Toplam 25,098 Hadis
Konular

Bakara Suresi Fazilet ve Tefsiri Kategorisi

İbn Abbâs radiyallahü anhümâdan, azîz ve celîl olan Allah'ın, «Elif, lâm, mîm» sözünün anlamı şu olduğu rivayet edildi:

#10,329
«Ben Allah'ımı bilirim.»

Haskefi, Müsnedi Ebu Hanife Tefsir Hn: 498/1

İbn Abbas r.a. dedi ki:

#1,661 لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةَ:ف وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُق، قَالَ: دَخَلَ قُلُوبَهُمْ مِنْهُ شَيْءٌ لَمْ يَدْخُلْ مِنْ شَيْءٍ، فَقَالُوا لِلنَّبِيِّ : فَقَالَ: " قُولُوا: سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا فَأَلْقَى اللَّهُ الْإِيمَانَ فِي قُلُوبِهِمْ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى:ف آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَقف لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَاق قَالَ: قَدْ فَعَلْتُف رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَاق قَالَ: قَدْ فَعَلْتُف رَبَّنَا وَلا تُحَمِّلْنَا مَا لا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَاق، قَالَ: قَدْ فَعَلْتُ
"Bakara 284. ayeti inince kalplerimiz o kadar sıkıntıya girmişti. O güne kadar öyle bir sıkıntı görmemiştik Ashab durumu Rasülullah (s.a.v.)’e arz ettiler, Rasülullah (s.a.v.)’de işittik itaat ettik deyiniz buyurdu. Allah’ta onların kalplerine imanı yerleştirdi de Allah Bakara suresi 285. 286. ayetlerini indirdi. “Peygamber Rabbinden kendisine indirilenlere iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inanırlar ve O’nun elçileri arasında hiçbir ayırım yapmazlar. İşittik itaat ettik, bizi bağışlamanı dileriz. Zira tüm yolculukların varış yeri sensin, derler. Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez. Kişinin yaptığı her iyilik kendi yararına, her kötülük de kendi zararınadır. Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak, bizi sorgulama! (Allah: Sorgulamayacağım buyurdu) Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. (Allah: Yüklemeyeceğim buyurdu) Ey Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz yükleri bize taşıtma. Günahlarımızı affet, bizi bağışla ve bize acı. (Allah tamam öylece yaptım buyurdu)

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2992; Müslim, İman: 187 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasendir. İbn Abbas’tan da değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir. Adem b. Süleyman, Yahya b. Adem’in babasıdır. Bu konuda Ebu Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Ümeyye (binti Abdullah) dedi ki:

#1,660 أَنَّهَا سَأَلَتْ عَائِشَةَ، عَنْ قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى:ف وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُق وَعَنْ قَوْلِهِ:ف مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهِق، فَقَالَتْ: " مَا سَأَلَنِي عَنْهَا أَحَدٌ مُنْذُ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ: هَذِهِ مُعَاتَبَةُ اللَّهِ الْعَبْدَ فِيمَا يُصِيبُهُ مِنَ الْحُمَّى وَالنَّكْبَةِ حَتَّى الْبِضَاعَةُ يَضَعُهَا فِي كُمِّ قَمِيصِهِ فَيَفْقِدُهَا فَيَفْزَعُ لَهَا حَتَّى إِنَّ الْعَبْدَ لَيَخْرُجُ مِنْ ذُنُوبِهِ كَمَا يَخْرُجُ التِّبْرُ الْأَحْمَرُ مِنَ الْكِيرِ
"Bizzat kendisi Aişe (r.anha)’ya Bakara 284. ayetiyle, Nisa suresi 123. ayeti olan: “... Kim bir kötülük yaparsa onunla cezalanır.” Ayetinin tefsirini sordu. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: Rasülullah (s.a.v.)’e sorduğumdan beri bu ayetin tefsirini bana kimse sormamıştı. Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştu: Bu ayette geçen konu, kulun yakalandığı bir sıtma hastalığı veya başına gelen bir musibet veya kaybettiği küçük bir miktar dünyalık için üzülmesinden dolayı kınanmıştır. Sonunda kul madenin kıpkırmızı ateşten temizlenip çıktığı gibi günahlarından temizlenir çıkar.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2991; Ahmed, Müsned Hn: 24651 ve diğerleri.ž Tirmizi: Aişe hadisi olarak bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Hammad b. Seleme rivâyetiyle bilmekteyiz.

Ali r.a. diyor ki:

#1,659 لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةَف وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُق، أَحْزَنَتْنَا، قَالَ: قُلْنَا: يُحَدِّثُ أَحَدُنَا نَفْسَهُ فَيُحَاسَبُ بِهِ، لَا نَدْرِي مَا يُغْفَرُ مِنْهُ وَلَا مَا لَا يُغْفَرُ، فَنَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ بَعْدَهَا فَنَسَخَتْهَاف لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْق
Bakara suresi 284. ayeti olan “... aklınızdan geçeni açıklasanız da gizleseniz de Allah mutlaka hesaba çekecektir...” ayeti nazil olunca bizi üzmüştü. Kendi kendimize şöyle demiştik: Birimiz içinden bir şey geçirecek bunun hesabı kendisine sorulacak, neyin bağışlanıp neyin bağışlanmayacağını da bilemeyeceğiz. O ayetten sonra Bakara 286. ayet indi ve bu ayetin hükmünü kaldırdı: “Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez. Kişinin yaptığı her iyilik kendi yararına, her kötülük de kendi zararınadır.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2990 ve diğerleri.

Ebu Hüreyre r.a. dedi ki: Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#1,658 يَأَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ لَا يَقْبَلُ إِلَّا طَيِّبًا، وَإِنَّ اللَّهَ أَمَرَ الْمُؤْمِنِينَ بِمَا أَمَرَ بِهِ الْمُرْسَلِينَ، فَقَالَ:ف يَأَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌق، وَقَالَ:ف يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْق، قَالَ: وَذَكَرَ الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أَشْعَثَ أَغْبَرَ يَمُدُّ يَدَهُ إِلَى السَّمَاءِ يَا رَبِّ يَا رَبِّ وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ وَغُذِّيَ بِالْحَرَامِ فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ
“Ey insanlar! Allah temizdir ancak temiz olanları kabul eder. Allah peygamberlerine emrettiğini müminlerine de emretmiştir” diyerek Müminun suresi 51. ayetini okudu: “Siz ey peygamberler! Dünya hayatının temiz ve meşru nimetlerinden payınızı alın, doğru ve dürüst işler işleyin, çünkü ben sizlerin ne yaptığını eksiksiz bilenim.” Ayrıca Bakara 172. ayetini de okudu: “Ey iman edenler! Size rızık olarak sağladığımız iyi şeylerden nasiplenin ve Allah’a şükredin, eğer sadece Allah’a kulluk ediyorsanız.” Ebu Hüreyre dedi ki: Rasülullah (s.a.v.), bir adamdan bahsetti uzun seferler yapan saçı dağınık eli yüzü toz toprak içinde olup elini uzatıp Ya Rabbi Ya Rabbi diyerek dua eder; halbuki yediği haramdır, içtiği haramdır, giydiği haramdır ve devamlı haramla beslenmiştir. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir?

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2989; Müslim, Zekat: 27; Darimi, Rıkak: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Fudeyl b. Mersuk’un rivâyetiyle bilmekteyiz. Ebû Hazım’a, Eşcaî’li denilir ismi, Selman’dır. Azze el Eşcaî’nin azâdlı kölesidir.

