktur ve sen onun Resfilü'sün" dedim. Bana durumumu sordu. Ben de başımdan geçenleri anlattım. Bana: "Git ve özgürlüğünü sahn al" dedi. Sahibime gidip: "Bana hüriyetimi sat" dedim. Sahibim: "Eğer bana yüz hurma ağacı yetiştirir, meyve verdikleri zaman, o hurmaların çekirdeği kadar altın getirirsen hürriyetini satın alırsın" dedi. ResUlullah' a (sallallahu aleyhi veıellem) gidip durumu bildirdim. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi veıellem): "Sana dediği şartla hürriyetini sahn al. O hunna ağaçlarını suladığın kuyudan bana bir kova su getir" dedi. Suyu getirince bana dua etti ve hurmaları suladım. Vallahi! Yüz hurma fidanı ektim, hepsi de tuttu ve meyve verdi. ResO.lullah' a (sallallahu aleyhi vesellem) gidip hurmaların meyve verdiğini bildirdim. Bana bir parça altın verdi. Altını alıp gittim ve terazinin bir kefesine koydum hurma çekirdeklerini diğer kefeye koydum. Vallahi çekirdekler, (ağırlık olarak) altın parçasını yerden kımıldatamadı. Gelip ResO.lullah' a (sallallahu aleyhi w.selJem) olanları bildirdim ve azad oldum.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15837 Taberaru, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (6073) ve el-Ehfidlsu't-Tivıil'da (9) rivayet ettiler. Bu hadis, İbn Abdilkuddus'un uydurmalanndandır.

Bureyde bildiriyor:

#20,444
Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine' ye geldiği zaman, Selman içinde hurma olan bir sofra getirdi ve Restllullah' ın (sallallahu aleyhi vesellem) önüne koydu. Hz. Peygamber: "Selman! Bu nedir?" diye sorunca, Selman: "Sana ve ashabına sadakadır" dedi. Resulullah (salJallahu aleyhi vesellem): "Bunu kaldır. Biz (peygamberler) sadaka yemeyiz" dedi. Sofrayı kaldırıp ikinci gün aynısını getirdi ve Resulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) önüne koydu. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Selman! Bu nedir?" diye sorunca, Selman: "Sana hediyedir" dedi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), sahabeye: "Oturup yiyiniz" dedi. Selman ResO.lullah' ın (sallallahu aleyhi vesellem) sırtındaki peygamberlik mührüne baktı ve iman. etti. Selman, o zaman Yahudilerin kölesiydi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) onu şu kadar dirheme ve bir miktar hurma ekip hurmalar meyve verene kadar çalışması karşılığı satın aldı. Bütünhurmaları Resulullah (salJallahu aleyhi vesellem) bizzat kendisi dikti. Sadece birini Ömer dikti. Hurmalar aynı yıl meyve verdiler, ama Ömer'in dil

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15836 Ahmed (5/ 354) ve Bezzar (2726) rivayet etti.

Selman anlatıyor:

#20,443
"Farisilerin, komutanlarının birisinin oğluydum." - Hadis yukarıdaki gibi devam ediyor - Yola çıktım, dere tepe aşarak, Araplardan bir topluluğa rastladım; beni alıp köle diye bir kadına sattılar. Onların Resulullah'tan (sallallahu aleyhi veselleın) söz ettiklerini duydum. O zaman yaşam çok zordu. Sahibeme: "Bana bir gün izin ver" dedim. Sahibem izin verince, gidip odun toplayarak sattım ve parasıyla yemek hazırlayıp onu Resulullah' a (sallallahualeyhivesellem) götürdüm. Yemeği önüne koyunca: "Bu nedir?" dedi. Ben: "Sadakadır" dedim. Hz. Peygamber (salla11ahu aleyhi vOO!em), sahabeye: "Yiyiniz" diyerek kendisi yemedi. Ben: "Bu, nübüvvetin alametlerinden biridir" dedim. Bir müddet sonra sahibeme: "Bana bir gün izin ver" dedim. Sahibem bana izin verince, gidip odun topladım ve onu öncekinden daha çok paraya sathın. Yemek hazırlayıp sahabeyle oturmakta olan Resülullah'a (sallallahualeyhivesellem) götürüp önüne koydum. Hz. Peygamber: "Bu nedir?" deyince: "Hediyedir" dedim. Kendisi yemek için elini uzatıp sahabeye de "Allah'ın adını anarak yiyiniz" dedi. Ben kalktım. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ridasıru çıkardı. O sırada peygamberlik mührünü gördüm ve: "Şehadet ederim ki; sen Allah'ın Resulü'sün" dedim. Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Neden bahsediyorsun?" deyince: "Bana vasıflarını anlatan adamdan sözettim ve dedim ki: "Bu adam cennete girecek mi ya Restllallah! Çünkü bana senin peygamber olduğunu söyledi." ResO.lullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Müslümandan başkası cennete giremez" buyurdu.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15835 Daha önce geçti: 13899.

Bir rivayette Selman der ki:

#20,442
"Bu benim ödemem gerekenin yanında ne eder ki ya Resulallah!" dediğim zaman Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), altın parçasını alıp dilinin üzerinde çevirdikten sonra dedi ki: "Bunu al ve borcunu öde:" Böylece onu alıp her birine, kırk ukiye olan borçlarım ödedim."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn:15834

Selman el-Farisi anlatıyor:

