Toplam 22,984 Hadis
Konular

Münafikun Süresi Tefsiri Kategorisi

Zeyd b. Erkam anlatıyor:

#18,576
Abdullah b. Ubey ile birlikte oturuyordum. O sırada bir grup ashabıyla birlikte Resullullah yanımızdan geçti. Abdullah b. Ubey: "Eğer Medine'ye dönersek, şerefli olanlar alçakları oradan mutlaka çıkaracaktır''1 dedi. Hemen Sa'd b. Ubade'nin yanına giderek bunu ona bildirdim. O da Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) giderek bunu ona anlattı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Abdullah b. Ubey'e birini göndererek kendisine bu olayı sordurdu. Abdullah b. Ubey, Allah adına yemin ederek öyle bir şey konuşmadığını söyledi. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Sa'd b. Ubade'ye baktı. Sa'd: "Ya Resulallah! Bana da bunu bir çocuk; Zeyd b. Erkam söyledi" dedi. Sonra Sa'd geldi, elimden tutup beni (Abdullah'a) götürerek: "Bana onu bu söyledi" dedi. Abdullah b. Ubey beni azarladı. Sonra hep birlikte Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gittik. Ben ağlayarak: "Sana nuru ve nübüvveti indiren (Allah) a yemin ederim ki o bunu söyledi" dedim. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Abdullah'a dokunmadı. Derken Yüce Allah "Münafıklar sana geldiklerinde ... .''2 ayetiyle başlayan Münafikun suresini indirdi.

Heysemi, Mecmauz Zevahid Cilt 12 Hn: 11420. Ben derim ki: Hadis, Sahih'de farklı ifadelerle yer almıştır. Bu şekliyle ise Taberani zayıf biri olan hocası Abdullah b. Muhammed b. Said b. Ebi Meryem'den nakletmiştir.3 1 Münafikun Sur. 8. ; 2 Münafikun Sur. 1 ; 3 Taberani, el-Mu'cemu'l-kebir (5073)

İbn Abbas r.a. dedi ki:

#2,031 مَنْ كَانَ لَهُ مَالٌ يُبَلِّغُهُ حَجَّ بَيْتِ رَبِّهِ أَوْ تَجِبُ عَلَيْهِ فِيهِ الزَّكَاةُ فَلَمْ يَفْعَلْ سَأَلَ الرَّجْعَةَ عِنْدَ الْمَوْتِ "، فَقَالَ رَجُلٌ: يَا ابْنَ عَبَّاسٍ، اتَّقِ اللَّهَ إِنَّمَا سَأَلَ الرَّجْعَةَ الْكُفَّارُ، قَالَ: سَأَتْلُو عَلَيْكَ بِذَلِكَ قُرْآنًا:ف يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلا أَوْلادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ { 9 } وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِلَى قَوْلِهِ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ قَالَ: فَمَا يُوجِبُ الزَّكَاةَ؟ قَالَ: إِذَا بَلَغَ الْمَالُ مِائَتَيْ دِرْهَمٍ فَصَاعِدًا، قَالَ: فَمَا يُوجِبُ الْحَجَّ؟ قَالَ: الزَّادُ وَالْبَعِيرُ
“Kendisini Kabe’yi haccetmeye ulaştırabilecek veya üzerine zekat vacib olabilecek kadar malı olup ta bu vazifesini yerine getirmeyen kimse ölüm zamanında tekrar dünya hayatına dönmeyi dilesin. Bunun üzerine bir adam Ey Abbas’ın oğlu dedi. Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşı. Ancak kafirler dünya hayatına dönmeyi isteyeceklerdir. İbn Abbas dedi ki: Bu konuda sana Kuran ayetleri okuyacağım. Münafıkun suresi 9.10.11. ayetlerini okudu. Sonra İbn Abbas: “Zekatı ne vacib kılar?” diye sordu. O adam da: “Mal ikiyüz dirhemden yukarı olduğu zaman” dedi. İbn Abbas: “Hac hangi kimseye farz olur” dedi. O adam da: “Azık ve binek” dedi.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 64 Hn: 3316 vediğerleri.ž Abd b. Humeyd, Abdurrezzak vasıtasıyla Sevrî’den, Yahya b. ebî Hayye’den, Dahhâk’den, İbn Abbâs’tan bu hadisin bir benzerini bize rivâyet etmiştir. Aynı şekilde Sûfyân b. Uyeyne ve pek çok kimseler bu hadisi Ebû Cenab’tan, Dahhâk’den, İbn Abbâs’tan merfu olmaksızın İbn Abbâs’ın kendi sözü olarak rivâyet etmişlerdir. Bu rivâyet Abdurrezzak’ın rivâyetinden daha sağlamdır. Ebû Cenab’ın ismi Yahya b. ebî Hayye olup hadis konusunda pek kuvvetli biri değildir.