Abdullah b. Mesud r.a. dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#1,657 إِنَّ لِلشَّيْطَانِ لَمَّةً بِابْنِ آدَمَ وَلِلْمَلَكِ لَمَّةً، فَأَمَّا لَمَّةُ الشَّيْطَانِ فَإِيعَادٌ بِالشَّرِّ وَتَكْذِيبٌ بِالْحَقِّ، وَأَمَّا لَمَّةُ الْمَلَكِ فَإِيعَادٌ بِالْخَيْرِ وَتَصْدِيقٌ بِالْحَقِّ، فَمَنْ وَجَدَ ذَلِكَ فَلْيَعْلَمْ أَنَّهُ مِنَ اللَّهِ فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ، وَمَنْ وَجَدَ الْأُخْرَى فَلْيَتَعَوَّذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، ثُمَّ قَرَأَف الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِق
“İnsanoğluna şeytanın vesvese vermesi, meleğin de ilham etmesi vardır. Şeytanın vesvesesi kötülüklere götürmek ve gerçekleri yalanlatmaktır. Meleğin ilhamı ise hayırlara götürüp hakkı doğrulatmaktır. Kim hayırlara yönelmeyi ve hakkı doğrulamayı vicdanında bulursa bunun Allah’tan olduğunu bilsin ve Allah’a hamd etsin. Kim de vicdanında şeytanın vesvesesini bulursa taşlanmış ve kovulmuş şeytandan Allah’a sığınsın. Sonra Rasülullah (s.a.v.), Bakara suresi 268. ayetini okudu: “Şeytan sizi fakirlik ihtimaliyle korkutur ve size cimriliği emreder...”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2988; Tirmizî: Bu hadis Ebû’l Ahvas’ın rivâyeti olarak hasen garibtir. Merfu olarak sadece Ebû’l Ahvas’ın rivâyetiyle bilmekteyiz.

Bera (b. Azib) r.a.’dan:

#1,656 ف وَلا تَيَمَّمُوا الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَق، قَالَ: نَزَلَتْ فِينَا مَعْشَرَ الْأَنْصَارِ كُنَّا أَصْحَابَ نَخْلٍ فَكَانَ الرَّجُلُ يَأْتِي مِنْ نَخْلِهِ عَلَى قَدْرِ كَثْرَتِهِ وَقِلَّتِهِ، وَكَانَ الرَّجُلُ يَأْتِي بِالْقِنْوِ وَالْقِنْوَيْنِ فَيُعَلِّقُهُ فِي الْمَسْجِدِ، وَكَانَ أَهْلُ الصُّفَّة لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ، فَكَانَ أَحَدُهُمْ إِذَا جَاعَ أَتَى الْقِنْوَ فَضَرَبَهُ بِعَصَاهُ فَيَسْقُطُ مِنَ الْبُسْرِ وَالتَّمْرِ فَيَأْكُلُ، وَكَانَ نَاسٌ مِمَّنْ لَا يَرْغَبُ فِي الْخَيْرِ يَأْتِي الرَّجُلُ بِالْقِنْوِ فِيهِ الشِّيصُ وَالْحَشَفُ وَبِالْقِنْوِ قَدِ انْكَسَرَ فَيُعَلِّقُهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَبَارَكَ تَعَالَى:ف يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الأَرْضِ وَلا تَيَمَّمُوا الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِآخِذِيهِ إِلا أَنْ تُغْمِضُوا فِيهِق، قَالَ: لَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ أُهْدِيَ إِلَيْهِ مِثْلُ مَا أَعْطَاهُ لَمْ يَأْخُذْهُ إِلَّا عَلَى إِغْمَاضٍ أَوْ حَيَاءٍ، قَالَ: فَكُنَّا بَعْدَ ذَلِكَ يَأْتِي أَحَدُنَا بِصَالِحِ مَا عِنْدَهُ
"Bakara 267. ayeti hakkında şöyle demiştir: “Başkalarına vermek için özellikle kötü olanı seçmeyin!” Bu ayet biz Ensar topluluğu hakkında nazil oldu. Hurmalarımız vardı, her kez hurmalarından az veya çok durumuna göre getirirdi. Bir kimse bir veya iki salkımın yanına gelir değneğiyle ona vurur yaş ve kuru düşen hurmalardan yerdi.
Hayırda gözü olmayan bazı kimseler de vardı ki bunlardan biri üzerinde kötü ve değersiz hurmalar bulunan hurma dalını veya kırılmış hurma dalını getirip mescide asardı. Bunun üzerine Allah, Bakara 267. ayetini indirdi: Ey iman edenler! Kazandığınız güzel şeylerden ve topraktan sizin için bitirdiğimiz ürünlerden başkaları için harcayın; özellikle kötü olanı seçmeyin, gözünüzü yummadan alamayacağınız şeyi mi bağışlıyorsunuz...? Rasülullah (s.a.v.) buyurdu ki: Sizden birine verdiği şeyin bir benzeri verilmiş olsa onu gözünü yumarak ve utanarak alır. Bundan sonra biz elimizde bulunan ürünlerin en iyisinden getirir olmuştuk.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2987; İbn Mace, Zekat: 27 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen garib sahihtir. Ebû Mâlik, Gıfârlı olup adının Gazvan olduğu söylenmektedir. Sevrî, Süddî’den buna yakın bir hadis rivâyet etmiştir.

Zeyd b. Erkam r.a. dedi ki:

#1,655 كُنَّا نَتَكَلَّمُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ فِي الصَّلَاةِ، فَنَزَلَتْ:ف وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَق فَأُمِرْنَا بِالسُّكُوتِ
“Rasülullah (s.a.v.) zamanında namazın ilk farz olduğu günlerde namaz içersinde konuşurduk, Bakara 238. ayet nazil oldu ve namazda susmak emredildi.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2986; Buhari, Cihad: 27; Müslim, Mesacid: 17 ve diğerleri. Ahmed b. Meni’, Hüşeym vasıtasıyla İsmail b. ebî Hâlid’den bu geçen hadisin bir benzerini bize rivâyet etti ve şu ilaveyi yaptı: “Namazda bize konuşma yasaklandı.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Amr eş Şeybânî’nin ismi Sa’d b. İyas’tır.

Abdullah b. Mesud r.a. dedi ki:

#1,654 صَلَاةُ الْوُسْطَى صَلَاةُ الْعَصْرِ
"Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Orta namaz ikindi namazıdır.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2985; Buhari, Cihad: 27; Müslim, Mesacid: 17 ve diğerleri.ž Bu konuda Zeyd b. Sabit, Ebu Haşim, Utbe ve Ebu Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Ubeyde es Selmani rahimullah'dan:

#1,653 أَنَّ النَّبِيَّ قَالَ يَوْمَ الْأَحْزَابِ: " اللَّهُمَّ امْلَأْ قُبُورَهُمْ وَبُيُوتَهُمْ نَارًا كَمَا شَغَلُونَا عَنْ صَلَاةِ الْوُسْطَى حَتَّى غَابَتِ الشَّمْسُ
"Ali (b. Ebi Talib) r.a. kendisine Rasülullah (s.a.v.)’in, Hendek savaşı günü şöyle dediğini aktarmıştır: “Allah’ım güneş batıncaya kadar orta namaz = İkindi’den bizi meşgul ettiklerinden dolayı o müşriklerin kabirlerini ve evlerini ateşle doldur.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2984; Buhari, Cihad: 27; Müslim, Mesacid: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Değişik şekilde Ali’den de rivâyet edilmiştir. Ebû Hassân el A’rec’in ismi, Müslim’dir.

Semüre b. Cündeb r.a.’dan:

#1,652 أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ قَالَ: صَلَاةُ الْوُسْطَى صَلَاةُ الْعَصْر
"Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Orta namaz ikindi namazıdır.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2983; Ahmed, Müsned Hn: 19224 ve diğerleri. Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir.

