Toplam 18,842 Hadis
Konular

Tahrim Suresi Tefsiri Kategorisi

Abdullah b. Mes'ud,

#18,581
Yüce Allah'ın "Onun yakıtı insanlarla taşlardır" ayetini şöyle açıklamıştır: "Bu, kibrit taşı olup Allah kendi katında onu istediği anda istediği gibi yapar."

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 12 Hn: 11428. Bunu Taberani, zayıf biri olan hocası Abdullah b. Muhammed b. Said b. Ebi Meryem'den nakletmiştir.1 1 Taberani, el-Mu'cemu'l-kebir (9026)

Abdullah (İbn Mes'ud)'un bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem),

#18,580
Yüce Allah'ın " ... bilin ki Allah, onun dostu, bundan başka Cebrail, iyi müminler ve melekler de yardımcısıdır''3 ayetinde geçen "iyi müminler'' tabirini "Ebu Bekir ve Ömer'' olarak açıklamıştır.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 12 Hn: 11427. Bunu Taberani, rivayet etmiş olup ravilerinden Abdurrahim b. Zeyd el-Ammi metruktur.4 3 Tahrim Sur. 4. ; 4 Taberani, el-Mu'cemu'l-kebir (10477)

İbn Abbas anlatıyor:

#18,579
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Sevde'nin yanında bal şerbeti içerdi. Bir gün (Sevde' nin evinde bal şerbeti içtikten sonra) Aişe'nin yanına girdi ve Aişe: "Senden bir koku geliyor" dedi. Sonra Hafsa'nın yanına girdi. O da: "Senden bir koku geliyor'' dedi. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sanırım bu koku, Sevde'nin yanında içtiğim içecekten kaynaklanmaktadır. Vallahi bir daha ondan içmem" dedi. Bu olay üzerine: "Ey Peygamberi Allah'ın sana helal kıldığı bir şeyi niçin kendine haram ediyorsun?"1 ayeti indi.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 12 Hn: 11426. Bunu Taberani, rivayet etmiş olup ravileri, Sahih'in ravileridir.2 1 Tahrim Sur. 1. ; 2 Taberini, el-Mu'cemu'l-kebir (11226)

Ebu Hureyre anlatıyor:

#18,578
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Ömer'in kızı Hafsa'nın evinde Kıbti cariyesi Mariye ile gerdeğe girdi. Hafsa, evinde Mariye'yi Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte görünce: "Ya Resulallah! Diğer hanımlarının evinde değil de benim evimde mi (bunu yapıyorsun)?" dedi. Bunun üzerine Allah ResuIü (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ey Hafsa! Bundan sonra Mariya'ya dokunmak bana haram olsun. Bunu benim için gizle" dedi. Hafsa ise hemen çıkıp Aişe'nin yanına gitti ve "Ey Ebu Bekir'in kızı! Sana bir müjde vereyim mi?" dedi. Aişe: "Ne müjdesi?" deyince şöyle anlattı: "Ben Mariye'yi Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte benim evimde (odamda) yakaladım. Dedim ki: «Ya ResuIallah! Diğer hanımlarının evinde değil de benim evimde mi (onunla birlikte oluyorsun)?» İlk sevinçli haber, onu kendisine haram kılmasıdır. Sonra bana dedi ki: «Ey Hafsa! Sana bir müjde vereyim mi?» Ben de: «Tabii ki ver, ya Resulallah, anam babam sana feda olsun» dedim. Bana bildirdi ki (ey Aişe): "Allah Resulü'nden sonra senin baban yönetime gelecek. Senin babandan sonra da benim babam yönetime gelecek." Sonra benden bu bilgiyi gizlememi istedi. Bu bilgiyi sen de gizle." Bunun üzerine Yüce Allah şu ayetlerini indirdi "Ey peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helal kaldığı bir şeyi (Yani Mariya'yı) niçin kendine haram ediyorsun? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Senin aşırıya kaçıp işlediğin kusuru affeder) Allah şüphesiz size, yeminlerinizi bozmayı meşru kılmıştır. Allah sizin dostunuzdur. O, Alim'dir, Hakim'dir. Peygamber, eşlerinden birine (yani Hafsa'ya) gizlice bir söz söylemişti. O, bunu peygamberin diğer bir eşine (yani Aişe'ye) haber verince, Allah da peygambere durumu (Kur'an yoluyla) bildirmiş, o da bir kısmını yüzüne vurmuş (yani Mariya olayını anlatmasını Hafsa'nın yüzüne vurmuş) bir kısmını ise saklamıştır. (Yani Hafsa'nın Ebu Bekir ve Ömer' in yönetici olacaklarını deşifre etmesini onun yüzüne vurmamış, ona bildirmemiştir) Eşine, gizlice söylediği şeyi başkasına nakletmiş olduğunu bildirince, eşi: "Bunu sana kim haber verdi?" demiş, o da: "Bana, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah haber verdi" demişti."1 Sonra Allah, eşlerini kınamaya geçer: "Ey Peygamberin eşleri! Eğer ikiniz de Allah'a tövbe ederseniz, kaymış olan kalpleriniz düzelmiş olur. Eğer eşinizin aleyhinde yardımlaşarak bir şey yapmaya kalkarsanız, bilin ki Allah onun dostu, bundan başka Cebrail, iyi müminler (yani Ebu Bekir ve Ömer) ve melekler de yardımcısıdır. Ey Peygamberin eşleri! Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona; sizden daha iyi olan, kendini Allah'a veren, inanan, boyun eğen, tövbe eden, kulluk eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir. "2 Allah, peygamberine dul kadınlardan Firavun'un karısı Asiye binti Muzahim ile Nuh'un kız kardeşini, bakirelerden ise İmran kızı Meryem ile Musa' nın kız kardeşini vaad etmiştir.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 12 Hn: 11425. Bunu Taberani, el-Mu'cemu'l-evsat'ta Musa b. Cafer b. Ebi Kesir kanalıyla amcasından nakletmiştir ki Zehebi bu şahsın meçhul, naklettiği haberin de değersiz olduğunu belirtmiştir. 1 Tahrim Sur. 1-3. ; 2 Tahrim Sur. 4-5.

İbn Abbas'ın bildirdiğine göre

#18,577
"Ey peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı bir şeyi niçin kendine haram ediyorsun" ayeti, cariyesiyle ilişkisi hakkında nazil olmuştur.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 12 Hn: 11424. Bunu iki ayrı isnadla Bezzar ve ayrıca Taberani rivayet etmiş olup Bezzar'ın ravileri, güvenilir bir ravi olan Bişr b. Adem el-Esğar hariç Sahih'in ravileridir.2 1 Tahrim Sur. 1. ; 2 Bezzar (2274, 2275). Aynca demiştir ki: "Hadisin bu iki tarik dışında İbn Abbas' dan muttasıl olarak nakledildiğini bilmiyoruz." Aynca bak. Taberani, el-Mu'cemu'l-kebir (11130)

Mamer şöyle diyor: Eyyub’un bana bildirdi ki Aişe r.a., Rasûlullah (s.a.v.)’e şöyle dedi:

#2,036 يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَا تُخْبِرْ أَزْوَاجَكَ أَنِّي اخْتَرْتُكَ، فَقَالَ النَّبِيُّ : إِنَّمَا بَعَثَنِي اللَّهُ مُبَلِّغًا وَلَمْ يَبْعَثْنِي مُتَعَنِّتًا
“Ey Allah’ın Peygamberi! Benim seni seçtiğimi diğer hanımlarıma bildirme!” Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah beni tebliğ edici olarak gönderdi zorluk çıkarıcı olarak göndermedi.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 66 Hn: 3318. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. İbn Abbas’tan değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir.