#20,441
lsfehan'ın Ciyy köyünden Farisi bir genç idim. Babam bu köyün ağası ve sözü en çok geçen kişisiydi. Ben, babamın dünyada en çok sevdiği kimseydim. Gün geçtikçe, babamın bana olan sevgisi artıyordu, benim üzerime titriyor ve beni adeta bir kız gibi eve kapatıyordu. Mecusiliğe o kadar kendimi vermiştim ki, taptığımız ateşin bakıcısı olmuştum. Ateşin bir an bile sönmesine müsaade etmiyordum. Babam, bir defasında, meşguliyeti sebebiyle köye gidemedi ve bana dedi ki: "Oğlum! Görüyorsun çiftliği ihmal ettim. Bari sen git de oranın işiyle ilgilen." Çiftliğe gitmek amacıyla yola çıktım. Yolda bir kişiye rastladım. Orada ibadet eden Hıristiyanların seslerini duydum. Babamın uzun süre beni başkalarıyla görüştürmemesi sebebiyle ne Hıristiyanlar, ne de diğer dinlere inananlar hakkında bilgim vardı. Seslerini duyunca ne yaptıklarını seyretmek için oraya girdim. Onları iyice anlayıp dinleyince, dua ve ibadetleri hoşuma gitti ve dinlerine girmeyi arzu ettim. Kendi kendime şöyle dedim: "Bu din bizimkinden daha iyi." Oradan ayrıldığımda, güneş batmıştı. Tabii, babamın çiftliğine de gitmemiştim. Onlara: "Bu dinin asıl yurdu nerededir?" diye sordum. Onlar: "Şam' dadır" dediler. Sonra babamın yanına döndüm. Babam da beni çağırmak için adam göndermişti. Ben bütün işlerini aksatmıştım. Babamın yanına geldiğimde: "Oğlum~ Neredeydin? Ben sana daha önce git çiftlikteki işlerle ilgilen dememiş miydim?" dedi. Ben: "Babacığım! Ben kiliselerinde ibadet eden bazı insanlarla karşılaştım. Onların dinleri hoşuma gitti. Güneş batana kadar yanlarında kaldım" dedim. Babam: "Yavrum! Bu din iyi değildir. Senin ve atalarının dini ondan daha iyidir" dedi. Ben: "Vallahi! Onların dini bizim dinimizden daha hayırlıdır" dedim. Babam dinimden döneceğimden endişelenip ayaklarımı bağladı ve beni eve hapsetti. Hıristiyanlara: "Size, Şam' dan kafile geldiğinde bana haber veriniz" diye haber gönderdim. Bir müddet sonra, onlara Şam' dan gelen Hıristiyan bir kafile uğrayınca, bana haber verdiler. Onlara: "Kafile işlerini bitirip döneceği zaman benim de onlarla gitmem için onlardan izin alın" dedim. Kafile memleketine döneceği zaman bana haber verdiler. Ben ayaklarımdaki demirleri söküp onlarla yola çıktım ve Şam'a geldim. Şam'a vardığımda: "Bu dinin mensuplarının en alimi,iyisi kim?" dedim. Bana: "Kilisenin başpapazıdır" dediler. Papazın yanına gidip: "Ben bu dine girmek istiyorum ve senin yanında kalıp kilisede sana hizmet etmek ve senden bilgi öğrenmek istiyorum, seninle ibadet etmek istiyorum" dedim. Papaz bana: "Gel, yanımda kal" dedi. Ben de yanında kaldım. Papaz kötü bir insandı. Papaz Hıristiyanların sadaka vermelerini istiyor ve onları sevap kazanmaya teşvik ediyordu. Ama o, Allah rızası için verilen sadakaları kendisi için ayırıp saklıyordu. Fakir ve yoksullara hiçbir şey vermiyordu. Bu sadakalardan yedi küp altın ve para biriktirmişti. Bu yaptıklarından dolayı, papazı hiç sevmemiştim. Adam bir müddet sonra öldü. Hıristiyanlar onu defnetmek için toplandılar. Onlara dedim ki: "Bu adam kötü bir kişiydi. Sizin sadaka vermenizi ister ve sizi sevap kazanmaya teşvik ederdi. Fakat ona sadakaları getirdiğinizde kendisi için ayırıp saklar, yoksullara hiçbir şey vermezdi." Onlar: "Bunu nereden anladın?" dediler. Ben de: "Topladıklarını sakladığı yeri size gösterebilirim" dedim. Onlar: "Bize orayı göster" dediler. Onlara verilen sadakaların yerini gösterdim. Oradan yedi küp altın ve para çıkardılar. Küpleri görünce: "Biz de bu adamı gömmeyiz" dediler ve onu çarmıha gerip taşladılar. Sonra başka bir adamı getirip papazın vazifesini ona verdiler. Yeni tayin edilen, eski papazdan daha dindar ve ahirete ondan daha düş- kündü. Gece gündüz ondan daha çok ibadet eden hiç kimse görmemiş ve onu çok sevmiştim. Uzun zaman onun yanında kaldım. Ölüm döşeğine düşünce, ona dedim ki: "Ey falan! Ben senin yanındaydım. Seni sevdiğim gibi başka kimseyi sevmedim. Gördüğün gibi Allah' ın, senin hakkındaki emrinin vakti geldi. Beni kime bırakacaksın? Ne .Yapmamı emrediyorsun?" Adam dedi ki: "Oğlum! Vallahi benim bulunduğum hal üzere olan birisinin kaldığını bilmiyorum. İnsanlar helak olmuş, dinlerini değiştirmişler. Sadece Musul' da oturan birisini biliyorum. O benim gibi kalarak dinini değiştirmemiş ve ahlakını bozmamıştır. Sen ona git" dedi. Adam ölünce, Musul' daki kişinin yanına gittim ve ona şöyle dedim: "Ey Falan! Filan kişi ölüm anında senin yanına gelmemi söyledi ve senin, onun gibi hak üzere olduğunu söyledi." O da: "Yanımda kal!" dedi. Ben de onun yanında kaldım. Onun da önceki gibi iyi birisi olduğunu gördüm. Çok geçmeden o da öldü. Ölüm anı geldiği zaman: "Ey falan! Filan kişi sana gelmemi tavsiye etmişti. Senin de ölüm anın geldi. Sen benim durumumu biliyorsun. Beni kime bırakacaksın, ne yapmamı emrediyorsun?" dedim. O da: "Oğlum! Bizim gibi Nusaybin' de oturan falan şahsı biliyorum. Onun yanına git" dedi. O da ölüp defnedilince, Nusaybin' deki şahsın yanına gittim.Başımdan geçenleri ve bundan önceki kişinin tavsiyesini ona anlathm. Bana: "Yanımda kal" dedi. Ben de onun yanına yerleştim. Onun da Şam'lı ve Musul'lu kişiler gibi iyi birisi olduğunu gördüm. Çok hayırlı bir adamın yanında ikamet etmiştim. Vallahi! Çok geçmedi, o da öldü. Ölmeden önce: "Ey Falan! Filan kişi beni falana tavsiye etmişti. Falan da beni sana gönderdi. Sen beni kime tavsiye edersin ve ne emredersin?" dedim. Dedi ki: "Evladım! Yanına gidebileceğin, Ammuriye' de olan bir kişiden başka bizim gibi kalan birisini bilmiyorum. Eğer istersen onun yanına git. O, bizim bulunduğumuz hal üzeredir." Adam ölüp defnedildikten sonra Ammuriye'de olan kişinin yanına gittim. Ona durumumu anlattım. Bana: "Yanımda kal!" dedi. Önceki gibi doğru yolda olan bu şahsın yanında kaldım. Orada birkaç inek ve küçük bir koyun sürüm oldu. Sonra onun da eceli geldi. Ölmek üzereyken dedim ki: "Ey Falan! Ben falanın yanındaydım. Vefat etmek üzereyken beni falanın yanına gönderdi. O da vefatı anında başkasının yanına gönderdi. Sonuncusu da sana gönderdi. Sen benim kimin yanına gitmemi tavsiye ediyorsun ve ne emrediyorsun?" Adam: "Evladım! Yeryüzünde bizim inandığımıza bağlı bir insanın kaldığını zannetmiyorum. Oğlum! Fakat Arabistan' da bir peygamberin çıkacağı zaman yaklaşmıştır. O, İbrahim'in diniyle gönderilecek, sonra kendi yurdundan, iki siyah dağ arasında hurmaları bulunan bir yere hicret edecek. Onun gizli olmayan peygamberlik alametleri vardır. Hediye kabul eder, sadaka kabul etmez. İki omzunun arasında da peygamberlik mührü vardır. Eğer bu ülkeye gidebilirsen git" dedi. O da vefat eti. Ammfuiye' de bir müddet kaldım. Ondan sonra, Kelb kabilesinden bazı Arap tacirler Ammuriye'ye uğrayınca, onlara: "Eğer beni de Arabistan' a götürürseniz şu ineklerimi ve şu küçük koyun sürümü size veririm" dedim. Onlar bunu kabul edince ineklerimi ve koyunlarımı onlara verdim. Beni beraberlerinde götürdüler. Vadil- Kura'ya geldiğimizde orada bana ihanet edip beni bir Yahudi' ye sathlar. Yahudinin yanındayken hurmalıkları gördüm. Burasının, ölen adamın bana tarif ettiği yer olmasını temenni ettim. Ben yahudinin yanındayken Medine' den, Kureyza oğullarından olan, sahibimin amcası oğlu geldi. Beni efendimden satın alıp Medine'ye götürdü. Vallahi Medine'yi görünce dostumun bana tarif ettiği yer olduğunu anladım ve orada ikamet ettim. Allah, Resulünü Mekke' de görevlendirdi ve Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Mekke' de ikamet etti. Sürekli işle meşgul olduğum için, onun varlığından haberdar değildim. Sonra Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'ye hicret etti. O sırada ben bir ağacın tepesinde çalışıyordum. Efendim de oturuyordu. Bu sırada amcası oğlugelip yanında durdu ve dedi ki: "Allah, Kayle oğullarına lanet etsin. Vallahi onlar şu anda, Mekke'den bugün gelen ve peygamber olduğunu iddia eden bir adamın etrafında toplanmış bulunuyor." Bu haberi duyunca beni bir titreme aldı. Hatta efendimin üzerine düşeceğimi zannettim. Ağaçtan indim ve efendimin amcası oğluna "Ne diyorsun?" dedim. Efendim kızıp bana ağır konuşarak: "Bundan sana ne? Sen işine dön!" dedi. "Ben bir şey istemiyorum, sadece söylediğinin doğru olup olmadığını öğrenmek istedim" dedim. Akşam olunca, topladığım hurmalardan biraz aldım. Resftlullah' ın (sallallahu aleyhi vesellem) Kuba' da kaldığı yere götürdüm. Huzuruna girip şöyle dedim: "Ben senin dürüst bir kimse olduğunu duydum. Senin muhtaç ve muhacir arkadaşların var. Bendeki şu hurmalar sadakadır. Bu sadakaya en layık sizi gördüm." Sonra hurmaları ona yaklaştırdım. Resftlullah, ashabına: "Sizler yiyiniz" dedi. Ama kendisi elini uzatıp yemedi. Ben içimden. "Bu alametlerden birincisidir" dedim. Sonra yanından gittim. Biraz daha topladım ve Resftlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'ye geldiğinde yanına gidip: "Senin sadaka olan şeylerden yemediğini gördüm. Bunu sana hediye olarak veriyorum" dedim. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) onlardan yedi ve sahabilerine de yemelerini söyledi. Ben kendi kendime: "Bu ikinci alamet" dedim. Bakiu'l-Garkad denilen yerdeyken Resftlullah'a (sallallahualeyhi vesellem) geldim. Orada ashabından birinin cenazesindeydi. Üzerinde iki kat elbise olduğu halde ashabıyla beraber oturuyordu. Ona selam verdim ve peygamberlik mührünü görebilir miyim diye sırtına bakarak etrafında dönmeye başladım. Resftlullah (sallallahu aleyhi vesellem), etrafında döndüğümü görünce ne istediğimi anladı ve sırtındaki giysiyi attı. Ben sırtına bakıp mührü gördüm ve tanıdım. Hem öperek, hem de ağlayarak üzerine kapandım. Resftlullah (sallallahu aleyhi vesellem) beni yanına çağırdı. Ben yanına giderek -ey İbn Abbas sana anlattığım gibi- başımdan geçenleri ona anlattım. Anlattıklarım Resftlullah'ın (sallallahu aleyhi veselleın) hoşuna gitti ve ashabının da duymasını istedi." Kölelik, Selman'ın Resftlullah'la (sallallahu aleyhi vesellem) Bedir ve Uhud'a katılmasına mani oldu. Selman dedi ki: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), bana: "Sahibinle (para karşılığı hürriyet) anlaşma yap" dedi. Sahibimle anlaşma yaparak efendisine, üç yüz hurma fidanı temin edip çiftliğine dikmek ve kırk ukiye altın vermek şartıyla anlaştım. Resftlullah (sallallahu aleyhi vesellem) sahabeye: "Kardeşinize yardım edin" buyurdu. Sahabe bana fidanlarda yardım ettiler. Kimisi otuz, kimisi yirmi, kimisi de on hurma fidanı verdiler. Yanımda üç yüz fidan olana kadar herkes imkanı ölçüsünde yardım etti. Resftlullah (sallallahu aleyhivesellem): "Selman, git fidanlann çukurlarını kaz. Dikmeye sıra geldiği zaman on lan sen dikme, bana haber ver. Onları kendi ellerimle yerlerine koyayım" dedi. Sahabenin yardımıyla çukurları kazıp bitirince, gelip Resulullah' a (sallalJahu aleyhi vesellem) haber verdim. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi veselleın) benimle bahçeye giderek, biz fidanları ona verdik o, kendi eliyle dikti. Fidanlardan hiçbiri ölmedi (tuttu). Fidan borcumu böylece ödedim. Para borcum kaldı. Resulullah (sallalJahualeyhi vesellem) yumurta büyüklüğünde bir albn parçası verdi ve: "Mükateb olan Farisi ne yaptı?" dedi. Yanına çağırıldım. Hz. Peygamber (sallalJahu aleyhi vesellem): "Bunu al ve borcunu öde" dedi. Ben: "Bu benim ödemem gereken miktarı nasıl karşılar, ya Resulallah!" dedim. Resulullah (sallalJahualeyhivesellem): "Onu al, Allah onunla senin borcunu karşılayacaktır" dedi. Onu aldım ve onunla borcumu ödedim. Selman' ın canı elinde olana yemin ederim ki; onunla kırk ukiyelik ödemem gereken miktarı ödedim ve hürriyetimi kazandım. Resulullah'la (sallallahu aleyhi vesellem), Hendek savaşında bulundum. Sonra onun bulunduğu bütün savaşlara kabldım.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15833 Ahmed (5/ 441-444), Taberaru, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (6065) ve Bureyde'nin hadisinden kısa metinle Bezzar (2726) rivayet etti.