Aişe (r.anha) r.a.’nın azâdlı kölesi Ebu Yunus’tan rivayete göre, şöyle demiştir:

#1,651 إِذَا بَلَغْتَ هَذِهِ الْآيَةَ فَآذِنِّيف حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاةِ الْوُسْطَىق فَلَمَّا بَلَغْتُهَا آذَنْتُهَا، فَأَمْلَتْ عَلَيَّ: حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلَاةِ الْوُسْطَى وَصَلَاةِ الْعَصْرِ وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ، وَقَالَتْ: سَمِعْتُهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ
Aişe r.a. kendisi için bir Mushaf yazmamı bana emretti ve Bakara 238. ayetine geldiğinde beni haberdar et dedi. Bu ayete geldiğimde kendisini haberdar ettim. Bu ayeti bana “namazları, orta namazını, ikindi namazına devam edin ve Allah’ın huzuruna içten bir bağlılıkla durun” diye yazdırdı ve bunu Rasülullah (s.a.v.)’den böylece işittim dedi.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2982; Müslim, Mesacid: 27; Nesai, Salat: 17 ve diğerleri.ž Bu konuda Hafsa’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Makil b. Yesar r.a.'dan:

#1,650 أَنَّهُ زَوَّجَ أُخْتَهُ رَجُلًا مِنَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ فَكَانَتْ عِنْدَهُ مَا كَانَتْ ثُمَّ طَلَّقَهَا تَطْلِيقَةً لَمْ يُرَاجِعْهَا حَتَّى انْقَضَتِ الْعِدَّةُ، فَهَوِيَهَا وَهَوِيَتْهُ ثُمَّ خَطَبَهَا مَعَ الْخُطَّابِ، فَقَالَ لَهُ: يَا لُكَعُ أَكْرَمْتُكَ بِهَا وَزَوَّجْتُكَهَا فَطَلَّقْتَهَا وَاللَّهِ لَا تَرْجِعُ إِلَيْكَ أَبَدًا آخِرُ مَا عَلَيْكَ، قَالَ: فَعَلِمَ اللَّهُ حَاجَتَهُ إِلَيْهَا وَحَاجَتَهَا إِلَى بَعْلِهَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى:ف وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ إِلَى قَوْلِهِ: وَأَنْتُمْ لا تَعْلَمُونَق، فَلَمَّا سَمِعَهَا مَعْقِلٌ قَالَ: سَمْعًا لِرَبِّي وَطَاعَةً، ثُمَّ دَعَاهُ، فَقَالَ: أُزَوِّجُكَ وَأُكْرِمُكَ
Makil, Peygamber (s.a.v.) zamanında kız kardeşini bir Müslüman’la evlendirdi. Bu kadın o kimse yanında belli bir süre kaldı. Sonra o kişi bu kadını bir talakla boşadı, bekleme süresi doluncaya kadar da ona müracaat etmedi. Sonra kadın o adama o adam da kadına istek duydu. Pek çok dünürcü ile beraber o da o kadını istedi. Makil ona: “Hey şaşkın adam ben onu sana vermiş ve seninle evlendirmişken sen onu boşadın vallahi sana ebediyen bir daha dönemez. Senin onunla bir alakan kalmamıştır” dedi. Allah ise bu erkeğin o kadına o kadının da bu erkeğe ihtiyacı olduğunu bilmekteydi. Bu yüzden Bakara suresi 232. ayetini indirdi: “Eşlerinizi boşadığınızda bekleme süreleri de sona erdiğinde kocalarıyla örfe uygun güzelce anlaşmışlarsa onlara engel olmayın. Bu Allah’a ve ahiret gününe inanan her biriniz için bir uyarıdır ve sizin için en erdemli ve en temiz yoldur. Allah bilir siz bilmezsiniz.” Makil bunu işitince Rabbimi dinlemek ve boyun eğmek vazifemdir, sonra eski kocasını çağırdı ve seni evlendirip ikramda bulunacağım.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2981; İbn Mace, Talak: 27 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadis başka şekilde de Hasan-ı Basrî’den rivâyet edilmiş olup garibtir. Bu hadiste velisiz nikahın caiz olmadığına bir işaret vardır. Çünkü Ma’kıl’ın kız kardeşi dul idi. Evlenme işi velisinden ayrı olarak kendi elinde olsaydı kendi kendini evlendirir. Ma’kıl’e muhtaç olmazdı. Nihayet Allah bu ayeti kerimede velilere hitap ederek şöyle buyurmaktadır: “...anlaşmışlarsa onlara engel olmayın...” Bu ayette’de; Evlendirme konusunda salahiyetin kadının rızası alınmak suretiyle velilere aid olduğuna bir işaret vardır.

İbn Abbas r.a. dedi ki:

#1,649 جَاءَ عُمَرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَلَكْتُ، قَالَ: وَمَا أَهْلَكَكَ؟ " قَالَ: حَوَّلْتُ رَحْلِي اللَّيْلَةَ، قَالَ: فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ شَيْئًا، قَالَ: فَأَنْزَلَ اللهُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ هَذِهِ الْآيَةَ:ف نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْق أَقْبِلْ وَأَدْبِرْ وَاتَّقِ الدُّبُرَ وَالْحَيْضَةَ
"Ömer (b. Hattab) r.a., Rasülullah (s.a.v.)’e gelerek “Mahvoldum” dedi. Rasülullah (s.a.v.) de seni mahveden nedir? Buyurdu. Ömer: Bu gece binitime ters bindim yani hanımıma arkasından önüne yaklaştım dedi. Peygamber (s.a.v.), ona bir karşılık vermedi ve hemen Bakara 223. ayeti nazil oldu ve Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Önden yaklaş veya öne arkadan yaklaş ancak makad deliğinden ve hayız halinden sakın.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2980; Ahmed, Müsned Hn: 2569 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Yakub b. Abdullah el Eş’arî; Yakub el Kummî’dir.

Ümmü Seleme (r.anha)’dan:

#1,648 عَنِ النَّبِيِّ فِي قَوْلِهِ: ف نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْق يَعْنِي صِمَامًا وَاحِدًا
"Rasülullah (s.a.v.), Bakara 223. ayeti hakkında şöyle buyurdu: Yani tek yoldan dilediğiniz şekilde.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2979; Ahmed, Müsned Hn: 25387 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasendir. İbn Huşeym; Abdullah b. Osman’dır. İbn Sâbıt; Abdurrahman b. Abdullah b. Sabit el Cumahî olup Mekkelidir. Hafsa; Ebû Bekir es Sıddık’ın oğlu Abdurrahman’ın kızıdır, “Fisimamın vahid” diye de rivâyet edilmiştir. Mana olarak bir olup tek bir delikten yaklaşınız anlamındadır.

Cabir r.a. diyor ki:

#1,647 كَانَتْ الْيَهُودُ، تَقُولُ: مَنْ أَتَى امْرَأَتَهُ فِي قُبُلِهَا مِنْ دُبُرِهَا كَانَ الْوَلَدُ أَحْوَلَ، فَنَزَلَتْف نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْق
Yahudiler şöyle de derlerdi: “Kişi karısına arkasından yaklaşıp cinsel ilişkide bulunursa ve bir çocuğu olursa o çocuk şaşı olur.” Bakara 223. ayeti indirildi: “Kadınlarınız sizin için nesil yetiştiren tarlalarınızdır. Bu yüzden tarlanıza nasıl isterseniz öylece varın...”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2978; Müslim, Hayz: 27; Nesai, Hayz: 17 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Enes r.a. dedi ki:

#1,646 كَانَتْ الْيَهُودُ إِذَا حَاضَتِ امْرَأَةٌ مِنْهُمْ لَمْ يُؤَاكِلُوهَا وَلَمْ يُشَارِبُوهَا وَلَمْ يُجَامِعُوهَا فِي الْبُيُوتِ، " فَسُئِلَ النَّبِيُّ عَنْ ذَلِكَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَىف وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًىق فَأَمَرَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ أَنْ يُؤَاكِلُوهُنَّ وَيُشَارِبُوهُنَّ، وَأَنْ يَكُونُوا مَعَهُنَّ فِي الْبُيُوتِ، وَأَنْ يَفْعَلُوا كُلَّ شَيْءٍ مَا خَلَا النِّكَاحَ، فَقَالَتْ الْيَهُودُ: مَا يُرِيدُ أَنْ يَدَعَ شَيْئًا مِنْ أَمْرِنَا إِلَّا خَالَفَنَا فِيهِ، قَالَ: فَجَاءَ عَبَّادُ بْنُ بِشْرٍ، وَأُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ فَأَخْبَرَاهُ بِذَلِكَ وَقَالَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَفَلَا نَنْكِحُهُنَّ فِي الْمَحِيضِ، فَتَمَعَّرَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ قَدْ غَضِبَ عَلَيْهِمَا، فَقَامَا هَدِيَّةٌ مِنْ لَبَنٍ، فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ فِي آَثَارِهِمَا فَسَقَاهُمَا فَعَلِمْنَا أَنَّهُ لَمْ يَغْضَبْ عَلَيْهِمَا
"Yahudiler kadınlar hayız gördüğü zaman onlarla bir arada yemezler, içmezler, evlerde onlarla birlikte olmazlardı. Bu durum Rasülullah (s.a.v.)’e soruldu da Allah, Bakara 222. ayetini indirdi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), onlara kadınlarla bir arada yemelerini içmelerini ve cinsel ilişki dışında beraber olabileceklerini emretti. Bunun üzerine Yahudiler: Her konuda bizi muhalefet ediyorlar dediler. Abbad b. Bişr r.a ve Üseyd b. Hudayr r.a, Peygamber (s.a.v.) ile gelerek bu durumu bildirdiler ve muhalefet etmek, tam her konuda olsun diye hayızlı iken cinsel ilişki de bulunamaz mıyız? Diye sordular. Rasülullah (s.a.v.)’in yüzü birden değişiverdi ve ikimize kızdığını anladık kalkıp giderken birileri Peygamber (s.a.v.)’e süt hediyesi göndermişti. Rasülullah (s.a.v.), peşlerinden bir adam gönderip onlara bu gelen hediye sütten içirdi. Böylece bize kızmağını anlamış olduk.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2977; Müslim, Hayz: 27; Nesai, Hayz: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Aişe (r.anha) dedi ki:

#1,645 أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الْأَلَدُّ الْخَصِمُ
"Rasülullah (s.a.v.), Bakara 204. ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Allah en fazla kızıp hoşlanmadığı insan düşmanların en yamanı olan konuşmasına dini elbise büründüren kimsedir.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2976; Buhari, Mezalim: 27; Müslim, İlim: 17 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasendir.

Abdurrahman b. Yamur r.a. dedi ki:

#1,644 الْحَجُّ عَرَفَاتٌ الْحَجُّ عَرَفَاتٌ الْحَجُّ عَرَفَاتٌ، أَيَّامُ مِنًى ثَلَاثٌ،ف فَمَنْ تَعَجَّلَ فِي يَوْمَيْنِ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَنْ تَأَخَّرَ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِق، وَمَنْ أَدْرَكَ عَرَفَةَ قَبْلَ أَنْ يَطْلُعَ الْفَجْرُ فَقَدْ أَدْرَكَ الْحَجَّ
Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hac Arafattır, Hac Arafattır, Hac Arafattır, Mina günleri ise üç gündür.” (Bakara 203) “... Kim iki gün içerisinde Mina’dan Mekke’ye dönerse ona günah yoktur, kim de geri kalırsa yolunu Allah ve kitapla bulduğu takdirde günaha girmemiş olur...” Fecr doğmadan önce Arafat’a yetişen kişi Hacca yetişmiş olur.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2975; Nesai, Menasik: 2; Ebu Davud, Menasik: 27 ve diğerleri. İbn Ömer, Sûfyân b. Uyeyne’den naklederek dedi ki: “Bu hadis Sevrî’nin rivâyet ettiği en güzel hadistir.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadis Şu’be, Bükeyr b. Atâ’dan rivâyet etmiştir. Bu hadisi sadece Bükeyr b. Atâ’nın rivâyeti olarak bilmekteyiz.

Kab b. Ucre r.a. dedi ki:

#1,643 أَتَى عَلَيَّ رَسُولُ اللَّهِ وَأَنَا أُوقِدُ تَحْتَ قِدْرٍ وَالْقَمْلُ يَتَنَاثَرُ عَلَى جَبْهَتِي، أَوْ قَالَ: حَاجِبَيَّ، فَقَالَ: أَتُؤْذِيكَ هَوَامُّ رَأْسِكَ، قَالَ: قُلْتُ: نَعَمْ، قَالَ: فَاحْلِقْ رَأْسَكَ وَانْسُكْ نَسِيكَةً، أَوْ صُمْ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ، أَوْ أَطْعِمْ سِتَّةَ مَسَاكِينَ، قَالَ أَيُّوبُ: لَا أَدْرِي بِأَيَّتِهِنَّ بَدَأَ
"Rasülullah (s.a.v.) yanıma geldi ben bir tencerenin altını yakmakta idim. Bitler alnımdan ve kaşlarımdan dökülmekte idi. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.), başındaki bitler seni rahatsız ediyor mu? Buyurdu. Ben de evet dedim. O halde başını tıraş et, ya bir kurban kes veya üç gün oruç tut veya altı fakiri doyur buyurdu. Eyyub diyor ki: “Mücahid’in bu üç şeyden hangisini önce zikrettiğini bilmiyorum.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2974; Buhari, Hac: 27; Müslim, Hac: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Kab b. Ucre r.a. dedi ki:

#1,642 قَالَ كَعْبُ بْنُ عُجْرَةَ: " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَفِيَّ أُنْزِلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ وَإِيَّايَ عَنَى بِهَاف فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍق، قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ بِالْحُدَيْبِيَةِ وَنَحْنُ مُحْرِمُونَ، وَقَدْ حَصَرَنَا الْمُشْرِكُونَ وَكَانَتْ لِي وَفْرَةٌ فَجَعَلَتِ الْهَوَامُّ تَسَاقَطُ عَلَى وَجْهِي، فَمَرَّ بِي النَّبِيُّ فَقَالَ: كَأَنَّ هَوَامَّ رَأْسِكَ تُؤْذِيكَ، قَالَ: قُلْتُ: نَعَمْ، قَالَ: فَاحْلِقْ، وَنَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ "، قَالَ مُجَاهِدٌ: الصِّيَامُ ثَلَاثَةُ أَيَّامٍ، وَالطَّعَامُ لِسِتَّةِ مَسَاكِينَ، وَالنُّسُكُ شَاةٌ فَصَاعِدًا
Tüm benliğimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki şu ayet benim hakkımda nazil olmuştur ve Allah orada beni kastetmiştir. “... ama içinizden hasta olan veya başında rahatsızlık olan, kimse bu yüzden daha önce traş olursa oruç tutarak veya sadaka vererek veya kurban keserek özrünü karşılayacak bir şey yapmalıdır.” (Bakara 196) Kab b. Ucre diyor ki: İhramlı olarak Hudeybiye’de Peygamber (s.a.v.) ile beraber idik, müşrikler yolumuzu kesip bizi muhasara etmişler ve Kabe’ye bırakmıyorlardı. Benim saçlarım kulak memesine kadar uzamıştı o derece bit vardı ki yüzüme dökülmeye başladı. Peygamber (s.a.v.) bana uğradı ve saçındaki bitler seni rahatsız ediyor olmalı dedi. Ben de evet dedim. Rasülullah (s.a.v.): Tıraş ol buyurdu ve bu ayet nazil oldu. Mücahid diyor ki: Oruç üç gündür, yemek altı yoksul içindir. Kurban ise koyun ve benzerileridir.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2973; Buhari, Hac: 27; Müslim, Hac: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ali b. Hucr, Huşeym vasıtasıyla Eş’as b. Sevvar’dan, Şa’bi’den, Abdullah b. Ma’kıl’den, Ka’b b. Ucre’den yukarıdaki hadisin bir benzerini bize aktarmışlardır. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Abdurrahman b. el Isbahanî, Abdullah b. Ma’kıl’den buna yakın bir hadis rivâyet etmiştir. Ali b. Hucr, Hüşeym vasıtasıyla Ebu Bişr’den, Mûcahid’den, Abdurrahman b. ebi Leyla’dan, Kab b. Ucre’den bu hadisin bir benzerini bize aktarmışlardır.

Eslem Ebu İmran et Tücibi rahimullah dedi ki:

#1,641 كُنَّا بِمَدِينَةِ الرُّومِ فَأَخْرَجُوا إِلَيْنَا صَفًّا عَظِيمًا مِنْ الرُّومِ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ مِثْلُهُمْ أَوْ أَكْثَرُ، وَعَلَى أَهْلِ مِصْرَ عُقْبَةُ بْنُ عَامِرٍ، وَعَلَى الْجَمَاعَةِ فَضَالَةُ بْنُ عُبَيْدٍ، فَحَمَلَ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى صَفِّ الرُّومِ حَتَّى دَخَلَ فِيهِمْ، فَصَاحَ النَّاسُ وَقَالُوا: سُبْحَانَ اللَّهِ يُلْقِي بِيَدَيْهِ إِلَى التَّهْلُكَةِ، فَقَامَ أَبُو أَيُّوبَ الْأَنْصَارِيُّ، فَقَالَ: " يَا أَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّكُمْ تَتَأَوَّلُونَ هَذِهِ الْآيَةَ هَذَا التَّأْوِيلَ، وَإِنَّمَا أُنْزِلَتْ هَذِهِ الْآيَةَ فِينَا مَعْشَرَ الْأَنْصَارِ لَمَّا أَعَزَّ اللَّهُ الْإِسْلَامَ وَكَثُرَ نَاصِرُوهُ، فَقَالَ: بَعْضُنَا لِبَعْضٍ سِرًّا دُونَ رَسُولِ اللَّهِ : إِنَّ أَمْوَالَنَا قَدْ ضَاعَتْ وَإِنَّ اللَّهَ قَدْ أَعَزَّ الْإِسْلَامَ وَكَثُرَ نَاصِرُوهُ فَلَوْ أَقَمْنَا فِي أَمْوَالِنَا فَأَصْلَحْنَا مَا ضَاعَ مِنْهَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى نَبِيِّهِ يَرُدُّ عَلَيْنَا مَا قُلْنَا:ف وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِق فَكَانَتِ التَّهْلُكَةُ الْإِقَامَةَ عَلَى الْأَمْوَالِ وَإِصْلَاحِهَا وَتَرْكَنَا الْغَزْوَ فَمَا زَالَ أَبُو أَيُّوبَ شَاخِصًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَتَّى دُفِنَ بِأَرْضِ الرُّومِ
Rum şehri olan İstanbulda idik. Rumlar karşımıza büyük bir ordu çıkardılar. Onlara karşı Müslümanlardan bir o kadar veya daha fazla asker çıkarıldı. Mısırlıların başında komutan olarak Ukbe b. Amir bulunuyordu. Ordunun komutanı ise Fedale b. Ubeyd idi. Müslümanlardan bir asker Rumların saflarına hücum ederek onların arasına girdi. Askerler bağırarak “sübhanallah” dediler. Bu kimse kendi eliyle kendini tehlikeye atıyor. Bunun üzerine Ebu Eyyub ortaya atılarak şöyle dedi: Ey insanlar! Siz bu ayeti (Bakara 195) yorumlamaya çalışıyorsunuz bu yaptığınız bir yorumdur. Bu ayet biz Ensar topluluğu hakkında nazil olmuştur. Allah, İslam’ı güçlendirip yardımcılarını çoğaltınca bizler peygambere duyurmadan birbirimize pek çok malımızı heder edip tükettik; mallarımızla ilgilenmedik. Allah, İslam’ı güçlendirmiş, yardımcılarını çoğaltmıştır. Artık bizler mallarımızın başına oturup onlarla meşgul olsak ihmal ettiğimiz şeyleri telafi etsek dedik. Allah, bizim bu sözümüze karşılık olmak üzere şu ayetini indirdi: (Bakara: 195) “Allah yolunda size verilenlerden bol bol harcayın. Böylece size Cennet kazandıracak imkanı hazır bulmuşken onu kullanmayacak kendi elinizle kendimizi tehlikeye atmayın...” Tehlike: Malların üzerinde oturmak onları çoğalmaya ve ıslah etmeye çalışmak ve Allah yolunda cihadı terk etmektir. Böylece Ebu Eyyub, Allah yolunda cihada devam ederek şehid olup Rum toprağına defnedilmiştir.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2972; Ebu Davud, Cihad: 27 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garibtir.

Adiyy b. Hatim r.a. dedi ki:

#1,640 سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ عَنِ الصَّوْمِ، فَقَالَ: ف حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِق قَالَ: فَأَخَذْتُ عِقَالَيْنِ، أَحَدُهُمَا أَبْيَضُ، وَالْآخَرُ أَسْوَدُ، فَجَعَلْتُ أَنْظُرُ إِلَيْهِمَا، فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ شَيْئًا لَمْ يَحْفَظْهُ سُفْيَانُ، قَالَ: إِنَّمَا هُوَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ
"Rasülullah (s.a.v.)’e oruçtan sordum, “Bakara 187. ayetini okudu.” Ben de biri beyaz diğeri siyah iki ip aldım onlara bakmaya başladım. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.) bana bir şey söyledi Sufyan bu şeyi ezberinde tutamamıştı ve gerçekten o gece ile gündüzdür buyurdu.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2971; Buhari, Savm: 27; Müslim, Sıyam: 17 ve diğerleri. Bu hadis hasen sahihtir.

Adiyy b. Hatim dedi ki:

#1,639 لَمَّا نَزَلَتْف حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِق، قَالَ لِيَ النَّبِيُّ : إِنَّمَا ذَاكَ بَيَاضُ النَّهَارِ مِنْ سَوَادِ اللَّيْلِ
"Bakara 187. ayeti nazil olunca oradaki siyah iplik, beyaz iplik meselesini Rasülullah (s.a.v.): “Gecenin karanlığından gündüzün beyazlığının seçilmesidir” buyurdu.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2970; Buhari, Savm: 27; Müslim, Sıyam: 17 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ahmed b. Müni’ Hüşeym vasıtasıyla Mûcâlid’den, Şa’bî’den, Adiyy b. Hâtim’den bu hadisin bir benzerini bize aktarmışlardır.

Bera (b. Azib) r.a. dedi ki:

#1,637 كَانَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ إِذَا كَانَ الرَّجُلُ صَائِمًا فَحَضَرَ الْإِفْطَارُ فَنَامَ قَبْلَ أَنْ يُفْطِرَ لَمْ يَأْكُلْ لَيْلَتَهُ وَلَا يَوْمَهُ حَتَّى يُمْسِيَ، وَإِنَّ قَيْسَ بْنَ صِرْمَةَ الْأَنْصَارِيَّ كَانَ صَائِمًا، فَلَمَّا حَضَرَ الْإِفْطَارُ أَتَى امْرَأَتَهُ، فَقَالَ: هَلْ عِنْدَكِ طَعَامٌ؟ قَالَتْ: لَا، وَلَكِنْ أَنْطَلِقُ فَأَطْلُبُ لَكَ، وَكَانَ يَوْمَهُ يَعْمَلُ فَغَلَبَتْهُ عَيْنُهُ، وَجَاءَتْهُ امْرَأَتُهُ فَلَمَّا رَأَتْهُ قَالَتْ خَيْبَةً لَكَ، فَلَمَّا انْتَصَفَ النَّهَارُ غُشِيَ عَلَيْهِ، فَذَكَرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةَف أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَائِكُمْق فَفَرِحُوا بِهَا فَرَحًا شَدِيدًاف وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِق
Rasulullah (s.a.v.) ashabı oruç ilk farz olduğunda şöyle yapardı: Oruçlu kişi iftarını açmadan uyuya kalırsa gecesinde de akşama kadar, gündüzünde de bir şey yiyemezdi. Kays b. Sırme oruçlu idi. İftar zamanı gelince hanımına geldi ve yanında yiyecek var mı? diye sordu. O da hayır dedi. Fakat sana biraz yiyecek bir şeyler arayıp bulayım dedi. Hanımı yanına gelince gün boyu çalışıp yorgun düşen kocasını uyumuş olarak buldu ve yazık oldu sana dedi. Gün yarıya gelince Kays bayılıp düştü. Durum Peygamber (s.a.v.)’e anlatıldı, bunun üzerine Bakara 187. ayeti indi. Müslümanlar bu ayete çok sevindiler “... ve gecenin karanlığından, tan yerinin aydınlığı fark edilinceye kadar yiyip içebilirsiniz...”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2968; Buhari, Savm: 27; Nesai, Sıyam: 17 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki:

#1,636 سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ حِينَ قَدِمَ مَكَّةَ طَافَ بِالْبَيْتِ سَبْعًا، فَقَرَأَ "ف وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّىق، فَصَلَّى خَلْفَ الْمَقَامِ، ثُمَّ أَتَى الْحَجَرَ فَاسْتَلَمَهُ، ثُمَّ قَالَ: نَبْدَأُ بِمَا بَدَأَ اللَّهُ وَقَرَأَ:ف إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِق
Mekke’ye geldiğinde Rasülullah (s.a.v.)’den işitmiştim. Kabe’yi yedi sefer dolaştıktan sonra Bakara 125. ayeti olan: “... Öyleyse vaktiyle İbrahim’e ayarlanan yeri sizde kendinize ibadet yeri edinin...” ayetini okudu ve makamın arkasında namaz kıldı, sonra Hacer-ül Esved’e gelerek uzaktan onu eliyle işaret ederek selamladı sonra Allah’ın başladığı yerden başlayalım diyerek Safa tepesine çıktı ve Bakara 158. ayetini okudu.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2967; Müslim, Hac: 27; Nesai, Menasik: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Asım b. Ahvel rahimullah dedi ki:

#1,635 سَأَلْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ عَنِ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، فَقَالَ: كَانَا مِنْ شَعَائِرِ الْجَاهِلِيَّةِ، فَلَمَّا كَانَ الْإِسْلَامُ أَمْسَكْنَا عَنْهُمَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى:ف إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَاق قَالَ: هُمَا تَطَوُّعٌف وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌق
Enes b. Malik (r.a.)’e Safa ile Merve’den sordum bunun üzerine şöyle dedi: O ikisi cahiliyye dönemi sembollerindendir. Müslüman olunca bunlardan el çektik. Bunun üzerine Allah: “Safa ile Merve, Allah’ın insanlığa sunduğu sembollerden birisidir. Her kim hac ve Umre...” (Bakara 158) ayetini indirdi. Dolayısıyla Safa ile Merve arasında Say etmek tatavvu yani nafile olup vacib değildir. “Zira kim gönlünden koparak iyiliği artırırsa bilsin ki Allah şükre bol karşılık verendir ve her şeyi bilendir.” (Bakara: 158)

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2966; Buhari, Hac: 27; Müslim, Hac: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Urve (b. Zubeyr) rahimullah dedi ki:

#1,634 قُلْتُ لِعَائِشَةَ: مَا أَرَى عَلَى أَحَدٍ لَمْ يَطُفْ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ شَيْئًا، وَمَا أُبَالِي أَنْ لَا أَطُوفَ بَيْنَهُمَا، فَقَالَتْ: بِئْسَمَا، قُلْتَ: يَا ابْنَ أُخْتِي، طَافَ رَسُولُ اللَّهِ وَطَافَ الْمُسْلِمُونَ، وَإِنَّمَا كَانَ مَنْ أَهَلَّ لِمَنَاةَ الطَّاغِيَةِ الَّتِي بِالْمُشَلَّلِ لَا يَطُوفُونَ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى:ف فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَاق وَلَوْ كَانَتْ كَمَا تَقُولُ لَكَانَتْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ لَا يَطَّوَّفَ بِهِمَا "، قَالَ الزُّهْرِيُّ: فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِأَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، فَأَعْجَبَهُ ذَلِكَ، وَقَالَ إِنَّ هَذَا لَعِلْمٌ، وَلَقَدْ سَمِعْتُ رِجَالًا مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ، يَقُولُونَ: " إِنَّمَا كَانَ مَنْ لَا يَطُوفُ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ مِنَ الْعَرَبِ، يَقُولُونَ: إِنَّ طَوَافَنَا بَيْنَ هَذَيْنِ الْحَجَرَيْنِ مِنْ أَمْرِ الْجَاهِلِيَّةِ، وَقَالَ آخَرُونَ: مِنَ الْأَنْصَارِ إِنَّمَا أُمِرْنَا بِالطَّوَافِ بِالْبَيْتِ وَلَمْ نُؤْمَرْ بِهِ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى:ف إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِق
Aişe (r.anha)’ya Safa ile Merve arasında Say yapmayan kimseye bir şey gerekmez bu sebeble orada Say edemez isem aldırış etmem dedim. Bunun üzerine Aişe: Ey kız kardeşimin oğlu ne kötü söz söyledin! Rasülullah (s.a.v.) ve Müslümanlar Say etmişlerdir. Ancak cahiliyye döneminde Müşellel denilen yerdeki Menat putu için ihrama girenler Safa ile Merve arasında sa’y yapmazlardı. Bu yüzden yüce Allah Bakara suresi 158. ayetini indirdi. “Hac ve Umre maksadıyla Kabe’ye gelenlerin safa ile Merve arasında gidip gelmelerinde sakınca yoktur.” Mesele senin de dediğin gibi olsaydı Allah Safa ile Merve arasında gidip gelmekte bir sakınca yoktur buyurmazdı. Zühri diyor ki: Bunu Ebu Bekir b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam’a anlattım hoşuna gitti ve dedi ki: “İşte bu bir ilimdir.” İlim adamlarının bazılarının şöyle dediklerini işittim. Araplardan Sa’fa ile Merve arasında sa’y etmeyenler bu ikiş taş arasında sa’y etmemiz cahiliyye işidir, derlerdi. Ensar’dan olan diğerleri de bize Kabe’yi tavaf etmemiz emredildi. Safa ile Merve arasında say etmek bize emredilmedi, dediler. Bunun üzerine Allah Bakara suresi 158. ayetini indirdi: “Safa ile Merve’de Allah’ın insanlığa sunduğu sembollerden biridir...” Ebu Bekir b. Abdurrahman bu ayetin onlar ve bunlar hakkında nazil olduğu kanaatindeyim, demektedir.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2965; Buhari, Hac: 27; Müslim, Hac: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

İbn Abbas r.a. dedi ki:

#1,633 لَمَّا وُجِّهَ النَّبِيُّ إِلَى الْكَعْبَةِ، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، كَيْفَ بِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ مَاتُوا وَهُمْ يُصَلُّونَ إِلَى بَيْتِ الْمَقْدِسِ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى:ف وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْق
Rasulullah (s.a.v.), Kabe’ye yöneltildiği zaman Ashab: Ey Allah’ın Rasülü! dediler. Beyt-i Makdis’e (mescidi Aksaya) doğru namaz kılarken ölüp giden kardeşlerimizin durumu ne olacak? Bunun üzerine Allah Bakara suresi 143. ayetini inzal etti: “... Allah sizin imanınızı ve önceden Kudus’e dönerek kıldığınız namazları boşa götürecek değildir...”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2964; Ebu Davud, Sünnet: 27 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

İbn Ömer r.a. dedi ki:

#1,632 كَانُوا رُكُوعًا فِي صَلَاةِ الْفَجْرِ
“Onlar sabah namazının rukuunda idiler.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2963 ve diğerleri.ž Bu konuda Amr b. Avf el Müzenî’den, İbn Ömer’den, Imara b. Evs’den ve Enes b. Mâlik’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: İbn Ömer hadisi hasen sahihtir.

Bera b. Azib r.a. dedi ki:

#1,631 لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ الْمَدِينَةَ " صَلَّى نَحْوَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ سِتَّةَ أَوْ سَبْعَةَ عَشَرَ شَهْرًا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ يُحِبُّ أَنْ يُوَجَّهَ إِلَى الْكَعْبَةِ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ:ف قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِق فَوَجِّهَ نَحْوَ الْكَعْبَةِ، وَكَانَ يُحِبُّ ذَلِكَ، فَصَلَّى رَجُلٌ مَعَهُ الْعَصْرَ، قَالَ: ثُمَّ مَرَّ عَلَى قَوْمٍ مِنَ الْأَنْصَارِ، وَهُمْ رُكُوعٌ فِي صَلَاةِ الْعَصْرِ نَحْوَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ، فَقَالَ: هُوَ يَشْهَدُ أَنَّهُ صَلَّى مَعَ رَسُولِ اللَّهِ وَأَنَّهُ قَدْ وُجِّهَ إِلَى الْكَعْبَةِ، قَالَ: فَانْحَرَفُوا وَهُمْ رُكُوعٌ
Rasülullah (s.a.v.), Medine’ye geldiğinde on altı ve on yedi ay kadar Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kıldı. Fakat kendisi Kabe’ye yöneltilmesini çok isterdi. Sonra Allah: Bakara 144. ayetini indirdi. Böylece Rasülullah (s.a.v.), Kabe’ye yöneltildi. Bunu kendisi de çok arzulamakta idi. Bir şahıs Rasülullah (s.a.v.) ile ikindi namazını kıldı ve Ensar’dan bir cemaatin yanına uğradı. Bunlar Beyti Makdis’e doğru kılmakta oldukları ikindi namazının ruku’un da idiler. O şahıs kendisinin Rasülullah (s.a.v.) ile namaz kıldığına ve kıblenin Kabe’ye çevrilmiş olduğuna şahidlik ederek konuştu. Bunun üzerine onlar da ruku’da oldukları halde Kabe’ye doğru döndüler.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2962; Buhari, İman: 27; Müslim, Salat: 17 ve diğerleri.ž Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Sûfyân es Sevrî bu hadisi Ebû İshâk’tan rivâyet etmiştir.

Ebu Said r.a. dedi ki: Rasülullah (s.a.v.)’in şöyle buyurdu:

#1,630 يُدْعَى نُوحٌ فَيُقَالُ: هَلْ بَلَّغْتَ؟ فَيَقُولُ: نَعَمْ، فَيُدْعَى قَوْمُهُ، فَيُقَالُ: هَلْ بَلَّغَكُمْ؟ فَيَقُولُونَ: مَا أَتَانَا مِنْ نَذِيرٍ، وَمَا أَتَانَا مِنْ أَحَدٍ، فَيُقَالُ: مَنْ شُهُودُكَ؟ فَيَقُولُ: مُحَمَّدٌ وَأُمَّتُهُ، قَالَ: فَيُؤْتَى بِكُمْ تَشْهَدُونَ أَنَّهُ قَدْ بَلَّغَ، فَذَلِكَ قَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى:ف وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًاق وَالْوَسَطُ الْعَدْلُ
“Kıyamet gününde Nuh çağrılacak ve Tebliğ ettin mi?” diye sorulacak o da “evet” diyecektir. Bu sefer Nuh kavmi çağrılıp: “Size tebliğ etti mi?” diye soracak: Onlar da bize hiçbir uyarıcı gelmedi diyecekler. Bunun üzerine Nuh’a şahidlerin kimlerdir, denilecek? Nuh’ta: “Muhammed ve Ümmetidir” diyecek. Bunun üzerine sizler getirileceksiniz ve Nuh’un tebliğ ettiğine dair şahidlik edeceksiniz. İşte Allah’ın indirdiği Bakara 143. ayetinin tefsiri budur: “vasat” adaletli demektir.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2661; Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Muhammed b. Beşşâr, Cafer b. Avn vasıtasıyla A’meş’den bu hadisin bir benzerini bize aktarmıştır.

Ebu Said r.a.'dan:

#1,629 عَنِ النَّبِيِّ فِي قَوْلِهِ: ف وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًاق، قَالَ: عَدْلًا
"Nebi (s.a.v.), Bakara 143. ayetindeki “vasatan” kelimesini Adaletli olarak tefsir etmiştir.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2661; Buhari, Tefsir-ül Kur’an: 27; İbn Mace, Zühd: 17 ve diğerleri. ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Enes r.a. dedi ki:

#1,628 قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قُلْتُ لِرَسُولِ اللَّهِ : لَوِ اتَّخَذْتَ مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى، فَنَزَلَتْ "ف وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّىق
Ömer b. Hattab r.a. dedi ki: Ey Allah’ın Rasülü! İbrahim makamından bir namazgah edinmiş olsaydınız dedim ve Bakara 125. ayet nazil oldu.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2960; Buhari, Salat: 27; Müslim, Fedail-üs Sahabe: 17 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Enes r.a.'dan:

#1,627 أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوْ صَلَّيْنَا خَلْفَ الْمَقَامِ، فَنَزَلَتْ "ف وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّىق
Ömer b. Hattab r.a: Ey Allah’ın Rasülü! dedi. İbrahim makamının arkasında namaz kılabilsek... dedi. Bunun üzerine Bakara 125. ayet nazil oldu: “Öyleyse vaktiyle İbrahim’e ayarlanan yeri siz de kendinize ibadet yeri edinin.”

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2959; Buhari, Salat: 27; Müslim, Fedail-üs Sahabe: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir

İbn Ömer r.a. dedi ki:

#1,626 كَانَ النَّبِيُّ يُصَلِّي عَلَى رَاحِلَتِهِ تَطَوُّعًا أَيْنَمَا تَوَجَّهَتْ بِهِ، وَهُوَ جَاءٍ مِنْ مَكَّةَ إِلَى الْمَدِينَةِ، ثُمَّ قَرَأَ ابْنُ عُمَرَ هَذِهِ الْآيَةَف وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُق، فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ: فَفِي هَذَا أُنْزِلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ
Rasülullah (s.a.v.), nafile namazlarını devesi üzerinde, devesi ne tarafa yönelirse yönelsin kılardı. Bu durumda Mekke’den Medine’ye geldi. (Yani Kabeye arkası dönük vaziyette) Sonra İbn Ömer: Bakara 115. ayetini okudu: “Doğu da batı da Allah’ındır...” İbn Ömer bu ayet bu konuda inmiştir, dedi.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2958; Buhari, Cuma: 27; Müslim, Salat-ül Müsafirin: 17 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Katâde’nin, Bakara 115. ayeti hakkında şöyle söylediği rivâyet edilmiştir. Bu ayetin hükmünü Bakara 149. ayeti kaldırılmıştır. “Her nereden gelirsen gel ve her nerede olursan ol yüzünü Mescid-i Haram’a çevir.” Aynı şekilde Muhammed b. Abdulmelik b. Ebûşşevarib, Yezîd b. Zürey’ vasıtasıyla Saîd’den ve Katâde’den bu hadisi bize aktarmışlardır. Mûcâhid’den Bakara 115. ayetindeki “Fesemme” yi Allah’ın kıblesidir şeklinde tefsir etmiştir. Mûcâhid’in bu tefsirini Ebû Küreyb, Vekî’den, Nadr b. Arabî’den ve Mûcâhid’den bize böylece aktarmıştır.

Amir b. Rabia r.a.’dan rivayete göre dedi ki:

#1,625 كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ فِي سَفَرِهِ فِي لَيْلَةٍ مُظْلِمَةٍ، فَلَمْ نَدْرِ أَيْنَ الْقِبْلَةُ فَصَلَّى كُلُّ رَجُلٍ مِنَّا عَلَى حِيَالِهِ، فَلَمَّا أَصْبَحْنَا ذَكَرْنَا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ فَنَزَلَتْ:ف فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ ق
"Bir yolculukta kapkaranlık bir gecede Rasülullah (s.a.v.) ile beraberdik, kıblenin ne taraf olduğunu bilemedik ve herkes kendi tahminine doğru namaz kılmıştı. Sabahlayınca durumu Rasülullah (s.a.v.)’e aktardık. Bunun üzerine: Bakara suresi 115. ayeti olan “Nereye dönerseniz dönün Allah’a dönmüş olursunuz” ayeti nazil oldu.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2957; İbn Mace, İkametüs Salat: 27 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Bu hadisi sadece Eş’as es Semman’ın, Ebû’r Rabi’den, Âsım b. Ubeydullah’tan yaptığı rivâyetiyle bilmekteyiz. Eş’as hadis konusunda zayıf sayılan birisidir.

Ebu Hüreyre r.a. dedi ki:

#1,624 قَالَ رَسُولُ اللَّهِ فِي قَوْلِهِ: "ف ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًاق، قَالَ: دَخَلُوا مُتَزَحِّفِينَ عَلَى أَوْرَاكِهِمْ "، أَيْ مُنْحَرِفِينَ
Rasülullah (s.a.v.), Bakara suresi 58. ayeti olan “Fakat kapısından secde ederek girin” ayetini tefsir ederek şöyle buyurdu: “O gün İsrail oğulları secde ederek değil uylukları üzerinde emekleyerek girdiler.” Aynı senedle Peygamber (s.a.v.)’den Bakara 59. ayeti olan فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْق، قَالَ: قَالُوا: حَبَّةٌ فِي شَعْرَةٍ " “Sözü kendilerine söylenenden başka bir şekle soktular.” “Arpada bir hububat türüdür” deyiverdirler.

Tirmizi, Tefsiril Kuran: 3 Hn: 2956; Buhari, Tefsir-ül Kur’an: 27; Müslim, Tefsir: 17 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan rivayete göre dedi ki: Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

#1,548 مَنْ قَرَأَ " حم الْمُؤْمِنَ إِلَى إِلَيْهِ الْمَصِيرُ "، وَآيَةَ الْكُرْسِيِّ حِينَ يُصْبِحُ، حُفِظَ بِهِمَا حَتَّى يُمْسِيَ
“Her kim mü’min suresi ilk üç ayetiyle Bakara suresi 255. ayeti olan Ayet-el Kürsi’yi sabahleyin okursa akşama kadar muhafaza edilir. Akşam okursa sabaha kadar bu ayetler vasıtasıyla koruma altına alınır.”

Tirmizi, Fedailil Kuran: 2 Hn: 2879; Darimî, Fedail: 27 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Bazı ilim adamları Abdurrahman b. Ebû Bekir b. Ebû Müleyke el Müleykî’nin hafızası yönünde söz etmişlerdir. Zürare b. Mus’ab ibn Abdurrahman b. Avf’tır ve Ebû Mus’ab el Medenî’nin dedesidir.

Ebu Hüreyre r.a.'dan rivayete göre dedi ki: Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#1,547 لِكُلِّ شَيْءٍ سَنَامٌ، وَإِنَّ سَنَامَ الْقُرْآنِ سُورَةُ الْبَقَرَةِ، وَفِيهَا آيَةٌ هِيَ سَيِّدَةُ آيِ الْقُرْآنِ هِيَ آيَةُ الْكُرْسِيِّ
“Her şeyin bir zirvesi Kur’anın zirvesi ve doruğu da Bakara suresidir. Bu surede bir ayet vardır ki Kur’an ayetlerinin efendisidir. O ayet, Ayet-el Kürsi’dir.”

Tirmizi, Fedailil Kuran: 2 Hn: 2878 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis garib olup sadece Hakîm b. Cübeyr’in rivâyetiyle biliyoruz. Şube, Hakîm b. Cübeyr hakkında ileri geri konuşmuş ve onun zayıf olduğunu söylemiştir.

Ebu Hüreyre r.a.'den: Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

#1,546 لَا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ مَقَابِرَ، وَإِنَّ الْبَيْتَ الَّذِي تُقْرَأُ فِيهِ الْبَقَرَةُ لَا يَدْخُلُهُ الشَّيْطَانُ
“Evlerinizi, içersinde namaz kılınmayan kabirler haline çevirmeyiniz. Bir ev ki içersinde Bakara suresi okunursa o eve şeytan girmez.”

Tirmizi, Fedailil Kuran: 2 Hn: 2877; Müslim, Salat-ül Müsafirin: 27 ve diğerleri. ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Ebu Hüreyre r.a. dedi ki:

#1,545 بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ بَعْثًا وَهُمْ ذُو عَدَدٍ فَاسْتَقْرَأَهُمْ، فَاسْتَقْرَأَ كُلَّ رَجُلٍ مِنْهُمْ مَا مَعَهُ مِنَ الْقُرْآنِ، فَأَتَى عَلَى رَجُلٍ مِنْهُمْ مِنْ أَحْدَثِهِمْ سِنًّا، فَقَالَ: مَا مَعَكَ يَا فُلَانُ؟ قَالَ: مَعِي كَذَا وَكَذَا وَسُورَةُ الْبَقَرَةِ، قَالَ: أَمَعَكَ سورة البقرة ؟ فَقَالَ: نَعَمْ، قَالَ: فَاذْهَبْ فَأَنْتَ أَمِيرُهُمْ، فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ أَشْرَافِهِمْ: وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا مَنَعَنِي أَنْ أَتَعَلَّمَ سورة البقرة إِلَّا خَشْيَةَ أَلَّا أَقُومَ بِهَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ : تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ وَاقْرَءُوهُ، فَإِنَّ مَثَلَ الْقُرْآنِ لِمَنْ تَعَلَّمَهُ فَقَرَأَهُ وَقَامَ بِهِ، كَمَثَلِ جِرَابٍ مَحْشُوٍّ مِسْكًا يَفُوحُ رِيحُهُ فِي كُلِّ مَكَانٍ، وَمَثَلُ مَنْ تَعَلَّمَهُ فَيَرْقُدُ وَهُوَ فِي جَوْفِهِ، كَمَثَلِ جِرَابٍ وُكِئَ عَلَى مِسْكٍ
Rasülullah (s.a.v.), bir askeri müfereze göndermek istemişti ve bunlar sayılı kişilerdi onların okumalarını istedi. Herkes Kuran’da ezberinde olan yerlerden okuyacaktı derken yaşı en küçük olan birine geldi ve “Ey falan ezberinde ne var” diye sordu. Oda benim ezberimde bu var şu var ve Bakara suresi var dedi. Rasulullah (s.a.v.), senin ezberinde Bakara suresi de mi var? Dedi. O kişi de evet dedi. O halde haydi git sen bu müfrezenin emiri (komutanısın) buyurdu. O müfrezeye katılan yaşlılardan biri bu olay üzerine şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasulü! Bakara suresini öğrenmeme engel olan şey onun hakkını verememek korkusu idi.” Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kuran-ı öğrenin onu okuyun onu okutun. Kuran-ı öğrenen ve onu okuyan ve gereğini yapan kimsenin örneği misk ile doldurulmuş bir kaba benzer ki kokusu her yere yayılır. Kuran bilgisi olup ta onu çevresine yaymayan onunla yatıp uyuyan kimse ise ağzı bağlanmış misk kutusuna benzer ki çevresi ondan istifade etmez.”

Tirmizi, Fedailil Kuran: 2 Hn: 2876; İbn Mace, Mukaddime: 27 ve diğerleri.ž Tirmizî: Bu hadis hasendir. Leys b. Sa’d bu hadisi Saîd el Makburî’den Ebû Ahmed’in azâdlı kölesi Atâ’dan mürsel olarak aynı şekilde rivâyet etmiş ve “Ebû Hüreyre’den” dememiştir. Yine Kuteybe, Leys’den rivâyet edip Ebû Hüreyre’yi zikretmemiştir.