Amr bin Dinar rahimullah diyor ki: Cabir b. Abdullah r.a.’ işittim şöyle diyordu:

#2,030 كُنَّا فِي غَزَاةٍ، قَالَ سُفْيَانُ: يَرَوْنَ أَنَّهَا غَزْوَةُ بَنِي الْمُصْطَلِقِ، فَكَسَعَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلًا مِنَ الْأَنْصَارِ، فَقَالَ الْمُهَاجِرِيُّ: يَا لِلْمُهَاجِرِينَ، وَقَالَ الْأَنْصَارِيُّ: يَا لِلْأَنْصَارِ، فَسَمِعَ ذَلِكَ النَّبِيُّ فَقَالَ: " مَا بَالُ دَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ؟ "، قَالُوا: رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ كَسَعَ رَجُلًا مِنَ الْأَنْصَارِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ : " دَعُوهَا فَإِنَّهَا مُنْتِنَةٌ "، فَسَمِعَ ذَلِكَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَيٍّ ابْنُ سَلُولٍ، فَقَالَ: أَوَقَدْ فَعَلُوهَا وَاللَّهِف لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّق، فَقَالَ عُمَرُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ دَعْنِي أَضْرِبْ عُنُقَ هَذَا الْمُنَافِقِ، فَقَالَ النَّبِيُّ : دَعْهُ لَا يَتَحَدَّثُ النَّاسُ أَنَّ مُحَمَّدًا يَقْتُلُ أَصْحَابَهُ، وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو: فَقَالَ لَهُ ابْنُهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ: وَاللَّهِ لَا تَنْقَلِبُ حَتَّى تُقِرَّ أَنَّكَ الذَّلِيلُ وَرَسُولُ اللَّهِ الْعَزِيزُ، فَفَعَل
Bir savaşta idik (ravi Süfyan bu savaşın Mustalıkoğulları savaşı olduğu kanaatindedir.) Bu arada muhacirlerden bir adam Ensar’dan bir kimsenin arkasına vurdu. Muhacir dedi ki: “Ey Muhacirler! Yetişin” Ensari de dedi ki: “Ey Ensar yetişin” Rasülullah (s.a.v.) bunu işitti ve Cahili dönemdeki çağrışmaların şimdi aramızda işi ne. Ashab: Muhacirlerden bir adam Ensar’dan bir adamın arkasına vurdu dediler. Rasülullah (s.a.v.), bu kokuşmuş cahili dönem işlerini bırakınız, dedi. Abdullah b. Übey b. Selül bunu işitti ve şöyle dedi: “Böyle mi yaptılar. Eğer Medine’ye dönersek biz üstün olanlar Rasulullah (s.a.v.), ve beraberindeki aşağılık kimseleri Medine’den çıkaracağız.” Bunun üzerine Ömer dedi ki: Ey Allah’ın Rasülü! Şu münafığın boynunu vurayım. Peygamber (s.a.v.): Bırak onu buyurdu. İnsanlar, Muhammed arkadaşlarını öldürüyor diye konuşmasın, Ömer’den başkaları şöyle diyor: O’nun oğlu Abdullah b. Abdullah, ona: “Vallahi kendini zelil ve Rasulullah (s.a.v.)’in aziz olduğunu ikrar etmeden Medine’ye dönemezsin dedi. O da bunu aynen yaptı.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 64 Hn: Buhari, Menakıb: 17; Müslim, Birr: 27 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Zeyd b. Erkam’dan:

#2,029 أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَيٍّ، قَالَ فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ:ف لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّق، قَالَ: فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَحَلَفَ مَا قَالَهُ، فَلَامَنِي قَوْمِي، وَقَالُوا: مَا أَرَدْتَ إِلَّا هَذِهِ، فَأَتَيْتُ الْبَيْتَ وَنِمْتُ كَئِيبًا حَزِينًا، فَأَتَانِي النَّبِيُّ أَوْ أَتَيْتُهُ، فَقَالَ: " إِنَّ اللَّهَ قَدْ صَدَّقَكَ، قَالَ: فَنَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةَ:ف هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا
Abdullah b. Übey, Tebük gazasında; “Medine’ye dönersek biz üstün olanlar Rasulullah (s.a.v.) ve beraberindeki aşağılık kimseleri Medine’den dışarı çıkaracağız” dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v)’e geldim ve durumu kendisine anlattım. Übey bu sözü söylemediğine dair yemin etti. Bunun üzerine toplumum beni kınadılar ve “neden böyle yaptın?” dediler. Eve geldim kederli ve üzüntülü olarak yattım. Sonra Peygamber (s.a.v), bana geldi veya ben ona gittim: “Allah seni doğruladı” buyurdu. Münafikun suresi 7. ayeti nazil oldu: “Bunlar o kimselerdir ki; “Allah’ın peygamberinin yanında bulunanlara hiçbir şey vermeyin ki, O’nun etrafından dağılıp gitsinler” derler. Göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır ama bu gerçeği münafıklar anlayamazlar, kavrayamazlar.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 64 Hn: 3314; Buhari, Tefsir-ül Kuran: 27; Müslim, Sıfat-ül Münafikin: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Zeyd b. Erkam r.a. dedi ki:

#2,028 غَزَوْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ وَكَانَ مَعَنَا أُنَاسٌ مِنَ الْأَعْرَابِ فَكُنَّا نَبْتَدِرُ الْمَاءَ، وَكَانَ الْأَعْرَابُ يَسْبِقُونَّا إِلَيْهِ، فَسَبَقَ أَعْرَابِيٌّ أَصْحَابَهُ فَسَبَقَ الْأَعْرَابِيُّ، فَيَمْلَأُ الْحَوْضَ وَيَجْعَلُ حَوْلَهُ حِجَارَةً وَيَجْعَلُ النِّطْعَ عَلَيْهِ حَتَّى يَجِيءَ أَصْحَابُهُ، قَالَ: فَأَتَى رَجُلٌ مِنَ الْأَنْصَارِ أَعْرَابِيًّا فَأَرْخَى زِمَامَ نَاقَتِهِ لِتَشْرَبَ، فَأَبَى أَنْ يَدَعَهُ، فَانْتَزَعَ قِبَاضَ الْمَاءِ، فَرَفَعَ الْأَعْرَابِيُّ خَشَبَتَهُ فَضَرَبَ بِهَا رَأْسَ الْأَنْصَارِيِّ فَشَجَّهُ، فَأَتَى عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَيٍّ رَأْسَ الْمُنَافِقِينَ فَأَخْبَرَهُ، وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَغَضِبَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَيٍّ، ثُمَّ قَالَ: لَا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا مِنْ حَوْلِهِ يَعْنِي الْأَعْرَابَ، وَكَانُوا يَحْضُرُونَ رَسُولَ اللَّهِ عِنْدَ الطَّعَامِ، فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ: إِذَا انْفَضُّوا مِنْ عِنْدِ مُحَمَّدٍ فَأْتُوا مُحَمَّدًا بِالطَّعَامِ فَلْيَأْكُلْ هُوَ وَمَنْ عِنْدَهُ، ثُمَّ قَالَ لِأَصْحَابِهِ: لَئِنْ رَجَعْتُم إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ، قَالَ زَيْدٌ: وَأَنَا رِدْفُ رَسُولِ اللَّهِ قَالَ: فَسَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَيٍّ، فَأَخْبَرْتُ عَمِّي، فَانْطَلَقَ فَأَخْبَرَ رَسُولَ اللَّهِ فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ فَحَلَفَ وَجَحَدَ، قَالَ: فَصَدَّقَهُ رَسُولُ اللَّهِ وَكَذَّبَنِي، قَالَ: فَجَاءَ عَمِّي إِلَيَّ، فَقَالَ: مَا أَرَدْتَ إِلَّا أَنْ مَقَتَكَ رَسُولُ اللَّهِ وَكَذَّبَكَ وَالْمُسْلِمُونَ، قَالَ: فَوَقَعَ عَلَيَّ مِنَ الْهَمِّ مَا لَمْ يَقَعْ عَلَى أَحَدٍ، قَالَ: فَبَيْنَمَا أَنَا أَسِيرُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ فِي سَفَرٍ، قَدْ خَفَقْتُ بِرَأْسِي مِنَ الْهَمِّ إِذْ أَتَانِي رَسُولُ اللَّهِ فَعَرَكَ أُذُنِي وَضَحِكَ فِي وَجْهِي، فَمَا كَانَ يَسُرُّنِي أَنَّ لِي بِهَا الْخُلْدَ فِي الدُّنْيَا، ثُمَّ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ لَحِقَنِي، فَقَالَ: مَا قَالَ لَكَ رَسُولُ اللَّهِ قُلْتُ: مَا قَالَ لِي شَيْئًا إِلَّا أَنَّهُ عَرَكَ أُذُنِي وَضَحِكَ فِي وَجْهِي، فَقَالَ: أَبْشِرْ، ثُمَّ لَحِقَنِي عُمَرُ فَقُلْتُ لَهُ: مِثْلَ قَوْلِي لِأَبِي بَكْرٍ، فَلَمَّا أَصْبَحْنَا قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ سُورَةَ الْمُنَافِقِينَ
"Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte savaşa çıkmıştık yanımızda bedeviler de vardı. Suya koşardık Arabiler, bizden önce suya varırlardı. Derken bir bedevi, bedevi arkadaşlarını geçti. Arabi geçti, havuzu dolduruyor etrafını taşla çeviriyor ve üzerine de deriden bir örtü atıyor arkadaşları gelinceye kadar öylece bekliyordu. Ensar’dan bir adam bedevinin yanına geldi su içmesi için devesinin yularını çekti fakat bedevi onu bırakmak istemedi. O da suyun bendini bozdu. Bedevi de bir odunu kaldırıp Ensari’nin başına vurdu ve başından yaraladı. Ensari münafıkların başı Abdullah b. Übey’in yanına geldi ve durumu ona anlattı. Kendisi de onun adamlarındandı. Abdullah b. Übey kızdı ve şöyle dedi: “Allah’ın peygamberinin yanında bulunanlara hiçbir şey vermeyin ki etrafından dağılıp gitsinler.” Yani bedeviler. Bu bedeviler yemek vaktinde Rasulullah (s.a.v.)’in yanına gelirlerdi. Abdullah b. Übey dedi ki: Onlar, Muhammed’in yanından dağıldıkları zaman Muhammed’e yemek getirin kendisi ve yanında bulunanlar yesin dedi. Sonra da arkadaşlarına şöyle konuştu: Eğer Medineye dönersek biz üstün olanlar Rasulullah (s.a.v.) ve beraberindeki aşağılık kimseleri Medine’den çıkaracağız. Zeyd dedi ki: Ben Rasulullah (s.a.v.)’in binitinde arkasında idim. Abdullah b. Übey’i işittim amcama haber verdim o da gidip Rasulullah (s.a.v.)’e haber verdi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) ona haber gönderdi. O da yemin edip olanları inkar etti. Rasulullah (s.a.v.) onu doğru kabul edip beni yalan söyledi sandı. Sonra amcam bana geldi ve maksadın ne idi sonunda Rasulullah (s.a.v.), sana kızdı ve darıldı. Tüm Müslümanlar da seni yalancı kabul ettiler. Üzerime hiç kimseye çökmeyen bir sıkıntı çöktü. Nihayet ben bir yolculukta Rasulullah (s.a.v.) ile beraber yürürken sıkıntıdan başım sallanıyordu. Derken Rasulullah (s.a.v.) yanıma geldi kulağımı çekerek yüzüme güldü. Dünyada ebedi kalmak haberi bile beni bu kadar sevindirmezdi. Sonra Ebu Bekir bana ulaştı ve şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) sana ne dedi? Dedi. Ben de: bana bir şey söylemedi kulağımı çekti ve yüzüme güldü dedim. Ebu Bekir müjdeler sana sevin öyleyse dedi. Sonra Ömer benimle karşılaştı. Ona da Ebu Bekir’e söylediğimi söyledim. Sabah olunca Rasulullah (s.a.v.), Münafikun suresini okudu.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 64 Hn: 3313; Buhari, Tefsir-ül Kuran: 27; Müslim, Sıfat-ül Münafıkin: 17 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Zeyd b. Erkam r.a. dedi ki:

#2,027 كُنْتُ مَعَ عَمِّي، فَسَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَيٍّ ابْنَ سَلُولَ، يَقُولُ لِأَصْحَابِهِ: لَا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا، وف لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّق، فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِعَمِّي، فَذَكَرَ ذَلِكَ عَمِّي للنَّبِيِّ فَدَعَانِي النَّبِيُّ فَحَدَّثْتُهُ، فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَيٍّ وَأَصْحَابِهِ فَحَلَفُوا مَا قَالُوا، فَكَذَّبَنِي رَسُولُ اللَّهِ وَصَدَّقَهُ فَأَصَابَنِي شَيْءٌ لَمْ يُصِبْنِي قَطُّ مِثْلُهُ، فَجَلَسْتُ فِي الْبَيْتِ، فَقَالَ عَمِّي: مَا أَرَدْتَ إِلَّا أَنْ كَذَّبَكَ رَسُولُ اللَّهِ .وَمَقَتَكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى:ف إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ فَبَعَثَ إِلَيَّ رَسُولُ اللَّهِ فَقَرَأَهَا ثُمَّ قَالَ: " إِنَّ اللَّهَ قَدْ صَدَّقَكَ
Amcamla beraber bulunuyordum. Abdullah b. Übey’in kendi adamlarına şöyle dediğini işittim: “Allah’ın peygamberinin yanında bulunanlara hiçbir şey vermeyin ki etrafından dağılıp gitsinler.” “Eğer Medine’ye dönersek; “Biz üstün olanlar Rasulullah (s.a.v.) ve beraberindeki aşağılık kimseleri Medine’den çıkaracağız.” Bunu amcama anlattım. Amcam da durumu Peygamber (s.a.v)’e anlattı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v), beni çağırdı. Ben de duyduklarımı kendisine söyledim. Sonra Rasulullah (s.a.v.), Abdullah b. Übey ve adamlarına haber gönderdi. Onlar da söylemediklerine yemin ettiler. Rasulullah (s.a.v.)’de benim yalancılığıma onun da doğru söylediğine inandı. O güne kadar başıma gelmeyen bir şey o an başıma gelmiş oldu. Eve kapandım, amcam: “Maksadın neydi işte, Rasulullah (s.a.v.) seni yalancı çıkardı ve sana kızdı” dedi. Sonra Allah, Münafikun suresini indirdi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.), bana haber gönderdi ve bu sureyi okudu ve şöyle buyurdu: “Allah seni doğruladı.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 64 Hn: 3312; Buhari, Tefsir-ül Kuran: 27; Müslim, Sıfat-ül Münafıkin: 17 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.