: Zühri diyor ki: Urve Aişe r.a.’den bana şöyle aktarmıştır:

#2,035 فَلَمَّا مَضَتْ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ دَخَلَ عَلَيَّ النَّبِيُّ بَدَأَ بِي، قَالَ: يَا عَائِشَةُ، إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ شَيْئًا فَلَا تَعْجَلِي حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ، قَالَتْ: ثُمَّ قَرَأَ هَذِهِ الْآيَةَ:ف يَأَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَق " الْآيَةَ، قَالَتْ: عَلِمَ وَاللَّهِ أَنَّ أَبَوَيَّ لَمْ يَكُونَا يَأْمُرَانِي بِفِرَاقِهِ، فَقُلْتُ: أَفِي هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَيَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْآخِرَةَ
Yirmi dokuz gün geçince Rasulullah (s.a.v.), yanıma girdi ve benden başlıyarak Ey Aişe sana bir şey hatırlatacağım; Annene ve babana danışmaksızın bu konuda karar vermeye acele etme, sonra Rasulullah (s.a.v.), Ahzab suresi 28. ayetini okudu. Vallahi biliyordu ki annem ve babam bana kendisinden ayrılmayı emretmeyeceklerdi. Ben de bu konuda annem ve babamla mı istişare edeceğim dedim. Ben: “Allah’ı, peygamberi ve ahiret yurdunu istiyorum” dedim.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 66 Hn: 3318. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. İbn Abbas’tan değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir.

İbn Abbas r.a. diyor ki:

#2,033 لَمْ أَزَلْ حَرِيصًا أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ، عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ اللَّتَيْنِ قَالَ اللَّهُ :ف إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاق حَتَّى حَجَّ عُمَرُ وَحَجَجْتُ مَعَهُ، فَصَبَبْتُ عَلَيْهِ مِنَ الْإِدَاوَةِ فَتَوَضَّأَ، فَقُلْتُ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، مَنِ الْمَرْأَتَانِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ اللَّتَانِ قَالَ اللَّهُ:ف إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاهُق فَقَالَ لِي: وَاعَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ الزُّهْرِيُّ: وَكَرِهَ وَاللَّهِ مَا سَأَلَهُ عَنْهُ وَلَمْ يَكْتُمْهُ، فَقَالَ: هِيَ عَائِشَةُ، وَحَفْصَةُ، قَالَ: ثُمَّ أَنْشَأَ يُحَدِّثُنِي الْحَدِيثَ، فَقَالَ: كُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ نَغْلِبُ النِّسَاءَ، فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ، فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ، فَتَغَضَّبْتُ عَلَى امْرَأَتِي يَوْمًا، فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي، فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي، فَقَالَتْ: مَا تُنْكِرُ مِنْ ذَلِكَ، فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ، قَالَ: فَقُلْتُ فِي نَفْسِي قَدْ خَابَتْ مَنْ فَعَلَتْ ذَلِكَ مِنْهُنَّ وَخَسِرَتْ، قَالَ: وَكَانَ مَنْزِلِي بِالْعَوَالِي فِي بَنِي أُمَيَّةَ وَكَانَ لِي جَارٌ مِنَ الْأَنْصَارِ، كُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ فَيَنْزِلُ يَوْمًا فَيَأْتِينِي بِخَبَرِ الْوَحْيِ وَغَيْرِهِ، وَأَنْزِلُ يَوْمًا فَآتِيهِ بِمِثْلِ ذَلِكَ، قَالَ: وَكُنَّا نُحَدِّثُ أَنَّ غَسَّانَ تُنْعِلُ الْخَيْلَ لِتَغْزُوَنَا، قَالَ: فَجَاءَنِي يَوْمًا عِشَاءً فَضَرَبَ عَلَيَّ الْبَابَ فَخَرَجْتُ إِلَيْهِ، فَقَالَ: حَدَثَ أَمْرٌ عَظِيمٌ، قُلْتُ: أَجَاءَتْ غَسَّانُ، قَالَ: أَعْظَمُ مِنْ ذَلِكَ طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ نِسَاءَهُ، قَالَ: فَقُلْتُ فِي نَفْسِي قَدْ خَابَتْ حَفْصَةُ وَخَسِرَتْ، قَدْ كُنْتُ أَظُنُّ هَذَا كَائِنًا، قَالَ: فَلَمَّا صَلَّيْتُ الصُّبْحَ شَدَدْتُ عَلَيَّ ثِيَابِي، ثُمَّ انْطَلَقْتُ حَتَّى دَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَإِذَا هِيَ تَبْكِي، فَقُلْتُ: أَطَلَّقَكُنَّ رَسُولُ اللَّهِ قَالَتْ: لَا أَدْرِي هُوَ ذَا مُعْتَزِلٌ فِي هَذِهِ الْمَشْرَبَةِ، قَالَ: فَانْطَلَقْتُ فَأَتَيْتُ غُلَامًا أَسْوَدَ، فَقُلْتُ: اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ، قَالَ: فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَيَّ، قَالَ: قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا، قَالَ: فَانْطَلَقْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ فَإِذَا حَوْلَ الْمِنْبَرِ نَفَرٌ يَبْكُونَ، فَجَلَسْتُ إِلَيْهِمْ ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ، فَأَتَيْتُ الْغُلَامَ، فَقُلْتُ: اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ، فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَيَّ، فَقَالَ: قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا، قَالَ: فَانْطَلَقْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ أَيْضًا فَجَلَسْتُ ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ، فَأَتَيْتُ الْغُلَامَ فَقُلْتُ: اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ، فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَيَّ، فَقَالَ: قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا، قَالَ: فَوَلَّيْتُ مُنْطَلِقًا، فَإِذَا الْغُلَامُ يَدْعُونِي، فَقَالَ: ادْخُلْ فَقَدْ أُذِنَ لَكَ، فَدَخَلْتُ فَإِذَا النَّبِيُّ مُتَّكِئٌ عَلَى رَمْلِ حَصِيرٍ قَدْ رَأَيْتُ أَثَرَهُ فِي جَنْبَيْهِ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَطَلَّقْتَ نِسَاءَكَ؟ قَالَ: لَا، قُلْتُ: اللَّهُ أَكْبَرُ لَقَدْ رَأَيْتُنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَنَحْنُ مَعْشَرَ قُرَيْشٍ نَغْلِبُ النِّسَاءَ، فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ، فَتَغَضَّبْتُ يَوْمًا عَلَى امْرَأَتِي فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي، فَأَنْكَرْتُ ذَلِكَ، فَقَالَتْ: مَا تُنْكِرُ، فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ، قَالَ: فَقُلْتُ لِحَفْصَةَ: أَتُرَاجِعِينَ رَسُولَ اللَّهِ قَالَتْ: نَعَمْ، وَتَهْجُرُهُ إِحْدَانَا الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ، فَقُلْتُ: قَدْ خَابَتْ مَنْ فَعَلَتْ ذَلِكَ مِنْكُنَّ وَخَسِرَتْ أَتَأْمَنُ إِحْدَاكُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسُولِهِ، فَإِذَا هِيَ قَدْ هَلَكَتْ؟، فَتَبَسَّمَ النَّبِيُّ قَالَ: فَقُلْتُ لِحَفْصَةَ: لَا تُرَاجِعِي رَسُولَ اللَّهِ وَلَا تَسْأَلِيهِ شَيْئًا وَسَلِينِي مَا بَدَا لَكِ، وَلَا يَغُرَّنَّكِ إِنْ كَانَتْ صَاحِبَتُكِ أَوْسَمَ مِنْكِ وَأَحَبَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ قَالَ: فَتَبَسَّمَ أُخْرَى، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَسْتَأْنِسُ؟ قَالَ: " نَعَمْ "، قَالَ: فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَمَا رَأَيْتُ فِي الْبَيْتِ إِلَّا أَهَبَةً ثَلَاثَةً، قَالَ: فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، ادْعُ اللَّهَ أَنْ يُوَسِّعَ عَلَى أُمَّتِكَ فَقَدْ وَسَّعَ عَلَى فَارِسَ، وَالرُّومِ وَهُمْ لَا يَعْبُدُونَهُ، فَاسْتَوَى جَالِسًا، فَقَالَ: " أَفِي شَكٍّ أَنْتَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ؟ أُولَئِكَ قَوْمٌ عُجِّلَتْ لَهُمْ طَيِّبَاتُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا، قَالَ: وَكَانَ أَقْسَمَ أَنْ لَا يَدْخُلَ عَلَى نِسَائِهِ شَهْرًا فَعَاتَبَهُ اللَّهُ فِي ذَلِكَ وَجَعَلَ لَهُ كَفَّارَةَ الْيَمِينِ
Allah’ın, Tahrim suresi 4. ayeti olan: “İkiniz de tevbe ederek Allah’a yönelin çünkü ikinizin de kalbi haktan ayrılmıştı.” Buyurduğu peygamber hanımlarından iki hanımın kim olduğu konusunda Ömer’e soru sormaya pek istekliydim. Nihayet Ömer haccetti. Bende kendisiyle beraber haccettim. Su kabından kendisine su döktüm o da abdest aldı ve ey müminlerin Emiri! Allah’ın, Tahrim suresi 4. ayetinde bahsettiği iki peygamber hanımı kimlerdir? dedim. Ömer; şu karşılığı verdi: Hayretsana ey Abbas’ın oğlu! Zühr (ravi) diyor ki: “Ömer, İbn Abbas’ın sorusundan hoşlanmamış fakat onu gizlemekte istememişti” dedi. Onlar, Aişe ve Hafsa’dır demişti ve hadisi bana anlatmaya başlamıştı. Biz Kureyş topluluğu kadınlara üstün gelmeye çalışırdık Medine’ye gelince burada kadınların erkeklere hakim durumda olduklarını gördük derken bizim kadınlarımız onların kadınlarından bazı şeyler öğrenmeye başladılar. Bir gün hanımıma kızmıştım onun bana karşılık verdiğini gördüm bu karşılık vermesini yadırgadım. Hanımım: Bunu neden yadırgıyorsun? Vallahi Rasulullah (s.a.v.)’in hanımları bile kendisine karşılık veriyorlar hatta onlardan biri günü geceye kadar ondan ayrı geçiyorlar dedi. Bende içimden kendi kendime: “Böyle yapan kadın tamamen zarar ve ziyandadır” dedim. Evimiz, Ümeyyeoğulları semtinde Avali denilen yerde idi. Ensardan bir komşum vardı. Rasülullah (s.a.v.)’in yanına nöbetleşe iniyorduk. Bir gün o iner vahiy ve diğer haberleri getirildi. Bir gün de ben iner haberleri ona getirdim. O sıralarda Gassanlıların biz Müslümanlarla savaşmak için atlarını nalladıklarından bahsederdik. Bir gün komşum akşam vakti bana geldi ve kapımı çaldı. Ben de çıktım, “Büyük bir hadise oldu” Ben de Gassaniler mi geldiler yoksa dedim. O