Yahya b. Bukeyr der ki:

#20,439
Ebu Zer, 32 yılında Rebeze'de vefat etti. İsmi, Cundub b. Cünade' dir.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn:15832 Taberaru, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (1620) rivayet etti.

Yezid b. Ebi Habib der ki:

#20,437
"Ebu Zer, Amr b. el-As'la (Mısır'ın) fethine şahit olanlardandı.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15831 Taberani, el-Mu'cemıı'l-keblr'inde (1622) rivayet etti.

Muhammed b. Ka'b bildiriyor:

#20,258
İbn Mes'O.d, Ammar'ın kervanıyla giderken yolu üzerindeki Ebu Zer'in cenazesine rastladı. İbn Mes'ı1d ve arkadaşları inerek onu defnettiler. EbO. Zer, Mısır'a gitmiş ve orada kendine bir ev yapmıştı.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15830 Taberani, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (1621) rivayet etti.

İbrahim b. el-Eşter bildiriyor:

#20,257
Ebu Zer'in, Rebeze'de ölüm anı yaklaşınca, hanımı ağlamaya başladı. Ebu Zer: "Neden ağlıyorsun?" diye sorunca hanımı: /1 Ağlıyorum, çünkü senin ölümünü engellemek elimde değil. Yanımda sana kefen olacak bir elbise de yoktur" dedi. Ebfr Zer: /1 Ağlama, zira Resfrlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) (Bir gün bir grupla beraber yanındayken) «İçinizden birisi boş bir arazide vefat edecek ve cenazesinde bir grup mü'min hazır bulunacakhr» buyurduğunu duydum. Orada bulunan herkes insanların olduğu yerde ve yerleşim alanlarında vefat etti. O gruptan benden başka kimse kalmadı. Ben kimsenin olmadığı bir yerde öleceğim. Sen yolu gözetle. Söylediğimin doğru olduğunu göreceksin. Vallahi ben ne yalan söyledim, ne de yalanlandım" dedi. Hanımı: "Bu zamanda kim gelecek? Hac mevsimi de geçti" deyince, Ebu Zer: "Sen yolu gözle" dedi. Kadın yolu gözlerken kendilerine bir kafilenin yaklaşmakta olduğunu gördü. Kafiledekiler uzaktan kuş gibi görünüyorlardı. Kafile gelip yanında durdu ve kadına: "Neyin var?" diye sordular. Kadın: "Bir müslümanı kefenleyip sevabını alınız" dedi. Onlar: "O kim?" diye sorunca, kadın: "Ebu Zer" dedi. "Anamız babamız sana feda olsun" diyerek asalarını yerine koyarak aceleyle yanına gittiler. Ebu Zer: "Gözünüz aydın, siz Resulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) kendileri hakkında: «Hangi iki müslümanın iki veya üç çocuğu ölür, sevabını Allah'tanbekleyerek sabrederlerse hiçbir zaman cehennem ateşini görmezler» dediği kişilersiniz. Şimdi gördüğünüz gibiyim. Eğer bana kefen olacak bir elbisem olsaydı, ondan başkasıyla kefenlerunezdim. Allah için, sizden şunu istiyorum: Sizden lider veya vali ya da elçi olan kimse beni kefenlemesin." Orada bulunanların hepsi bunlardan birisine uyuyordu. Sadece içlerinde Ensar' dan bir genç hariç. Genç: "Senin aradığın kişi benim. Heybemde, annemin bana eğirip dikmiş olduğu iki giysim var. Birisi de giymiş olduğum üzerimdeki elbisedir" dedi. Ebu Zer: "Benim aradığım sensin, beni sen kefenle" dedi.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15829 Ahmed (5/ 155, 166) ve Bezzar (2716) rivayet etti.

Ebu'l-Esved ed-Dueli dedi ki:

#20,256
"Res1llullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) sahabelerini gördüm. Eb1l Zer' e benzeyenini görmedim."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15828 Abdullah (5/ 181) rivayet etti.

Ebu Şu'be bildiriyor:

#20,255
Bir adam gelip, Ebu Zer'e nafaka vermek (maddi yardımda bulunmak) istedi. Ebu Zer şu karşılığı verdi: "Sağdığımız keçilerimiz, bindiğimiz merkeplerimiz, bize hizmet eden bir hizmetçimiz ve giyecek olarak fazladan bir abamız var. Ben bu fazlalıktan dolayı hesaba çekilmekten korkuyorum."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15827 Taberani, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (1631) rivayet etti. Ravilerden Ebfı Nuaym Dırar b. Surad zayıftır.

Muhammed b. Sirin bildiriyor:

#20,254
Şam' da oturan Kureyş'li birisi olan Haris, Ebü Zer'in maddi sıkınhda olduğunu öğrendi ve kendisine üç yüz dinar gönderdi. Ebu Zer dedi ki: "Bu kendince, Allah' ın, benden daha düşük bir kulunu bulamamış mı? Resulullah'ın (sallallahualeyhivesellem) şöyle dediğini duydum: "Kimin kırk (dirhemi) olur da buna rağmen insanlardan bir şey isterse, ihtiyacı olmadığı halde dilenmiştir." Ebu Zer' in kırk dirhemi, kırk keçisi ve iki hizmetçisi vardır.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15826 Taberaru, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (1630) rivayet etti. İbn Slrin Ebu Zer'le karşılaşmamışhr. Bakın: S. es-Sahlha (1719).

Abdullah b. Hiraş bildiriyor:

#20,192
Rebeze'de Ebu Zer'i siyah bir gölgeliğin alhnda gördüm. Yanında şişman bir kadın vardı. Kendisi de bir çuval parçasının üzerine oturmuştu. Ona dendi ki: "Ey Ebu Zer! Sen çocukları kalmamış birisin." Ebu Zer: "Çocuklarımı fani olan yerden alıp baki olan yer için saklayan Allah' a hamdolsun" karşılığını verdi. Dediler ki: "Ey Ebu Zer! Bundan başka bir kadın alsan nasıl olur." Ebu Zer: "Benim için, kıymetimi bilmeyecek bir kadını almam, kıymetimi bilecek bir kadın almamdan daha hoş gelir" dedi. Kendisine: "Bundan daha yumuşak bir kilim alsan" dediklerinde: "Allahım, beni affet! Bana karşılıksız olarak verdiğinden istediğini al" dedi.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15825

Ebu Zer dedi ki:

#20,191
"Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem), Cibril ile Mikail'in kendisine öğrettiği her şeyi bana da öğretti. O'nun bana öğrettiği her şeyi de Malik b. Damra'ya öğrettim."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15824 Taberani, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (1624) rivayet etti.

Hüseyin b. Ali der ki: Enes'in bildirdiğine göre

#20,190
Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Cennet şu üç kişiyi özler: Ali, Ammar ve -sanırım- Ebu Zer." buyurdu.Hz. Cibril, ResUlullah' a (sallallahu aleyhi vesellem) gelip dedi ki: "Ey Muhammed! Allah, ashabından üç kişiyi seviyor. Sen de onları sev: Ali b. Ebi Talib, Ebu Zer ve Mikdad b. el- Esved."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15822. 15823 Ebu Ya'la (6772) rivayet etti. Ravilerden Sa'd b. Tarif el-İskaf metruktur. Cafer b. Süleyman ise Şii fanatiğidir.Bezzar (2715) rivayet etti.

Ebu Zer, ResUlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) kendisine hitaben şöyle buyurduğunu bildiriyor:

#20,188
"Ey Ebu Zer! Senin de aralannda bulunduğun kırk kişi ile tartıldığım ve hepinizden ağır geldiğim bana gösterildi."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15821

Abdullah b. Mes'ud, ResUlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder: Aynı isnadla, Abdullah b. Mes'ud, Resulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

#20,187
"Ebu Zer, ibadetinde Meryem oğlu İsa ile yanşmaktadır."Ahlak ve sima olarak Meryem oğlu İsa' yı görmek kimi sevindirecekse, Ebu Zer' e baksın.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15819. 15820 Taberani, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (1625) rivayet etti.Taberiini, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (1626) rivayet etti.

Ebu' d-Derda dedi ki:

#20,186
"Vallahi! ResUlullah (sallallahu aleyhi vOOiem), Ebu Zer yanında bulunduğunda ona yakın durur; görünmediğinde ise yokluğunu hissederdi."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15818 Ebu Cafer et-Taberi, Tezhibu'l-Asar'mda -Müsned Ali- ( 261) rivayet etti.

Abdurrahman b. Ganm'ın bildirdiğine göre

#20,185
kendisi, Ebu'd- Derda'yı Humus'ta ziyaret etti. Yanında birkaç gece kaldı. Merkebini yolculuk için hazırladılar. Ebu'd-Derda: "Ben de seninle gelmek istiyorum" dedi. Merkebini hazırlamalarını söyledi. Merkebine palan vurdular ve her biri kendi merkebine binerek yola çıktılar. Yolda, bir gQ.n önce Cuma namazını Cabiye'de Muaviye'nin yanında kılmış olan bir adamla karşılaştılar. Adam onları tanıdı, ama onlar adamı tanımadılar. Kendilerine Cabiye halkının durumunu anlattı. Adam sonra dedi ki: "Size söylemek istemediğim son bir haber daha var. Bu haberi sizin de duymak istemeyeceğinizi zannediyorum." Ebu' d-Derda: "Ebu Zer ölmüş olmasın!" deyince, adam: "Evet" dedi. Ebu' d-Derda ve Abdurrahman b. Ganm belki on defa: "İnna lillah ve inna ileyhi raci' un'' dediler. Sonra Ebu' d-Derda, Hz. Salih' in kavmine denildiği gibi dedi ki: "Onları gözetle ve sabret" (Kamer Sur. 27) Allahım! Eğer Ebu Zer'i yalanlarlarsa, ben onu yalanlamam. Eğer onlar Ebu Zer' e iftira ederlerse ben onun beri olduğunu bilirim. Eğer onu halkı kandırmakla itham ederlerse, ben onun kimseyi kandırmadığını kabul ederim. ResUlullah,kimseye güvenmezken ona güvenirdi. Sırrını kimseye söylemezken ona söylerdi. Ebu'd-Derda'nın canı elinde olana yemin ederim ki; Resulullah'tan (sallallahualeyhivesellem) şunu duyduktan sonra, eğer Ebu Zer sağ tarafımı kesse ona kin beslemem: "Ebu Zer kadar doğru konuşan birini ne gökyüzü gölgelemiş, ne de yeryüzü taşımışhr. Kim İsa b. Meryem'e bakmak istiyorsa Ebu Zer'e baksın." *Ahmed rivayet etti. Taberani yakın metinle rivayette bulundu ve şunu ilave etti: Resulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu duydum: "Meryem'in oğlu İsa'nın iyiliğine, doğruluğuna ve gayretine bakmak isteyen, Ebu Zer'e baksın."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15817 Ahmed (5/ 197), Bezzar (2714) ve Ebu Cafer et-Taberi Tezhibu'l-Asar'mda -Müsned Ali- ( 260) rivayet etti.

Ebu' d-Derda, Resulullah' ın (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu bildiriyor:

#20,184
"Ebu Zer kadar doğru konuşan birini ne gökyüzü gölgelemiş, ne de yeryüzü taşımıştır. Kim İsa b. Meryem'e bakmak istiyorsa Ebu Zer' e baksın."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15816 Ahmed (6/ 442) ve Bezzar (2713) rivayet etti ve şöyle dedi: "Bu hadis Ebu'd- Derda'dan, değişik kanallarla rivayet edildi. Bu rivayeti birden çok ravi tarafından rivayet edildiği için naklettik. Bu hadisi Ali b. Zeyd' den, sadece Hammad nakletmiştir."

Yine Taberc1ni' deki bir rivayet ise şöyledir:

#20,183
Annemi ve kızkardeşimi alıp Mekke yakınlarına kadar geldim. Kardeşim Uneys: "Bir adamla su üzerinde bir şiir ile yarışacağım" dedi. Kardeşim şairdi. Ben: "Yapma!" dedim. Uneys' in karşısına Leccac çıkh ve hangisi daha güzel şiir söylerse öbürünün sürüsünü almak koşuluyla yanşhlar. Vallahi! Dureyd o zaman kardeşimden daha güzel şiir söyledi. Hangisinin dahagüzel şiir söylediği konusunda Hansa'yı hakem tayin ettiler. Hansa kardeşimin şiirinin daha güzel olduğunu söyledi. Bunun sebebi de şudur: Dureyd, Hansa'yı babasına istemişti. Hansa: "Bu ihtiyar bir adamdır benim buna ihtiyacım yoktur" demişti. Bu olay sebebiyle Dureyd' e kin beslemişti. Bahis olarak ortaya konan Dureyd'in sürüsünü kendi sürümüze kattık. Sürümüzdeki hayvanların sayısı yüz' e yaklaşh. Sonra Mekke'ye gidip Safa'ya vardım. Orada Kureyş'in erkekleri vardı. Safa' da bir Sabir veya deli ya da şair veya sihirbaz olduğunu duydum. Ben: "Sabii, deli, şair veya sihirbaz olduğunu iddia ettiğiniz kişi nerede?" deyince: "Gördüğün gibi oradadır" dediler. Ben ona doğru yöneldim. Vallahi bir taş atımı mesafesi kadar onlardan uzaklaşmadan üzerime taş, kemik ve çamur fırlatmaya başladılar. Beni kanlar içinde bıraktılar. Kabe'ye gidip örtüsünün altına sığındım. Orada otuz gün oruç tuttum. Zemzem suyundan başka ne yiyeceğim, ne de suyum vardı. Ay ışığının olduğu bir gecede Huza' a kabilesinden iki kadın gelip tavaf etmeye başladılar.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15815 Taberani, el-Mu'cemu'l-Evsat'ında (60) rivayet etti. Ravilerden Abbad b. Reyyan el- Lahmi hakkında bilgi yoktur. Urve b. Ruveym dürüsttür, ama çoğunlukla mürsel rivayette bulunur.

Ebu Zer anlahyor:

#20,182
Şair olan, Uneys isminde bir kardeşim vardı. Bir şairle kendisi birbirlerine karşı övündüler. Uneys: "Ben senden daha iyi bir şairim" diğeri: "Ben daha iyiyim" dedi. Uneys: "Kimin aramızda hakem olmasını kabul edersin?" deyince adam: "Mekke kahininin aramızda hakem olmasını kabul ederim" dedi. Uneys kahinin hakemliğini kabul ederek Mekke' ye gittiler ve kahinin yanında bir araya geldiler. Her biri kendi şiirini okudu. Kahin, Uneys'e: "Sen kendini aşmışsın" dedi. Kahin sanki Uneys'in şiirini daha güzel bulmuştu. Uneys (Mekke' den dönünce bana): "Mekke' de peygamber olduğunu iddia eden ve senin dininden olan birisi var" dedi. İbn Abbas dedi ki: Ebu Zer' e: "Senin dinin neydi?" diye sordum. Ebu Zer: "Halkımın ibadet ettiği ilahlardan yüz çevirmiştim" karşılığını verdi. Ben: "Sen neye ibadet ederdin?" diye sorunca: "Hiçbir şeye, gece bir elbise gibi yere düşene kadar namaz kılardım (ibadet ederdim). Güneşin bana vurması beni uyandırırdı" dedi. Ebu Zer'e: "Namaz kılarken ne tarafa yönelirdin?" diye soruldu. Ebu Zer: "Rabbimin beni yönlendirdiği yere" dedi. Uneys, bana (İbn Abbas' a) dedi ki: "Bu hareketinden dolayı Ebu Zer' den (kavmi) nefret etmeye başladı." Ebu Zer dedi ki: Gelip Mekke'ye girdim. On beş gün, on beş gece Kabe'nin örtüsü alhnda kaldım. Her gece çıkar zemzem suyundan içerdim ve hiç açlık hissetmezdim. Bu müddet zarfında zemzem suyu içmekten göbek bağladım. İki kadın geceleyin Kabe'ye gelip putlarına dua ediyorlardı. Birisi şöyle diyordu: "Ey Asaf! Bana bir erkek çocuk ver." Diğeri: "Ey Naile! Bana şunu ver bunu ver." Ben "Onları birbirleriyle evlendirin bari!" dedim. Kadınlar benim sesimi duyunca kaçarak şöyle demeye başladılar: "Kabe'nin örtülerinin alhnda Sabii var." O esnada Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile Ebu Bekir arkamda yürüyorlarmış. Kadının "Kabe'nin örtülerinin altında Sabii (dinden çıkmış biri) var" sözünü duyunca Resulullah (sallallahu aleyhivesellem), onların söyledikleri sözü kınayan sözler söyledi. Ebu Zer, şöyle devam etti: Sözlerinden, kendisinin Resulullah olduğunu tahmin ettim ve yanına gittim:" Allah'ın selamı üzerine olsun ya Res01allah!" dedim. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) üç defa: "Allah'ın selamı rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun" diyerek bana: "Ne zamandan beri buradasın?" diye sorunca ben: "On beş gündür" diye cevap verdim. Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Nereden yiyordun?" deyince, ben: "Her gece yarısı zemzem suyuna gider ondan bir yudum içerdim ve hiç açlık hissetmezdim, hatta göbek bağladım. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) üç defa: "Bu su hem açlığı, hem susuzluğu giderir ve mübarek bir sudur" buyurdu. Sonra Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kimlerdensin?" diye sordu. Ben: "Gifar' danım" deyince: "Gifar kabilesi, hacılann yolunu keserdi" dedi. Benim Gifar' dan olmam sanki Resülullah' ın (saUallahu aleyhi vesellem) hoşuna gitmemişti. Ebu Bekr'e: "Haydi yürü ey Ebu Bekr, haydi yürü" dedi. Ebu Bekr bizi evine götürdü ve kuru üzüm ikram etti. Ondan yedik ve Resulullah'la (sallallahualeyhivesellem) bir müddet kaldım. Bana İslam'ı öğretti ve Kur' an' dan bir miktar okudum. Dedim ki: "Ya Resulallah! Ben dinimi açıklamak istiyorum." Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Bunu yaparsan, öldürülmenden korkanm" buyurdu. Ben: "Kesinlikle yapacağım" deyince, Reso.Iullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bunu yaparsan, öldürülmenden korkanm" dedi. Ben yine: "Ôldürülsem bile bunu yapacağım" dedim. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) sustu ve bana bir şey söylemedi. Kureyş, Mescid-i Haram' da toplanmışlar konuşuyorlardı. Ben: "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed onun Reslllü' dür" dedim. Konuşmakta olanlar irkilip bana saldırdılar ve döverek beni kızıla boyanmış bir kurbanlık gibi bırakhlar. Beni öldürdüklerini zannetmişlerdi. Kalkıp Reslllullah' a (sallallahu aleyhi vesellem) geldim. Beni bu halde görünce: "Ben sana yapma demedim mi?" dedi. Ben: "Ya Resulallah! Yapmak istediğim bir şeydi ve yaptım" dedim. Bir müddet Resulullah' ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanında kaldım. Hz. Peygamber (sallallahualeyhivesellem) bana: "Kavmine git ve benim İslam'ı açıktan yaymaya başladığım haberi sana geldiğinde yanıma gel" dedi. Kavmime geri döndüm. Uzun zamandır onlardan uzak kalmıştım. Uneys'le görüştüğümde, ağlayarak dedi ki: "Ey kardeşim! Uzun zaman gözükmeyince öldüğünü zannettim. Ne yaptın?" istediğin kişiyi bulabildin mi?"Ben: "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed onun Resulü' dür" dedim. Kardeşim orada Müslüman oldu. Sonra annemin yanına gittim. Beni görünce ağlayarak dedi ki: "Ey oğlum! Uzun zaman gözükmeyince öldüğünü zannettim; ne yaptın aradığın kişiyi buldun mu?" Ben: "Evet" diyerek: "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed onun Resulü' dür" dedim. Annem: "Uneys ne yaptı?" dedi. "Müslüman oldu" deyince: "Ben sizin dininize karşı değilim; şehadet ederim ki Allah' tan başka ilah yoktur ve Muhammed onun Resulü' dür" dedi. Kavmimin içinde kaldım. Birçoğu Müslüman oldu. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), İslam' ı açıkça yaymaya başlayınca yanına gittim.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15814

Cubeyr b. Nufeyr bildiriyor:

#20,181
Ebu Zer şöyle derdi: "Ben ilk Müslüman olan dört kişiden biriyim. Benden önce sadece Resulullah, Eb1l Bekr ve Bilal Müslüman oldular."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15813 Taberaru, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (1617, 1618) rivayet etti.

Muhammed b. Abdillah b. Numeyr der ki: Taberani, Ebu Zer hakkında şu bilgiyi verir: Zeyd b. Eslem der ki:

#20,180
"Ebu Zer, Cundub b. Cünade b. Süfyan b. Ubeyd b. Haram b. Gifar b. Melil b. Darnra b. Bekr b. Abdimenaf b. Kinane b. Huzeyme b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Ma'd b. Adnan' dır."Ebu Zer'in ismi; Cundub b. Cünade'dir. Ebu Zer'in isminin Berir olduğu da söylenir."Res1llullah (saJ1allahu aleyhi veaıem), Ebu Zer'e: "Ey Berfr!" dedi.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15810. 15811. 15812 Taberani, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (1615) rivayet etti.Taberani, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (1616) rivayet etti.

Ebu Zer el-Gifari dedi ki:EbCl Zer der ki:

#20,179
Kıyamet günü Resıllullah' a (sallallahu aleyhivesellern), en yakınınız ben olacağım. Çünkü Resulullah'ın (saJlailahualeyhi vesellem) şöyle buyurduğunu duydum: "Kıyamet günü bana en yakın olanınız, benim bıraktığım gündeki gibi kalandır." Allah' a yemin olsun ki aranızda benden başka dünyadan kendisine bir şey yapışmamış kimse yoktur."Resulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle dediğini duydum: "Sizin bana en sevimliniz ve kıyamet günü bana en yakın olanınız, benim bırakhğım gündeki gibi kalandır."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15808. 15809 Ahmed (5/ 165) rivayet etti. Taberiini, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (1627) rivayet etti.Taberaru, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (1628) rivayet etti.

Yüsuf b. Abdillah b. Selam dedi ki:

#19,953
"Resftlullah (sallallahu aleyhi vesellem), beni kucağında oturttu ve başımı okşayarak ismimi Yüsuf koydu."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15807 Ahmed (4/ 35, 6/ 6) ve Taberiini, el-Mu'cemu'l-kebir'inde (22/ 285) rivayet etti.

Sa' d b. Ebi Vakkas bildiriyor:

#19,952
Res11lullah' a (salla11ahu aleyhi veselleın) yemek dolu bir çanak getirdiler. Ondan yedikten sonra bir kısmı arttı. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): "Şu yönden, Cennet ahalisinden bir kişi gelecek ve artan yemeği yiyecektir" dedi. Sa'd: "Kardeşim Umeyr'i abdest alırken bırakıp gelmiştim. Ben gelecek olan kardeşimdir, diye düşündüm. Abdullah b. Selam geldi ve yemeği yedi.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15806 Ahmed (1458), Ebu Ya'la (721) ve Bezzar (22/ 285) rivayet etti.

Muhammed b. Hamza b. Yusuf b. Abdillah b. Selam, babasından şöyle nakletti:

#19,951
Abdullah b. Selam, Yahudi hahamlanna: "Babamız İbrahim ve İsmail' in mescidinde (Kabe' de) bir şey yapacağım" dedim. Mekke'ye ResUlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanına gittim. Mekke'ye vardığımda hacılar hacdan dönmüşlerdi. Resulullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) Mina' da buldum. Halk etrafında toplanmıştı. İnsanlarla oradan kalktığında beni gördü ve: "Abdullah b. Selam mısın?" diye sordu. Ben: "Evet" deyince: "Yaklaş!" buyurdu. Yaklaştığımda bana: "Allah için söyle Ey Abdullah b. Selam! Benim Tevrat'taki bildirilen Allah'ın ResUliiolduğumu gönnedin mi?" diye sorunca ben: "Rabbimizi bize tarif et" dedim. Cibril gelip Resulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) önünde durdu ve: "De ki: O Allah bir tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O'na denk değildir" (İhlas) suresini indirdi. ResUlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize süreyi okudu. Ben: "Allah' tan başka ilah olmadığına ve senin de Resülü olduğuna şehadet ederim" dedim. Oradan Medine'ye döndüm ve Müslüman olduğumu gizledim. Hz. Peygamber (salla1lahu aleyhi vesellem) hicret edip Medine'ye geldiği zaman ben bir hurma ağacında hurma topluyordum. Medine'de bir gürültü duydum ve "Bu nedir?" dedim. Bana: "Resulullah Medine'ye geldi" dediler. Bunu duyunca kendimi ağacın tepesinden attım. Sonra varıp Resulullah' a (sallallahu aleyhi vesellem) selam verdim ve geri döndüm. Annem: "Vallahi! Mlı.sa b. İmran gelseydi, kendini böyle ağacın tepesinden atmazdın" dedi. Ben: "Vallahi! Benim Resülullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) gelişine olan sevincim, Müsa'nın gelmesinden daha fazladır" dedim.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15805

Huzeyfe dedi ki:

#19,950
"Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem), beni Muhacirlerden veya Ensar' dan olmak arasında muhayyer bırakh. Ben Muhacirlerden olmayı tercih ettim."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15804 Bezzar (2718) ve Taberan'i, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (3010) rivayet etti. Bezzar dedi ki: "Bu hadisi sadece Huzeyfe'nin rivayet ettiğini biliyoruz ve sadece bu senedi vardır."

Cerir b. Hazım dedi ki: Seriyy b. Yahya der ki:

#19,949
Şu' ayb b. el-Habhcib' a: "Enes b. Mcilik ne zaman öldü?" dediğimde; "Doksan yılında vefat etti" dedi."Enes b. Malik, doksan üç yılında vefat etti."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15802. 15803 Taberani, el-Mu' cemıı '1-kebir'inde (718) rivayet etti. Taberani, el-Mu'cemıı'l-kebir'inde (717) rivayet etti.

Katade dedi ki:

#19,947
Enes b. Malik vefat ettiği zaman, Muvarrik el- İcli dedi ki: "Bu gün ilmin yarısı gitti." "Ey Ebu'l-Mu'temir! Bu nasıl olur?" diye sorulduğunda şu karşılığı verdi: "Heva ehlinden (sapık mezhep mensuplarından) birisi ResUlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) hadislerinden birisinde bize muhalefet ederse, ona: «Gel onu Resulullah'tan (sal1allahualeyhivesellem) duyan kişiye gidip soralım» derdik."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15801Taberani, el-Mu'cemu'l-keblr'inde (719) rivayet etti.

Sabit dedi ki:

#19,946
Enes'in yanına gittiğim zaman nerede olduğum bilinirdi. Yanına girer ellerini tutup öperek şöyle derdim: "Anam babam, Resulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) dokunduğu bu ellere feda olsun!" Gözlerini öper: "Anam babam Resulullah'ı gören bu gözlere feda olsun" derdim.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15800 Ebu Ya'la (3491) rivayet etti. Abdullah b. Ebi Bekr ed-Dimeşki'yi, İbn Adiyy ve başkalan zayıf bulmuştur.

Enes dedi ki:

#19,944
"Ben, kıyamet günü ResUlullah'la (sallallahu aleyhi vOOJem) karşılaşıp ona: «Ey Allah' ın Resulü! Ben senin küçük hizmetçin Enes'im!» demeyi umuyorum."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15799 Ebu Ya'Ia (3388) ve uzun bir metinle sahih bir isnadla Ahmed (3/ 222) rivayet etti.

Enes dedi ki:

#19,942
"Benim kaküllerim vardı. Resulullah (sallallahualeyhi vesellem) onları çekip eliyle tutardı."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 16 Hn: 15798 Taberani, el-Mu' cemu 'l-kebir'inde (712) ve Ebu Davlıd (4196) rivayet etti.