da: “Bundan daha büyük bir hadise” dedi. Rasülullah (s.a.v.), zevcelerini boşadı. Bunun üzerine kendi kendime: “Hafsa kaybetti ve zarardadır” dedim. Böyle bir işin olacağını tahmin ediyordum sabah namazını kılınca elbisemi giydim ve yola çıktım. Hafsa’nın yanına girdiğimde onu ağlar vaziyette buldum: “Rasulullah (s.a.v.), sizi boşadı mı?” diye sordum. Hafsa: “Bilemiyorum” dedi. İşte kendisi şu odacıkta uzlete çekilmiştir, dedi. Kalkıp yanına girebilmek için o odaya geldim. Rasulullah (s.a.v.)’e hizmet eden siyah bir delikanlıya dedim ki: Ömer için izin iste! İçeri girdi çıktı bildirdim fakat bir şey demedi, dedi. Bunun üzerine mescide gittim. Minberin etrafında ağlayan birkaç kişiyle karşılaştım. Onların yanına oturdum. Sonra sıkıntım daha da arttı tekrar Peygamber (s.a.v)’e hizmet eden siyahi delikanlıya geldim, Ömer için izin iste dedim girdi çıktı ve: Seni Rasulullah (s.a.v.)’e bildirdim fakat bir şey söylemedi dedi. Tekrar mescide gittim oturdum, fakat duramadım yine siyahi gencin yanına geldim. Ömer için izin iste dedim, girdi çıktı fakat seni Rasulullah (s.a.v.)’e bildirdim bir şey söylemedi dedi. Ben de arkamı dönüp giderken delikanlı dönüp beni çağırdı; gir sana izin verdi dedi. Ben de girdim, Rasulullah (s.a.v.)’i kuru bir hasır üzerine yaslanmış vaziyette buldum ve yanında hasırın izini gördüm ve dedim ki: Ey Allah’ın Rasulü! Hanımlarını boşadın mı? “Hayır” dedi. Bunun üzerine “Allahü ekber” dedim. Bizlerde aynı durumdayız. Biz Kureyş topluluğu olarak kadınlar üzerinde hakim idik. Medine’ye gelince erkeklerine hakim olan kadınlar topluluğu bulduk. Bizim hanımlarda onlardan bir şeyler öğrenmeye başladılar. Bir gün hanımıma kızmıştım da o da bana karşılık vermişti. Ben de hoş karşılamamıştım. Hanımım: “Niçin yadırgıyorsun” dedi. Vallahi peygamberin hanımları bile ona karşılık veriyorlar hatta onlardan biri bir günü geceye kadar ondan ayrı geçiriyor. Sonra Hafsa’ya Rasulullah (s.a.v.)’e karşılık verir misin? diye sordum. O da evet dedi. Hatta bizden birimiz gününü geceye kadar ondan ayrı geçirir, dedi. Ben de sizden bunu kim yapmışsa kaybetmiş ve zarardadır. Herhangi biriniz, Rasulullah (s.a.v.)’in darılması yüzünden Allah’ın gazabına uğramaktan ve helak olmaktan emin olabilir? Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) gülümsedi. Hafsa’ya dedim ki: Rasulullah (s.a.v.)’e karşılık verme ondan bir şey isteme her ne istersen benden iste arkadaşın (Aişe) senden daha güzel ve Rasulullah (s.a.v.)’e daha sevgili ise ve buna da güvenerek onun karşılık vermesi seni aldatmasın dedim. Rasulullah (s.a.v.), bir kere daha gülümsedi. Sonra Ey Allah’ın Rasulü! konuyu değiştirelim mi? dedim. Rasulullah (s.a.v.): “Evet” dedi. Bunun üzerine başımı kaldırdım ve o arada üç tane işlenmemiş ham deri gördüm ve “Ey Allah’ın Rasulü! Ümmetine bol rızık vermesi için Allah’a dua et…” dedim. Kendisine ibadet etmedikleri halde İran ve Rumlara bol bol vermiştir. Oturduğu yerden doğruldu ve: “Ey Hattab’ın oğlu yoksa sen şüphe içinde misin? O toplumlara iyilikler ve nimetler çabucak bu dünya hayatında kendilerine verilmiştir.” Rasulullah (s.a.v.), bir ay boyunca hanımlarının yanına girmemeye yemin etmişti. Allah bu konuda peygamberine kızdı ve bu konuda ona yemin keffareti vermesini emir buyurdu.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 66 Hn: 3318; Buhari, İlim: 27; Müslim, Sıyam: 17 ve diğerleri. ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. İbn Abbas’tan değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir.